Vardiya Raporu: Çocukluğun Geleceği

“Fransız tarihçi Philippe Ariès, 1960 yılında yayınladığı kitabı Çocukluk Yüzyılları’nda çocukluğun modern toplumun yarattığı bir kavram olduğunu savunur. Resimler, mezar taşları ve ev eşyaları üzerine incelemelerine dayanarak, on yedinci yüzyıldan önce, çocukların minyatür yetişkinler gibi düşünüldüğü ve temsil edildiğini öne sürer. Ariès’in kitabıyla birlikte, çocukluk sosyal bilimlerin önemli tartışma alanlarından biri hâline gelir. Ancak mimarlık eğitiminde, belki de ‘ev içi’ ya da ‘profesyonel olmayan’ bir özne olarak sınıflandırıldığı için, çocuk figürü genellikle görünmez kalır. 15 milyonu bulan kent nüfusunun, ortalama 4,5 milyonu çocuk olsa da, toplam nüfusun yüzde 30’unu oluşturan bu çocukların kent tasarımı üzerinde ne kadar etkili olduğu şüphelidir.

‘Çocukluğun Geleceği’ atölyesi, Urban95 programı kapsamında yürütülmektedir. Bernard van Leer Vakfı’nın bir girişimi olan Urban95, tasarımcılar, mimarlar, planlamacılar ve inovasyonculara basit ama cesur bir soru yöneltiyor: Bir kentte üç yaşındaki bir çocuğun yaklaşık 95 cm’lik boyuyla yaşamak zorunda kalsaydınız, neleri değiştirmek isterdiniz? İşte ‘Çocukluğun Geleceği’ bu soruya geleceğe dönük spekülatif bir bakış açısı getirebilmeyi amaçlıyor.”*

İkinci vardiya geçtiğimiz hafta Venedik’teydi. Superpool (Selva Gürdoğan, Gregers Tang Thomsen), Memed Erdener ve European Alternatives tarafından yürütülen “Çocukluğun Geleceği” atölyesi; “geleceğin çocuğunu nerede görüyoruz?”, “etrafında ne gibi şeyler var?”, “nelerle oynuyor?” ve “bu çocuğun milliyeti, cinsiyeti, dili nedir?” sorularına öğrenciler ile beraber cevap arayıp, gelecekteki kentlerde çocukların ve çocukluğun nasıl yer alacağına, bununla beraber çocukluğun nasıl bir geleceği olacağına dair spekülatif fikirler üretti.

İkinci vardiya, öğrencilerin 4 Haziran Pazartesi günü Venedik’te buluşmasının ardından 5 Haziran Salı günü başladı.

Bu vardiya, ilk üç gün itibarıyla atölye yürütücülerinin de uzaktan dijital olarak katıldığı, kullanılan teknolojik altyapının sınırlarının zorlandığı bir deneme oldu. Bu bütün gruba farklı bir sorumluluk veriyor, zira dijital toplantıların organizasyonu, pavyonun içerisindeki etkinlikler, çalışma alanının yönetimi ilk andan itibaren öğrencilerin inisiyatifi ile gerçekleşti.

Bu vardiyanın ilk gününde öğrenciler, Arsenale’den atölye yürütücülerine online bağlanıp, konu hakkındaki görevlerini almaya başladılar. İlk egzersiz, kendi geçmişleri ve kendi tecrübeleri üzerineydi. “I remember…” [Hatırlıyorum…] ifadesiyle başlayan metinleriyle katılımcılar en değer verdikleri çocukluk hikâyelerini kısa paragraflar hâlinde yazıp, kendi tecrübeleri üzerinden tartıştılar. Bu egzersizi izleyen egzersiz ise, “I imagine…” [Hayal ediyorum…] idi. Bu kez katılımcıların, yazdıkları kısa metinlerle çocuklukları üzerinden kurdukları hayaller hakkında spekülasyonlar üretmesi istendi.

fotoğraf: Kerem Piker

Salı günü gerçekleşen ilk dijital toplantı Çağrı Hakan Zaman ile gerçekleştirildi. Her vardiyada olduğu gibi vardiyaların ve pavyonun ortak soruları olan “Bienal kimin için var?”, “Ne için var?” ve “Bienal ne işe yarar?” soruları ile başlayan sohbet, Zaman’ın “How to make space?” sorusu etrafında kendi araştırmaları ile ürettiği yeni soru ve yanıtlarla devam etti.

Salı akşamının son etkinliği yine bir dijital buluşmaydı. Archis grubundan Lilet Breddels ve Arjen Oosterman pavyona canlı olarak bağlanarak Selva Gürdoğan’ın dijital moderatörlüğünde öğrencilerle buluştu.

Çarşamba aynı zamanda katılımcıların bienal sergilerini deneyimlemesi için ayrılan günlerden biriydi. Giardini’de yer alan ana sergi ve ülke sergilerinin ziyaret edilmesinin ardından öğleden sonra atölyelerle eşzamanlı yürüyen ikinci dijital toplantı ise Berlin’de yaşayan ve çalışmalarını sürdüren Banu Çiçek Tülü ile gerçekleştirildi. Banu Çiçek Tülü, 2008 yılında gerçekleşen ilk Kayıtdışı etkinliği ile başlayan kişisel tecrübesi üzerinden bienallerin rolü, yapısı ve gündemleri hakkında görüşlerini aktardı. Konuşmanın moderasyonunu dijital olarak yardımcı küratörlerden Yağız Söylev üstlendi. Çarşamba gününün diğer dijital buluşması ise Selva ve Gregers’in dijital moderatörlüğünde Pedro Rivera ile gerçekleşti.

Atölye çalışması kapsamında üçüncü egzersiz geleceğin çocukluğuna dair fikirleri temsil eden imgelerin üretilmesiydi. Egzersiz çetrefilliydi. Yoğun tartışmaların ardından öğrenciler sergi alanındaki çalışma alanlarında ilk eskizlerini hazırladılar.

Katılımcılar online tanıştıkları atölye yürütücüleriyle ilk kez cuma günü sergi alanında bir araya geldiler. Gregers, Memed ve Selva’nın pavyona adım atmasından itibaren ikinci vardiyanın temposu giderek yükseldi. İkinci vardiyanın sonuç ürünü her katılımcının kendi üreteceği bir animasyon filmi; bu filmler bienal süresince atölyeye ayrılan alan içerisinde izlenebilecek. Bu sebeple cuma günü ve izleyen iki gün animasyonların hazırlıkları üzerine yoğun bir mesai ile geçti.

fotoğraflar: Seyit Koyuncu

Cumartesi günü pavyonun konukları vardı. ARUP’tan Serena Girani, şehirlerde çocukluğun geleceğine ilişkin araştırmalarını paylaştı. Segolene Pruvot ise European Alternatives’deki çalışmalarını aktardı.

Pazar günü atölyenin son günüydü; “Çocukluğun Geleceği,” sergi alanını kurarken yumuşak hücrelere müdahale eden ilk ekip oldu. Katılımcılar kumaşlar üzerine yaptıkları çizimler ve yazılarla kendi hücrelerini özelleştirdiler.

“Geleceğin Çocukluğu” atölyesinde Rana Irmak Aksoy, Ayşe Duygu Çancı, Selcen Fidan, Ekin Erar, Matthias Simon Wechsler, Seyit Koyuncu, Serkan Ateş ve Ahmet Can Karakadılar yer aldı.

Vardiya yoğun açılış haftası ve arka arkaya iki atölyeden sonra şimdi kısa bir ara verdi. Bir sonraki vardiya “Serbest Mekân Olarak Film Mekânı” 26 Haziran–1 Temmuz tarihleri arasında gerçekleşecek.

fotoğraf: Seyit Koyuncu

***

Atölye yürütücülerinden not:

Çocukluğun Geleceği Hakkında

16. Uluslararası Venedik Bienali mimarlık sergisinde, Türkiye’nin “Vardiya #2” başlıklı pavyonunda, 8–10 Haziran 2018 tarihleri arasında, İKSV tarafından açık çağrı ile seçilmiş sekiz mimarlık öğrencisi ile atölye çalışması yaptık. Atölyemizin konusu “Çocukluğun Geleceği” [Future of Childhood] ve amacı özgün yaratıcı fikirleri olan çok kısa filmler üretmekti.

Georges Perec’in Hatırlıyorum isimli kitabından esinlenerek biz de çocukluğumuza ait kendi “hatırlıyorum” cümlelerimizi yazdık. Birbirimizin çocukluk hatıralarını duydukça, Platon’un dediği gibi “öğrendikçe hatırladık.” Henri Bergson’un sezgisel zaman anlayışı ile geçmişi, şimdiyi ve geleceği kavramaya çalıştık. Geleceği düşünürken, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın deyişi ile “yekpare, geniş bir ânın parçalanmaz akışına” kendimizi bıraktık.

Philip K. Dick, android ve insan arasındaki en önemli farkın, insanın hayatta kalma güdüsü olduğunu, bu yaşamsal amaçla insanın gerektiğinde doğru olmayanı bile yapabileceğini yazıyor. Gerektiğinde doğru olmayanı yapabilmek çocukça bir davranış olabilir mi? Bu davranış şekli, çocukları daha otoriter bir gelecekten koruyabilir mi? Spinoza’nın daha 17. yüzyılda ahlakın iktidarlar tarafından nasıl kullanıldığını açık etmesi, ahlak yerine etik olanı işaret etmesi devrimseldir. Evet burada açıkça söyleyelim: Gelecekte, gerektiğinde doğru olmayanı bile yapabilecek cesarette çocuklar olsun istiyoruz. Ancak böyle cesur çocukların yaşamsal sevinci, gelecekteki iktidarların data üzerinden şekillenecek otoriter ahlak anlayışı karşısında itaat etmeyebilir. Onlara sevinç verenin yanında olan ve onlara keder veren meşgalelerden uzak duran çocuklar “Çocukluğun Geleceği”dir.

Marshall McLuhan’ın yazdıklarını hatırladık, tipografik insanın lider duyusu olan gözün yanına, kulağı da eş başkan seçtik. Antonin Artaud gibi biz de beden hiyerarşisine, kafa tarafından yönetilen bedene karşı çıktık. Böylece mekânı aklıyla olduğu kadar bedeni ile de algılayan çocuğa yaklaştık. Ne yazık ki biz yetişkinlere hayli uzak olsa da, mekâna korkusuzca dokunan, çekinmeden tırmanan, istediğinde yuvarlanan çocuk bedenine öykündük.

Atölyemizin amacı olan, mimarlık öğrencilerinin yaratıcı fikirlerinden yola çıkan kısa animasyon filmler için beraber kafa yorarken, düşünsel anlamda her kayboluşumuzda bize yol gösteren rehber, dünya edebiyatı ve çocuk bedenselliğiydi. Kitaplara ve çocuklara müteşekkiriz.

Olası daha otoriter bir gelecekteki çocukları bugünden anlayacak hür vicdanın ve hür zihnin, şu an kütüphanede bulunduğuna inanıyoruz. Özgür irademizi koruduğumuz bir gelecekte, insanların bedenleri ile algıladığı mekânlarda ve öğrendikçe hatırladığımız bir hayatta cesur çocuklarla karşılaşmak dileği ile.

Superpool + Memed Erdener
Haziran 2018

* Vardiya, 16. Uluslararası Mimarlık Sergisi Venedik Bienali Türkiye Pavyonu, Kitap-4: Pavyon, s. 660, YKY, İstanbul, 2018.

çocukluk, Memed Erdener, Superpool, Türkiye Pavyonu, Vardiya, Venedik Mimarlık Bienali