Google sokak görüntüsü (2014)
Exarcheia Mahallesi
ve Yerelleşme
Anarşist Mekân Üretiminin
Kendinden Menkul
Direnci Üzerine

I.

Mahalle ben çocukken, yaşadığım küçük şehrin özgürce oyun oynayabildiğim birkaç sokağıydı. İlerleyen yaşlarda bazı mahallelerde bir kız çocuğu olarak sokakta oynamanın hoş karşılanmadığını şaşkınlıkla deneyimledim. Hayatımın devamı çeşitli kentlerin idari bir birimi olarak tanımlanmış mahallelerinde geçmiş olsa da, kendimi en son ne zaman sivil bir yaşam biçimi olarak mahalleli hissettim, bilmiyorum. Çocukluğumdan anımsadığım bu hissin benim için içini dolduran şeyler sadece sınırsız oyun oynamaya açılan bir mekân olması değil o mekâna şahsiyet kazandıran bakkal ya da fırın gibi simaları, beni kolladıklarını hissettiğim komşuları ve onlarla evlerimizin dört duvarı dışında da ilişkilenmemizi sağlayan —şanslıysak küçük bir bahçe ya da avlusuyla— apartman önü, kaldırım üstleri, kedilere su bıraktığımız sokak köşeleri gibi kendiliğinden mahalle donatısına dönüşmüş alanları barındırıyor olmasıydı. Kişisel tarihimde mahalle, geçmiş ile bugün arasında yıkık bir köprüyken ilk yurtdışı deneyimimde karşılaştığım Exarcheia mahallesi benim için bir düşünme vesilesi oldu. Yunanistan’ın krize sürüklenmesiyle birlikte 2000’li yılların ikinci yarısından bu yana uluslararası dünyada “anarşist” bir kale olarak nam salan bu mahalleyi kendi deneyimlerimle nasıl anlayabilirdim?1

Exarcheia’ya ilk gidişimde mahallenin sınırlarının kendisini çevreleyen iki büyük cadde ve diğer taraftan yüksek gelir grubunun ikamet ettiği Kolonaki ile keskin bir şekilde çizildiğini fark ediyorum. İçeriye doğru yürürken sokak boyunca ve tüm köşelerde farklı dillerden ve dünyanın farklı köşelerine selam gönderen siyasi sloganlar, afişler ve grafitiler çıkıyor karşıma. Bu dokunun çıplak bıraktığı yerlerde ise —çoğunlukla— gençlerin polisle giriştiği ve cumartesi ritüeli hâline dönüşmüş çatışmaların izleri gözüküyor. Gösteri ya da boykot olmayan herhangi bir gün Exarcheia’ya bakıldığında, mahallenin sınır boylarında resmi binaların köşelerini tutan polis grupları, yakılmış ve sönüp soğuduktan sonra adeta yakma ritüelini kutlar biçimde üzerine grafiti yapılmış büfe, araba ya da çöp tenekeleri, dağıtılmış bir barikattan arta kalan malzemeler, kullanılmış gaz fişekleri görülüyor. Her zaman birkaçı kapalı duran dükkânların hemen hepsinin çatışma izleri taşıyan ve grafitiyle renklendirilmiş kepenkleri var. Bazıları terk edilmiş, bazıları işgal edilmiş neoklasik evlerle “ben sadece herhangi bir apartmanım” der gibi duran polikatikia’ların2 arasında kendini her sokak ve her kaldırımda özgün bir ahenkle tekrarlayan bu mahallede yürürken kendimi bir labirentin içinde dolanıyormuş gibi hissediyorum. Muhteşem grid3 ufukta bazen bir dağa bazen de denize çarpan uçsuz bucaksız sokaklar yaratmış. Afişlerin ağaçların arasından sarkarak özgürce sallandığı Excarheia Meydanı’nda mahallenin kokusu ve sesi değişiyor. Meydanın etrafından dolaşırken aniden fikir değiştirip ortasına girip biraz duraklıyor, Türkçe afişleri üç beş kez okuyup öteki köşeye kadar izlendiğimi duyumsayarak geçiyorum… Mahalle bana bakıyor.

Peki kim yaşıyor bu terk edilmiş binalardan sallanan işgal bayraklarının, her yanı grafitiyle bezenmiş polikatikia’ların, her geçen gün biraz daha kök salan ağaçların4 gölgesinde? Mahalleyi toplanmak, çalışmak, eğlenmek için kullanan Politeknik ve başka üniversitelerin öğrencileri, kanalizasyon kapaklarının altına saklanan sigara kutularını çıkarıp satan göçmenler, küçük ve sevimli meydanda DJ seti ve yemek tezgâhı arasında tüm gün gruplaşarak oturan göçmenler, çakmak, kalem, mendil gibi eşyalar satan göçmenler, öğrenci olduğunu sandığım göçmenler, bazı kafelerin etrafında küçük cemiyetler kurmuş göçmenler. Sokak kotunda dükkân ve kafeterya ile dolu bir hayat var. Bu dükkânlar homojenmiş gibi görünen öğrenci, işçi, akademisyen ve göçmen melezliğinin içindeki ekonomik ayrışmaya dair ipuçları taşıyor. Öğrenci ve göçmenlere yönelik ucuz yiyecek ve içecek satan dükkânlar ve onlarla çelişen yüksek bedelli eşyalar ve yiyecekler satan dükkânlar… Sözgelimi bir kırtasiyeden çok daha fazlası bulunabilen art shop, son moda modellerin bulunabileceği gözlükçü, saç kesiminden çok daha fazlasını sunduğu hissedilen berber, yeni nesil kahveciler, kokteyl satıcıları, organik gıdacılar.

II.

Araştırma için tanıştığım insanlarla görüşme yapmaya başladığımda, Exarcheia’nın ilk bakışta gösterdiği bu yüzünün arkasında 1960’lardan bu yana kendini var etmiş bir mahalleli yaşantısı olduğunu anlıyorum. Merak edene bu tarihi anlatmaya istekli mahalle sakinleriyle tanışıyorum. İlk sorudan ve en baştan başlayalım:

“Mahalleniz Exarcheia’yı nasıl tanımlarsınız?”

“Burası Yunanistan’ın ve Atina’nın kalbi.”

Merkezin —Syntagma Meydanı’nın— çeperinde ilk gelişen yerleşim bölgelerinden birisi Exarcheia. Merkeze sadece on dakika yürüme mesafesinde. Fakat sadece topografyasına bağlı sebeplerle değil, tarihsel olarak da mahalle Yunanistan’ın kalbi sayılıyor. Politeknik Direnişi’nin (1973) de kaynağı olan geç 1960’lı ve erken 1970’li yılların öğrenci hareketi gücünü o dönemin Exarcheia mahalle yaşantısından alıyor. Aslında Politeknik’in öyküsü mahallenin de öyküsü. O yıllara ilişkin topluluk olma belleğini güçlü bir dayanışma ve mahalledeki maddi ve mekânsal olanakların bölüşülmesi oluşturuyor. 2000’li yıllara kadar pek çoğu hâlâ kullanılıyor olan, ‘komün’ evler, dernekler, ‘kolektivite’ler ya da en genel geçer tanımıyla gençlik toplulukları okul dışında ve kamuya açık bir öğrenme hâlini olanaklı kılıyor.

Exarcheia Meydanı,
fotoğraf: Besim Can Zırh

Mahallenin etkinlik yerlerinden en önemlisi, mahallenin kalbi, ağaçlarla çevrili küçük bir alan olan Exarcheia Meydanı. Görüşmeciler, öğrencilerin meydanı doldurarak bu alanı hem fikirleri tartıştığı hem de açık bir mutfak gibi kullandığı hâllerini anlatıyor. Meydan çocuk, yaşlı ve kadınlar için artık dışlayıcı bir yere dönüşmüşse de, Ankara’nın keskin mekânsal ayrışma deneyimlerinden sonra göçmenlerin yoğun olduğu bir açık alanı kullanıyor olmak bana kendimi iyi hissettiriyor. Elbette pek çok mahalleli gibi sadece içinden geçmek ya da birisiyle kıyısında buluşmak için kullanıyorum meydanı. Oysa kompozisyonu değişmiş olsa bile hep göçmen barındıran ve dolayısıyla melez bir yerleşik kitlesi olan mahalle için burası 2000’li yıllara kadar bir birlikte üretme ve etkinlik düzenleme mekânı olarak kullanılmış. Türkiye’den 1990’lı yılların başında göç etmiş ve o zamandan beri mahallede yaşayan Sinan mahalleye geldiği ilk günlerden ve meydandan heyecanla bahsediyor:

“Exarcheia Meydanı’nda toplantılar oluyordu, halk toplantıları. Ben böyle bir şey görmemiştim. Çocukken köylerimizde görmüştüm de, sonra ben ilk defa burada karşılaştım. Tabii biz Yunanca anlamıyorduk da, iklimi analiz edebiliyorduk. Halk meclisleri gibi bir şeydi.”

“Neden meydan artık eskisi gibi kullanılmıyor?”

Politeknik Direnişi öncesi ve sonrasından günümüze kadar mahalledeki tüm dönüşüme tanıklık etmiş iki Yunanistanlı kadın görüşmeci de bugün artık meydanı kullanamıyor olmalarını temelde mahallenin terk edilmişliğiyle ilişkilendiriyor. Mahallenin terk edilmiş olmasının pek çok nedeni var. Onların penceresinden ilk ve en önemli neden, cumartesi ritüeli hâline gelen çatışmalar. Çoğu zaman biber gazı evlerin içinden de hissedildiği ve bazı durumlarda hızlı hareket ederek çatışmanın içinde kalmamak gerektiği için polis ve “anarşist” genç gruplar arasındaki bu çatışmalar yaş almış mahalleliyi bedensel olarak zorluyor.

Orta yaşlarda bir başka kadın görüşmeci Irina, mahallenin terk edilmesinin başka bir nedeni olarak ekonomik krizi gösteriyor:

“Yalnızca yaşlılar değil. Genç ve orta yaşlılar da gidiyor. İnsanlar işsiz. Ekonomik kriz mülkiyet ilişkilerini kuvvetlendirdi. Airbnb5 ile evini kiralamak isteyen kişiler başka evlere taşınıp mahallenin kısa dönem konaklayan nüfusunu artırdı.”

Mahalleden ayrılan kişilerin mahallede başlarına gelebilecek tedirginlik verici durumların bedensel gerçekliklerle örtüştüğünü söyleyen Maria ekliyor:

“Bir burada yaşama zorluğu var, bir de korku. Exarcheia’ya karşı korku var. Fakat bu korku çatışmalar, göçmenler ya da uyuşturucu fenomeniyle ilgili değil. Bu korku eskiden de vardı. Ben yirmi yaşımdayken de (1980’li yıllar kastediliyor) bazı arkadaşlarım Exarcheia’dan korkardı.”

Bazı Atinalı yerleşiklerin mahallenin kıyısından dahi geçmeyecek kadar ciddiye aldığı bu “tehlikeli mahalle” imajı medya yoluyla pekiştiriliyor. 2000’li yıllarda bu imaj maalesef gündelik hayattan da beslenmeye başlamış. 2008’de 15 yaşındaki Aleksis isimli çocuğun polis tarafından öldürülmesinden sonra bir ritüel hâline gelen “anarşist” gençlerin polisle çatışması ve daha çok göçmenlerle ilişkilendirilen ve yerleşiklerin sürekli karşı mücadele verdiği uyuşturucu kullanımı ve satımı mahallenin gündelik akışına eklemlenmiş. Bu gündelik meseleler yüzünden mahalleye hiç gelmemeyi tercih eden Atinalılar olduğu gibi Avrupa’dan çatışmalara katılmaya ya da mahallede yaşamaya gelen gençler de var. Bu bir tür turizme dönüşmüş. Benim “cumartesi ritüeli” diye andığım bu çatışmaları gazdan etkilenmeden bir kafede oturarak izlemek mümkün ya da sokak aralarında yakılan araçların aydınlattığı arka plan özellikle bir taverna çıkışında kişisine göre romantik, turistik ya da eksantrik olarak tanımlanabilir.

“Her şeyin değişmesi sanırım 2008’de başladı. O çocuğun hiçbir neden olmadan mahallede gözümüzün önünde vurulması, kriz, protestolar, protestoların sonunda bir şeye evirilememesi, mahallenin yerleşiklerinin gitmesi, uyuşturucu meselesi.” (Sinan)

Mahalle ‘kolektivite’lerinin Exarcheia Meydanı’ndan kovduğu uyuşturucu satan ve bunu yapmak için göçmenleri kullanan çetelerin mahallenin kalbi denilen meydanı seçmesinin politik ve enformel aktivizme karşı bir çeşit üst müdahale olduğunu düşünenler de var. Bu okumadan gelişmiş bir mahalleli refleksiyle meydanda yapılması planlanan metro istasyonu için zemin etüdü yapmaya gelen araçları mahalleden çıkartmışlar.6 Göçmenlerin kırılganlığından faydalanan uyuşturucu çeteleri konusunda mahalleli tarafından, yine enformel bir mücadele devam ediyor. “Anarşist” gençlere yönelikse, polis şiddetine karşı onları gözeten fakat polis şiddetinin tuzağına düşmemeleri konusunda da uyaran ve hatta eleştiren bir tutum var. Exarcheia Sakinleri İnisiyatifi gibi uzun süredir mahallede bulunan bazı topluluklar ve gruplar bu gençleri de içerecek çeşitli etkinlikler düzenliyor. Aralarında kendilerini “anarşist” olarak tanımlayanlar olduğu hâlde, anarşist sözcüğünü duyar duymaz kimileri için egzotik-politik bir turistik alan olarak görünen fakat mahallelerini tedirgin eden imaja işaret ederek sözcüğe tepki gösteren görüşmecilere göre “anarşizm” geçmişte farklı bir politik akımdı.

Exarcheia, fotoğraflar: Emre

“Anarşist mahalle ne demek/demekti?”

Görüşmecilere, büyük çoğunluğunu göçmenlerin oluşturduğu komşu mahalleler Omonia ve Victoria’yla Exarcheia’nın farkını soruyorum. Hem çok eskiden göç etmiş hem de yeni gelen göçmenlerle, orta ve üstü yaşlı Yunanistanlı yerleşikler Exarcheia’nın sınırlarının (hâlâ) politik sınırlar olduğunu söylüyor. Bu sınırlar içerisinde kimse birine görünüşünden ya da milliyetinden dolayı müdahale etmiyor. Dolayısıyla kimse bir göçmene müdahale etmiyor. Öyleyse Politeknik Direnişi’nin ve dönemin anarşizminin temel sloganı ve Yunanistanlıların en sevdiği kadın isimlerinden biri olan eleftheria [özgürlük] nerede doğduğundan, nereden geldiğinden ve devletin verdiği mülteci, göçmen gibi kimliklerden özgürleşme anlamı kazanabiliyor. Bu özgürlük, göç etmiş birisi için o kadar değerli ki, görüştüğüm göçmenler mahalleye dair bu sayede güçlü bir aidiyet oluşturmuş. Mahalle hiçbir zaman bir göçmen mahallesi olmamış, göçmenlerin yerelleştirdiği bir yer olmuş. Altı ay önce mahalleye göç edenden de, otuz yıl önce göç edenden de “burası bizim Fatih gibi, bizim köy gibi, bizim Denizli gibi” sözlerini duymak mümkün. Hiçbiri diğerine benzemez bu yerleri Exarcheia’ya benzeten ve Exarcheia’yı yerelleştiren şey dışlanmamanın verdiği özgürlük. Dünyanın dört bir yanında yerinden yurdundan edilme yeni ‘normal’ olurken bir mahallenin sakini olabilme imkânı.

Mahallenin terk edilmesi, yerleşiklerin gidip geçici konaklayanların artması, uyuşturucu çeteleriyle süregelen mücadele ve cumartesi çatışmaları turizmi gibi yeni durumlarla beslenen tedirginlikle beraber bu yerelleşme mahallenin kendisine ait özgün bir oluş hâli. Göçmenlerin bu mekânda yerelleşmesinin, mahallenin geçmişten gelen ve “anarşist” olarak anılan karakterine devingen bir devamlılık getirdiği farklı anlatılardan okunabiliyor. Bu tedirginlik duygusunun altında yatan en önemli neden sermayeye bağlı kentsel dönüşümün artan bakısı ve mahallenin bu baskıya direnme kapasitesinin azalması. Dolayısıyla burada faili belli bir süreç olduğunu düşünmek mümkün. Bu duygu çeşitli araçlarla besleniyor ve mahallenin kendisini koruyan sınırlarının aşınması bekleniyor. Nitekim bu aşınmayı, kentliyi ekonomik kriz daralmasından çıkaracak fırsatlarla dolu bir gelecekmiş gibi çağıran “Atina Yeni Berlin’dir” [Athens is New Berlin] duvar yazısına kent içinde rastlıyorum.

Exarcheia’yı görüşmeciler için hem bir mahalle hem de anarşist bir mahalle yapan şey, dönüşüyor olsa dahi göçmenler için taşıdığı yerelleşme imkânı. Herhangi birisi için Exarcheia mahallesi kendisini tedirgin hissedeceği bir yer olabilir, fakat bir göçmen için “dünyanın en güvenli yerlerinden biri.” 1990’ların sonunda mahalleye gelmiş Sinan ilk aşkını bulduğunu, bir inşaat işçisi olarak hem Türkiye’de hem de Yunanistan’da krizi yaşamış Fatih ise mahallede tanıştığı bir dans grubu vesilesiyle çağdaş dansa başladığını anlatıyor. Sakinlerinin bu gibi anlatılarını dinledikçe tiyatro yapılan, seminerler düzenlenen, açık halk meclislerinde hayatın tartışıldığı ve bu tartışmaların Yunanistan politikasında yer edebilme gücünün olduğu meydanı, yani mahallelinin farklı kimlikleriyle birlikte bir varoluşu performe ettiği meydanı biraz buruk bir duyguyla hayalimde canlandırabiliyorum. Yerelleşmenin, anarşist bir mekân üretme pratiği ve/ya da nevi şahsına münhasır bir mahallenin süregelen güçlü bir özelliği olarak kalmasını diliyorum.

III.

G: “Maria, mahalleye (Exarcheia’ya) dair en sevdiğin şey nedir?”

M: “Geçmiş. Ve bana geçmişi hatırlatan, umut veren tek şey hâlâ göçmenlerin burada olması, burada kendilerini ‘yabancı’ hissetmemeleri. Eskisi gibi olmasa da arada sırada onlarla yardımlaşıyor olmak.”

G: “En sevmediğin şey?”

M: (Uzun süren bir sessizlik…) “Gelecek… Gelecek, çünkü bu gidişattan korkuyorum.”

1. Exarcheia’yı ilk kez 2015 yılında birlikte gezdiğimizden beri mahallenin çelişkili durumlarını aramızda tartıştığımız, bu denemeyi eleştirileriyle destekleyen Besim Can Zırh’a; 2017’de mahallede gerçekleştirdiğim bağımsız araştırmaya destek olan yedi görüşmeciye; mahallede benimle konuyu tartışan ve görüşmecilerin bir kısmıyla tanışmamı sağlayan Dr. Latife Akyüz’e; araştırmanın bu denemeden evvel çeşitli yerlerde sunduğum makale hâlini tartışıp geliştirmemde katkısı olan Prof. Dr. Güven Arif Sargın, Prof. Dr. Panayotis Tournikiotis, Esra Sert ve Canan Seyhun’a teşekkür ederim.

2. Polikatikia (πολυκατοικία): “Çok” ve Türkçeyle ortak bir kelime olan “kat” kelimelerinin birleşiminden oluşan sözcük. “Çok katlı konut” ya da “apartman” demek. Tipik bir polikatikia’da, aşağıdan yukarı doğru çıkıldıkça sokağa güneş ışığı alabilmek için teraslar geri çekilir. Atina’da üst katlarda daha az daire, daha büyük teraslar ve bir ihtimalle deniz ya da Akropolis manzarası vardır. Yunanistanlı hocalar kentte mahalle ölçeğinde bir sosyal sınıfsal ayrışmadan çok apartman ölçeğinde ve dikey bir sosyal sınıfsal ayrışma olduğunu söylediler. H Ble Polikatikia (H Μπλε πολυκατοικία), Mavi Polikatikia isimli çok katlı konut Yunanistan’ın 1933 yılında inşa edilmiş ilk polikatikia’larından birisi ve Exarcheia Meydanı’nda bulunuyor. Apartmanlaşma döneminin modern, rengi ve mekânsal kalitesiyle avangard ve özgün bir eseri olarak kabul ediliyor.

3. Bir modern kent planlaması, kentsel örgü aracı olarak “grid” terimi. Grid, Atina kent planlamasına tutarlı biçimde uygulanmış görünüyor.

4. Burada, bomboş bir otopark alanında yeşertilmiş işgal parkı, Park Navarinou’ya gönderme yapıyorum. Ayrıca mahallede başlayan ve tüm Yunanistan’ı saran en önemli işgal ve protestolar: Politeknik Direnişi (1973), liselerin işgali (1991) ve Aleksis’in öldürülmesinden (2008) sonra başlayan protestolar.

5. Airbnb hem kiracı hem ev sahipleri için kısa dönemli ev kiralamayı sağlayan, son yıllarda otellere alternatif olarak gelişen çevrimiçi bir şirket. Bu konuda şu yazıya da bakılabilir: “Airbnb and the so-called sharing economy is hollowing out our cities

6. Anacadde üzeri ya da Ulusal Arkeoloji Müzesi yanındaki geniş alan dururken metro istasyonun daha içeriye, mahalle meydanına yapılmak istenmesi ayrıca eleştirilen bir konu. Metro yapımı planı hâlâ geçerli olsa da ekonomik kriz ve protesto kültürü karşısında dondurulmuş gibi görünüyor. 2014 yılında yayınlanan bir haber tam meydana metro istasyonu yapılması planını doğruluyor.

Okuma Önerileri
Eleni Bastéa, The Creation of Modern Athens: Planning the Myth, Cambridge: Cambridge University Press, 2000.
Monia Cappuccini, Austerity & Democracy in Athens: Crisis and Community in Exarchia, Londra: Palgrave Macmillan, 2017.
Stavros Stavrides, “The December 2008 Youth Uprising in Athens: Spatial Justice in an Emergent City of Thresholds”, Spatial Justice, 02 Ekim, 2010.
Tuğçe Şahin, “Mikro Mücadeleler”, Manifold, 03 Ağustos 2018.
Alexander Tzonis & Alcestis P. Rodi, Greece: Modern Architectures in History, Londra: Reaktion Books, 2013.
Besim Can Zırh’ın Exarcheia fotoğraf albümü.
İnternetteki videoların birçoğunun aksine şu iki video birlikte mahalleye dair pek çok şey anlatıyor: “Exarchia 1” ve “Exarchia 2

Atina, Gülşah Aykaç, kent, mahalle, mimarlık, şehir