[AI]stanbul arayüzü
[AI]stanbul:
Yapay Zekânın Topolojik Serüveni

“[AI]stanbul: Makineye Öğretmek” 4. İstanbul Tasarım Bienali için üretildi. Bienal boyunca, 4 Kasım tarihine kadar Akbank Sanat Galerisi’nin birinci katında gösterimde olacak. [AI]stanbul disiplinlerarası bir işbirliğinin sonucu olarak benim de dahil olduğum dört kişilik bir ekibin ortak mesaisinin ürünü. Ekibin tüm üyeleri yine benim gibi akademik dünyayla ilişkili; aktif olarak ders veriyor ve araştırma yapıyorlar: Burçak Özlüdil bir mimar/mimarlik tarihçisi, Augustus Wendell bir dijital tasarımcı ve Amy Hoover bir bilgisayar mühendisi.

Yerle kendimizi nasıl ilişkilendiririz? Bir yeri anlamlı kılan nedir? Yerin anlamını nasıl üretebiliriz? [AI]stanbul mikro ölçekten kent ve ülke ölçeğine yerin, mekânın anlam paketlerinin nasıl üretildiğini sorgulama isteğinin bir sonucu olarak tasarlandı. Başlangıç sorumuz şuydu: Bir insan yerle ilgili bilgiyi nasıl öğrenir? Yeni bir yere taşındığımızda, orayı geçici bir süre ziyaret gittiğimizde ya da orada yaşadığımızda o yerle nasıl ilişkileniyoruz? Bunu takiben şunu sorduk: Peki bu süreci bir makineye nasıl öğretebiliriz? Bu nedenle [AI]stanbul ‘sanal yerli’ olmaya niyetli, meraklı bir yapay zekâ olarak yaratıldı. Yere/kente dair temel günlük pratikleri, akışı ve yaşamı coğrafi konumlarıyla okuyup bu sonsuz hareketi tanımlanabilir kategoriler üzerinden yeniden düzenleyerek haritalıyor ve kendince İstanbullu olmanın dinamiklerini yorumluyor. Bienalin teması olan “Okullar Okulu”na cevaben son büyük sorumuz da şu oldu: Yeterince eğitince, biz bu makineden bir şey öğrenebilir miyiz? Bu son adımla amacımız öğreten ile öğrenen arasındaki ilişkiyi muğlaklaştırmak.

[AI]stanbul temel olarak iki ekrandan ibaret: Ziyaretçilerle informel bir diyalog kurmak amacında olan dokunmatik ekran projenin interaktif kısmı. Basit ve yer odaklı sorularla bireylerin kim olduklarından ziyade kentin sonsuz akışına nasıl eklemlendiklerini anlamaya çalışıyor. Arayüzü oyun motoru Unity3D ve yeni mezun öğrencimiz oyun tasarımcısı Garry Guan’ın katkılarıyla ekip tarafından biçimlendirildi. Yine tamamıyla ekip tarafından (başka bir öğrencimiz Satchel Quinn’in katkılarıyla) yaratılmış bir veri tabanıyla sürekli ve dinamik bir iletişim hâlinde olan bu kısma ziyaretçi dilediği oranda katılabiliyor. İstenmeyen sorular geçilebiliyor, oturum herhangi bir noktada sonlandırılabiliyor. Basit bir arayüzle tasarlanan [AI]stanbul’un interaktif kısmında ziyaretçiler makineyi/yapay zekâyı eğitiyorlar. Sonunda bir İstanbullu olmak [AI]stanbul’un başlıca hedefi.

[AI]stanbul interaktif ekran

Projenin ikinci bileşeni ise bir “Karatahta”; interaktif kısmın hemen arkasındaki daha geniş bir ikinci ekran. Karatahta [AI]stanbul’un öğrendiklerini görselleştiriyor. Katılımcıların [AI]stanbul’un dokunmatik ekranına girdikleri İstanbul’la ilgili veriler Karatahta tarafından analiz ediliyor ve görselleştiriliyor. Ekrana girilen gündelik alışkanlıklardan türetilmiş coğrafi konumlamaya dayalı veri, bir İstanbul haritası üzerinde daimi olarak değişen mod’lara çevriliyor. Burada ilgilendiğimiz “kaç kişi, nerede, ne yapıyor”dan çok, bu gündelik pratiklerle kent mekânını nasıl kullandığımızı anlamak ve deneyimleri, rutinleri hareket üzerinden izlemek. Karatahta’nın bazı mod’ları ise machine learning algoritmalarının çalışma mantığını dışa vuruyor. [AI]stanbul’un yapay zekâsı PCA [Principal Component Analysis] ve Markov modellerini kullanarak veriyi işliyor ve katılımcılardan ödünç aldığı deneyimlerden ne öğrendiğine ilişkin gözlemlerin yanı sıra yeni hareket güzergâhları, yeni rutinler ve yeni hikâyeler üretiyor.

[AI]stanbul Karatahta,
enstalasyon görüntüsü:
4. İstanbul Tasarım Bienali,
Akbank Sanat

Son derece karmaşık, güncel bir teknolojik altyapı üzerinde biçimlendirilmiş olmasına karşın [AI]stanbul, ne yeni bir teknoloji empoze etmeye çalışıyor ne de varlığını borçlu olduğu dijital araçları yüceltmeyi hedefliyor. Bir akıllı telefon/tablet/bilgisayar uygulaması değil, bu nedenle konformizmin doruklarında, neredeyse zihni devre dışı bırakarak doğal biçimde bütünleşiverdiğimiz akıllı telefon uygulamalarının sunduğundan biraz farklı bir etkileşim öneriyor. Belki biraz az ‘kullanıcı dostu’, belki biraz daha fazla gönüllülük talebinde, çevik parmak hareketlerinden biraz daha çok düşünsel efor talep ediyor. Bu etkileşimin karşılığı ise, tümüyle anonim ve ama azimli bir öğretmen-öğrenci ilişkisi. Katılımcı, tüm yetkinlik ve liyakat beklentilerinden azade biçimde hem [AI]stanbul’a İstanbul’u öğretiyor, hem de kendini konfor bölgesinin çok dışında bir bilişsel pedagojik etkileşimin içinde buluyor. Öğreten-öğrenen rollerinin sürekli değiştiği türden bir deneyim.

[AI]stanbul bir süreç, kenti öğrenmenin bir sonu olmayacağına atıfla sürekli devam edecek bir proje olarak tasarlandı. Başka kentlere de giderek onları da tanımaya çalışacak. Yeni bir mecra tanımlama hevesinde değil. Kentin anlamlandırılma süreçlerini anlamaya yönelik bir deney. Hedefi yapay zekânın bizim adımıza düşündüğü bir model yaratmak değil. Aksine, yapay zekâyla birlikte düşünmenin olasılığını araştırıyor. Bizim her gün binlerce kişiyle paylaştığınız kentte günlük rutinin ardındaki henüz kimsenin bilmediği ama tanıdık tanımadık hep beraber biçimlendirdiğimiz olası ilişkiler/benzerlikler/ayrımlar ağını kavramaya çalışıyor. Bu nedenle [AI]stanbul her birimize özel, samimi bir etkileşim vadediyor.

Amy Hoover, Augustus Wendell, Burçak Özlüdil, dijital kültür, Ersin Altın, İstanbul Tasarım Bienali, kent, şehir, yapay zekâ