Buenos Aires Defteri
Harita

Bugüne dek haritasına en çok baktığım şehir, sanırım Buenos Aires olmuştur. Bunu coğrafyası çok kuvvetli olan dedeme söylediğimde inanamamış, benimle epey dalga geçmişti. Dedem, sık sık beraber vakit geçirdiğimiz çalışma odasında bulmaca çözmekten ve western filmleri izlemekten sıkıldığında genel coğrafya bilgimi sınamak maksadıyla bana ilginç sorular yöneltmekten ayrı bir keyif alırdı. Sorularına çoğunlukla yanlış cevaplar alınca da, kitaplığın üst raflarından lise yıllarından beri kullandığı atlasını çıkarıp dünyanın bilmediğim birçok farklı köşesindeki dağ, nehir ve ovaların üstüne başparmağını koyar ve her defasında hiç anlam veremediğim bir heyecan ve hevesle bana hepsinin tek tek özelliklerini saymaya başlardı. Çok geçmeden parmağının durduğu şekillere bön bön bakıp, sıkıldığımı fark edince de (lisedeki coğrafya derslerini çoğunlukla uyuyarak geçirdiğim için) ilgisizliğime sinirlenir, koca atlası suratıma pat diye kapatırdı. “Dede lütfen yapma böyle” diye gönlünü almaya çalışsam da küçük bir çocuk gibi omuz silkip, “Hiçbir şeyden anladığın ettiğin yok” diyerek, hemen darılıp küserdi.

Buenos Aires,
fotoğraf: Sena Akalın

2008 yılında yüksek lisansımı yapmak için yaklaşık üç seneliğine Buenos Aires’e gittiğimde o sıralar 73 yaşında olan dedem, benimle görüntülü konuşabilmek için bir dizüstü bilgisayar almış, program olarak da bilgisayarcısına Skype dışında sadece Google haritalar ve satranç yükletmişti. Her hafta yaptığımız konuşmalardan birinde benimle gurur duysun diye, ona bir gazete bayisinden 30 pesoya aldığım şehrin farklı semtlerinin detaylı haritalarından ve şehiriçi otobüslerinin güzergâh listesinden oluşan Guía “T”1 kılavuzumu gösterdim. Gözlüğünü hızlıca takıp, kafasını ekrana yaklaştırmış, kameraya doğru tuttuğum Buenos Aires haritasına dikkatlice baktıktan sonra “Gözlerim yaşardı, sonunda kendine bir harita almışsın, fakat yanlış yerde olmuş, dümdüz bir şehir orası başka hiçbir yerde haritaya bakmamışsın orada neden ihtiyaç duyasın ki?” diyerek, kendimce ona yaptığım bu büyük jesti adeta elinin tersiyle itmişti. Fakat dedem haklıydı, gerçekten alabildiğine düz bir şehirdi Buenos Aires. Belki de, dedemin de dediği gibi, şehir haritasına bakmaya gerek duyulmayacak kadar düzdü.

Guía “T” 2008,
kaynak: MercadoLibre

İstanbul’da üniversiteye başladığım sene, kimse benden nerede ne var diye şehri hemen hızlıca kavramamı beklememişti. Burada olduğu gibi, kimsenin ilk tavsiyesi “bu şehri öğrenmek için bir an önce bir şehir haritası al” olmamıştı. Buenos Aires’te olduğu gibi, İstanbul’da hiçbir gazete bayisinde çeşit çeşit şehir haritası satıldığını da görmemiştim. Daha akıllı telefonların çıkmadığı 2004 senesinde (ya da o sırada benim öyle bir telefonum yoktu, tam hatırlamıyorum), İstanbul’da kaybolduğum vakit genelde köşedeki bakkala veyahut yoldan geçenlere nereye gideceğimi sorardım. Sokakta yol soracak kimseyi bulamadığımda da çoğu zaman işe yarayan gizli yöntemim vapur ve martı seslerini takip ederek sahile doğru yokuş aşağı yürümekti.

İstanbul’da az çok herkes, şehrin hangi yakasında yaşıyorsanız oturduğunuz evin, çalıştığınız veya gittiğiniz okulun bulunduğu semti ve etrafını bilmeniz gerektiği konusunda hemfikirdir. Mesela o sıralar Taksim’de arkadaşlarımla dışarı çıktıktan sonra gece geç saatlerde dolmuş bulamayınca ne zaman Moda’ya taksiyle dönmek istesem, nedense karşıma “abla ben karşının taksicisi değilim, sen tarif edersen ancak bulurum” diyen bir taksici çıkıyordu. Oysa Buenos Aires’e taşınmamın ikinci haftasında tanıştığım porteňo’lar2 için şehir kocaman olabilirdi, ama bir bütündü. Sadece yaşadığınız mahalleyi ve ona komşu mahallelere az çok hâkim olmanız, şehri aslında tam olarak keşfetmediğiniz ve deneyimleyemediğinize işaret ediyordu. Bu da değil bir taksici, ortalama bir porteňo için bile utanılacak bir şeydi; öyle ulu orta söyleyebileceğiniz bir şey değildi. Gittiğiniz bir yemekte ertesi gün gitmeniz gereken bir yerin adresini öğrenmek için Gorriti caddesi nerede diye sorma gafletine düşseniz, “nasıl yani, bilmiyor musun?” ve “sen de artık bir öğren bu şehri” diyerek başlayan sonra daha da abartılı ifadelerle “yanqui misin?3 McDonald’s’ın ve Citibank’ın yerini biliyorsun, başka da bir şey bilmiyorsun”a varan bir araba dolusu lafı yemek zorunda kalabilirdiniz.

Buenos Aires’e taşınmamdan sadece iki hafta sonra, bir sinemanın adresini sorarken, o pek eğlendikleri “şehrimizi tanıyalım” temalı tatsız sorgulardan birine yine maruz kaldım. Yaşadığım eski Yahudi mahallesi Villa Crespo ve onun bitişiğindeki Palermo semtinden daha öteye gitmediğimi öğrenen İspanyolca hocam Ivana “Ah dale!!! Sos cheto. Sos la princesa de Palermo!” [“Hadi ya! Sen baya züppesin, Palermo prensesisin.”] diyerek benimle dalga geçince, ders çıkışı artık bir Guía “T” almaya ve ne olursa olsun bu “züppelerin” semtinden öte bir yerlere gitmeye karar verdim.

Buenos Aires,
fotoğraflar: Sena Akalın

1. Guía “T” (guia transporte): “Ulaşım kılavuzu.” Buenos Aires otobüs sistemi için rehber. Ne var ki, guía te olarak okunduğunda “kendine rehber ol” ya da “kendini yönlendir” anlamına da geliyor.

2. Porteňo: Liman şehri Buenos Aires’te yaşayanlara verilen isim.

3. Yanqui: Arjantinlilerin Amerikalılardan bahsederken kullandıkları ifade.

Buenos Aires, Buenos Aires Defteri, harita, kent, Sena Akalın, şehir