Akılda kaldığı kadarıyla
Ismini Karyotaki evi,
Gülşah Aykaç, 2018
Bir Ev Ziyaretinin Düşündürdükleri

Ismini’nin* Exarcheia mahallesi kıyısındaki evini buldum. Zili çaldım. Kapı açıldı. Merdivenleri bekletmemek için ikişer ikişer çıktım. Çünkü asansöre binmeyi sevmiyorum. Her üç daireden birinde yaşıyor olduğunu tahmin ettiğim köpek apartman sakinlerinden biri, ayak seslerime havladı. Ses çıkmasına neden olmaktan mustarip bir hâlde daha da hızlandım. Üçüncü katta evinin kapısında Ismini beni bekliyordu. Evinin kapısı turkuaz mavisi ahşap, bir kısmı telli camlı bir kapıydı. Bir süre Ismini’ye bakamadım, kapıya baktım. Aklıma ilk gelen şey kapının camının kırılıp dışardan kolayca açılabilecek olmasıydı. “Kapı mı?” dedi Ismini. “Onu Neoklasik bir evden kurtardım. Bana çocukluğumu hatırlatıyor.”

Ev, benim için hayatımı hep meşgul eden bir meseleydi. Sürekli bir yabancılaşmanın yarattığı sürekli bir dünyaya aidiyet arayışının mekânı. Ve en köklü kurumumuz olan aile kurumunun üreticisi. Ismini’nin evinden içeri girer girmez kapının hafifliği gibi hafifledim. Bu ev alışık olmadığım bir evdi. Alışık olmadığım şekilde, bir yaşam öyküsünün kendisini o kadar naifçe duyumsatıyordu ki…

Oysa bizim evlerimizden, benim çocukluğumun, gençliğimin geçtiği orta-orta sınıf apartman dairesi birimi evlerimizden bir yaşam öyküsünün duyumsanması çok kolay değil. Hele salonlarımız! Ailenin dışarıya karşı imajı. Aile hakkında bolca bilgi ve nostalji içeren ‘düğün’, ’nişan’, ‘askerlik’ ve ‘mezuniyet’ fotoğrafıyla dolu. Küçük çocuklar için misafirlik dışında yasaklı bölge. Rahatsız ve gündelik hayatta oturulmayan koltuklarımızın odası. Ve bizim oturma odalarımız… Merkezine televizyonu alan, ailenin en sosyal alanı. Eskiden orta planlı ya da hayatlı olabilmiş olan, yaşama dair emeğin, ev ve elişinin geçtiği yer. O yüzden midir bazen mutfakların oturma odasının rolünü çalması?

Ismini’nin evindeydim ve girişte, ortada bir yerde adım atabilmek için bir tanıdıklık aradım. Artık bir adım atmam gerekiyordu. Ismini eliyle işaret etti. Direkt karşıya yürüdüm. İki yanı dolaplı bir alanda ayaklı portmantoya paltomu astım. Daha sonra fark edecektim ki, bunlar evdeki tek dolaplardı. Hemen önümde, balkon kapıları ve dış kapı hariç, evin tek ayırıcı/iç kapısı duruyordu. “Ben bir ellerimi yıkayayım” dedim. Banyoya girdim. Banyoda ellerimi yıkadığım tezgâhla mutfak bölmesi arasındaki duvardaki pencereden mutfağa baktım. “Evin tek ‘iç’ penceresi sanırım burası” dedim. Tam yuvarlak bir pencereden ocaktaki çorbayı gördüm. Banyodan çıktım.

Ismini’nin evi, girişin karşısındaki banyo ve dolabın olduğu orta alan ile sağ ve solumda ikiye ayrılan iki ayrı büyük alandan oluşuyordu. Sağdaki alan, şimdi akrobat olan oğlunun geçmişte kaldığı odaydı. “Soldaki oda benimdi.” dedi Ismini. “Ben mutfaklı odayı almıştım.” Soldaki alanda yemeğimizi yerken, buranın kendi içinde dört ayrı mekân olduğunu fark ettim. Mutfak ve yemek masası birinci mekân, çalışma bölümü ikinci, merdivenle çıkılan sofa üç ve sofadan ayrışan ama sofanın genişlemesi gibi duran yatak dört…

Bizim evlerin mesleki pratiğe yerleşmiş yatak odası koridorları var. Minimum 110 santimetre, 120 olsa daha iyi. İçimi en çok daraltan yer. Kendi odamın eşiğini hatırladım koridordan sonra. Eşiğin ardında özgürlüğümü ilan edebilme şansımı ve odamdan bir gün tamamen gidebilecek olmamın odama karşı duyduğum en güçlü his olmasını. Her şeyden bağımsız olarak yatak odan her zaman önemlidir; çünkü günün sonunda bir yatakta uyuma zorunluluğumuz bizi eve en fiziksel biçimde bağlar.

Soldaki oda,
fotoğraf: Ismini Karyotaki
Sağdaki oda,
fotoğraf: Ismini Karyotaki

Ismini cunta döneminde (1967–74) bebeğiyle birlikte Atina’dan Fransa’ya iltica etmiş, rejim değiştiğinde Exarcheia’ya geri dönmüş Atina Politeknik’ten mezun bir kadın mimar. Bebeğin babasını, hapisten çıktıktan sonra sağlığının kötüleşmesiyle kaybetmişler. Ismini bu kısmı hızla geçiyor. “Bebek iki aylıktı. Hayatım hep böyle mi olacak dedim. Hayatım çalınmış gibi hissettim ve bebeği babasıyla bırakıp bir adaya gittim. İki ay sonra daha iyi hissetmeye başlayınca, rahat ve mutlu eve döndüm. Kapıyı çaldım, kimse yok! Annemin yanına gidiyoruz, merak etme, şu numaradan bize ulaşabilirsin diye bir not buldum.” diyor Ismini. Gülüyoruz.

Bizim evlerimizde kadın, erkeğin ve varsa çocuğun hayatını evde mekânsal olarak işgal eder. Çünkü düzenlemeyi yapmaktan sorumludur. Elbette kadın onca emek verdiği yerin kurallarını kendisi belirler. Kendi hayatı ise zamansal olarak sürekli işgal altındadır. Emeğinin karşılığı, dünyevi olarak değeri var mıdır? Kadın ev mekânını ortak zaman tablosuna en uygun olacak şekilde düzenler ve mekânsal düzenlemenin devamlılığını sağlar. Erkek, kadın ve çocuk mekânsal düzeni bozarak onu yeniden üretir. Ne kadar, nasıl ve ne süre ile düzeni bozabilecekleri aile içi deneyim ile oluşur. Rollerin performansının hep bu kadar keskin olduğunu düşünemem —çünkü babam pazar sabahları evi süpürürdü— fakat yaygın olan bu. Evlerimizin tipolojisi, mekânsal performansın, cinsiyet rolleri arasındaki işgalin ve tüm bunların düzenlenmesinin üreticisi.

Çorbamızı bitirip sağdaki alana geçtik. Ismini’nin yazdığı kitaplara, sakladığı bazı büyük panolara, çektiği fotoğraflara baktık. Burası kendi içinde ikiye ayrılıyordu. Çalışma masası ve iki basamakla çıkılan kocaman bir yatma yeri. Soldaki alanda olduğu gibi duvarların çoğu raf ve bazı raflar şeffaf asetat yardımıyla kapalı kutulara dönüştürülmüştü. Elişçiliğinin ve malzemelerin basitliğinin hikâyenin tesirini geçirmedeki katkısını düşündüm. “Küçük bir motosikletle arayıp buldum tüm malzemeleri” dedi Ismini. “Hâlim gerçekten komikti, ortalıkta bütün gün motosikletle dolaşıp, bazen malzeme taşıyan bir kadın!”

Saat ilerledi ve gece yarısını geçti. “Yalnız dönmekten korkuyor musun?” diye sordu Ismini. “Korkmuyorum” dedim. Atina’da olmamın en keskin farkındalığıydı eve yalnız yürüyerek dönerken korkmamak. Eve dönmek üzere Ismini ile vedalaştım. Apartman merdivenlerinin ilk basamağında, sanırım ki aynı köpek tekrar havlamadan hemen önce, yolda yavaş yavaş yürümeyi ve ev üzerine düşünmeyi planlamıştım. Ama fazla düşünemedim. Tüm yol boyunca içimden sadece şarkı söyledim.

{Ocak 2018, Atina}

* Ismini Karyotaki, (Ισμήνη Kαρυωτάκη) yazar, şair, sanatçı, mimar. Kolaj ve resim gibi pek çok başka araçla mekân üzerine karma sergiler yapmış. İstanbul’da sokaklar boyu hoşlandığı bir adamla karşılaşmak için dolaştığı günü anlatan bir kitabı bulunuyor. Fotoğrafları, eviyle ilgili yazdığımı söylediğimde Ismini gönderdi. Kitabın adı Απόπειρα συνάντησης, [Karşılaşma Çabası], Yayınevi: Το Ροδακιό, 2012.

Atina, ev, Gülşah Aykaç, Ismini Karyotaki, mimarlık