Vardiya Raporu: Venedik Zamanları

Çokça kişinin parçası olduğu bir yapının sesi olmak zor, ama Vardiya’nın Manifold notlarını okurken bunu göz önünde bulundurmanız iyi olur. Birbirini takip etmeyen cümleler, kelimeler, farklı kafalardan çıkan sesler, farklı medya, resimler, çizimler; hepsi bu raporların içinde olabilir. Manifold’a teşekkür ederiz, bu yolculukta on üç atölye boyunca maceraya bizimle atıldığı için.

Bienalin açılışından sonra ilk vardiya Venedik’e vardı. Öğrenciler gelir gelmez önce Kutan Ayata, sonra Pelin Tan’ın yuvarlak masa toplantılarına katılıp, bienallerin ne işe yaradığını ne yaptıklarını tartıştılar. Daha sonra ise, Emre Arolat’ın güncel işlerini ve fikirlerini dinleyip tartışma fırsatı buldular.

Vardiya’nın ilk atölyesi, Shocking Blue’dan biraz bozarak ödünç aldıkları şarkı sözleriyle başlayan ve Sophie Rzepecky ile Yelta Köm tarafından gerçekleştirilen “Venedik Zamanları”ydı.

“I’m your Venice, I’m your fire, your desire…”

“Venedik Zamanları” Venedik’i, hikâyesi farklı zaman dilimlerine göre, farklı yankı ve titreşimlerle çeşitli şekillerde anlatılabilecek olan, akışkan ve kurgusal bir kavram gibi ele alıyor. Atölyenin arzusu farklı medya alanlarını, araştırma ve somutlaştırmaya dönük ve geliştirilmeye açık bir yöntemin yaygınlaştırılabileceği bir alana dönüştürmek. Bu arzu doğrultusunda da gözlem, birikim ve etkileşimlerin mimarlığa kolektif olarak yeniden işlendiği anlık bir imkân doğurabileceğine inanıyor.

Atölyenin baktığı farklı gerçeklikler çeşitli egzersizlerle yavaş yavaş ortaya çıktı. Öğrenciler ikinci gün, “eğer bir partide tanışmış olsalardı kendilerini diğerlerine nasıl tanıtırlardı?” sorusunu cavapladı. Kimi Instagram fotoğraflarını gösterdi, kimisi yaptığı projelerden örnekler… Atölyenin parçalarından biri, kişisel mitolojilerine tekrar bakıp onlar üzerinden yeni hikâyeler oluşturmalarıydı. Ertesi gün ise, o hikâyelerle gelip bu kez onların aracılığıyla Venedik ve bienale dair kurgusal gazete kupürleri oluşturmaya başladılar. Bu haberlerin çoğu şehre ve bienale eleştirel yaklaşan, onlara ilişkin spekülasyon yapan haberlerdi. Birinde serbest mekân tartışmalarından bunalan bienal yönetimi, herkese her şey için açık çağrı yapmaya karar veriyor ve bienal bambaşka bir şeye dönüşüyorken, bir diğerinde ise kanalda Japon kai balığı bulunduğu ve gondolların artık yasaklandığından bahsediliyordu.

Arsenale’nin içinde, Türkiye Pavyonu’nda gerçekleşen atölye çalışması bir gününü de Giardini’de geçirdi. Giardini’nin içinde farklı ülke pavyonlarını ziyaret ettikten sonra, Giardini’nin orta yerinde piknik yaparak, bir sonraki gözlem alıştırmasına başladılar.

Georges Perec’in Paris’te, Saint-Sulpice meydanında gerçekleştirdiği gözlemden metodolojik ilham alarak, olağanın ötesinde gerçekleşen her şeyi kayda almanın bienal içinde nasıl çalışacağı sorusundan yola çıkıldı. Öğrenciler, kendi belirledikleri noktalarda önce birer, sonra ikişer dakikalık ‘objektif’ gözlem yaptılar; bunları her ince detayına kadar not aldılar. Daha sonra, bu gözlemleri —herkes birer satır okuyarak— kolektif bir senaryoya dönüştürdüler: Bu alıştırma, “Venedik Zamanları” marşının sözlerine dönüştü. Daha sonra grup aynı alıştırmayı, WhatsApp içinde farklı gruplara ve yönlendiricilere ayrılarak yaptı. Her grubun yöneticisi, kendi bulunduğu yerden verdiği komutlarla uzaktaki bir mekânda/ortamda bulunan grubunun gözlemlerini yönetiyordu. Bir anlamda grup, yöneticinin duyu organları gibi çalışıyordu.

Atölyenin sonuna doğru, atölyeye ayrılan yumuşak hücrede ne olacağı da yavaş yavaş şekilleniyordu.

Video, Jacopo de' Barbari’nin asistanlarıyla birlikte Venedik’in kulelerinden gözlemlerle hazırladığı haritanın üzerine ekip marşının eşliğinde yerleşen haber ve spekülasyonlarla başlıyor.

Mekânsal yerleştirme ise, dağınık bir yayın odası gibi tüm hafta boyunca üretilenleri dışarıya vuruyordu: WhatsApp yazışmaları, ekran görüntüleri, notalar, notlar her şey… Sergi mekânındaki notların bir kısmı ise daha sonra katılımcılar tarafından şehrin farklı noktalarına dağıtıldı. Hafta boyunca atölyelerin dışında, dijital konuşmalar, yuvarlak masa toplantıları gerçekleşti. Cenk Dereli, Tamar Shafrir, Joan Vellve Rafecas, Aya Bentur, Jorge Urias, Paolo Patelli ve Cüneyt Özdemir YouTube üzerinden canlı yayınlarla Vardiya’ya dahil oldu.

Vardiya’nın ilk raporu bitti. İlk vardiya, 1700’lerde bir simyacı ve eleştirmen sanat teorisyeni tarafından kurulmuş, bugüne kadar on iki üyeye ulaşmış olan “Venedik Zamanları” isimli, mimarlık hikâyelerini kurgusal yöntemlerle yeniden anlatmaya odaklanan ve kurguyu ana gözlem aracı olarak kullanan çok disiplinli araştırma kolektifi tarafından gerçekleştirildi. Çeşitli branşları bünyesinde barındıran kolektifin içinde, tasarımcı, peyzaj mimarı, yoga hocası, domates yetiştiricisi ve opera şarkıcısı gibi meslekler var. Ekibin tamamının hangi zaman aralığında ve gerçeklikte yaşadığı halen soru işareti olarak durmaktadır. “Venedik Zamanları” Tara Akdora, Eda Sarman, Merve Şahin, Joana Graça, Maria Nassi, Tuğçe Ebrar Udül, Ali Tıknazoğlu, Onur Öztürk, Sabit Engin, Ali Gürer, Sophie Rzepecky ve Yelta Köm ve Yelta Köm’den oluşmaktadır.

Venedik Zamanları

Bir sonraki vardiyanın raporunda görüşmek üzere. Daha detaylı bilgiye ve raporda değinilen konuşmaların hepsinin kaydına Vardiya X Press’te ulaşılabilir.

Kendinize iyi bakın, görüşmek üzere.

Türkiye Pavyonu, Vardiya, Venedik Mimarlık Bienali