Kent, Gece ve
Bizim Canavarlar

1

Gece ve karanlık insanoğlunun imgeleminde kötücül çağrışımlar yapagelmiştir: Gecenin karanlığı insanın en güvendiği, en ayrıcalıklı duyusu olan görmeyi engeller, görünmeyen de tekin değildir. Karanlık tehlikedir, kötülüklere gebedir. Ölümü çağırır.1 Bu nedenle suçlular, vahşi hayvanlar, hayaletler, canavarlar geceyi sever.

Bilmek, bilgi ve bilgelik, ışık ve aydınlıktır. Çünkü görmek bilmenin koşutudur. Karanlık cehalet, diğer taraftan, meşum bir körlük. Bu yüzden belki Goya’nın canavarları gece, akıl uyuyunca ortaya çıkar. Uyku ve ölüm kardeştir. Aklın yolundan uzaklaşmak ise canavarları serbest bırakmaktır.

El Sueño de la Razón Produce Monstruos [Aklın Uykusu Canavarları Üretir], Francisco Goya, 1799. Goya’nın 80 gravürden oluşan ve 1799 yılında albüm olarak yayımlanan Los Caprichos dizisinin 43.’sü, kaynak: Wikimedia Commons 

2

Londra’da 1888 yılında, 31 Ağustos, 9 Kasım arasında on haftalık bir süre içerisinde beş fahişe korkunç bir biçimde öldürüldü. Beş cinayetin beşi de gece, hafta sonunda ya da hafta sonuna yakın zamanlarda gerçekleşmişti. Katil kurbanlarının yüzlerini kesiyor, karın ve cinsel organlarını deşiyor, bazen de organlarını alıyordu.

Biri dışında tüm cinayetler Doğu Londra’da Whitechapel ve Spitalfields bölgelerinde gerçekleşti.2 Daha önceki birkaç cinayet daha sonraları geriye yönelik olarak aynı katille ilişkilendirilmiş olsa da, daha 31 Ağustos’ta gerçekleşen ilk cinayetle birlikte cinayet ekipleri farklı bir durumla karşı karşıya olduklarını sezdi. Bu noktadan sonra polis, gazeteler ve Whitechapel ahalisi her yeni cinayetle aynı katilin titiz ama ürpertici bir modus operandi ile faaliyet gösterdiği konusunda hemfikir olarak dehşetle bir sonraki vukuatı beklemeye koyuldular. Bu katile, olayı büyük bir hevesle yakından takip eden dönemin gazetelerine gönderdiği mektuplar nedeniyle Jack the Ripper [Karındeşen Jack] denmeye başlandı.

Jack the Ripper’s Bedroom,
Walter Sickert, 1907 civarı,
kaynak: Wikimedia Commons 

Anonim kimliğine karşın, edebiyatta, basında, operada, televizyonda, sinemada Karındeşen Jack kadar çok arzıendam eden başka bir suçlu yoktur. Whitechapel katili yüzden fazla edebi ve görsel prodüksiyonuna başkahraman oldu.3 Jack, daha korkunç ve çok daha fazla sayıda kriminal faaliyete imza atan katil/terörist/saldırganın varlığına karşın suç tarihindeki imtiyazlı yerini hâlâ koruyor. Öyle ki İngiliz yazar Leonard Matters “bir gazeteci Londra’da başka bir şey satamıyorsa her zaman satacak bir Jack the Ripper hikâyesi bulunur” diye yazacaktır.4

Malum, katilin kimliği ve cinayetlerinin gizemini çözmek üzere pek çok hikâye üretildi. Hassas ve yetkin bıçak kullanımı nedeniyle başlangıçta doktor olduğu düşünüldü. Sapkın bir ressam, zengin bir aristokrat, bir berber oldu; 1960’larda ise eşcinsel bir Kraliyet ailesi mensubu olduğu öne sürüldü. Mason locasının bu cinayetleri organize edip kamuoyu yarattığı, gazetelerin yazışmaları ve bazı detayları tiraj uğruna ürettiği iddia edildi. Gün geçtikçe ve toplumun hassasiyetleri değiştikçe Karındeşen Jack yeniden üretildi. Cinayetler bir sınıf çatışması, dönemin sömürü ilişkilerinin bir sonucu olarak görüldü, dersler çıkarıldı. Jack’ın hikâyesi kadınlar için kendilerine tahsis edilmiş —gerek mekânsal gerek zamansal— ‘güvenli’ sınırları aştıklarında karşılaşabileceklerine karşı bir uyarıydı.

3

Her ne kadar yüzyıl dönümü İstanbul’unda bir Karındeşen Jack ortaya çıkmasa da Osmanlı iktidarı ve farklı bir biçimde dönemin İstanbulluları Londra’da olup bitenle yüzleşmek durumunda kaldılar.

Saraydan başlayalım: Bir rivayete göre Jack, II. Abdülhamid’e bir mektup yazarak para ister, aksi hâlde padişahı suikast ile tehdit eder.5 Dönemin gazetelerine yollanan mektuplarla tutarlı olarak bu mektup da, Jack the Ripper olarak imzalıdır ve adres kısmına “From Hell” yazılmıştır. Abdülhamid dışında başka liderler de benzer mektuplar almıştır.6 Polisiye hayranı Abdülhamid olayı çözmesi amacıyla Londra Sefareti başkâtibi Abdülhak Hamid’le bağlantıya geçer ve yüklüce bir miktar parayla birlikte beraber çalışmasını buyurduğu İngiliz dedektifin bilgilerini iletir.7

Jack ile bu türden üst düzey temastan daha etkili ve derinliklisi, kent mekânının sınırlarının tehdit ve tehlikelerle yeniden biçimlendirilmesi noktasında ortaya çıkar. Osmanlı basını, İngiliz gazetelerini aratmayacak miktarda imparatorluk sınırları içerisinde işlenmiş cinayet haberi verir. Kullanılan dil de, ahlaki hassasiyetler ve ima edilen kıssadan hisse de Londra’da ortaya çıkanlarla benzerlikler gösterir.8 Tüm basın özellikle cinayet ve suç haberlerini büyük bir iştahla verir. Sarıyer’de, Beyoğlu Tarlabaşı’nda, Feriköy’de ve Anadolu’daki cinai etkinlikler belki gereğinden fazla detaylarla bezenerek ve neredeyse ‘teatral’leştirilerek aktarılır. Böylelikle okuyucu dehşetin derecesini ve tehlikenin boyutlarını tahayyül edebilir olur.

Tehlike her yerdedir, özellikle saat geç, hava karanlıkken. Örneğin Sarıyer’de Yenimahalle’de Kurukahveci Yuvan gece dükkânında yatmakta iken neredeyse durduk yere “meçhul bir şahıs tarafından yirmi dört yerinden cerh ve katledilir.”9 Başka bir yerde, Kasımpaşa Pişmaniye bostanında Pire Mahmud, “meşhur” Kazancı Faik’i öldürür. Sebep Faik’in iki arkadaşıyla “ayş ü nûş” [yiyip içme] ederken yakınlarında iki kadının bulunmasıdır. Faik’ın kiracısı Hayriye Hanım ve yanındaki başka bir kadın işret meclisine fazla yakın bir noktada oturmaktadır. O sırada yoldan geçmekte olan Mahmud bunu fark eder ve kadınları kaba bir dille ayıplar. Faik’in karşılık vermesi üzerine kavga başlar ve Faik Mahmud tarafından bıçaklanarak öldürülür.10

Feriköylü kupa arabacısı Aleko da benzer bir ‘hassasiyetin’ / ahlak bekçiliğinin kurbanı olur. Bir başka arabacı İbrahim, Aleko’nun arabası içindeki kadınlara “harf-endâzlıkta” bulunur [laf atar]. Aleko ile İbrahim arasındaki ağız münakaşası fiziksel kavgaya dönüşür. Aleko’nun kırbaçla saldırmasına İbrahim bıçak çekerek karşılık verir.11

Osmanlı basınında yayımlanmış bir başka haber/yorum mevcut eğlence anlayışını sorgulamaktadır: “Memâlik-i Şâhâne’de ve bilhassa Anadolu vilâyâtında [vilayetlerinde] memleketin hârici olan bahçelerde ve muhtefî [gizli saklı] mahallerde karı oynatmak âdet-i mezmûmesi [ayıp adeti] cârî olduğu ve bu yüzden pek fecî cinâyetler vuku’a gelmiş bulunduğu ma’lûmdur. Bu adet-i müstekrehenin [iğrenç adetin] gerek ahlak-i umûmiyeye îrâs [sebep] eylediği fesâd ve gerek âsâyiş ve inzibât nokta-ı nazarından müstelzim olduğu [yol açtığı] mezâhir [görüntü] dolayısıyla sûret-i kat’iyede ortadan kaldırılması me’mûrîn-i hükûmet-i seniyyece nazar-ı i’tinâ’ya [dikkate] alınmış ise de şimdiye kadar bu bâbda ittihâz olunan [kabul edilen] tedâbîr [tedbirler] bazı mevâni [engeller] sebebiyle kâr-ger-i te’sîr [etkili] olamıyordu.”12 Habere göre, tedbirler nihayet sonuç vermeye başlayıp bu ahlaksız gelenek yok edilmeye başlanmıştır. Fakat burada fark edilmesi gereken, basının büyük oranda müellifi olduğu bir dil üretimi yoluyla doğru ve yanlış gibi karşıtlıkların anlamlarını gündelik yaşam örüntüleri üzerinden yeniden üreterek aralarındaki sınırların son derece net ve keskin olduğu yanılsamasını var edişidir. Böylelikle okuyucunun saffı kuşkuya yer bırakmayacak biçimde belirlenir.

Basit, belki olağan bir olay aktarılırken bile çok katmanlı bir ahlaki yargı örüntüsü okuyucuya empoze edilir. Yukarıda bahsedilen teatral anlatıya sıklıkla başvurulmasının mantığı da bu olmalıdır. Örneğin “mirasyedi bir Rum”un eşini aldatma teşebbüsünü konu alan haber bu türdendir: Bahsi geçen adam “Beyoğlu’ndan tedârik ettiği iki şıllık karıyı Makriköyü’ne getirir. Birini karısı diğerini baldızı olarak tanıtıp evin birinde bir oda tutar. Mösyö ile kokonalar alessabah [sabahları, erkenden] kafaları tütsüleyerek eve avdet etmekteler iken herifin zevcesi yolda bunlara rast gelmiş ve karıların üzerine atılarak ikisinin de saçını başını yolmak istemiş ise de kocasının mümânaatı [engel olması] şu intikamına mâni olmuş ve zavallı kadıncağız hırsından hemen bayılmış”tır.13 Böylesine ailevi bir mesele, kullanılan dil sayesinde kamusal alan, mahremiyet ve pek çok başka hususta ahlaki norm bombardımanına tutar okuyucusunu. Hiç ön planda olmasa da okuyucu Beyoğlu’nun nasıl bir yer olduğu hakkında da fikir sahibi oluverir.

Bütün kent bir gösteri mekânıdır. Tüm bu haberler cinsel arzuyu erkeklikle koşut gören bir dünyada giderek büyüyen ve tekinsiz bir kentsel mekânda cinsel kimliğin değiştiği, ona atfedilen mekânsallığın ikna ediciliğini yitirdiği anda sarsıcı etkide bulunur. ‘Kıssadan hisse’dirler ve had bildirirler.

4

Goya her ne kadar tersini düşlemişse de aslında gerçek canavarlar rasyonel aklın yokluğunda değil, aşırı mesaisiyle ortaya çıkar. Üstelik tek bir aklın değil, kolektif bir üretimin sonucudurlar; tıpkı kent gibi.

1. Aztekler iki güneşin varlığına inanıyorlardı: Genç güneş gündüzü meydana getiriyordu, geceyi yaratan ise kadim kara güneşti. Kara güneş sürüngen tanrı Quetzalcoatl’ın gökyüzünden günlük geçişinin ardından batı kapısından yeraltına girişiyle etkisini gösteriyordu. Kara güneş tüm her şeyin dişi kökeniydi. Dolayısıyla hem yaratıcı güce sahip hem de ölümle ilişkiliydi. İlginç biçimde kara güneş eşbiçimli olarak bilinmezlik, ölümü ve doğurganlık beklentisini kendi bünyesinde bir araya getiriyordu.

2. Judith R. Walkowitz, City of Dreadful Delight: Narratives of Sexual Danger in Late-Victorian London, University of Chicago Press, Chicago, 1992, s. 2.

3. Kendisi de şüpheliler arasında sayılan Walter Sickert’ın ‘karanlık’ mental fantezilerinden, Alfred Hitchcock’un bıçaklı-adam motiflerine pek çok görsel ve edebi anlatı doğrudan ya da dolaylı Jack’in kriminal faaliyetine ve edindiği meşum popülariteye göndermede bulunur. Christopher Frayling, “The House that Jack Built”, Rape, eds. S. Tomaselli, R. Porter, Basil Blackwell, Oxford, 1986.

4. Leonard W. Matters, The Mystery of Jack the Ripper, W.H. Allen, Londra, 1929, s. 16.

5. İnci Enginün, Abdülhak Hamid’in Hatıraları, Dergâh Yayınları, İstanbul, 2000.

6. Rus Çarı III. Aleksandr da mektup alan liderlerdendir.

7. İngiliz polisinin bulamadığı katili tek bir dedektif nasıl bulacaktır ya da padişahın niye sefir Muzurus Paşa yerine başkâtibe bu işi verdiği bilinmez. Bir iddiaya göre padişahla Abdülhak Hamid başka nedenlerle iletişim hâlindedir ve padişah kimsenin dikkatini çekmeden Londra’ya para aktarabilmek için bu mektubu bahane etmiştir.

8. Bir başka benzer haber üzerine şunu yazmıştım: “İbret: Bebekler, Mamalar ve Memeler Üzerine

9. İkdam, 10 Mart 1902.

10. İkdam, 2 Ağustos 1901.

11. Tercüman-ı Hakikat, 11 Haziran 1904.

12. İkdam, 23 Ocak 1902.

13. İkdam, 1 Ağustos 1901.

canavar, cinayet, Ersin Altın, hayalet, İstanbul, kamusal alan, Karındeşen Jack, kent, korku, ölüm, şehir, tekinsizlik