Kaan Boşnak, Bir
‘Zaman Yolcusu’ mu?

O devirlerin bir elektriği vardı. 
O devirlerde herhalde uzayda bir elektrik hasıl oldu, 
bütün dünyayı kapladı, 
biz de büyük bir şans eseri o elektriğe denk geldik. 
Erkin Koray, 60’lı yıllardan bahsediyor

Barbarism begins at home

Yusuf Hayaloğlu ve Ahmet Kaya ikilisinin “İçeriden Çıkan Adam” parçası, Kaan Boşnak’ın, Mısır’dan (evinden) çıkışını müjdeler gibidir: “İçeriden çıkacak birazdan adam / Yılların tortusu çökmüş yüzüyle / Alnını güneşe serecek adam [...] İçeriden çıkacak birazdan adam / Yıpranmış bavulu hantal sesiyle / Kendini yollara vuracak adam.”

2010’lu yılların başında, ‘tıkılıp’ kaldığı aile evinde, kalbinden geçenleri gitarının tellerinden süzerek sanal alemdeki bir avuç dinleyicisine ikram eden Boşnak’ı, en son, yani 2019’un Nisan’ında, grubuyla birlikte, Bostancı Kültür Merkezi’nde beş bin kişiye konser verirken görmüşler, vallahi ben BluTV’nin izleyicisiyim! Günler geçiyor, aylar geçiyor, geçsin gitsin; eh, 2020’ler, sen de mi boş geldin? “Telefonda Olmaz mı?” “Daha iyi bir önerim var abi: Yüzyüzeyken Konuşuruz.”*

Grubun 18 yaş altındaki
dinleyicilerinin yoğunlukta olduğu
BGM konserini merkezine alan
43 dakikalık belgeseli
Barış Candoğan yönetmiş. 

‘Dalgacı Mahmut’ ölümsüzdür!

Kaan Boşnak kaptanlığındaki Yüzyüzeyken Konuşuruz (Y.K.), Türkiye müzik tarihinde irili ufaklı önemli atılımların gerçekleştiği 2010’lu yılların en büyük fenomenlerinden biridir; grup, amatör kayıtların ardından gelen Evdekilere Selam (2013), Otoban Sıcağı (2014) ve Akustik Travma (2018) albümleriyle müzikal kubbemizde görece alışılanın dışında, hoş ve büyük ihtimalle de baki kalacak bir seda yakalamıştır.

Bay Boşnak’ın gerek Yüzyüzeyken Konuşuruz’la gerek de solo çalışmalarıyla, sözünü sazından esirgemeden ete-kemiğe-kulağa büründürdüğü müziğin izi; Cemiyette Pişiyorum, Malt, Kesmeşeker, MFÖ, Bülent Ortaçgil, Fikret Kızılok, Barış Manço, Erkin Koray’a ve hatta dinlersen, Çukurova’da bağlamasıyla gezerken gördüğü üç güzele gönlünü düşürüp türkü çığıran ilk playboy’larımızdan Karacaoğlan’a kadar sürülebilir. Yine de Y.K.’yı, çağdaşları olan Büyük Ev Ablukada, Son Feci Bisiklet, İkiye On Kala, Kalben, Yok Öyle Kararlı Şeyler, Adamlar, Kaç Canım Kalmış, Gaye Su Akyol vb. isimlerle bir kategoriye almak icap ettiğinde, bazı tez canlı-işgüzar müzik yazarlarının yaptığı gibi, “Müzikte Yeni Dalga” türünden ithal (ve pek Zorlu’ca!) kavramlar kullanmak yerine —2010’lar jargonunu hesaba katarak— “Kendi Dalgasına Bakanlar” denmesinden yanayım. Zira, ilişkilenmelerimizden öğrendiğimiz bir şey varsa, o da Duman’ı üzerinde olanın adının hemen konulamayacağıdır: “Şarkını seç gel benimle / Beraber bağıralım / Dalganı geç sen benimle!”

Güven Erkin Erkal’ın Maksimum Rock adlı radyo programının
2012 tarihli bir nüshasında,
Yüzyüzeyken Konuşuruz’un,
“Bağımsız Hareket Durdurulamaz”
başlığı altında incelenen gruplar arasında yer aldığı görülüyor.
(kaynak: Güven Erkin Erkal)

‘Beni bu kentte tutan boğazı değil, geçmişimdir’

Bay Boşnak’ı kulağımızdan sonra bağrımıza basmamıza sebep olan şeylerle, kendisinin bir ‘zaman yolcusu’ olduğuna işaret eden şeyler tıpatıp aynı; 1880’lerin sonundan bir fotoğrafı, aktivisit Greta’nın zamandaki yolculuğuna kanıt sayan çoğunluğu gördükçe, röportajlarında müzisyen olarak nerelerden beslendiğinden (geldiğinden) bahseden Boşnak’ın hakkının yenildiğini düşünüyorum. Cenk Eren’in, Selda Bağcan Şarkıları, Ferdi Özbeğen Şarkıları, Tanju Okan Şarkıları diye peş peşe albümlerinin yayımlanabildiği, at izinin ot izine karıştığı bu devirde, ben de diyorum ki, asıl zaman yolcuları suskundur arkadaş, sahipsizdir!

‘Resmen’ 1992’de doğduğu bilinse de esasında —Richard Schenkman’ın The Man from Earth filmindeki John Oldman gibi— ölümsüz bir canlı olan ve bilhassa 60’lı, 70’li yıllarda Türkiye’de bulunduğu —benim Sadettin Teksoy’ca güdülerime pek de ihtiyaç duyulmaksızın— ortaya çıkmaya başlayan Bay Boşnak’ın, 2000’lerde tekrar döndüğü memleketimizde, gitarı eline almadan çok önce kalemi ve klavyeyi kuşanmış olduğuna dair kanıtlar mevcut. Mesela, 2000’lerin sonunda Uludağ Sözlük’te “kansob” nick’iyle yazarlık yapmış ve yine lisenin ilk yıllarında Genç Praksis isimli bir dergi çıkarmış. Bu dergide yayımlanan ilk şiirinden başlayarak Bay Boşnak’ın ‘ozan’ olarak izi, At Kafası ile Fil & Toz dergisine kadar sürülebiliyor.

Bazı parçalarındaki, sözgelimi “Cenaze Evi”ndeki “Çok canım sıkılıyor, kuş vuralım istersen!”li Ülkü Tamer göndermesi, “Sandal”daki “Uykulardayım, muazzam uykularda”lı İsmet Özel göndermesi, “Giyemediğim Terlikler”deki Ah Muhsin Ünlü göndermesi ve tabii ki Demos adlı solo EP’sindeki Murat Menteş şiiri besteleri (“Şeyhim Beni Işınla”, “Deplasmanda Plasebo”), kendisinin, memleketin şair ceketi kuşanmış çocuklarından olduğunu gösteriyor. Bununla birlikte, Beat kuşağı yazarları, Hermann Hesse, Albert Camus, Emrah Serbes, Barış Bıçakçı, Mahir Ünsal Eriş, Hakan Bıçakçı, Yusuf Atılgan gibi edebiyatçılarla da gönül bağı olduğu biliniyor.

Boşnak’ın,
2018 tarihli
Fil & Toz dergisinde
yer alan şiiri,
“Senin kolların bu evin
en güzel eşyasıdır ve benimdir”
dizesiyle dikkat çekiyor.

Ve yine, Bay Boşnak’ın Y.K. ile adını ilk duyurmaya başladığı günden itibaren, Türkiye’nin 60’lı, 70’li yıllardaki müzikal atmosferini solumaya nail olmuş insanlarda ancak rastlanabilecek türde ‘büyük’ iddialara sahip olduğu görülüyor. Eh, gerçekten de kolay değildir canım, Cem Karaca-Edirdahan’lı “Safinaz”ı, Alpay’lı “Güven Parkı”nı, Erkin Koray’lı “Hor Görme Garibi”i, Zülfü Livaneli’li “Şeyh Bedrettin Destanı”nı ve hatta Zeki Müren’li “Kahır Mektubu”nu dinledikten sonra bir daha aynı yolları, aynı hevesle yürümek! Bu bağlamda, Boşnak’ın farklı zamanlarda yapılmış röportajlarından alıntılar yapmak faydalı olabilir:

2012, Hücum Kayıt: “Türkiye’de müzik yapan müzisyenler genel olarak batıdaki müziğin kopyasını yaptıkları için ülke dışında tanınmıyorlar. Türkiye’de müzisyen olarak Korhan Futacı’yı takdir ederim ama sözlerini pek başarılı bulmuyorum açıkçası. Onun dışında takdir ayıp olur örnek aldığım Orhan Gencebay var.”

2013, Akşam: “Yıllarca iğrenç, klişelerle dolu şeyleri dinleyip durduk. Sürekli tekrarlanan bir aşk hikâyesini dinlemek gibi. Biz ise içerisinde kara mizah barındıran şarkı sözlerimizle biraz da bu durumla dalga geçiyoruz. Biz mizah dergileri okuyarak, ikinci yeni edebiyatını okuyarak büyüdük. Televizyonlara çok fazla hapis olmadık.”

2013, Rave Mag: “Engin (Sevik) ile bizim kafamızdaki daha yoğunlaşma istediğimiz pyschedelic folk, 60’lı yıllarda hem dünyada hem Türkiye’de yükselen Anadolu Pop müzik tarzına yakın olacak. Kendi coğrafyamıza dönük müzik yapmak istiyoruz.”

2013, Avaz Avaz: “Anadolu pop diye bir akım çıkmış ortaya ama Türkçe sözleriyle, bu coğrafyanın türkülerinden psychedelic rock yapıyorlar. Ondan sonra Anadolu rock müziği günümüz gençliği tarafından kokan çorap muamelesi gördü. Avrupa menşeli topluluklar kendi partilerinde Erkin Koray, Selda Bağcan çalmaya başlayınca da bu akımın değerini anladılar.”

2014, Plak Dükkanı: “Sürekli Powertürk radyosu açıktı. Gün boyu dönen 10, 15 şarkı vardı, hepsi birbirinden iğrenç işlerdi. Zaten o kanalda sürekli çalan isimler, herkes kim olduklarını biliyor. Ana akım yayınlarda ruhuma dokunan hiçbir şeye rastlamıyorum, denk gelince de midem bulanıyor.”

2014, Redbull: “Türkçe sözlü müziğin basiretsizliği, 80 darbesine dayanıyor incelediğimiz zaman. Daha yeni yeni topluyoruz sanıyorum kendimizi. O yüzden bu jenerasyonun genç çocukları da Türkçe sözlü müziği farklı bir yere getirmeye çalışıyorlar.”

2015, AED Söyleşi: “Bir isyan olmak isteseydim Şeyh Bedrettin isyanı olurdum.”

Herkes yine kendini kurtarır, olan sana olur!

Grupta örneğin, elektro gitarist (ve klavyeci) Engin Sevik’in sazının tellerine vuruşundaki Orhan Gencebayesk/Erkin Korayist (yer yer de ‘şelpe’ye meylinden Hasret Gültekinci!) ruhu çok sevmekle birlikte, Y.K.’nın büyük yüzdesini Bay Boşnak oluşturuyor diyebilirim; BluTV’deki mini belgeselde sarf ettiği “Mesela Akustik Travma’nın yüzde yetmişini ben evde yaptım, sonra üstünden geçtik.” sözü, çalışma yöntemlerine ve üyeler arasındaki dinamiklere dair çok şey söylüyor, tabii tüm parçaların söz ve müziği de kendisine ait. Bu anlamda Y.K.’yı —Boşnak’ın da Cenk Taner özelinde hayranı olduğu— Kesmeşeker grubuna benzetebiliriz.

Yüzyüzeyken Konuşuruz
güncel kadrosuyla, soldan sağa:
Engin Sevik, Can Kalyoncu, Kaan Boşnak, Can Tunaboylu, Baransel Ökmen,
kaynak: @yuzyuzeykenkonusuruz

Ama kaptan Boşnak’ın rotayı (ve bittabi kafayı!) ileriki zamanlarda nereye kıracağına dair, son albümleri Akustik Travma’yı dinlediğim günden beri uzun uzun düşüncelere dalmış bir hâldeyim. Evdekilere Selam (2013) ve ardından —sound’larının daha da bir serpilip güzelleştiği— Otoban Sıcağı (2014) albümlerinde, müstehzi bir ifadeyle, dış dünyayı kendi eleğinden geçiren ve dinleyiciyi şarkı sözleriyle kendi evreninde ağırlayan Boşnak’ın, Akustik Travma’da (2018), dört yıllık süreç içinde yalnızca feleğin sillesinden geçmekle kaldığı fark ediliyor (“Uykusuz ve Dengesiz”!); şarkı sözlerinde önceki gibi özden bir anlatı kurmuyor, tam tersine önünden akan dünyayı sadece seyrediyor, arada da homurdanıyor.

İlginçtir, Bay Boşnak, Akustik Travma’da ilk iki albümden farklı olarak, garip (uykulu!) bir vokal tekniğiyle, ait olmadığı (yapay) bir dünyanın, yani normalde dilinden dökülmeyecek şeylerin sözcülüğünü yapıyor: “Kadıköy Kızı”ndaki “Acep”lerin, “Dinle Beni Bi”deki “Ah bebeğim ben hâlâ deliyim”lerin, “Yıkılma Sakın”daki “Kendini nazarlardan sakın”ların, “Bodrum”daki “Yaramıyorsa içmeyeceksin başkan”ların veya “Onlar da Yansın”daki “Kaderimde varmış”ların, Bay Boşnak’ın gönül dünyasına ait ifadeler olduğunu iddia edemem, zira ilk iki albümü bilir, çekinirim.

Son olarak Akustik Travma adlı albümü yayımlanan grup, Spotify’ın
“Türkiye’de En Çok Dinlenen Sanatçılar” listesinde 2018’de üçüncü sırada,
2019’da da beşinci sırada yer aldı.

Müzikal olarak da, örneğin Fırtınayt albümü (2017) ile Büyük Ev Ablukada’ya gerçekten büyük bir ivme kazandıran elektro müziğe meyledişin ya da Hedonutopia’nın doğma büyüme yaptığı elektro müziğin, Y.K.’da bir ‘kan uyuşmazlığı’ yarattığını/yaratacağını ve bu nedenle beklenilen şekilde sükse yakalanır gibi olsa da, grubun bu kalıbın duvarları içerisine sığamayacağını düşünüyorum. Ama yine de bana göre, 2010’lar gençliğinin, Gezi sonrası yalpalamalarını konu edinen “2013” gibi ‘ansiklopedik’ bir parça barındırması sebebiyle, seneidevriyelerde dinlenebilir bir albümdür Akustik Travma. Bunu, özellikle Evdekilere Selam’ı iki haftada en az bir kere, baştan sonra dinleme ihtiyacı hisseden biri olarak yazıyorum.

Akustik Travma, Fono Müzik’ten çıkan iki albümün ardından Sony Music Entertainment etiketiyle yayımlandı, aslında bu değişiklik bile kendi başına birçok şey söylerken, aklıma, müziğini yılanın deri değiştirmesi gibi bir anda değiştiren/değiştirebilen ya da her an değiştirecek gibi duran Büyük Ev Ablukada’nın halihazırdaki gücünü, en çok da kendi plak firmaları Olmadı Kaçarız’dan aldığı geliyor. Şimdi düşünüyorum da, Yüzyüzeyken Konuşuruz’un güçlü bir altyapıya sahip bu son albümü, belki ilk albümleri olarak yayımlanmış olsa, benim için daha çok bağra basılır olurdu. Sonuçta, özellikle parça sonlarında, Bay Boşnak’ın elektro bağlamaya vuslatını inceden duyduğumuz bir albüm oldu Akustik Travma. Bilemiyorum Altancığım… Eh, ama şunu da bilirim ki, Boşnak’a büyük saygı, sevgi duymamak pek mümkün değil; balıklar ülkesinde —zaman yolculuğu da yapabilen— bir fil kolay yetişmiyor.

* Boşnak, gruba “Yüzyüzeyken Konuşuruz” ismini nasıl seçtiklerini şöyle anlatıyor: “[A]rkadaşla internette konuşuyorduk. Bir grup ismi arıyorduk. Bir iki saat şu olsun, bu olsun diye kafa patlattıktan sonra ‘Aman neyse, Yüzyüzeyken Konuşuruz boş ver’ dedik. Öyle de kaldı!”

Kaan Boşnak, müzik, Özgün Çağlar, popüler kültür, Yüzyüzeyken Konuşuruz