Bir Kadını Övmek:
Romy Schneider

“senin.”

Tanrıça

Güzelliği, sevgiyi ve hazları simgeleyen tanrıçanın doğumu hakkında iki farklı efsane anlatılıyor. İlk efsaneye göre Dione ile Zeus’un kızıdır, Yunanlar ona Afrodit demiştir. Diğer anlatıda ise denizin köpüklü dalgalarından doğduğu söylenir.1 Resim sanatında en fazla kullanılan kurgu da bu öyküye dayanıyor. Kronos, babası Uranüs’ün üreme organlarını kesip denize atmış, aynı mavi sulardan tanrıça, Romalıların Venüs’ü dünyaya gelmiştir. Hem tanrıları hem de insanları kolayca kendine bağlar, âşıkları fazladır. Yaratılan imgeye göre, o çekiciliğinin farkında olan bir kadındır ve bunu kullanmakta herhangi bir sakınca görmez. Ressamlar onu en çok çıplak resmetmeyi sever. Güzelliği ve doyumsuzluğu onu birçok hikâyede olağan suçlu yapar. Aşka âşıktır ama herkes tarafından bilinen ve kendisine büyük bolluk sağlayan bir evliliği vardır ayrıca. Vulcan ile istemeyerek de olsa evlenmiş ve onu defalarca aldatmıştır. En tutkulu aşkını ise Mars’la yaşamıştır. Vulcan bu ilişkiyi öğrendiğinde hem evliliği tehlikeye girmiş hem de aşkını kaybetmiştir. Etrafı kalabalıklarla çevrili olmasına rağmen yine de öykülerinde ve görünüşünde yalnızlık barındırması bu anlatıdan kaynaklanıyordur belki de. Sanat tarihi boyunca farklı yorumlarını gördüğümüz neredeyse tüm kadın figürleri birer Venüs analojisidir. Başına en son ne geldi, hikâyesi nerede bitiyor bilmiyoruz. Onun ruhu hem sonsuzlukta hem de zamanın içinde aynı anda var olabilmiştir.

Kirli Elli Masumlar

1975 yapımı Les Innocents aux Mains Sales filmini ilk izlediğimde biraz kıkırdamış, “Ne arasan var bu filmde, dolu dolu!” diye düşünmüştüm. Basit bir aşk üçgeni gibi başlayan filmde bolca gerilim, kovalamaca ve kesin olmayan bir son var. Film bir manzara sahnesiyle açılıyor. Her ne kadar mesafeli bir bakışımız olsa da, burasının ıssız bir yer olduğunu hemen anlarız. Kamera biraz daha ilerleyince güzel olduğunu tahmin ettiğimiz bir kadının tek başına güneşlendiğini görürüz. Çıplaktır ve ilk sözlü temasını yabancı bir erkekle kurar. Hemen ardından gizemli bir müzik başlar; hikâyenin geleceğinde iyi şeyler olmayacağını söyler gibidir. Yaklaşık on dakika süren intro boyunca, güneşlendikten sonra evine dönen Julie ile kocası Louis’nin hayatından bir fragman izleriz. Biraz önce Julie’nin yanında gördüğümüz yabancı adam, Jeff, akşam yemeğine davet edilmiştir.

“Mars et Vénus Surpris par Vulcain” [Vulcan’a Yakalanan Mars ve Venüs], Alexandre Charles Guillemot, 1827,
kaynak: Wikimedia Commons ve
Les Innocents aux Mains Sales 
[Kirli Elli Masumlar] (afiş), Claude Chabrol, 1975, kaynak: IMDb

Julie istediği çıkışı yakalayamayacağını anlamış bir oyuncudur. Denemekten vazgeçmeye karar verdiği an Louis ile tanışır. Evlendikten sonra St. Tropez’ye yerleşip görünüşte sakin bir hayat sürerler. Louis alkolik, Julie ise mutsuzdur. Jeff’in ortaya çıkışı onların hayatında hem bir heyecan hem de gerilim yaratır. Filmi kariyerinin en olgun çağında çeken Claude Chabrol, hikâyeyi —kendi tarzı olarak tanımlanabilecek bir biçimde— bir cinayet etrafında örüyor. Julie’nin olağanüstü güzelliğinden etkilenen Jeff aşkını dile getirir; sevgililer birlikte olur ve Louis’yi öldürmeye karar verirler. Yine Chabrol tarzına uyacak şekilde cinayeti işleyen kişi Julie’dir. Hikâye burada biraz karmaşıklaşır. Cinayet haberi üzerine harekete geçen dedektifler genç ve güzel olması gerekçesiyle Julie’yi olağan şüpheli kabul eder. Burada izlediğimiz sorgu sahneleri büyüleyicidir. Ancak Louis aslında ölmemiştir; tıpkı Vulcan gibi eşinin yaşadığı gizli ilişkiden haberi vardır ve ona bir ders vermek istemiştir. Üç karakter arasında korkunç bir yüzleşme anı yaşanır. Düello tadındaki bu görüşmede Louis kalp krizi geçirerek ölür. Jeff ise hem Julie’ye hem de bir servete sahip olacağını düşündüğü için kazanan taraf olmuştur. Ama Julie üzgündür. Kendisine nefretle bakan Jeff’in ellerinden kurtulmayı başarır. Dedektiflerin olay yerine gelmesiyle dava nihayet düşer. Final sahnesinde Julie’nin ne gördüğünü, ne duyduğunu ve ne hissettiğini bilmeden, penceredeki karanlığa doğru yürüdüğünü izleriz. Sonuçta en çok güzelliği yüzünden suçlandığının altı sıkça çizilen, ama eşinin ölümü karşısında duyduğu içten üzüntü sebebiyle bağışlanması gerektiği hatırlatılan ve zaten ‘adil’ şekilde cezalandırılmış bir kadın vardır filmde.

Dedektiflerden biri tarafından dile getirilen “Yasalar anlamaya çalışılmamalı, bu dünya erkekler içindir!” gibi ilginç repliklerin bulunduğu film, gösterildiği yıl Fransa’da büyük başarı kazanır ama Amerika’daki eleştirmenler tarafından beğenilmez.2

Bir Kadın

Romy Schneider,
kaynak:
Il Fogliettone

Filmin çekildiği sırada evliliğiyle ilgili sorunlar yaşayan Romy Schneider bir cinayet işlemeye kalkışmaz; alkol bağımlısı eşine boşanma davası açar. Ancak magazin gazeteleri, boşanmanın ardından intihar eden eski eşinin ölümünden onu sorumlu tutar. Boşanma davasını açmadan hemen önce yeniden sinemaya dönmeye karar verdiği ve artık bir başkasına âşık olduğu için doyumsuzlukla suçlanır. İntihar haberinin ardından büyük bir travma atlatan Romy Schneider ise, hem özel hayatında hem de kariyerinde yeni bir döneme geçiş yapar. Yıllar sonra bu dönem “sonun başlangıcı” olarak anılır. Onun hikâyesinin sonu da hâlâ gizemini koruyor.

Romy Schneider hakkında okuduğum en güzel sözler Andrzej Żulawski’ye ait. Birlikte çalıştıkları dönemde onun için “Filmlerinde bir başkası ama aynı zamanda kendisidir.” diye yazmış. Özel hayatıyla trajik paralellikler gösteren rol seçimlerini çok kırılgan bir şekilde anlatıyor bu cümle.3 İkonlara her zaman şüpheyle yaklaşmak gerektiğine inanıyorum. Ama tek bir sahnesinde göründüğü filmlere dahi kattığı ışık, narin görünümüne zıt hırçınlığı ile inatçılığı ve elbette sesi, ses tonu onu sinema dünyasında büyük bir istisna kılıyor. Onu hem Venüs hem de Afrodit olarak hayal edebiliyorum.4 Ama bana Romy Schneider’ı düşündüren şey ne tanrıça hikâyeleri, ne filmler, ne de tabloid gazetelerdi. Henri Matisse hakkında —sonraları çok aradığım, ama nerede olduğunu bulamadığım— bir yazı okudum. “Femme au Chapeau” resmindeki o büyük şapka, Madame Matisse’in gösterişli kişiliğine bir atıfmış ve yazarın söylediğine göre madamı en iyi tarif eden nesne yalnızca bu şapka olabilirmiş.5 Gösteriş metaforu öyle hoşuma gitti ki, aklıma tüm sadeliğiyle Romy geldi.

1. Tanrıça hakkındaki ilk efsane Homeros, ikincisi ise Hesiodos tarafından aktarılıyor.

2. Filmin IMDb sayfasındaki izleyici yorumları en az on yıl önce yazılmış, yorumların hepsini keyifle okudum.

3.Her şeyiyle ortada.” Andrzej Żulawski’nin son röportajlarından biri.

4. Aynı kültü karşılamalarına rağmen Afrodit ve Venüs isimleri arasında bir nüans varmış gibi geliyor bana. Afrodit daha ılımlıyken Venüs çok daha tutkulu bir imge oluşturuyor gözümde.

5. Ben olsam, sadece hayal edebilmek için tabloyu hatırlamak istemeyebilirdim. Yine de görmek isterseniz: “Femme au Chapeau

Ezgi Alkan, film, Les Innocents aux Main Sales, Romy Schneider