Demokratik Mimarlığı Amaçlamak

İsviçre’de mimarlık yapan bir tanıdığıma, ekim ayında İzmir’e getirmeyi planladığım bir sergiden bahsettiğimde “demokratik mimarlığın var olup olmadığına emin değilim ama diktatörlük mimarlık için çoğu zaman çok faydalı (gülen surat)” yazarak manidar bir tepki gösterdi. Sadece İsviçreli mimar arkadaşım değil mimarlık iş dünyasını, tarihini bilen herkes ve dolayısıyla Rem Koolhaas da çoğunlukla bu görüşü paylaşır desem abartmış olmam.

Rem Koolhaas, OMA/AMO & Todd Reisz,
Al Manakh, Columbia Üniversitesi
GSAPP [Mimarlık, Planlama ve
Koruma Lisansüstü Okulu],
29.09.2010, süre: 01:14:40

2010 yılında Columbia Üniversitesi’nde verdiği yukarıdaki seminerde mimarlık için burjuva demokrasilerinin artık yeterince yaratıcı ortamlar sunmadığını, totaliter ve yarı totaliter rejimlerin daha cazip imkânlar sunduğunu, kendisinin ve OMA/AMO’nun bu politik koşullara sahip yerlerle ilgilendiklerini söylüyordu. Daha sonra da Libya, Suriye ve Çin’deki projelerinden bahsediyordu. Koolhaas’ın Libya’da patronu Kaddafi, Suriye’de Esad’dı. Daha ne Libya iç savaş ile karışmıştı, ne de Suriye.

Totaliter rejim ya da diktatörlük sadece ülke yöneticileri tarafından kurulmuyor. Ultra zengin şirketler, kişiler, aileler, cemiyetler demokratik olarak adlandırılan sistemler içinde yaşarken milyonlarca başka insan için dünyanın dört bir yanında baskıcı ve bıktırıcı koşulların yaratılması için çalışabiliyor. Mimarlar diktatör karakterlerden kaçabiliyor, kaçtıklarını sandıkları yerde ise kurumsal kimliklerde şahısların silikleştiği totaliter düzenlerin avucuna düşüyor. Durum böyle iken İsviçreli arkadaşıma bahsettiğim sergi —onun tam ne olduğunu bilemediği— demokratik mimarlığın İsveç özelindeki örneklerini tartışmaya açmak için “ben avuçtan başka bir yere vardım, bak buradayım” diyor. Onunla aynı safta duran ve mimarlık yapma biçimlerine dair açılımlar üreten Türkiye’den örnekleri bir araya getiren Dayanışma Mimarlığı sergisini de yazının en başında anmasam olmaz.

Şubat ayında Stockholm Mobilya ve Aydınlatma Fuarı sırasında ziyaret ettiğim ve bu metinle aynı başlığa sahip sergi, İsveçli Mimarlar [Sveriges Arkitekter] örgütünün tasarımcı, sanatçı ve mimarlardan oluşan MYCKET kolektifi ile işbirliğinin ürünü ve İsveç Enstitüsü [Svenska Institutet] için gerçekleştirilmiş. Stockholm kuir kültürünün önemli mekânlarından olan bir gece kulübünün yuvarlak barı ile MYCKET ve Nyckelvik Okulu’nun zanaat eğitimi programı öğrencilerinin yarattığı objelerle kurulmuş Panorama alanı, bu sergi içeriğinin izlendiği ekranlara ev sahipliği yaparken fuar ziyaretçileri için dinlenme, tartışma ve izleme mekânı olmayı amaçlıyordu.

Panorama standı, genel görünüm,
kaynak: Stockholm Furniture Fair

Gezici sergi, demokratik mimarlığın ne olduğu ve yöntemlerini tanımlamaktan çok, demokratik mekânın ne olabileceğini, nasıl yaratılabileceğini, bunun için gerekli mevcut araçlarımızın neler olduğunu ve onları nasıl geliştirilebileceğimizi daha büyük kitlelerle tartışmaya açıyor. Demokratik bir toplumda mimarlığın rolünü incelemek için İsveç’ten bina ve kamusal alan örneklerini bir araya getiriyor. İsveçli Mimarlar başkanı Louise Masreliez, sergi kataloğundaki giriş yazısında İsveç’in imkânlar sunan, karşılaştıran ve kapsayan mekânlar yaratma geleneğine sahip olduğunu söylüyor. Demokratik mimarlığı, kamusal alan fikrinin bir parçası olarak demokratik bir sistemi, erişilebilirlik ve eşitlik konularını, sosyal ve ekolojik sürdürülebilirliği, çeşitliliği ve kültürü doğrudan destekleyen yapılı çevreler olarak tarif ediyor. Sergi kataloğu Masreliez’in bahsettiği çerçeveyi örneklerle zenginleştiriyor. Hastanelerde erişilebilirlik, okul bahçesinde eşitlik, kamusal alanda çeşitlilik ve iş yerinde müşterek karar alabilmek de demokratik mimarlığın parçası. İsveç’te pek çok insan herkese açık ve demokratik alanların yaratılma süreçlerine dahil olup iktidarda olanların fikir ve kararlarını sorgulayabiliyor. Buna rağmen büyük kentlerde ayrımcılık ve dışlamanın, kırsal alanlarla kente yapılan yatırım arasındaki eşitsizliğin giderek arttığı, genç insanlar, yeni gelenler ve diğer grupların iş ve konut bulmakta zorlandığı da bir gerçek. Sergi kataloğunda kullanım, mevzuat, ekonomi ve politika tarafından sürekli biçimlendirilen yapılı çevrenin hem kalıcı hem de geçiciliğine vurgu yapılıyor. Demokratik Mimarlığı Amaçlamak sergisi için bu tespit, denemelerden vazgeçmek yerine demokratik mimarlığı ulaşılacak hedef olarak içselleştirip, dahil etme ilkesini [principle of inclusion] bu sergiyi kullanarak korumak demek.

Sergi kapsamındaki proje örnekleri altı tematik başlık altında toplanıyor. Her biri “… ile demokratik mimarlığı amaçlamak” tümcesinin boş kısmını dolduracak bu temalar: “Ayakkabı çıkartma sınırı,” “kamu erişim hakkı,” “popüler akımlar ve tabandan tavana inisiyatifler,” “çerçeve sistemi [framework],” “yönetim mekanizması” ve “farklılıklar”. Projelerin hepsi filmlerle ziyaretçiye sunuluyor. Her tematik başlık İsveç’e özel bir durum ile ilişkili.

“Ayakkabı çıkartma sınırı” İsveç’te anaokulu, kütüphane, sağlık merkezi, hastane gibi kamusal mekânlar ile şirket ve ev gibi özel alanlarda ayakkabı çıkartma geleneğine dikkat çekiyor. Eylemin yarattığı evde olma hissinin samimiyeti, mekâna ve mekânı paylaşılanlara duyulan saygı ve eşitleyici his önemseniyor. Farklılıkları buluşturan, karma kullanımlı sağlık merkezleri, yaşlı evleri, cinsiyet dengesini önemseyen okullar bu başlık altında yer alıyor.

“Kamu erişim hakkı” her İsveçlinin —ister özel ister kamusal olsun— kırsal alanda özgürce gezmesine izin veren bir kanun. Toprak sahibinin ve diğer ziyaretçilerin haklarını gözeterek yürüyüş ve kürek yapmak, kamp kurmak, böğürtlen ve mantar toplamak gibi pek çok faaliyet için izin veren, doğa ve vahşi yaşam yönetimi kapsamındaki bu hak sadece özel koruma alanlarında kısıtlanıyor. Doğal alanlar ve inşa edilmiş alanların sınırında projeler ya da bu hareket özgürlüğünden yola çıkarak kentsel mekâna adapte edilmiş yöntemleri içeren projeler bu başlıkta paylaşılıyor.

“Popüler akımlar ve tabandan tavana inisiyatifler” başlığı altında sosyal haklar konusunda mücadeleden köklenen bir geleneğin bugünkü karşılıkları olan inisiyatiflerin dahil olduğu projeler örneklendiriliyor.

“Çerçeve sistemi” başlığı İsveç’in geleneksel ahşap yapım yöntemine bir gönderme. Aynı zamanda mevzuatları da çağrıştırıyor. İsveç’te yasalar, planlama ve inşaat kapsamında herkes için fırsat eşitliği sağlamayı demokratik bir zorunluluk olarak emrediyor. Bir karar verilmeden önce herkesin görüş belirtme hakkını kullanması önemseniyor. Kentsel ölçekteki projelerden bu kapsamdaki demokratik yaklaşımları örnekleyen işler bu başlık kapsamında yer alıyor.

İsveç “yönetim mekanizması” cinsiyet eşitliğini önceleyen bir demokrasi anlayışına sahip. Sosyal, ekolojik ve ekonomik anlamda sürdürülebilir mekânların ve alanların yaratılması için yapılacak yatırımlar da bu demokrasi anlayışı çerçevesinde uygulanıyor. Bu başlık altında yönetim mekanizmasının önayak olduğu projeler bulunuyor.

“Farklılıklar” başlığı demokratik mimarlığın temel amacının farklı görüşlerin etkileşime geçtiği alanlar yaratmak olduğu kabulüne dayanıyor. Yönetilmesi hayli zor olan farklılıklar ve sürekli dönüşen ihtiyaçlara cevap veren kütüphane, müze ev, parlamento binası, dönüşüm projesi, transfer merkezi ve özel programlı okul gibi projeler bu başlıkta altında sunuluyor.

“Tensta First House,” “Kulturhuset,” “Self Build City” ve “Girl’s Room” gibi serginin farklı başlıkları altındaki projeleri daha önce Manifold’da yazmıştım. Ancak bir mimarlık ofisinin mimarlık ortamına dair getireceği açılımları göstermesi açısından “Popüler akımlar ve tabandan tavana inisiyatifler” başlığı altındaki projelerden Kjellander Sjöberg mimarlık ofisinin küratörlüğünde gerçekleşen “Müşterekleştirme Araç Gereçleri” [Commoning Kits] projesinden ayrıca kısaca bahsetmek istiyorum. Kjellander Sjöberg uluslararası projelerini yönetmenin yanında, ofislerinde özel bir alan ayırarak think tank buluşmalarına ev sahipliği yapıyorlar. Mimarlık alanına proje üretmenin yanında farklı alanlardan yaratıcı paydaşların buluştuğu, farklı temalardaki etkinlikler düzenliyor ve bunları çevrimiçi mecralardan paylaşıyor.

Commoning Kits, Kjellander Sjöberg,
süre: 02:29

Kuzey ülkelerinin önde gelen yaratıcı ofislerinin katılımıyla gerçekleşen proje bir mahallede topluluk hissini ve olumlu kalkınmayı sağlamak için nasıl yeni buluşma mekânları yaratılabileceğini gösteriyor. Yaşanabilir bir şehirde ihtiyacı hissedilen tarım, rekreasyon, yerel demokrasi ve oyun gibi ögeleri öne çıkartıyor. Farklı şehirlerde ve bağlamlarda kullanılabilecek yenilikçi prototipler ve araçlar sunuyor.

Commoning Kits,
kaynak: Kjellander Sjöberg

Demokratik Mimarlığı Amaçlamak sergisi İsveç’e, kamusal mücadelelerin biçimlendirdiği mevzuatlarla işleyen gündelik hayatın mimarlık ve kent kapsamındaki kazanımlarını yayarak hem ülke markasının karakterini derinleştirme hem de kendi vatandaşları arasında ülke kimliğini pekiştirme imkânı veriyor. Mimarlık ve inşaat sektörü özelinde baktığımızda, sektör paydaşlarını dünyaya tanıtmayı sağlıyor. Yeni deneylerin yapılmasına, yeni yöntemlerin keşfedilmesine, bunların yeni mevzuatlara dönüşmesine imkân veren ortamı ülke ölçeğinde özel olarak tasarlıyor. Konuştuğum İsveçliler için bu süreçler hiç de esnek olmayan ve yavaş bürokratik süreçler. Bazen onları bıktırıyor ama işliyor.

İsviçreli arkadaşımın düşündüğünün aksine, mimarlık alanında demokratik olarak tarif edilebilecek süreçler var ve demokratik mimarlık mümkün. Bu süreçleri örgütleyenler deneyimlerini tartışmaya açmak için mecralar da yaratıyor, kendi içlerine kapanmıyor. İsveç’te olduğu gibi Türkiye’de de bugün imkân sunan, karşılaştıran, kapsayan mekânların ve süreçlerin örgütlenmesi için taktikler geliştiriliyor. Görünür olma telaşında olmayan, hatta gücünü görünmezliğinden alan farklı kapsamdaki pek çok örneğimiz var. Gerek Herkes İçin Mimarlık Derneği’nin projelerinde gerek İzmir’deki inisiyatiflerde aldığım sorumluluklarla bu alanda yapılanların bir kısmına şahit oldum. Siyasi görüşü ne olursa olsun demokratik yöntemleri yerleştirmek, kullanıcı katılımını geliştirmek, alternatif ekonomik döngüler yaratmak için projeler üreten yerel yönetimlerde ve bağımsız inisiyatiflerde sorumluluk alan pek çok kişi ile tanıştım. 2013 yılı Gezi Parkı sürecinin kamusal alana ve hayata dair verilecek yönetimsel kararlara mümkün oldukça çok sesin katılımının sağlanmasının önemini hatırlattığı günlerden beri, mimarlıkta demokratik yöntemlere dair bellek inşası, geçmişte yapılanlardan da öğrenerek devam ediyor. Umuyorum ekim ayında İzmir’e getireceğimiz Demokratik Mimarlığı Amaçlamak sergisi bu öğrenme sürecinin bir parçası olacak ve tartışmaları kışkırtacak.

H. Cenk Dereli, İsveç, kamusal alan, katılımcılık, mimarlık, müşterekler, Rem Koolhaas, sergi