Aulos’un İzinde: Üflemeli Çalgıların Ortak Atasına Hangi İlimizde Rastladım?
Antik Yunan’dan bir vazo resmi;
konuğuna
aulos çalan müzisyen,
kaynak:
Ancient Rome

Dünya’da bütün tüfekler 
Kırılsa kaval edilse dost 
İnsanlar Ay’da gezeler 
Gezip Dünya’yı süzeler 
—Âşık Mahzuni Şerif, “Silahlar Kaval Olsa”, 1990

Homo sapiens, Kubrick’in 2001: A Space Odyssey filminde, hominid’in fırlattığı kemiğin yerini Ay’a giden ticari uzay aracına bırakmasıyla imlenen türde büyük bir atılım yapamadı; ilk olarak Afrika’nın düzlüklerinde eline aldığı kemiği, bugün annesinin düdüklü tencere yemeklerinden daha fazla uzaya götüremedi. Ama o kemikle zamanında dişe (kulağa) dokunur birkaç şey yaptığını unutmak büyük haksızlık olur.

Üst paleolitik dönemin (MÖ 50.000–10.000) yerleşim alanlarında kuş, ren geyiği veya ayı kemiğinden mamul düdük ve flütlere rastlandığı için, ilk müzik aletleri arasında üflemelilerin olduğunu söylemek mümkün.1 Yani zekâ sahibi Homo türü öncelikle ruhundan kemiğe üfledi, ortaya çıkan sesler bugünden duyulduğunda çok şaşırtıcı olmalı. (Ridley Scott’un Prometheus filminde de, dünya dışı zeki canlılara ait müzik aleti olarak flütün görünmesi hoş bir detaydır.)

2008 yılında Almanya’nın
Svabya bölgesindeki bir mağarada
bulunan Hohle Fels flütü kızıl
akbaba kemiğinden yapılmış.
Fotoğraf: Daniel Maurer/Associated Press, kaynak: NYT

Otuz beş bin yıllık geçmişiyle en eski enstrümanlardan biri kabul edilen Hohle Fels flütünden bugün Miles Davis’in trompetine ya da Mustafa Kandıralı’nın klarnetine uzanan yol, gerçekten heyecan vericidir; insanlığın aldığı nefesi, üzerinde var olduğu gezegene şükranla iade edişinin tarihidir. (Paşa’nın affına sığınarak: Aldığım her nefesin birisi senin / Üflemeliler sarhoşuyum dolaşır dilim!)

Antik Yunan kültürüyle özdeşleşmiş; tahta, kamış veya kemikten yapılan, bitişik/ayrı iki borudan oluşan aulos ise üflemeliler tarihinde önemli bir eşiği temsil eder. Müzik literatüründe çoğunlukla “kaval” ya da “flüt” diye hatalı aktarıldığı görülen aulos [αυλός], aslında antik Yunancada “boru” anlamını gelir.2 Yanlış çeviriler, halihazırdaki müzik aletleri içinde doğrudan bir karşılığının olduğunu düşündürse de, aulos’un yalnızca, tahta üflemelilerin “kayıp ortak atası” olduğu söylenebilir.

Bahçe süsü olarak yapılmış
Borghese vazosundan bir detay;
aulos çalan satir,
kaynak:
Ancient Rome

Aulos; kithara, trigonon ve lir gibi antik Yunan kültürüne ait temel müzik aletlerinden biri olmakla birlikte, aslında ilkçağ uygarlıklarının müşterek-melez kültürünün bir ürünüdür. Aulos’lardan (ya da çok benzeri müzik aletlerinden) çıkan sesler, uzun yıllar boyunca yerkürenin önemli bir bölümünde, Fenikelilerle birlikte Akdeniz’in sıcak kumsallarında, Sümerlerle birlikte Mezopotamya’nın bereketli tarlalarında, Hititler ve Friglerle birlikte Anadolu’nun görkemli şehirlerinde işitilmiştir.

İlhan Mimaroğlu, aulos’un antik Yunan’a Asya’dan geçtiğini belirtirken,3 Ayna İsababayeva daha net bir şekilde Frigya’yı işaret eder.4 Müziğin her türlü erdemin kaynağı sayıldığı ve ruhun eğitilmesinde-saflaştırılmasında büyük payı olduğunun savunulduğu antik Yunan felsefesinde aulos, gerek Frigya kökleri nedeniyle gerek de aşıladığı “zapt edilemez zevk-heyecan-şehvet” nedeniyle tepki görmüştür. Ve yine aulos’tan çıkan ses, müziğin şiirle iç içe geçtiği/icra edildiği, bu nedenle “nazik sesli” lir ve kithara’nın önemsendiği Yunan felsefesinde, sözleri bastırdığı için hoş karşılanmamıştır. (Berna Tunçer’in iki ayrı müzikologdan aktardığı üzere, aulos kuvvetli-keskin ses rengine sahipti; gür sesli bir çeşit obuaya benzetilebilirdi.5)

Cristian Gentilini’nin kaydı gibi
YouTube’da yer alan birkaç video,
aulos’un sesinin nasıl olduğuna dair kulaklara bir şeyler fısıldayabilir.

Yunan halkı ise, kimi zaman solo olarak çalınan kimi zaman kithara gibi tellilere ya da vokale eşlik eden aulos’u çok seviyordu;6 şarap tanrısı Dionysos’un simgesi de olan bu müzik aleti ibadetlerde, düğünlerde, hasatlarda, şölenlerde, spor müsabakalarında başköşedeydi. Tabii halkın —elitlere eleştiri konusu olan— aulos’lu zevküsefasının bedelini de zamanında birileri ödemiş olmalıydı ve bu kişiler iki Frigyalı, kral Midas ile satir Marsias’tan başkası değildi.

Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü’nde,7 garibim Marsias’ın ilk görüşte sevdalandığı aulos nedeniyle başına gelen felaketi şöyle anlatıyor (Metinde aulos “kaval”, lir “lyra”, Frigya da “Phrygia” olarak geçiyor.):

Marsyas iki borulu kavalın bulucusu sayılır. Bu yüzden de kimi kaynaklarda Marsyas’ın Kybele’nin alayından olduğu söylenir, çünkü Ana Tanrıça kültünde tefle birlikte bu kaval kullanılırdı. 
Ama asıl efsanesi şöyledir: Bu kavalı bulan tanrıça Athena imiş, günün birinde kaval çalarken bir derenin suyundan yüzüne bakacak olmuş, kavalın yüzünü nasıl buruşturup çirkinleştirdiğini görmüş ve kavalı öfkeyle atıp dere kenarından uzaklaşmış. 
Bir başka anlatıma göre Hera ile Aphrodite, Athena’nın kaval çaldığını görerek onunla alay etmişler, tanrıça da Phrygia’ya giderek duru bir suda yüzünün gerçekten çirkin olduğunu görmüş de kavalı atarken, onu yerden toplayacak olanı en büyük cezalara çarpacağına ant içmiş, Marsyas bunu nerden bilsin, yerde bulduğu kavalı almış ve çalmaya koyulmuş. Marsyas bayılmış sesine, o kadar sevmiş ki dünyada bundan güzel ses veren saz olmadığını ileri sürmüş ve Apollon tanrının lyra’sıyla yarışmayı bile göze almış. Tanrı bu yarışma için bir şart koşmuş: Kim yenerse yenilene istediğini yapacak.

Jacob Jordaens’in (1593–1678) “Midas’ın Hükmü” resmi, kaynak: Christies

Yargıç olarak Tmolos (Bozdağ) tanrısını almışlar. Birinci yarışma sonuç vermemiş, ikincisinde Apollon, Marsyas’a meydan okuyarak kavalını tersine tutup çalmasını buyurmuş, kendisi lyra’yı ters tutunca aynı sesleri çıkardığı hâlde, Marsyas kavalını öttürememiş, bu yüzden de yenik düşmüş. Yarışmayı gözleyen Phrygia kralı Midas gene de kavalın lyra’dan üstün olduğunu söyleyince, tanrı onun kulaklarını eşek kulakları hâline getirmiş (Midas). Ama bununla kalmamış, Marsyas’ı tutmuş, bir ağaca bağlamış ve derisini yüzmüş. Marsyas bu korkunç işkence içinde can vermiş. Apollon sonradan yaptığına pişman olmuş derler, lyra’sını yere atarak kırmış, Marsyas’ı da bir ırmak hâline getirmiş. Gökbel’de akan Çine çayı işte bu ırmakmış. 
[…] 
(Marsyas’ın kardeşi) Babys de kaval çalarmış, ama onun kavalı tek borulu ilkel bir kaval olduğundan Apollon Babys’e önem vermemiş, böylece Babys Marsyas’ın uğradığı cezaya uğramamış.

Kaynaklar, ilkçağdan ortaçağa kadar yaygın olarak kullanılan aulos’un iki çeşidinin olduğunu yazıyor: Demli aulos’ta yalnızca bir boruda ses delikleri varken (deliksiz borudan tek bir ses çıkıyor), demsiz aulos’ta iki boruda da ses delikleri var. Aulos’un döneminde tam olarak nasıl ses çıkardığını duyma imkânımız yok, ama örneğin antik Yunan yazarı Athenaeus, Friglerin üflemelileri kendi keşfettikleri şekilde çalmış olduğunu (‘Frigya usulü’) ve bu nedenle de Yunanların üflemeli çalan müzisyenlerine kendi aralarında Frig isimleri verdiğini söylüyor.

Frigya dönemine ait
Ana Tanrıça Kibele heykeli;
soldaki müzisyenin
aulos,
sağdaki müzisyenin de
kithara çaldığı görülüyor.
Fotoğraf: Güneş Kocatepe, kaynak:
Atlas

2014 tarihli bir haberde ise, Frigya’nın başkenti Gordion antik şehrindeki (Ankara, Polatlı) kazılarda bir çifte kavalın (aulos) bulunduğu aktarıldıktan sonra Anadolu Üniversitesi’nden Ahmet Bülent Alaner’in şu sözlerine yer veriliyor: “Çifte kavalın antik Yunan kaynaklı olmadığını, Anadolu kaynaklı bir çalgı olduğunu belirlemiştik. Daha sonra Müzikoloji Bölümü’nden öğrencim Çiğdem Baloğlu ile bu kavalın yapısını araştırmaya başladığımızda çıkan seslerin Frigyan modu olduğunu tespit ettik. Frigyan modunun Eskişehir, Kütahya, Bilecik, Afyonkarahisar, Uşak ve Ankara bölgesinde hâlâ bulunup, bulunmadığı araştırmasının içine girdik. Söz konusu bölgenin türkülerini incelediğimizde bunların genel yapısının Kürdi makamında olduğunu gördük. Frigya dönemindeki ilahiler, bugün Kürdi dizisi adı altında Anadolu türkülerinde yaşıyor.”

Gaziantep’ten yakın zamanlı
zambır örnekleri,
kaynak:
Türkü Sitesi

Ve yine, elli yıl öncesine kadar orta ve güney Anadolu’da çifte, çifte kaval, zambır, kargın, argun, argul adlarına sahip —aulos benzeri— müzik aletlerinin sıklıkla kullanıldığı da biliniyor.8 Daha doğrusu, bilen biliyormuş! Mesela ben, geçen hafta YouTube’da kısa bir videoya denk gelmeseydim ve gördüğüm o ‘acayip’ enstrümanın peşine düşmüş olmasaydım böyle bir şeyi bilmeyecektim: TRT Müzik’te yayımlanmış bir programa ait görüntülerde, Gaziantep’te köy evinde toplanmış vatandaşlar, çift borulu küçük bir üflemeli ve davulla icra edilen müziği dinliyordu; aralarında dans edenler de vardı. Birkaç video daha izleyince —adının zambır olduğunu öğrendiğim— aulos’un bu uzaktan torununun Anteplilerin, Hataylıların düğünlerinde/eğlencelerinde esas müzik aleti olarak çalındığını da gördüm… Derken ortaya bu yazı çıktı! Zurnada peşrev olmaz ama aulos’ta neden olmasın?

Videoda zambır çalan müzisyen,
1973 doğumlu Memik Avcı.
Facebook sayfasında verdiği bilgiye göre, üflemeli çalgılar ustası olarak yurtiçi ve yurtdışında çeşitli çalışmalar yapıyor
ve on yılı aşkın süredir İzmir Buca
Halk Eğitim Merkezi’nde ders veriyor.

1. Roger Lewin, Modern İnsanın Kökeni, Tübitak, 1998.

2. Ayna İsababayeva, “Antik Edebî ve Felsefi Kaynaklarda Aulos ve Syrinx ve Tercüme Problemleri”, Sosyal Bilimler Dergisi, 2015.

3. İlhan Mimaroğlu, Müzik Tarihi, Varlık Yayınları 1995.

4. Ayna İsababayeva, “Antik Yunan Felsefesinde Çalgıların Ethos’u”, İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, 2013.

5. Berna Tunçer, Eskiçağ Kilikia Çalgıları, Pan Yayıncılık, 2005.

6. Ahmet Say, Müzik Tarihi, Müzik Ansiklopedisi Yayınları, 1997.

7. Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü, Remzi Kitabevi, 1989.

8. Savaş Ekici, “Gaziantep Yöresi Halk Çalgılarından Zambır Üzerine Bir Araştırma”, Motif Dergisi, 2006.

aulos, çalgı, müzik, Özgün Çağlar