Hırt-Hışır:
Karanfil Ağacı
Giuseppe Castiglione,
“Painting of Purple and White Cloves”,
Atlas of Immortal Blossoms
in an Everlasting Spring, 18. Yüzyıl,
kaynak: Vision Times

Portakala saplamak dışında hiçbir şeyini sevemediğim ama her yerde karşıma çıkan karanfil baharatının karanfil çiçeklerinin kurutulmasından elde edildiğini sanırdım. Oysaki karanfil ağacının açmamış çiçekleriymişler. Dürüst olmak gerekirse bazı baharatların ağaçların çiçeği ya da tohumu olduğunu, hatta bazısının doğrudan ağacın gövdesinden elde edildiğini öğrendiğimde hepsine ayrı ayrı şaşırmıştım.

Bazı restoranlarda para üstünün yanında geldiği ve neredeyse her evde bulunduğu için karanfilin ithal edildiğini de hiç düşünmemiştim. Karanfil, Endonezya kökenli ve yalnızca Doğu Afrika ile Güney Asya’nın belirli bölgelerinde yetişiyor. Bugün dünyanın en yaşlı karanfil ağacının Endonezya’nın ünlü baharat adası Ternate’de bulunduğu söyleniyor. Afo adlı bu ağaç yaklaşık 400 yaşında ve 40 metre yüksekliğinde, fakat ne yazık ki sadece gövdesi ve birkaç çıplak dalı bulunuyor. Dünyada bu kadar yaşlı tek bir karanfil ağacının kalmış olmasının ise, maalesef hiç şaşırmayacağımız bir hikâyesi var.

Doğu Nusa Tenggara, Endonezya;
karanfil, karanfil ağacının açmamış çiçeklerinden kurutularak elde ediliyor, fotoğraf: Aulia Erlangga (CC BY-NC 2.0), Center for International
Forestry Research (CIFOR)

Ekvatordaki Maluka Adaları, baharatları nedeniyle önce Çinlilerin, sonraları ise Arapların ve Avrupalıların dikkatini çekmiş. Kristof Kolomb da İspanya’dan batıya doğru yola çıktığında bu baharat adalarını arıyormuş. Bu adalardan Ternate ve yanındaki Tidore uzun süre dünyanın tek karanfil baharatı kaynağı olmuş. Karanfil, buradan İpek Yolu ile Çin’e, Ortadoğu’ya ve Avrupa’ya taşınıyormuş. 1001 Gece Masalları’nın ünlü kaptanı Sinbad’ın da bir baharat tüccarı olarak bu adalara gelmiş olması lazım. Portekiz ve İspanya 16. yüzyılda Cava Denizi’ne hâkim olana kadar karanfillerin yetiştiği yerler gizli tutulmuş. Fakat karanfil ağaçları için esas dönüm noktası Hollandalıların burayı ele geçirmesi olmuş. 17. yüzyılın ortalarında Hollanda Doğu Hindistan Şirketi’ne (VOC) ait olmayan tüm ağaçlar sökülmüş ve yakılmış. VOC’un kontrolü dışında karanfil ağacı yetiştirenler ise ölümle cezalandırılmış. VOC aynı zamanda fiyatı yüksek tutabilmek için yalnızca bin tona kadar karanfilin ihraç edilmesine izin vermiş. Geri kalan hasat ya yakılıyor ya da denize dökülüyormuş.

18. yüzyılda adadaki tohumlardan çalmayı başaran Pierre Poivre isimli bir Fransız bunları Fransa’ya ve Seyşeller’e götürmüş ve buralarda yetiştirme çiftlikleri kurmuş. Daha sonra İngilizlerin Malezya’ya karanfil ekmesi ile Hollanda tekeli tamamıyla kırılmış. 1840’ta Umman Sultanı Seyyid Said, başkenti Zanzibar’a taşımış ve o dönemde çok kıymetli olan karanfili ilk olarak kendi sarayının bahçesine ekmiş. Bugün Zanzibar’ı karanfil ticaretinde bir numara yapan ve binlerce kölenin adaya getirilmesine neden olan süreç de böyle başlamış.1 1872’de bir kasırga adadaki ağaçların büyük çoğunluğunu yok ederken, karanfil ağaçları hayatta kalmayı başarmış.2

Zanzibar posta pulu, 1957
(kaynak: Catawiki) ve 1963
(kaynak: Hipstamp)

Karanfili bu kadar kıymetli kılan ve uluslararası tohum hırsızlığına neden olan şey ise, Avrupa’da aristokrat sınıfın keşfedilen yeni dünyalardan gelen tüketim nesneleri ile şekillenen yeni alışkanlıkları. Fernand Braudel’in baharat âlemi [spice orgy]3 adını verdiği Avrupalı aristokrat sınıfın ihtişamlı sofralarını çok çeşitli baharatlar ile hazırlanan fırınlanmış etler ya da yahniler süslüyordu. Karanfil ise sadece et yemekleri için değil, içecekler için de sıkça kullanılıyordu. Bugün British Library’de olan bir ortaçağ yemek kitabında pek çok baharatlı tarif var. Hatta birinde, tek boynuzlu atın karanfil ve sarımsakla marine edilip döküm tavada pişirilmesi tavsiye ediliyor. Kitabın 14. yüzyılda İngiltere Kraliçesi Hainaultlu Philippa’nın saray mutfaklarında çalışmış olan Geoffrey Fule tarafından yazıldığı düşünülüyor.

Geoffrey Fule’un yemek kitabından
tek boynuzlu at ızgara,
kaynak: British Library
Medieval Manuscripts Blog

Karanfil mutfak dışında anestezik, iltihap önleyici özellikleri ile tıbbi amaçlar ile kullanılıyor. Bir diğer önemli kullanım alanı ise aroması nedeniyle tütsü yapımı. Tütsü yakmak dünyanın en yaygın dini ritüellerinden biri ve karanfil en sık kullanılan aromalardan. Budizmin etkisi ile Japon aristokrasisinde yayılmaya başlayan tütsü üretimi ise burada bir sanata dönüşmüş. 16. yüzyılda mevsime ya da ruhsal duruma göre farklı karışımlarda tütsüler üretmek ve bunları bir farkındalık ile kullanmak Koh-Do [the way of incense] pratiğini ortaya çıkarmış. Bugün Japonya’daki tütsü üreticilerinin çoğunun 300 yılı aşkın bir geçmişi var.

Japon kültürünü Batı dünyasına tanıtan en önemli isim, 1895’te Koizumi Yakumo adını almış olan Lafcadio Hearn. Hearn, bir gazeteci olarak gittiği Japonya’ya yerleşmiş ve araştırmaları ve gözlemleri ile pek çok eser vermiş. Birbirinden ilginç kitaplarından ölümünden sonra basılan Kwaidan’ın [Ghost Stories] 1964’te Masaki Kobayashi tarafından filmi çekilmiş. In Ghostly Japan (1899) kitabının bir bölümünü ise tütsüye ayırmış. Hearn’e göre müzik, nakış gibi yeteneklerin dışında Meiji dönemi4 öncesi genç bir kadının üç ritüeli adabıyla yapması bekleniyordu: çiçek düzenleme, çay seremonisi ve tütsü eğlentisi. Bir oyun niteliğindeki Ko-kwai adlı bu eğlentide önemli olan farklı aromaları barındıran tütsülerin içeriğini tanıyabilmekmiş. Hearn bu sosyal etkinliğin karmaşık kurallarından ve farklı türlerinden de bahsediyor.5

Çok eski bir geleneğe göre pek çok kültürde tütsü, bedenden ayrılan ruhu kötü ruhlardan koruduğu için cenazenin yanında yakılıyor. Çeşitli eski şarkılara ve hikâyelere göre Çin’den gelen bir çeşit tütsü ise ruhları geri çağırabiliyormuş. Çin İmparatoru Wu’nun çok sevdiği gözdesi Li’nin ölümü üzerine bu tütsüyü kullandığına dair hikâye en ünlülerinden. Tütsü dumanında beliren ruh imgesi, Japon sanatında önemli bir yer tutuyor.6

Karanfil, Brezilyalı sanatçı Ernesto Neto’nun da işlerinde kullanmayı sevdiği kokulu bitkilerden. Neto’nun tekstil ve örgülerden oluşan enstalasyonları içinde yürünen, üzerine tırmanılan, yatılan, bedenle deneyimlenen organik strüktürler. Neto, farklı duyulara hitap ederken kokuyu da unutmuyor. Beden alanımızı, sosyal alanı, hareketi, dünya ve doğa ile olan ilişkimizi interaktif ve biyomorfik strüktürler ile keşfetmemizi sağlıyor. Sanırım karanfile tahammül edebildiğim yer de Neto’nun işleri…

Ernesto Neto,
“Mother body emotional densities,
for alive temple time baby son”,
poliyester Lycra, zerdeçal,
karanfil, kimyon, zencefil, biber
ve annatto, 2007,
kaynak: mcasd.org

1. Joel S. Denker, The Carrot Purple and Other Curious Stories of the Food We Eat, s: 107-108, Londra: Rowman & Littlefield, 2015.

2. F. D. Ommaney, Isle of Cloves: A View of Zanzibar, Londra: The Travel Book Club, 1957.

3. Fernand Braudel, Civilization and Capitalism, 15th–18th Century: The Structure of Everyday Life, Berkeley ve Los Angeles: University of California Press, 1992.

4. 19. yüzyılın ikinci yarısında başlayan modernleşme dönemi.

5. Lafcadio Hearn, In Ghostly Japan, 19-45, Boston: Little, Brown and Co., 1899.

6. Hearn, age.


{Fold içindeki çizim: Karanfil (Caryophylius aromaticus) ayrıntı, kaynak: Boston Public Library Flickr hesabı (CC BY 2.0)}

ağaç, baharat, Hırt-Hışır, Işıl Çokuğraş, karanfil ağacı