Demokratik Mimarlık Bahanesiyle
Bir Stockholm Ziyareti

2018 şubat ayının ilk günleri. Yer Stockholm. Hava bir santigrat derece civarı ve geceleri daha da düşüyor. Yine de dondurmayan bir soğuk var. Mavi gökyüzü ve kuzeyin kendine has eğik gelen gün ışığı sayesinde binaların renkleri capcanlı. Şehirde —alışık olmayanların şaşıracağı— koyu gölgeler öğle ortasında bile neredeyse sokağa paralel, bina cephelerini yalıyor.

Bu defa Stockholm’e geliş sebebim İsveç Enstitüsü’nün ev sahipliği yaptığı bir ziyaret programı. Demokratik Mimarlığı Amaçlamak [Aiming For Democratic Architecture] adlı işin içeriğini oluşturan projeleri ziyaret etmeyi, tasarımcılarla tanışmayı ve Stockholm Tasarım Haftası, Aydınlatma ve Mobilya Fuarı kapsamında sergilenen işi ve kente dağılmış diğer bazı işleri ziyaret etmeyi kapsayan hayli yoğun üç günlük bir program…

İsveç’te İç Mimarlık - Ünlü Ofisler ve Aydınlatma Firması İşbirliği - Keyifli Karşılaşmalar

Rusya, Fransa, Çin, Ukrayna, Almanya, Japonya, Güney Afrika ve Türkiye’den gelen, tasarım üzerine yazan-düşünen konuklar olarak ayağımızın tozuyla, İsveç Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisi’ndeki INSIDE adlı sergiye gidiyoruz. Åke Axelsson, Jonas Bohlin ve Mats Theselius’ın iç mimarlık alanına İsveç imzasını atan işlerini bir araya getiren küratör Sune Nordgren bizi sıcak bir şekilde karşılıyor ve üç ayrı salonda sergilenen tasarımcıların işlerini tek tek gezdiriyor. Åke Axelsson ve Jonas Bohlin ile bizi tanıştırıyor.

Küratör Sune Nordgren
INSIDE’ı anlatıyor

İkinci durağımız mimarlık sosyal medyasında projelerini sık sık gördüğümüz Tham & Videgård Arkitekter’in yeni ofisi. Ateljé Lyktan adlı aydınlatma firmasının onlarla ve dünyaca ünlü mimarlık ofisi Snøhetta ile gerçekleştirdiği işbirliği ile yarattıkları aydınlatma elemanının sunumunu izliyoruz. Tham ve Videgård ofiste işinin başında. Saat neredeyse akşam altı olacak. İsveç Enstitüsü’nün programı ile Stockholm Mobilya ve Aydınlatma Fuarı’nın basın gezisinin programı bu ofiste kesişince, mesailerinin son saatini bu kalabalığın ortasında geçirmek zorunda kalan ofis çalışanları ara ara bize şaşkın ve sıkkın bir biçimde bakıyor. Ofis, günün ve İskandinav kışının loş mahmurluğunu insanın üstünden sıyırıp atacak keskinlikte sıcak sarı ve güçlü biçimde aydınlatılmış.

Tham & Videgård Arkitekter ofisinde mesai gazeteci işgali altında devam ediyor

Akşam Svensk Form’un eski yöneticisi, Paris’teki İsveç Enstitüsü’nün yeni koordinatörü Ewa Kumlin’in evinde Japonya ve Brazilya başta olmak üzere dünyanın dört bir yanından konuklarla samimi bir ortamdaki akşam yemeğinde buluşuyoruz. Svensk Form [İsveç Tasarım ve Sanat Cemiyeti] İsveç hükümeti tarafından himaye edilen, İsveç tasarımını ülke içinde ve dışında tanıtan kâr amacı gütmeyen bir kurum. Stockholm’deki PechaKucha etkinliğini düzenleyen de aynı kurum. Ewa Kumlin ile tanışıklığım İzmir PechaKucha dolayısıyla daha eskiye dayanıyor. Tesadüfen Güney İsveç’in önemli genç tasarımcılarından, düzenlediğim Design Days İzmir Tasarım Günleri’ne beni kırmayarak gelen Jenny Nordberg ile orada karşılaşıyoruz. Sessiz çığlıklar ve sevinci belirten minik sıçramalarla birbirimizi selamlıyoruz.

Stockholm Mobilya ve Aydınlatma Fuarı - Stockholm Tasarım Haftası - Ahşap Kuleler

İkinci gün erken başlıyor. 07:45’te buluşup saat sekizde bizi Stockholm Fuar alanına götürecek treni yakalayıp Stockholm Mobilya ve Aydınlatma Fuarı’na varıyoruz. Mobilya fuarı, aydınlatma fuarı ve tasarım haftası aynı tarihlerde düzenleniyor Stockholm’de. Fuar alanı ticaret fuarı özelliğiyle stantlara ve ürünlere ev sahipliği yaparken, tasarım haftası kapsamındaki pek çok program içi ve program dışı etkinlik şehrin farklı yerlerine dağılmış durumda. Fuar ziyaretini iki güne yayan bir ziyaretçinin şehirde daha uzun süre kalarak İsveç tasarım dünyasında ve özellikle de Stockholm’de bu anlamda neler olduğunu anlaması için bahane yaratan bir kurgu bu.

Yarısı fuarda geçecek günün iki önemli durağından birisi Greenhouse olarak adlandırılan ve İsveç’in genç tasarımcılarının ve tasarım okullarının stantlarının bulunduğu alan. Diğeri de bu gezinin ana konusu Demokratik Mimarlığı Amaçlamak [Aiming For Democratic Architecture] sergisinin Panorama alanı. Ama önce fuarın onur konuğu İtalyalı tasarımcı Paola Navone’nin konuk olduğu açılış konuşmasını Tasarım Barı [Design Bar] adıyla yeniden düzenlenmiş seminer alanında izliyoruz. Burası fuar boyunca tüm sunumların ve seminerlerin gerçekleşeceği yer. Dev bir oturma odası olarak düzenlenmiş. Yerden aydınlatmalar, mobilya tercihleri ve adalar şeklindeki yerleşim planı, dev bir salon içinde değil de sizi rahat hissettiren bir ev ortamındaymışsınız hissi yaratıyor.

Fuar alanında konuşmaların
gerçekleştiği Tasarım Barı

Açılış konuşmasından sonra fuarı ziyaret maratonumuz başlıyor. Greenhouse’da genç İsveç tasarımının neler yaptığını görüyoruz. Okulların stantları kendi odaklarını yansıtıyor. Bazısı geleneksel tasarlama ve üretim pratiklerinin, bazıları da deneysel yeni fikirlerin temsilcisi. Hemen hepsi çalışılmış fikirlerin özenle ürüne dönüştürülmüş örnekleri. Ama şaşırtıcı ve ilham veren işler olmadığını söylemeliyim. Çoğu bugünün trendlerini takip eden işler. Aralarından sadece bir tanesi eğitim yaklaşımı açısından beni heyecanlandırdığı için özellikle aklımda kaldı. Her öğrenciye aynı boyutta bir ahşap parçası ve eşit süre veriliyor. Öğrencilerden sadece bu malzemeyi kullanarak bir oturma elemanı yapmaları isteniyor. Göteborg’a seminer vermek ve atölye çalışması yürütmek için gittiğim okul HDK’den tanıdığım Karl-Johan Ekeroth ile tesadüfen okulun standında karşılaşmamız günün sürprizi oluyor.

Panorama alanında Demokratik Mimarlığı Amaçlamak sergisinin küratörleri MYCKET sanat kolektifi ve sergiye işleriyle dahil olan tasarımcı ve mimarlardan bazıları, Kjellander Sjöberg (Stefan Sjöberg / Desiré Apelgren), Urbio (Linda Pettersson / Susanna Lundberg) ve Kod Arkitekter (Pernilla Ivarsson / Åsa Kallstenius) ile buluşuyoruz. Serginin geneline dair bilgi alıyoruz ve sergi katılımcılarının işleri bağlamında detayları dinliyoruz. Sergi, demokratik mimarlığın ne olduğunu tarif etmeye çalışmaktan çok ne olabileceğini tartışmaya açacak işlerden oluşan bir koleksiyon. Ölçekleri, paydaşları ve süreçleri farklı projeler bu amaçla yola çıkmak için nasıl farklı yöntemler geliştirilebileceğinin de göstergesi. Bu projeleri bu başlık altında bir araya getirmek cesur bir hareket. Her biri, mimarlığın hangi açılardan daha demokratik hâle getirilebileceğini konuşmak için birer bahane. Bu iddiaya sahip işlerin el altında olması aynı zamanda onların bu iddiaları başarıp başaramadığını didikleme fırsatı da veriyor. Daha sonra bu işe dair daha detaylı yazacağım.

MYCKET, Panorama alanını ve
Demokratik Mimarlığı Amaçlamak
sergisini anlatıyor

Fuar üç ana salona dağılmış durumda. Gerçekten böyle olmayabilir, ama ben A-B-C olarak adlandırılmış salonlardan A’dan C’ye doğru gittikçe markaların vasatlaştığını düşündüm. A salonunda İskandinav tasarımının önde gelen markaları yer alıyor. Stantların hem sayıları çok hem de yerleşimleri hayli yoğun. İskandinav tasarımının ayrışan çizgileri hem stantların tasarımında hem de stantlardaki ürünlerde okunuyor. Bu durum bir yandan birbirine fazlasıyla benzeyen ürünler gördüğüm hissini yarattı, bir yandan da dolaşırken yönümü bulmamı zorlaştırdı. C salonu İskandinav çizgisi dışındaki markaların ve daha alt sınıf ürün ve markaların konumlandığı bir salon izlenimi verdi bana. A ve B’nin estetik kodlarının bu salonda görülebildiği tek yer, genç tasarımcıların işlerinin bir arada olduğu Greenhouse alanıydı.

Bir sosyal merkezde çevrede
yaşayanların katılımıyla
birbirine dikilmiş atıklardan
yapılmış dev balon ve
Panorama alanından görünüm
Greenhouse alanındaki
okul stantlarından biri

Her fuar ziyaretinin sonunda hissedilen yorgunluk üzerimizde, günün son ve benim açımdan en heyecanlı durağı için şehre doğru yola çıkıyoruz. Sundbyberg’deki Strandparken’da bulunan ve “ahşap kule” olarak adlandırılan yapıyı görmek ve projenin ofisinde yatırımcısı ve şirket temsilcileri ile buluşmak hedefimiz. Folkhem’in CEO’su Arne Olsson ve pazarlama direktörü Sandra Frank bize girişimleri ve ofisin de içinde olduğu temeli hariç tamamı ahşap bu yapılar hakkında bilgi veriyor. Yapım sisteminin, ekonomik ve ekolojik artılarını çarpıcı rakamlarla anlatıyor. İmalat süresi, ekolojik etkisi, ses performansı, bakım giderleri ve malzeme ömrü açısından betonarme ve çelik yapım sistemleri ile inşa edilen binalarla yapılan kıyasları görüyoruz. İsveç özelinde tüm binaların neden bu ahşap sistemle yapılmadığı ya da betonarme ve çelik yapım sistemlerinin nasıl bu kadar yaygın olduğu ve ahşaba göre daha ucuz inşa yöntemleri olarak görüldüklerini anlamak mümkün değil. Arne ve Sandra’nın yıllardır her kademedeki karar alıcılarla bu verileri paylaşıyor olmalarına rağmen umdukları dönüşümü yaratamadıklarını dinlemek İsveç’e dair başka bir gerçeği de öğretiyor. İnşaat, İsveç’te olsa bile, kurallarını çoğunlukla kendi belirleyen bir pazar.

Katılımcı Tasarım - 60’lı Yıllara Işınlanmak - Kültür Evi - Ofiste Kapışma - Kokteylde Yatışma

Üçüncü günün ilk durağı Kraliyet Teknik Üniversitesi mimarlık okulu. Burada mimarlık okulunun dekan yardımcısı Per Franson, Knivsta adlı yerleşimdeki kamusal konut kooperatifinin yöneticisi Hans-Petter Rognes ve onlarla işbirliği için Self Build City adlı projeyi yürüten Jan Rydén ve mimar Khalid Dawari ile buluştuk. Yirminci yüzyıl başında düşük gelirli ailelere kendi evlerini yapma imkânını veren bir sosyal düzenlemenin bugünün konut yapımı, işgücü yaratmak ve katılım sorunlarını aşmak için ilham verdiği Self Build City projesinin yerel yönetim, göçle gelenler, malzeme inovasyonunu ve iş eğitimini buluşturan kurgusunu dinliyoruz.

Kraliyet Teknik Üniversitesi’nde
Self Build City sunumu

Sonraki durağımız Stockholm’ün banliyölerinden bir tanesi Tensta. Altmışlı yılların sonunda devletin herkese ulaşılabilir konut yaratma programı Milyon Programı [Miljonprogrammet] kapsamında inşa edilmiş alanlardan biri burası. Farklı ekonomik kesimlerden sakinleri olan bu konut alanları, yapıldıkları zaman İsveç orta, alt orta sınıfının yaşam alanları. Zamanla yönetim modellerinin dönüşmesi, yapıların yıpranmasıyla tamamen olmasa da farklı sınıflarından oluşan demografik yapısını kaybeden ve çoğunlukla göçmenlerin yaşadığı yerler hâline gelen bu alanlar bugün İsveç’in sosyal sorunlarının en çok görünür olduğu alanlar. Sadece Tensta değil, diğer banliyöler de aynı diğer büyük Avrupa kentlerinin çeperindeki konut alanlarında olduğu gibi sosyal ayrışmanın görünür olduğu alanlar. İsveç bu alanların ihtiyaçlarına oranın sakinlerini dahil eden süreçlerle hem kültürel hem ekonomik projeler yaratarak cevap vermeye çalışırken bir yandan da bu konut alanlarının inşasından bugüne kadar orada birikmiş kültürel katmanların sürekliliğini amaçlıyor. “Tensta İlk Ev” bu kapsamdaki projelerden biri. Stockholm Şehir Müzesi tarafından işletilen ev tam bir zaman makinesi. Sizi dekoruyla, raflardaki kitaplarıyla, dolaplardaki ürünleri ile altmışlı yıllara ışınlıyor. Bu evleri yaratan ekonomik ve mimari yaklaşımları görünür kılıyor. Bu evde buluştuğumuz Kraliyet Teknik Üniversitesi Mimarlık Okulundan Erik Stenberg Tensta’da 1998 yılında yedi daireyi dönüştürmüş. Alanı hem mimari hem sosyolojik açıdan çok iyi biliyor, çünkü uzun yıllar orada yaşamış. Ev, Tensta’nın ilk zamanlarında nasıl bir hayata ev sahipliği yaptığını çok iyi anlatıyor ama metro durağından müze eve gelinceye kadar ortalıkta hiçbir yönlendirici işaret olmaması evi bulmayı zorlaştırıyor. Pek güvenli bir yer olmadığı söylenen banliyöye dışarıdan gelenlerin heveslerini kıracak bir eksiklik bu. Tensta’da yaşayanların evi ziyaret etmeye pek gelmemelerinden yakınan müze sorumlusu sanırım bunun sebebini mahallede evin yeterince görünür olmamasında aramalı. Yoksa içindeki her şeye dokunabildiğiniz, mobilyalarına oturabildiğiniz bu zaman makinesi eğlenceli bir ziyaret noktası.

Tensta sosyal konutları
Bir zaman makinesinde misafirlik:
Evin ve Tensta’nın hikâyesi anlatılıyor

Demokratik Mimarlığı Amaçlamak sergisi kapsamındaki Stockholm ziyaretinin önemli duraklarından birisi Stockholm’ün merkezindeki Kulturhuset. Tüm kentlilere kapısı açık bu kültür merkezi, salonları, kütüphaneleri, sergi mekânları, kafeleri ile farklı yaş gruplarından farklı ilgi alanlarına sahip kentlilerin özgürce girebildikleri bir yer. Sergi ve gösterimlerin çoğunun ücretli olmasına rağmen, kütüphaneler, bazı sergiler ücretsiz ve sirkülasyon alanları kentin oturma odası olarak kurgulanmış durumda. Yaş grupları özelinde organize edilmiş mekânlar, bebekler, çocuklar ve genç yetişkinler için farklı imkânlar sunan kütüphanelere sahip. Örneğin, bebekler ve küçük çocuklar aileleri ve yaşıtları ile kaydıraklardan kayarak, oyunlar oynayıp şarkılar söyleyerek kitaplar arasında vakit geçirirken dilerlerse resim, heykel gibi farklı el becerilerine yönelik atölyelere katılabiliyorlar. Genç yetişkinlerse kendi alanlarında Maker Movement laboratuvarlarında çeşitli şeyler üretebiliyor, elektronik devrelere ve programlamaya dair eğitim alabiliyor, müzik stüdyosunda çalıp kayıt yapabiliyor, edebiyat alanındaki atölyelere katılabiliyor, yazdıklarını basabiliyor. Düşük gelir grubundan kentliler Kulturhuset’in koridorlarında soğuk günleri sıcak bir ortamda geçirirken sosyalleşebiliyor, meraklıları satranç turnuvaları ve farklı sosyal faaliyetlere katılabiliyor. Bina bu zengin yapı programına hizmet verebilecek mekânlara sahip. Ama binanın kendisinin imkânlarından öte bu yapıyı bu programlarla işletmeye karar verenler sayesinde tüm bunlar gerçekleşebiliyor. Kulturhuset, adı üstünde kentlinin kültürel faaliyetler için geldiği evi. Bir tek anahtarı kendi cebinde durmuyor. Zaten onu taşımasına da çok ihtiyacı yok, çünkü kapı nadiren kapanıyor.

Kulturhuset, Stockholm
Bebek ve genç yetişkin kütüphaneleri, Kulturhuset

Kulturhuset’ten sonraki durak küresel mimarlık dünyasını çok dikkatli takip etmeyenlerin bile adını en az bir kere duymuş olduğu White Arkitekter. Farklı ülkelerdeki on dört ofiste faaliyet gösteren firmaya 616 çalışan kolektif olarak sahip. Bunların 122’si ofisin ortağı. Diğerleri hissedarı. Dünyanın her yerinde her ölçekte projeler geliştiren White’ı ziyaret sebebimiz Demokratik Mimarlığı Amaçlamak sergisine dahil olan projeleri: Eşitlikçi Kentler - eşitliği Planlamak, bir kızın perspektifinin içyüzü - kentsel planlamada cinsiyet eşitliği [Equal cities - planning for equality, insights from a girl’s perspective - gender equality in urban planning]. Ofis Stockholm’ün sayısız kanallarından birinin tam kıyısında, yeni bir konut alanının kenarında. Mimar kökenli ya da mimarlığa meraklı biri için binanın detaylarına ve içindeki maketlere göz gezdirmek, neredeyse manzarayı hiç kesmeyen pencerelerden ofisin bulunduğu eşsiz konumu izlemek büyük bir keyif. Projenin sunumunu sosyal antropolog Victoria Walldin yapıyor. Kamusal oyun parklarında oynayan çocuklardan özellikle belirli bir yaş grubunda olanların arasındaki kız çocuğu sayısının %20’nin altına düştüğü tespitinden yola çıkan proje, kız çocuklarının neden bu alandan çekildiğini, onların nasıl vakit geçirdiğini ve onlara cazip gelecek özel olarak tasarlanmış kamusal mekânların nasıl yaratılabileceğini araştırıyor. Olay incelemesinden sonuçta tasarlanana kadar cinsiyet eşitliğini amaçlayan bir söylemi barındıran proje bence sonunda bunun tam tersini yapıyor. Kamusal mekânda cinsiyet üzerinden ayrışmış mekânları meşrulaştırıyor. Sunum üzerine sorduğum sorularda buna dikkat çekip bu proje kapsamında yaptıkları çıkarımları “umarım genellemiyorsunuz” diyerek fikrimi belirtiyorum. Genellediklerini ve bu çıkarımlara güvendiklerini belirtiyor. Projenin eşitlikçi ve birleştirici bir işten çok ayrıştırıcı nitelikte olduğu ve cinsiyetlere dair çalışmaya dahil olmuş kullanıcılar üzerinden ön kabuller yaparak bunu genelleştirdiğinden şikâyet eden başka itirazlar da yükseliyor diğer misafirlerden.

White Arkitekter’in ofisinden
ArkDes’te sergi açılışı öncesi
bilgilendirme

Yoğun program dolayısıyla hayli hızlı geçen bu üç günün son durağı Stockholm modern sanatlar müzesi Moderna Museet’in komşusu İsveç ulusal mimarlık ve tasarım merkezi ArkDes’deki Genç İsveç Tasarımı 2018 [Young Swedish Design 2018] sergisi. Bu sergi ödül de dağıtan bir seçki. İsveç tasarım dünyasının genç isimlerinin moda, mimarlık, grafik tasarım, ürün tasarımı ve zanaat alanında öne çıkan isimlerinin işleri için bir platform. Açılış kokteylinin kalabalık olduğundan bahsetmeme gerek yok. Ancak bizim şansımız program dahilinde daha ortalık kalabalıklaşmadan ve sergi ziyarete açılmadan, işleri sergilenen iki tasarımcıyla ve ArkDes’in yeni direktörü Kieran Long ile tanışıp sohbet etme fırsatı yakalamış olmamız.

Genç İsveç Tasarımı 2018 sergisi

Yediğim içtiğim bana kaldı, size gördüklerimi anlattım. Yoğun geçen bu üç günü 2.000 civarı kelimeye sığdırmaya çalıştım. Ancak yukarıda bahsettiklerimin arasında daha uzun anlatmak istediklerim var. Devamı az sonra…

{fotoğraflar: H. Cenk Dereli, Şubat 2018}

H. Cenk Dereli, Stockholm, tasarım