Bisiklet tamir eden kadınlar
(yaklaşık 1895),
kaynak: Montana State University 
Historical Photographs Collection

Velospid

Susan Brownell Anthony (1820–1906) ünlü bir kadın hakları savunucusu ve sosyal reformist. Yaşamı boyunca Amerika’da kadınlara oy hakkı verilmesi için çalıştı. Otuzlu yaşlarında, 1848 tarihli Seneca Falls Bildirgesi’nin başlıca figürlerden ve yaşam boyu arkadaşı olacak Elizabeth Cady Stanton ile tanıştı, sonraları pek çok kadın hareketine beraberce önderlik ettiler.

Anthony 1872 yılında, 52 yaşındayken kanunen yasak olduğu hâlde oy verdiği —ve bir grup kadına bu yolda öncülük ettiği— için tutuklandı. Kamuoyunun hayli ilgisini çeken bir yargılama sürecinin ardından para cezası ödemeye mahkûm edildi. Mahkemenin belirlediği cezayı asla ödemese de, bu olayı gündemde daha fazla tutmamak adına yeni bir dava açılmadı ve hakkında takipsizlik kararı verildi. 1878 yılında Stanton ile Amerikan Kongresi’ne kadınlara oy hakkı verilmesi için anayasa değişikliği teklifinde bulundular. Bu teklif ancak 1920’de anayasanın 19. değişiklik maddesiyle [amendment] yürürlüğe girecekti.

Susan Brownell Anthony’ye göre bisiklet kadınlar için bir “özgürlük makinesiydi”. Kadına özgüven ve bağımsızlık hissi aşılıyordu, bu nedenle kadını dünyadaki herhangi bir şeyden daha fazla özgürleştirdi. Elizabeth Cady Stanton’a göre de bisiklet kadınlar üzerinde benzer biçimde devrimci bir etkiye sahip olmuştu: Bisiklet kadını güçlü olmaya ve toplum içinde daha büyük roller almaya sevk ediyordu.1

Bisikletin kadının hayatını nasıl değiştirdiğine ilişkin çokça yayın var. Yine de, bisikletin dönemin ağır ve gösterişli giyim tarzına tartışılmaz hafifletici etkisi kısa bir not olarak düşülmeli. Bisiklet kullanan kadınların önayak olduğu Viktoryen kıyafet reformu [Victorian dress reform] (ya da rasyonel giyim [rational dress]) hareketi yalnıza kadın iç çamaşırını 4 kiloya yakın bir miktarda hafifletmeyi başaracaktı.2 Korseler, büyük fırfırlı etekler atılacaktı. Bisikletin kadına kazandırdığı mobilite, onun toplumsallaşma pratiklerini de dönüştürmeye başladı. Genç kızların ahlakını temin için dışarı çıktıklarında kendilerine refakat eden şaperonlar ortadan kalkmaya, en azından görevlerini bisiklet kullanabilen küçük kardeşlere bırakmaya başladılar.3

Ferris Bros. firmasının
kadınlar için bisiklet kıyafeti ilanı, 1890’lar, kaynak: Laced: Unlaced

Kadınların içinde var oldukları dünyayı ‘bisiklet’ sayesinde genişletme potansiyelleri aşağı yukarı aynı dönemlerde varlığı ‘keşfedilen’ bir hastalıkla sekteye uğrama riski taşıyordu. Dönemin doktorları bir anda çok popüler olan bu aracı kullananlarda yeni bir hastalığın semptomlarının görülmeye başlandığını fark ettiler: “Bisiklet yüzü” [bicycle face].

Bu hastalığa tutulan kimselerin yüzleri genellikle kızarık bazen de solgun oluyor, dudaklar aşağıya doğru sarkıyor, gözlerin altında morluklar belirmeye başlıyor ve hasta daima bitkin bir yüz ifadesine sahip oluyordu. Diğer bir grup uzman sert, kenetlenmiş çene ve dışarı çıkık gözlerin de bu “ağrılı” ve “yüzü kalıcı biçimde değiştirme riskine sahip” hastalığın semptomları olabileceğini rapor ediyordu.

Uzmanlar hastalığın sebebini bisiklet üzerinde sürekli dik durmayı gerektiren oturma pozisyonuna ve denge sağlamak adına kişinin farkında olmadan gösterdiği aşırı efora bağlıyordu. Tedavisi için aynı şey iddia edilemese de, bu hastalıktan kaçınmak aslında çok basit ve kolay bir önlemle mümkündü: Fiziksel efor göstermeye alışık olmayan bünyeler bu yeni moda aktiviteden —bisiklete binmekten— uzak durmalıydı. Burada “fiziksel efor göstermeye alışık olmayan” bünyelerden kastedilenin kadınlar, genç kızlar olması şaşırtıcı olmamalı. Özetle kadın fiziği bisiklete binmek için uygun değildi. Bu uygunsuzluğun “bisiklet yüzü” gibi hastalıkları tetiklemesi olağandı.

Hastalığın ilk ne zaman ve nerede çıktığını —ya da icat edildiğini— tespit etmek güç olsa da İngiliz doktor A. Shadwell 1897’de yayımladığı makalesinde4 bu hastalığın ad ve tanısının birkaç yıl kadar önce ilk kez kendisi tarafından konduğunu iddia ediyor. Bisikletin aşırı popüler olduğu ve “bisiklet çılgınlığı” [bicycle craze] olarak adlandırılan 1890’lar boyunca, insan yüzünde kalıcı hasara neden olabileceği öne sürülen bu hastalık ve olası tedavi yöntemleri gerek tıbbi yayınlarda gerek popüler mecralarda hararetle tartışıldı.5 Kadınlara bisiklet kullanırken ne yapıp ne yapmamaları gerektiği tembihlendi. Tartışmalar da hastalığın kendisi de, 1890’ların sonlarına doğru azalacaktı. 1897’de Chicagolu kadın doktor Sarah Hackett Stevenson bisiklete binmenin insan anatomisine zarar verici hiçbir yönünün bulunmadığını, aksine insanın genel sağlığını güçlendirici etkiye sahip olduğunu öne sürecekti. Doktor Stevenson, son beş yıldır hastalarına bisiklete binmelerini salık verdiğini, bisiklet yüzü olarak adlandırılan yüz ifadesinin yalnızca bisiklete binmeye yeni başlayanlarda görüldüğünü, binici kaslarını eğittikçe ve bisiklet üzerinde yetkinleştikçe bu durumun ortadan kalktığını yazacaktı.

“Bisiklet yüzü” hastalığından bahseden 1890’larda ya da sonrasında yayımlanmış Türkçe bir yayına ben denk gelmedim. Buna karşın, 19. yüzyılın son çeyreğine ait bisiklet üzerine pek çok Osmanlı yayını söz konusu; üstelik aralarında bu görece ‘nev icad’ın sağlığa etkilerini tartışanları da var. Nevsal-i Servet-i Fûnun’da yayımlanmış 1896 tarihli “Velospidcilik Terakkiyatı” bu türden erken örneklerden. Velospidi “semer gibi binilecek mahale oturulup ayaklarla tekerlekleri çevrilerek yürütülen araba” olarak tanımlayan makale, bisikletin İstanbul’da dahi Kadıköy, Fener, Büyükdere gibi sayfiyelerde yakın zamanda görülmeye başlandığını bildirir. Anadolu’da durum çok da farklı değildir: Bisiklet birkaç yere gitmiş, “köylüler iki tekerlekle şimendifer süratiyle giden, Yörük atı bile geçen bu küçücük arabaya mütehayyirane [şaşkınlıkla] bakar olmuşlardır.”6

Amfibi bisiklet, soldaki resim
bisikletin denizdeki, sağdaki
karadaki kullanımını gösteriyor,
kaynak:
Nevsal-i Servet-i Fünun,
2. sene, İstanbul, 1312/1896

Makale bisikletin tarihçesini, gelişim sürecinde geçirdiği aşamaları, bu sürece katkıda bulunan isimleri detaylı bir biçimde okuyucularına aktarır ve nihayet konu sağlığa gelir. Makale bisikletin, tam da bazı doktorların “bisiklet yüzü” hastalığını tetiklediğini düşündüğü özellikleri nedeniyle, sağlığa yararlı olduğunu savunur. Özellikle sinir iletiminin yavaşlığından kaynaklanan nörolojik hastalıklarda tedaviye katkısı takdire şayandır: “Bu makinenin üstüne binip de düşmemek için kendini muvazenette tutmaya ve makineyi hareket ettirmeye mecbur olan hasta kendini gayri muktedir farz ettiği harekâtı icra eder ve kuvve-i hayaliyesinin tesiriyle hareket etmeyen asabı makine üzerinde azim ve cezme mecbur olmak hissiyle hareket eder.”7

Buharlı bisiklet ve demiryolları bisikleti.
Görsele ilişkin çok fazla açıklama olmasa da bu prototipin askeri amaçlara
hizmete yönelik düşünüldüğü görülüyor,
kaynak:
Nevsal-i Servet-i Fünun,
2. sene, İstanbul, 1312/1896

Tabii böylesine kamuya mal olmuş bir aracın kadınların dikkatini çekmemesi olası değildir. “… Avrupa’da velospid (…) Frenk kadınları için de eğlenceli bir jimnastik” aleti olarak kullanılmaya başlamıştır. “Velospidin kadınlara yakışmayacağı hakkında hayli münakaşat vuku bulmuş ise de velospidle gezen kadınların herhalde beygire binen ve nazara çirkin gelecek surette ayaklarını bir tarafa uzatan madamlardan daha hoş bir manzara teşkil edildikleri iddia edilmiştir.” Üstelik Avrupa’da “[k]adınlar velospide merak sarınca fabrikacılar bu makineye bir zarafet vermeğe ve mümkün olduğu kadar süvarisini istirahat ettirecek surette tertip etmeye çalışmışlardır. İşte kadınların buna merakı aletin zarafet ve istirahat cihetleriyle noksanlarının itmâmına [tamamlanmasına] hizmet etmiştir.”8 Özetle, kadınların bisiklet kullanmaları bisikletin gelişmesine önemli katkılar yapmıştır.

1850’lerde başlayan erken tarihinde üst sınıf eğlencesi olmaktan öteye gidememiş bisiklet, 1890’larda toplumsal kadın hareketinin simgesine dönüştü, sonraları dünyanın hemen her yerinde bir ulaşım aracı olarak toplumsal hayat içerisinde yerini aldı. Benim çocuk olduğum erken 1980’lerde, bisikletini bir tur ödünç verenle bir tur binen çocuk arasındaki keskin sosyal statü farkının cisimleşmiş hâliydi. Bugünse, sorunlu yapısı başka bir Manifold yazısının konusu olabilecek farklı türden bir toplumsal ‘hassasiyetin’ tapınma nesnesi. Acaba sırada ne var?

1. Luis Antonio Vivanco, Reconsidering the Bicycle: An Anthropological Perspective on a New (old) Thing, Routledge, 2013, s. 32–34.

2. Sue Macy, Wheels of Change: How Women Rode the Bicycle to Freedom (With a Few Flat Tires Along the Way), National Geographic: Washington, D.C., 2011. Ayrıca ilk elden tecrübe ve öğütler için: Frances Willard, Wheel within a Wheel, Flemming H. Revell Co, New York, 1895.

3. Charlotte Smith gibi kimilerince, bisiklet ahlaksızlığı teşvik eden şeytani bir araçtı. İrlandalı göçmen bir ailenin kızı olan Smith, tıpkı Stanton ya da Anthony gibi ateşli bir kadın hakları savunucusuydu. Yıllarca kadın isçilerin çalışma şartlarının iyileştirilmesi için çalıştı ve en az Stanton ve Anthony kadar kadınların iyiliğini istiyordu. Yine de bisiklet konusunda çok farklı düşünüyordu. Bisiklet onun için hem kadın bedenine hem de kamu ahlakına bir tehditti. 1896 yılında “bisiklet çılgınlığı” tüm hızıyla devam ederken, şöyle yazacaktı: “Çok kız kır yolunda pedal çevirerek kendini mahvetti.” Charlotte Smith, Brooklyn Eagle, 20 Ağustos 1896.

4. A. Shadwell, “The Hidden Dangers of Cycling”, National Review, Londra, 1 Şubat 1897.

5. Aynı yıllarda bu hastalığa karşı çıkan doktorların da olduğu belirtilmeli. Örneğin Dr. Shadwell’in makalesinin yayımlanmasının ardından hemen bir sonraki sayıda F. Pollock, Dr. Shadwell’e yanıt vermiş, makalenin dayandığı ‘bilimsel’ temellerin köküne, tabiri caizse, kibrit suyu dökmüştü. Sir Frederick Pollock, “The Hidden Dangers of Cycling: A Reply”, National Review, Londra, 1 Mart 1897.

6. Nevsal-i Servet-i Fünun, 2. sene, İstanbul, 1312/1896, s. 82.

7. A.e., 88.

8. A.e., 89.

bisiklet, Ersin Altın, kadın hakları, toplumsal cinsiyet