Hırt-Hışır: Papatya
fotoğraf: CodyHoffman
(CC BY-NC 2.0)

“Yaşasın papatyalar; canım papatyalar. Seviyorum sizleri. Sizler ki bütün kış toprağın altında, yalnız bizi düşünürsünüz ve ilkbaharda hemen seriliverirsiniz ayaklarımızın altına. Canımlarım benim. Seviyorum sizleri insan kardeşlerim. Durup dururken seviyorum işte. Sevip duruyorum. Kollarımı açıp bütün insanlığı kucaklıyorum. Papatyalar gibi sizi koparıp göğsümde tutmak istiyorum...”1

Küçükken anneme kendimce papatya toplayıp getirirmişim. Fakat düzgün koparmayı beceremediğimden avucumdaki sapsız çiçekleri ne yapacağını bilemezmiş annem. Hâlâ papatya gördüğünde gülerek bu anları anımsıyor. Bir de evde besleriz diye topladığım uğur böcekleri var, ama o epey hüzünlü bir hikâye…

Papatyanın herkesin içini açan, hele ki çoklarsa insanda koşup kendini ortalarına atma hissi yaratan bir etkisi var. Belki de güneşe benzediği içindir. Papatyanın İngilizcesi daisy, day’s eye’dan yani günün gözünden geliyor. Her sabah açılıp gece kapandığı için bu ismi almış.2 Dolayısıyla sırf renk ve şekil açısından değil, yaşamsal da bir ilişkisi var güneş ile.

Bu enerjisi ile sayısız sanatçının işlerinde yer verdiği çiçeklerden olmuş. Çiçekler pek çok ressam için önemli konulardan kuşkusuz, fakat Henri Matisse onları en heyecan verici sunanlardan. Canlı renkler ve enerjik fırça darbeleri ile tanımlanan fovizm [Fauvism] akımının öncüsü olan Matisse, 1910’lardan sonra Picasso ve Gris’in kübizminin etkisi ile geometrik yapının okunabildiği kompozisyonlara yönelmiş. 1930’larda natürmortlar ve kadın figürlerini birlikte kullandığı resimleri benim en sevdiklerim. Matisse’in renkli, nesnelerle dolu odaları insanda Harikalar Diyarı’ndaymış hissi uyandırıyor. “Papatyalar”ında da tüm çarpıcılığı ile bunu hissedebiliyoruz.

“The Daisies” [Papatyalar],
Henri Matisse, 1939,
kaynak: WikiArt

Papatyalar bize mutluluk ve neşe verse de, kendi hayatları öyle olmayabiliyor. Andersen’in “Papatya ve Tarla Kuşu” masalı en üzücü masallardan biri. Laleler ve şakayıkların yanında mütevazı bir biçimde yaşayan papatya, ona şarkılar söyleyen tarla kuşunun iltifatları ile çok mutlu olur. Ne yazık ki bir süre sonra, bir kız gelip laleleri keser; papatya çok üzülür fakat yine de akşam yapraklarını kaparken tarla kuşunu düşünüp neşelenir. Sabah yapraklarını tekrar açtığında, tarla kuşunun sesi uzaktan bir kafesin içinden gelmektedir. Papatya derin bir çaresizliğe düşer. Bu sırada tarla kuşu için küçük bir parça çimenlik almaya gelen iki oğlan papatyayı da kuşun kafesine koyarlar. Tarla kuşu çiçeği görünce kendisinden çalınan dünyanın acısını daha da hisseder. Papatya onu teselli etmek ister, fakat kokusundan başka hiçbir şeyi yoktur. Çocuklar kafesine su koymadığından tarla kuşu gece yavaş yavaş ölür. Papatya da yaprakları yere serili solar. Ertesi sabah çocuklar ölü kuşa bir cenaze düzenlerken papatyayı çimlerle birlikte yolun kenarına atarlar.

Papatya, siyasal reklamcılığa da damgasını vurmuş bir çiçek. Ünlü “Papatya Kız” reklamında küçük bir kızın bir papatyanın yapraklarını sayarak kopardığı görülüyor. Yapraklar bittiğinde kamera kızın yüzüne odaklanıyor ve arka planda bir geri sayım başlıyor. Ses sıfıra geldiğinde ekranda bir nükleer bombanın patlama anı beliriyor. Arkadaki ses “ya birbirimizi seveceğiz ya da ölmeliyiz” diyor. 1964 seçimi döneminde Lyndon Johnson’ın kampanyası için Doyle Dane Bernbach tarafından hazırlanan bu reklam filmi, negatif siyasal reklamın öncüsü sayılıyor. Daha önce ev içi tüketim ya da araba gibi ürünler için kullanılan duygusal tepkiye dayalı reklam tekniği, ilk defa politik bir silah oluyor. Bugün pek çok kampanya bu ilke ile yürütülüyor.

Girl with Daisy
and Atomic Bomb Explosion,
Lyndon B. Johnson
Başkanlık Kampanyası, DDB, 1964

1960’lar siyasal hareketler kadar güçlü imgeler ve yenilikçi tasarımlarla tanınan bir dönem. Bence 60’lardan günümüze taşınan en önemli stil nesnesi Mary Quant ile anılan mini etek. Quant’ın özgürlük ve yenilik talebinin yeni oluşan gençlik modası ile buluşması ortaya çok etkili tasarımlar çıkarmış. Oranlarla oynadığı, PVC gibi yeni malzemeler denediği tasarımlarında temel ilke insan hareketine olanak sağlamaktı. 70 ve 80’lerde ev eşyaları ve kozmetik dünyasına da adım atan Quant, 1973 yılında Daisy bebekleri yarattı. Daisy modayı takip eden genç bir kadındı ve yüzlerce farklı giysisi ve aksesuarları Mary Quant tarafından tasarlanmıştı. Ayrıca mobilyaları, hayvanları ve illüstratör Joan Corlass’ın tasarladığı kitapçıkları da vardı ve bir oyuncaktan çok koleksiyon nesnesi idi. (İnternette bulabileceğiniz en geniş koleksiyon için: Jaselle’s Daisy Passion Doll Collection. Quant’ın dikkate değer işlerinden biri de 1988’de Mini için yaptığı iç mekân tasarımı idi. Kenarları kırmızı ile çerçevelenmiş siyah beyaz şeritlerle bezeli oturma elemanları ile kırmızı kemerler en sevilenlerden olmuştu. Mary Quant’ın siyah papatya logosu ise gençliğinde çizdiği taslaklardan geliyordu.

Mary Quant’ın Daisy modası,
illüstratör: Joan Corlass

1950’ler de 60’lar kadar ilginç bir dönem. Bu yıllarda ortaya çıkan Beat Kuşağı mevcut sosyal kodları ve tabuları sorgulayan bir yaşam ile gözü pek ve açıksözlü bir edebiyat öneriyordu. Yeni yazım ve üretim teknikleri deneyen kuşağı en iyi betimleyen işlerden biri “Pull My Daisy” adlı kısa film. Beat’lerin spontan, serbest tarzını yansıtan film, fotoğrafçı Robert Frank ve ressam Alfred Leslie tarafından yönetilmiş. Film, Jack Kerouac’ın bir oyunun parçasından uyarlanmış ve Beat ikonu Neal Cassady’nin hayatındaki bir olaydan esinlenilmiş. Kuşağın önemli şairleri Allen Ginsberg, Peter Orlovsky ve Gregory Corso da filmde oyunuyor. İsmi ise Allen Ginsberg, Jack Kerouac ve Neal Cassady’nin 1949’da birlikte yazdıkları bir şiirden geliyor. Şiir, sürrealistlerin exquisite corpse tekniği, yani farklı sanatçıların işin sırayla bir kısmını yaratıp ekledikleri yöntemle yazılmış. Bu metot ile akla ilk gelen ortaya atıldığı için, aklın saklayacakları açığa çıkıyor.3

“Pull My Daisy”, Ginsberg,
Kerouac ve Cassady,
Allen Ginsberg’in sesinden, 1973

Papatya deyince herkesin ilk aklına gelen şey ise papatya falıdır muhtemelen. Bunun da tüm tuhaflıklar gibi bir Viktorya dönemi icadı olduğunu söylemeden edemeyeceğim.4 Herhalde en sevilen ve pek çok kültürde kendine yer bulmuş olan alışkanlıklardan biri.

“Daisy Petal Pickin’”,
Jimmy Gilmer & The Fireballs, 1964

1. Oğuz Atay, Tutunamayanlar, İletişim, 2016, s. 39.

2. Farrin Chwalkowski, Symbols in Arts, Religion and Culture: The Soul of Nature, Cambridge Scholars Publishing, 2016, s. 235.

3. Allen Ginsberg, The Best Minds of My Generation: A Literary History of the Beats, ed. Bill Morgan, Grove Press, New York, 2017.

4. Farrin Chwalkowski, agy.

çiçek, Hırt-Hışır, Işıl Çokuğraş, papatya