Vardiya Raporu: Retrospektif

Vardiya’nın sonuna geldik; mayıs ayından itibaren raporlarıyla giden gelen 122 öğrencisi ve onlarca atölye yürütücüsüyle yaşayan bir sergi oldu. Sergi pratiğini ve sergilemeyi sorgulayan, bugünün meselelerini dünyanın her yerinden katkılarla konuşan bir organizmaya dönüştü. On üçüncü vardiyayı katılımcılarından Tuna Öğüt anlatıyor.

Retrospektif

2018 Venedik Mimarlık Bienali Türkiye Pavyonu’nun on üçüncü ve son atölye grubu “Retrospektif” Yağız Söylev ile Kerem Piker’in yürütücülüğünde, Yelta Köm’ün misafir yorumculuğunda tamamlandı. Bu son vardiyanın içeriği, bienal süresince Türkiye Pavyonu’nda gerçekleştirilen atölye çalışmalarının bir derlemesini oluşturmak, onları belgelemek ve bu üretimin bienal bittikten sonra ne olacağını tartışmaktı. On üçüncü vardiyanın konusu nedeniyle Venedik’e hazırlık sürecinde, küratörlük ve sergileme biçimleri hakkında Hans-Ulrich Obrist, Paul O’Neill, Maura Reilly, ve Pedro Gadanho okumaları yapıldı. Okumaların yanı sıra, bu seneki Venedik Bienali, sanal galeriler ve sosyal medyanın çağdaş sergiciliğe etkileri hakkında fikir alışverişinde bulunduk.

Atölyenin ilk iki gününe Arsenale ve Giardini’deki pavyonların gezilmesi ve üzerine konuşacağımız anahtar sözcüklerin izlerinin sergilerde aranmasıyla başladık. Bu doğrultuda dallanıp budaklanan tanım, betim, yorum ve bunlara öznel yaklaşımların hâkim tavır olduğu tartışmalarla devam ettik. Bu sırada Ebru Kurbak ile yaptığımız dijital görüşme alternatif teknolojiler, yaşam pratikleri ve bu arayışta sanatın araçsallığı ile eleştirel rolü hakkında oldu. Kurbak’ın, bir kısmı bu seneki İstanbul Tasarım Bienali’nde de sergilenen işleri üzerinden verdiği örneklerle hayli keyifli bir konuşma gerçekleşti.

Vardiyalardan sonuncusu olmamızdan dolayı tüm atölyeleri ve dijital görüşmeleri takip edebilmiş, üstelik bunları aramızda bölüşüp haklarında rapor hazırlamış olduğumuz için, içerik tartışmaları ve dedikoduların hiç eksik olmadığı bir hafta geçiriyorduk. Üçüncü gün, her birimizin önceki vardiyalardan birini kısaca sunması ve üzerine yorumlar yapmamızla başladı. Önceki on iki vardiya üretimini yelken ve küplerle tanımlanmış hücrelere yerleştirmiş, bu esnada sergi alanına da müdahalelerde bulunmuştu. Mayıstan beri gerçekleşen bu vardiyaların çıktılarının belgelenmesi ve süreçlerinin kaydedilebilmesi için, bir tür rölöve olarak tarif edilebilecek çizim çalışmaları yaptık. Pavyonun aksonometrik çizimleri üzerine, her bir vardiyanın çıktılarını ve hücrelerine yaptıkları müdahaleleri işledik ve üç boyutlu bir modeli, her bir hücrenin son hâlini gösterecek şekilde güncelledik. Türkiye Pavyonu’nun çalışma sürecini de ziyaretçilerle paylaşmak amacıyla tamamladığımız çizimleri kitapçıklar hâline getirip pavyondaki çalışma masasına yerleştirdik. Venedik Bienali’ndeki ziyaretçi yoğunluğu sebebiyle bazı hücrelerdeki üretimler Tanju Okan’ın şarkısında betimlediği gibiydi: “Eşyalar toplanmış seninle birlikte, anılar saçılmış odaya her yere.” Onları da ilgili vardiya ekiplerinin niyetlerine göre tekrar düzenledik, son hâlleriyle fotoğrafladık.

İkinci dijital görüşmemiz Cynthia Davidson’laydı ve bu seneki Venedik Bienali’nin önceki iki bienal ile kıyaslanmasıyla başladı. Dünyadaki bienallerin çeşitliliğini ve Venedik Bienali’nin artık tekil ve hâkim pozisyonda olmayışını vurgulayan Davidson, iki kadın mimarın küratörlüğünün temsil bakımından önemi, küratörlerin tavrı, tema seçimi ve temanın ele alınış biçimi hakkında fikirlerini iletti. Daha sonra bir önceki Birleşik Devletler Pavyonu’nun küratörü olarak deneyimlerinden bahsetti ve katılımcı tasarım hakkında Detroit’teki kentsel dönüşüm sürecine kendi yaklaşımını örnek göstererek hayli eleştirel yorumlar yaptı. Bu sene bir hayli tartışılan bir konu olan, pavyon küratörlerinin ana küratörlerin tema seçimi ile kurdukları ilişki hakkında iki önceki bienalde Rem Koolhaas’ın ana küratörlükteki sıkı tavrı ve sonucunda elde ettiği nitelikli sergi çıktılarını örnek gösteren Davidson, böylesi uyumların üretici potansiyeline dikkat çekti. Son olarak Anyone Corporation’ın kuruluşu, Any Magazine dönemi, Log’a geçiş ve editörlük tavrındaki dönüşüm hakkında da görüş paylaşarak konuşmayı bitirdik.

Sergi, küratörlük ve belgeleme konularına ek olarak, bu bienal süreci tamamlandığında Vardiya Pavyonu’nun ne olacağı konusunda da tartışmalar yürüttük. Vardiya sergisi yavaşça sona eriyordu, bir tekrarı olacak mıydı, burada üretilmiş olan materyale ne olacaktı, böyle bir serginin arkası nasıl toplanırdı? Vardiya bitmeden nelerin irdelenmesi, gözlenmesi, araştırılması gerekebileceği de konuşulan meseleler arasındaydı: Ziyaretçiler her bir hücrede ne kadar vakit geçiriyordu, içeriğin ne kadarını alabiliyorlardı, üretim süreçleri ve yapılan tartışmalar sergiden okunabiliyor muydu? Vardiyalar başlamadan önce yayımlanan Türkiye Pavyonu kitap setine ek olarak üretilecek ve bienal süresince yapılmış üretimleri de içeren bir son kitabın nasıl olması gerektiği hakkında da fikir alışverişi yaptık.

Üçüncü dijital görüşme Vasıf Kortun ile bienallerin sosyal alandaki tezahürü ve bienal fikrinin söylemselliği hakkında bir sohbetle başladı. Bienal mefhumunun tarih aşırı olmayışı ve kendi döneminin içinde var oluşu, yaygınlaşan bienallerin yerellikler ile ilişkilenişi veya ilişkilen(e)meyişi ve bir bienalin kurgulanmasındaki sorumluluklar, 89 sonrası diktatörlüklerin çözülmesi ve modernitenin bienallerin kurgulanışındaki rolü hakkında konuştuk. Bu bağlamda Venedik’in bir bienale ev sahipliği yapmak bakımından köksüzlüğünün avantajlarından bahseden Kortun, bir bienalin kurgulanması için gerekecek iradenin kim tarafından gösterilebileceği hakkında da nitelikli vurgular yaptı; İskenderiye, Manifesta, Mardin ve Türkiye’de gerçekleşen diğer bienaller üzerinden örnekler gösterdi. Sergilerin finanse edilmesi hakkında özel teşebbüs destekli bir kurum olan SALT’ın direktörlüğüne dair deneyimi doğrultusunda kanaatlerini ortaya koyan Vasıf, bu tür kurumların potansiyellerinden ve beraberinde gelen güçlüklerden bahsetti.

Bu konuşmayı takiben gerçekleşen dördüncü dijital görüşmede Aslı Çiçek ile birlikteydik. Bu seneki Venedik Bienali hakkındaki görüşlerinden ve bienallerin tarihinden bahsederek konuşmasına başlayan Çiçek, bienal geleneğinin kolonyal bağlarına dikkat çekti. Konuşmanın devamında ise bu seneki İstanbul Tasarım Bienali için tasarladığı sergi mekânları dolayımıyla kürator söylemi ve sergi mekânsallığı ilişkisi üzerine yorumlarını paylaştı. Bienaller çerçevesinde küratörlüğün keskinliğinin ve içeriklere uygulanacak seçki filtresinin önemine ise Kazuyo Sejima’nın küratörlüğünü örnek gösterdi.

Sergi, küratörlük, belgeleme ve arşiv hakkında yaptığımız tartışmalar ve üretimler doğrultusunda tamamladığımız bu son vardiya sonucunda, bu seneki Türkiye Pavyonu kendi kendisini de sorunsallaştırıp ele alan, kendini belgeleyen ve eleştiren, kendisi hakkında yorum üreten bir süreç olarak tamamlanmış oldu.

{fotoğraflar: Tuna Öğüt}

Kerem Piker, Vardiya, Venedik Mimarlık Bienali, Yağız Söylev