Dejenere Sanat sergisi,
Münih, 1937
Dejenere

Adolf Hitler 1933 yılında iktidara geldiğinde, Nazi partisi yönetimi modern sanata karşı agresif bir tavır takınmaya başladı. Kendisi de gençliğinde peyzaj resimleri yapmış vasat bir ressam olan Hitler, avangard akımlara özellikle öfkeliydi. Bir konuşmasında şunları söylüyordu: “Anlaşılması mümkün olmayan, kendi varlığını meşrulaştırmak için dahi açıklama kitaplarına ihtiyaç duyan bir sanat işi bir daha asla Alman halkına ulaşamayacak.” Nazi yöneticileri için modern, soyut, temsili olmayan her türden sanat için tek bir terim yeterliydi: dejenere.

1937 yılında Nazi partisi halkı bu konuda bilinçlendirmek amacıyla bir sanat etkinliği düzenlemeye karar verdi. Dejenere Sanat [Entartete Kunst] adlı bu etkinliğin amacı modern sanatı kamu huzurunda yargılamak, “bu hareketin arkasındaki politik, ırksal, ahlaki gaye ve niyetleri ortaya çıkarmak” ve sanatçıları pasifize etmekti. Öyle ki, sanatçıların tuval ve boya gibi sanat malzemeleri almaları yasaklandı. Nitekim propagandadan sorumlu Joseph Goebbels’e göre, bu dejenere işler de onları üreten dejenere sanatçılar da “çöplük”tü.

Hitler Münih’teki Haus der Kunst’ta sergi açılışında Alman sanatının “büyük ve öldürücü bir hastalıktan mustarip olduğunu” söyleyecekti. Bir anlamda sergi dahilindeki ürünler, bu hastalığın patolojik numuneleriydiler. Aralarında Paul Klee, Oskar Kokoschka, Wassily Kandinsky, Ernst Ludwig Kirchner, Max Beckmann, Emil Nolde, George Grosz’un da bulunduğu 112 sanatçının işlerinin yer aldığı sergi, müzelerden veya bizzat sanatçıların kişisel koleksiyonlarından el konulmuş 650 resim, heykel, baskı ve kitaptan oluşuyordu. Sergilenen eserlere aşağılayıcı yorumlar ve alaycı sloganlar içeren duvar yazıları eşlik ediyordu.*

Sergi farklı tematik bölümlere ayrılmıştı. Bir salonda dine hakaret ettiği, diğer bir salonda ise, sözgelimi Alman kadınını aşağıladığı varsayılan eserler yer alırken bir başkası Alman askerlerini eleştiren eserlerden oluşuyordu. Tümüyle soyut resimler için ayrılmış salon ise, ‘delilik salonu’ adını taşıyordu.

Alman ekspresyonistler de, sergide ziyadesiyle temsil ediliyordu. Birinci Dünya Savaşı sonrası Alman politikalarını, sosyal ve ekonomik koşulları çoğunlukla keskin bir görsellikle eleştiren, Alman yüz hatları ve vücut biçimlerini karikatürleştiren bu akımın görsel dilinin Almanları Aryan ırkına mensup ideal bireyler olarak formüle eden Nazi ideolojisini pek de açmayacağı tahmin edilebilir.

Malum, bu propaganda hareketinin sonucunda yapabilenler başka ülkelere kaçmıştı. Kalanlardan, örneğin Ernst Ludwig Kirchner’in tüm eserlerine el konuldu. 600’den fazla işi satıldı ya da yok edildi. Tüm bu olayların etkisiyle Kirchner, kendini silahla vurarak, 1938’de intihar etti. Nazi sempatizanı sanatçıların dahi, durumu güvenli değildi: 1932’de Nazi partisine katılmış olsa da, Emil Nolde eserlerine el konan sanatçılar arasındaydı.

Dejenere Sanat Nazi parti yönetiminin Münih’te düzenlediği tek sergi değildi. Sonuçta, dejenere sanat Yahudi ve Bolşeviklerin marifetiydi ve tüm sergi içerdiği eserlere karşı halk arasında olumsuz bir tepki yaratmak amacıyla kurgulanmıştı. Hitler’in onayladığı eserleri —doğru sanatı— halka sunma hedefiyle tasarlanmış Büyük Alman Sanatı [Grosse Deutsche Kunstausstellung] sergisi, Dejenere Sanat ile eşzamanlı olarak Münih’te gösterimdeydi. İroniktir ki, Dejenere Sanat dört ay içerisinde iki milyon kişi tarafından ziyaret edildi. Bu rakam Büyük Alman Sanatı sergisinin ziyaretçi sayısının üç katından daha fazlaydı. Bir başka ironi ise, Dejenere Sanat sergisinde eserleri yer alan 112 sanatçının arasında gerçekten Yahudi kökenli olanların sayısının sadece altı olmasıydı.

Sergi sonrasında, eserlerin satılarak döviz geliri elde edilmesi Nazi hükümetinin ana hedeflerinden biriydi. Sergiden sonra beklenen talebin gelmemesi ve arzu edilen miktarda satış yapılamaması üzerine 1939’da 1.004 adet resim ve heykel, 3.825 adet suluboya, baskı ve çizim Berlin İtfaiyesi’nin bahçesinde ateşe verildi. Beklenen uluslararası ilgi, bu alevli gösteriden sonra geldi. İsviçre’den Basel Müzesi ve Avrupa’nın çeşitli yerlerinden pek çok sanat koleksiyoncusu esaslı biçimde sanat eseri satın aldı. Bu nedenle, bugüne ulaşmayı başarabilmiş pek çok eserin kime ait olduğu halen tartışmalıdır.

Sonuçta kozmopolit, ahlaksız ve estetik yoksunu Dejenere Sanat parayla aklandı. Ne söz konusu ‘dejenere’ sanata talip Avrupalı, Amerikalı ve muhtemeldir ki bir kısmı Yahudi ‘sanatsever’/koleksiyoncu için, ne de Nazi yönetimi için bu alışverişte, görünüşe göre herhangi bir beis yoktur. Siyaseten tarafsız İsviçre kurumlarının özverili katkısı ayrıca takdire şayan.

Bugün dünyanın sorunlu bölgelerinde, 30’larda Almanya’da gerçekleşen son derece ‘nizami’ ve ‘ahlaki’ alışverişe benzer etkinliklerin yürütüldüğü var sayılabilir. Örneğin bir iddia, kontrol altında tuttuğu bölgelerdeki tarihi eserlerin satışından IŞİD’in yılda 100 milyon dolar gelir elde ettiği yönündedir. Bu eserlerin talipleri ise, yoğunluklu olarak New York, Londra, Paris, Tokyo gibi metropollerden. Yağmalanan eserlerin ilanlarına, Facebook, eBay, WhatsApp ile ulaşmak mümkün. Bombalanan antik kentler bu nedenle, belki biraz Berlin İtfaiyesi’ndeki alevli gösteri, belki biraz gözdağı, belki de piyasa ayarı. Belki de, esas niyet geri planda gerçekleşen hararetli kaçakçılık etkinliğini perdelemek. Öyleyse en dejenere hangisi?

* Marilyn Stokstad, Michael Cothren, Art History, 4th ed., Pearson, 2011.

dejenere sanat, Entartete Kunst, Ersin Altın, koleksiyon, para, sanat