Ezgi Yakın,
Değişken Aralık,
Simbart Projects, 14.11.2025–27.12.2025, 
fotoğraf: Arto Davulciyan ve Kami Balmumcu

Hayal Meyal:
Değişken Aralık

Ezgi Yakın’ın işleri benim için mimariyi yeniden düşünmek adına bir fırsat oldu. Bir yapının inşasının en ürkütücü tarafı onun kalıcılığıdır. Trendler geçicidir, dolayısıyla yapının çevresi ve kullanıcılarıyla kurduğu ilişki demode hâle gelebilir. Ancak yapıyı modası geçmiş bir kıyafet gibi dolabınızın derinliklerine saklayamazsınız: Şehrin ortasında durmaya devam eder. Değişken Aralık adlı sergi ise mimariyi huzursuz edici bir kalıcılık üzerinden tanımlamıyor. Aksine, onun akışkan bir yönü olduğunu hatırlatıyor. Yakın şehri ve mekânı oluşturan öğeleri yeniden kurguluyor. Ortaya çıkan yeni kurguda ise katı ve sert görünümü olan mimari öğelerin akışkanlığı dikkat çekiyor. Sert formlar yerini birbirini tamamlayan ancak bir yandan da resimlerdeki ve sergi mekânındaki boşlukla ilişkilenen işlere bırakmış. Yakın’ın yerleştirme ve resimlerinden oluşan sergi bir önceki sergisi Beklenen ve Artakalan Diğer Şeyler’le (Simbart, 2023) ilişki hâlinde. Yakın’la 14 Kasım 2025’te Simbart Projects’te açılan Değişken Aralık’ı ve iki sergi arasındaki üretimleri ile bu serginin ilişkisini konuştuk.

Sergiden genel görünüm, 

fotoğraf: Arto Davulciyan ve Kami Balmumcu

Söyleşiye mekânla kurduğun ilişkiyle başlamak istiyorum. Bir önceki serginde (Beklenen ve Artakalan Diğer Şeyler, Simbart, 2023) gördüğümüz yerleştirmelerin bu sergide yoğunlaştığını görüyorum. Cam ve buluntu malzemeyle oluşturduğun bu yerleştirmelerin sergiyi kurgularken nasıl bir rolü olduğundan bahseder misin?

Çalışmalarımda resim yaygın olarak ürettiğim, üretirken de süreci ve başka mecralarla kuracağım ilişkiyi düşünme, tasarlama fırsatı yakaladığım bir alan oluyor benim için. Bir önceki kişisel sergimde yer alan Suyun Hafifliği Zamanın Ağırlığı ya da (2022) adlı yerleştirme araştırmaya dayalı bir çalışmaydı; toplumsal ilişkilerin ve yapı unsurlarının değişime uğraması sonucu oluşan yerin ve hafızanın izleriyle ilgilenmiştim. Malzemeleri seramik, ahşap, metal ve camdan oluşuyordu. İlk defa camı deneyimleme fırsatım olmuştu ve resimlerimde kullandığım suluboya tekniğinin yarı opaklığına, geçirgenliğine ve kâğıttaki soft ve katmanlı hâline yakın etkisi sebebiyle cam, sergide çalışmak istediğim bir malzeme oldu.

Sergiden genel görünüm, 

fotoğraf: Arto Davulciyan ve Kami Balmumcu

Bu seferki sergide ise yerleştirmedeki nesneler tekil bir kurgu yerine mekâna yayılan ve resimlerle ilişki kurabilen bir pozisyon aldı. Buluntu seramik kiremitler de biçimi ve çağrışımı açısından üretimlerimde imge olarak yer verdiğim nesnelerdi. Onlara, camın soyut steril görüntüsü ve hareketli formu ile eskimişliği sebebiyle standart olmayan topraksı dokuya sahip alaturka kiremitler eşlik etti.

Bu yerleştirmelerdeki saydamlık ve hafiflik resimlerinde de görülüyor. Mimariye ve kente referans veren işlerde sulu boyanın yarı saydam hâli ele aldığın formları yansıtmak için ne gibi imkânlar sağlıyor?

Resimlerde temelde bir soyutlama yapıyorum. Kâğıdın boş beyaz yüzeyi resmin bir parçası benim için ve suluboyayı kullanırken akışkan, taze ve hafiflik verecek bir etkiyi arıyorum. Dolayısıyla bu yöntem, klasik anlamda yüzeyi kaplayan bir boyama ve kompozisyon kurgusunu içermiyor; bunun yerine katmanlı, karmaşık, diğer resimlerle ve mekândaki enstalasyonlarla ilişki kuracak şekilde bir “tamamlanmamışlık” içeriyor. Yarım kalmış bir resmi kastetmiyorum burada. Çalışmalarımın birbiriyle ve mekânla ilişki kurmasını hedefleyen, eklemli bir yaklaşımı benimsiyorum. Bu sayede betondan, demirden inşa edilen bir kentin yapı unsurları statik, katı ve güçlü gibi gözükmüyor. Bunun, kesişimsel olan ve dengede, ayakta durmakla geçici ilişkiler kuran, düzenli form ve mekân duygusunu bozan bir tahayyülü teknik anlamda yansıtmaya imkân verdiğini söyleyebilirim.

Sergiden görünüm (detay), 

fotoğraf: Arto Davulciyan ve Kami Balmumcu

2024 yılında İzmir’de Hayy Açık Alan’da lansmanı yapılan İkilemeler adlı videonda İzmir’in kentsel yapısı ile ikilemeler arasında bir ilişki kuruyordun. Çalıştığın üniversiteye geliş gidişlerinde kullandığın çevre yolu kenarında gerçekleşen yürüme eylemi kurum, rutin ve düzen üzerine eleştirel bir perspektiften ivme kazanıyordu. Videoda görünen bazı enstanteneleri sergideki resimlerde yakalamak mümkün. İkilemeler ile Değişken Aralık arasındaki ilişkiden bahsedebilir misin?

2024 yılında tamamladığım İkilemeler adlı video projesi tekrarlara dayalı kelimeler ile rutinler arasındaki bağlantıya yürüme eylemi üstünden yaklaşıyor. Türkçe dilbilgisinde karşılaştığımız kimi ikilemelerin eşlik ettiği video, egemen kent düzeni ve kurumsal yapılarla ilgili deneyim ve ifade problemine odaklanıyor. İki kanallı bir video. Çevreyolu gibi bir yerden, çeperden bakılan, çok da kimliklenmemiş İzmir kent panoraması ile öznel kadrajlar olarak sınıflandırabileceğim mimari, mekânsal detaylar görülüyor videoda. Buradaki kesitlerde gri bina yığınlarının arasından çatıları, çatılardan gökyüzüne bakan merdivenleri, yol kenarındaki mekân ve nesneleri gözlemleyebiliyoruz. Diğer yandan benim performansımla gerçekleşen yürüme eylemine ve “günden güne, azar azar, çepeçevre, kat kat, hayal meyal” gibi ikilemelerin dillendirildiği sesime tanık oluyoruz. Bu çalışma hem kişisel hikâyeme temas ediyor hem de sanatçı olarak ilgi duyduğum, çalışmalarımdaki imgelerin ortaya çıkma sürecinde ilham aldığım görsel dünyaya kılavuzluk ediyor.

Sergiden genel görünüm, 

fotoğraf: Arto Davulciyan ve Kami Balmumcu

Değişken Aralık kesintili, örtük ve açık olan mekânsal kesitlerdeki geçici dengelerle, destek ilişkileriyle, sınırlamalarla ilgileniyor. Bunda rol oynayan yapı elemanları ve mimari unsurlar nesne olarak daha görünür bir pozisyonda. Aralıklar bir akış içinde değişimleri, temasları ve farklı ilişkilenme biçimlerini yansıtıyor. Sergideki çalışmaların hepsi 2025 yılına ait ve iki ila altı parçalı üretimler var. Dolayısıyla resmin kompozisyonunda da bazı aralıklar mevcut. Bu da üretirken, izleyici bakarken farklı olasılıkları düşünmeyi imkânlı kılıyor. Daha doğrudan bir ilişki ise clopin-clopant adlı çalışmamda var. O da Cité des Arts rezidans sürecinde ürettiğim sergideki çalışmalarla ve İkilemeler’in tartıştığı içerikle bağlantılı bir yerde konumlanıyor. 

Sergideki üretimlerin ile Cité des Arts’ta geçirdiğin süreç arasındaki bağlantılardan biraz bahsedebilir misin? İkilemeler İzmir’le çok bağlantılıyken Paris’in seni nasıl etkilediğini merak ediyorum.

Rezidansta üretirken kentsel planlama ve tasarımın eylem, durum ve duygulanımla olan ilişkisiyle ilgilendim. İkilemeler’den sonra yürüme eylemine kente yani Paris’e has dinamikleriyle yaklaşmak ve manzarayla kurulan ilişkiye yoğunlaşmak istedim. Zemin ve çatı düzeni imgelememi besleyen unsurlar oldu. Videoda geçen “düşe kalka” ikilemesine anlamsal olarak en yakın olabilecek Fransızca ikilemeyi araştırdım ve çalışmaya ismini veren clopin-clopant ifadesi Fransızcada “topallama” anlamına gelen bir ikileme olarak dikkatimi çekti. Bu ifadenin dilde kullanılışı bir durumun olması gerektiği gibi değil de sıkıntılı şekilde devam etmesini ima ediyordu. Yürürken, Türkiye’ye kıyasla yokuş, tümsek, çukur, hafriyat, inşaat, çöp gibi fiziksel bir engelin ilk etapta görülmediği Paris deneyiminde örtük olan bireysel ve kolektif güçlüklere şiirsel ve metaforik biçimde yaklaşmak istedim.

Sergiden görünüm (detay), 

fotoğraf: Arto Davulciyan ve Kami Balmumcu

Öte yandan fiziksel açıklığı yani ardını görmeyi, belirsizliği yok etmeyi bekler ve umut istencini mimari düzenlemelerde ararken Haussman mimarisinin eşit yükseklikte, ardışık ve keskin planı buna tezatlık oluşturuyordu. Kentin düzlükte kurulmuş olması ve geniş bulvarlar ile sokakların bir merkezde toplandığı meydanlar gözetleyici için bir hâkimiyet alanı yaratırken yükselti olmaksızın kent peyzajına bakan biri için farklı bir deneyim vadediyor. Dolayısıyla tekrarlar, ikilikler, ikilemeler, engeller ve destekler bu sürecin düşünsel katmanlarını oluşturdu.

Sınırlandırmak ve korumak birbirini takip eden iki eylem gibi. Mimari ile kurumsal yapılar arasında böyle bir paralellik olabileceğini düşünüyorum. İkisi de bireyi “dış dünya”dan korurken kendilerine göre şekillendiriyor. Sergide mimari yapıları yumuşak, akışkan, saydam formlarda ele alıyorsun. Galeri, üniversite, konuk sanatçı programı gibi yapılarla ilişkilenme biçimlerinin mimariyi yeniden yorumlamanla bir bağlantısı var mı? 

Haklısın. Temelde kurum ve mimarlık bir inşanın ürünü ve her inşada olduğu gibi bir anlayış ve düzen tesis ediyor. Bazı işlevsellikleri olsa da yapılar amaçları doğrultusunda anlayış ve düzenlerini yansıtabiliyor ve bu, aynı zamanda deneyimleyene de form veren bir süreci doğuruyor. Çalışmalarımda formları istikrarsız, sabit olmayan bir akışın içinde sunmam, yapının temsil ettiği rasyonel, güçlü ve kalıcı olan şeyleri bir olasılıklar alanının parçaları olarak görme arzumdan kaynaklanıyor diyebilirim. Temelde eleştirel bir noktadan yeşeren bir arzu bu. Bir yandan da bu yapıların bir araç olması deneyimin uzantısı olan yerler, mekânlar ve nesneler bütününün ideal görüntüsü yerine kullanılmış, dönüşmüş, var olmuş ve yok olmuş yani ilksel gücünden uzaklaşmış bir yapı görüntüsüyle, diğer bir deyişle geriye kalan parçalarla, izlerle, elemanlarla ilgilenmemi, bunu bir problem olarak yorumlamamı sağlıyor. Onların varlık alanı, ilişkilenme biçimleri ve potansiyelleri… Bir tür güç ve direnme alanı; kırılganlık veya müştereklik gibi.

Sergiden genel görünüm, 

fotoğraf: Arto Davulciyan ve Kami Balmumcu

Diğer yandan yapıyı, planı, sistemi dönüştürme meselesi de çalışmalarımda kurduğum ilişkilerden çok uzak bir yerde değil benim için. Yaşadığım ve ürettiğim kent olan İzmir’de bağımsız oluşumların ayakta tuttuğu bir sanat ortamı var. Ben de bu oluşumlarla ilişki hâlinde, iş birliği içinde araştırıyorum, öğreniyorum ve kimi zaman da üretiyorum. Bununla ilgili Sanat Dünyamız dergisinin 207’nci sayısında (Kış 2025), “Kırılganlık Politikaları” dosyası kapsamında “Bozuk Yollarda Alternatif Rotalar” başlıklı bir metnim yayımlandı. Sorunu ilgilendiren konuyu detaylı bir şekilde ele alan bir metin olduğunu düşünüyorum.

cam, çağdaş sanat, Değişken Aralık, Deniz Özgültekin, enstalasyon (yerleştirme), Ezgi Yakın, İzmir, kent, mekân, mimarlık, Paris, resim sanatı, sergi, sergi tasarımı, Simbart Projects, şehir, yapı, yerleştirme sanatı