Bir Değer Yazgısı Üzerine:
Marx’tan Günümüze Kullanım Değeri

Kapital’in ilk cildinde Marx, kullanım değeri ile mübadele değeri arasındaki uzlaşmaz ayrımı ortaya koyan meşhur meta çözümlemesini yapar. Kullanım değeri, metanın bizim için faydasından, işe yararlığından kaynaklanır —ki bu yararın olanağı da sınırı da, metanın fiziksel özellikleri tarafından belirlenmiştir. Kullanım değeri, yalnızca nesnenin belirli bir insani ihtiyacı karşıladığı somut bir kullanım veya tüketim anında hayata geçer. Yani, kullanım, bir metanın değerinin nitel yönünü ifade eder. Öte yandan, mübadele değeri, nitel olarak farklı kullanım değerlerinin bir pazar dolayımı ile birbirleriyle değiş tokuş edildiği nicel bir ilişkiyi belirtir. Mübadele değeri, bir kullanım bağlamı içine sıkıca yerleşmiş olan ve belli bir ihtiyaç veya istek tarafından güdülenen kullanım değerine nazaran, “rastlantısal ve bütünüyle göreli bir şey” olarak karşımıza çıkar.1 Zamana ve mekâna göre sürekli değişim içinde olan mübadele değeri, kullanım değeri karşısında bir soyutlamadır. Ya da, kullanım değerlerinden bağımsız olarak metalar arasında tesis edilmiş nedensiz bir ilişkiler ağıdır diyebiliriz. Elbette, meta fetişizmi denilen aşamada mübadele değeri, bireyin zihnine metaya içkin, ondan koparılamaz bir değer olarak aksedecektir.2 Buna daha sonra değineceğiz.

Burada, hemen göze çarpan şey, bir metanın iki faktörü olan kullanım ve mübadele değerlerinin birbirinin antitezi değil (öyle olsaydı, diyalektik bir bireşime ulaşırlardı), bir husumet (antagonizma) içinde bulunan iki öge oluşudur. Fredric Jameson, bu antagonizmayı açıklamak için, kullanım değerini “fark ve bizatihi farklılaşma sahası” olarak tanımlarken, mübadele değerinin “özdeşlikler alanına” ait olduğunu belirtir.3 Buna göre, kullanım değeri, eşdeğerlik ilkesine tabi olmayan indirgenemez bir ögeyi bünyesinde barındırır.

Kapitalist toplumlarda metanın iki değer biçimi arasındaki bu çelişkinin düzenli olarak çözüme kavuşturulduğu yer yanılsama dünyasıdır. Değerin bu iki faktörü arasındaki uzlaşmaz çelişki meta fetişizmi yoluyla uzlaştırılır veya büsbütün örtbas edilir. Bu süreçte, kullanım değeri, mübadele değerinin egemenliği altında gölgede kalır. Diğer bir deyişle, kapitalist üretimin özü olan meta, aldatıcı ve sahte bir dış görünüş tabakası ile kaplanır —böylece nitelik nicelik gibi, nesne özne gibi, kullanım değeri ise lüzumsuz ve dışsal bir şey gibi görünmeye başlar. Fakat yine de meta fetişizminin, kullanım değerinin tamamen tasfiye edilmesi anlamına geldiği düşünülmemelidir. Pazarda mübadele edilebilmesi için metanın bir nebze de olsa kullanım değerine sahip olması zaruridir. Özetle, meta fetişizmi, kullanım değerinin tamamen yok edilmesinden ziyade bir bulandırma ve mesafe koyma sürecidir. Kullanım değeri kasıtlı olarak ötelenerek, kişi tarafından bilinçli ve etkin biçimde deneyimlenmesi ve özümsenmesi önlenir. Adorno, meta fetişizminin neden olduğu bu ötelemeyi müzik piyasası bağlamında şu şekilde ifade eder:

Değerlerin özgül niteliklerinin tüketici tarafından bilincine varılamadan tüketilmesi ve duyguları kendine çekmesi eninde sonunda onların metalaşmış karakterinin ifadesidir.4

Kullanım değeri arka plana çekilirken, boşalan yer çeşitli yanılsamalar ve mazeretler tarafından doldurulmaktadır. Oluşan bu yanılsama hâline dair farklı çözümleme ve betimlemeler vardır: Önemsiz, yapma [Ersatz] hayatlar (Adorno), metanın ikinci derisi olarak kullanım değeri vaadi veya görüntüsü (Haug), kodlanmış bir farklılıklar dizgesi içerisinde gösterge değeri (Baudrillard).

Özellikle Baudrillard, gösterge statüsü edinme yolunda tüketim nesnesinin ona kullanım değeri kazandıran işlevsel belirlenimlerden tamamen azade hâle geldiğini öne sürecek kadar ileri gider. Bu temelde, Baudrillard, Marx’ın kullanım değerine verdiği ontolojik önceliğe karşı bir saldırı başlatmış, kullanım değerinin de fetişleşme sürecinden bağışık olmadığı fikrini savunmuştur.5

Violet Ray’in 60’larda bir seri olarak gerçekleştirdiği ilan kolajlarından,
kaynak:
Advertising the Contradictions, Violet Ray, arka kapak,
yayıncı: Violet Ray, Berkeley, 1984.

Sermayenin Valorizasyonu Açısından Kullanım Değeri

Kapitalist toplumlarda meta üretiminin nihai amacı sadece değer üretmek değil, sermayenin değerini de artırmaktır. Üretim sürecinde emeğin kapitalist bir mantıkla işe koşulması, salt metalar üretmenin ötesinde, sermaye varlıklarının değerindeki artışa katkıda bulunduğu ölçüde anlamlıdır. Marx, bu çifte sürece valorizasyon adını verir ve ona ulaşmada artık-değerin rolünü vurgular.

Ücretlendirilmemiş, fazladan emeğin getirisi olarak artık-değer kavramı onun ulaştığı kuramsal zirvelerden birisidir. Fakat, kavramın da açıkça tarif ettiği gibi valorizasyonun gerçekleştiği mahal olarak Marx’ın ana ilgi odağı emek sürecinin kapitalist organizasyonudur. Onun artık-değer kuramı sermayenin değerini artırmak için emeğin faaliyet gösterdiği sahada yapılan titiz hesaplamaları açığa çıkarmayı amaçlar. Özetle, Marx’ın eleştirel bakışını yönelttiği “yer” fabrikadır, imalathanedir, üretim bandıdır. Öte yandan, Wolfgang Fritz Haug gibi kuramcılar aksi istikamete yönelerek sermayeye değer kazandırma sürecinde spesifik olarak metanın bedeni üzerinde icra edilen işlemlerin rolüne işaret ederler.6

Marx, bir nesne olarak metanın kişinin isteklerini ne şekilde, nasıl bir yolla tatmin ettiği konusuyla ilgilenmez.7 İşte tam da bundan dolayı, kullanım değerinin valorizasyon sürecine hizmet eden bir başka mevzi olabileceğini hesap etmez. Bir metanın kullanım değerinin valorizasyon sağlamak amacıyla fiziksel veya sembolik olarak kesintiye uğratıldığı, azaltıldığı süreçleri öngörmemiştir. Hakikaten, mübadele değerinin egemenliği, kullanım değerine aynı anda iki farklı biçimde zarar vermektedir: 1. Kullanım değerinin doğrudan azaltılması. 2. Bireyin ‘tüketici’ sıfatıyla mübadele değeri ilkesine ideolojik olarak teslimiyeti.

Kullanım Değerinin Azaltılması

Bir ürünün gerçek veya potansiyel kullanım değeri valorizasyon mantığı açısından ilke olarak bir sorun kaynağıdır. Tüketiciye sunulan ya da ürünün elverdiği kullanım değerinin miktarı, bunun gereğinden az veya fazla oluşu, bir hesaplama ve denetim konusu olagelmiştir. Eğer bir metanın kullanım değeri piyasa standardının altında ise, mübadelenin gerçekleşmesi tehlikeye girer. Tersine, eğer bir meta kullanıcısı için çok fazla kullanım değerine sahipse, bu kez de valorizasyon işlevini hakkıyla yerine getiremez. 20. yüzyılın başlarından itibaren genel eğilim kullanım değerinin azaltılması ve denetimi yönünde olmuş, adeta bu kaybı telafi edercesine ürünlerin kullanım esnasındaki görünürlükleri ve teşhiri yaygınlaşmıştır. Şüphesiz Marksist düşünce zinciri açısından, kullanım sürecinin bu görünürlüğü, nesnelerin gerçek kullanım değerlerini temsil etmek şöyle dursun, onları kovalayan, aldatıcı bir görünüştür. Marksist terminolojide, olgusal bir biçim olarak kullanım temaşası [spectacle] özdeki bir çürümeyi gizler.

Ford ilanı, 1946

Bir metanın kullanım değeri taşıdığı süreyi kısaltmaya dönük faaliyetlere yapay veya planlı eskitme [artificial / planned obsolescence] denildiği bilinmektedir. Yapay eskitme, ürünün işlevsel ömrünü kısaltmak amacıyla, yaşam döngüsünün önceden belirlenmiş bir anında devreye giren ve ürünü kullanılamaz hâle getiren zaman ayarlı tasarım-üretim kararları veya düzenekleridir. Kullanım değerini azaltmaya dönük bir diğer teknik ise, özellikle içerik madde sunan ürünlerde (örneğin cilt kremi) görünürde bir farklılık yaratmadan, içerilen maddenin miktarının azaltılmasıdır.8 Doğaları gereği bazı ürünler kullanım değerlerinin nitel olarak azaltılmasına (planlı eskitme), bazıları ise nicel bir kesintiye yatkındır.

Kullanım değerinin azaltılması veya kısılması hiçbir yerde “tüketici mühendisliği”nin hedef beyanındaki kadar pervasızca savunulmamıştır. Tüketici mühendisliği, 1930’larda ABD’de Earnest Elmo Calkins tarafından ortaya atılan, arzuları uyarmada, yeni satın alma alışkanlıkları oluşturmada, ürünleri tüketici ihtiyaç ve isteklerine daha etkin biçimde yönlendirmede ve yeni bir şeyler satın alma fikri karşısındaki direncin üstesinden gelme gibi konularda üretici firmalara yardımcı olacak yeni bir iş bilimi idi. Üretim alanında verimliliği artırmak için uygulanan bilimsel yöntemlerden (Taylorizm) ilham alan Calkins ve meslektaşları tüketicileri daha aktif ve etkin satın alma ve çöpe atma alışkanlıkları kazanacak şekilde disipline etmeyi amaçlayan paralel bir çalışma alanı önerdiler.9 Bu alan, 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı’na yol açtığına inanılan gereğinden az tüketim sorununa bir çözüm olarak görülecek ve benimsenecektir. Özetle, tüketici mühendisliği, tutumluluğa ve zamanın hayli yüksek standartta kullanım değeri içeren ürünlerine karşı yürütülen bir kampanyaydı. Ve eğer 20. yüzyıl tüketim toplumlarına bakacak olursak, bu kampanyanın başarıya ulaştığı tartışmasızdır. Kullanım değerine karşı sergilenen bu husumetin ölçüsünü —ölçüsüzlüğünü— anlamak için Calkins’in şu ifadelerine bakmak yeter:

Ürünler iki sınıfa ayrılır: Motorlu araçlar ve tıraş makineleri gibi kullandığımız ürünler ve bisküvili soda ya da diş macunu gibi tükettiğimiz ürünler. Tüketici mühendisliği şu anda basitçe kullandığımız tipte ürünleri, tüketir hâle gelmemizi sağlamalıdır. Ürünlerde veya insanların alışkanlıklarında yaşanacak hangi değişiklikler tüketimi hızlandıracaktır? Yerlerini yeni modeller alabilecek midir? Yapay eskitme yaratılabilir mi? Yapabildiğimiz her şeyi tüketebilir hâle gelmeden tüketici mühendisliğinin görevi sona ermeyecektir.10

Dikkat edilirse, bu çabanın amacı kullanım ile tüketim arasında o ana dek iyi kötü geçerli olan ayrımı, tüketim lehine yürürlükten kaldırmaktır. “Tüketim” sözcüğünün yok etme ve harcama anlamlarındaki daha eski kullanımı 19. yüzyıla dek olumsuz yan anlamlara sahipti.11 Kapitalist üretimin piyasaları valorizasyon yararına kontrol etmeye dönük büyüyen ihtiyacı ile birlikte, tüketim sözcüğü yaygın geçerlilik kazanarak değer yargısı içermeyen anlamlar edinir ve kişinin onu çevreleyen nesneler ile ilişkisini karakterize eden tek alternatif hâline gelir. Tüketici olmak, aynı zamanda kişinin ürünün kullanım değeri üzerindeki haklarından da vazgeçmesi demektir. Bu vazgeçiş mübadele değerinin kullanım değeri üzerindeki egemenliğinin semptomlarından biridir ve Adorno tarafından dokunaklı bir biçimde yapma [Ersatz] ve değersiz hayat olarak tanımlanır. Mübadele ilkesinin hâkim oluşunun yol açtığı hafıza kaybıyla birlikte gözden yiten sahici kullanım değerleri artık sahte tatminlerle ikame edilmektedir. Bu durum, sadece toplumsal düzeyde bir ideolojik değişimi değil, metanın bizzat bedeni üzerinde gerçekleştirilen ikameleri de içerir. Dolayısıyla Adorno’ya göre,

Mübadele değerinin hâkimiyeti bir kez ürünlerin orijinal kullanım değerlerine dair belleği yok etmeyi başardığında, meta ikincil ya da yapma [Ersatz] bir kullanım değeri üstlenmeye hazır hâle gelir. Böylece metalar zengin çeşitlilik arz eden kültürel çağrışım ve yanılsamaları üzerlerine giyecek serbestiye kavuşurlar.12

Bu ikame sürecinde kullanım değeri hem doğrudan hem de sembolik düzlemde geri plana çekilir ve böylece metanın yüzeyi üzerine kültürel anlamlar işlenebilsin diye temizlenmiş olur. Meslekleri üreticiler tarafından kabul görsün umuduyla tüketici mühendisliğini destekleyen endüstriyel tasarımcılar o dönemden itibaren ürünlerin yüzey cazibesini geliştirme ve bu boş yüzeyler üzerine kültürel anlamları işleme konusunda başta gelen uzmanlardan olagelmişlerdir. Tasarım söyleminde bu sürece çok çeşitli isimler verilmiştir: humaneering, estetik müdahale [face-lift], kozmetik, akım çizgisi [streamlining], stilizasyon [styling], cilt bakımı vb. Meta estetiği ise eleştirel kuram tarafından önerilen, metaların yüzeyine uygulanan estetik katmanların kullanım değerlerini ikame etmesini anlatan, örtmecesiz bir terimdir.

Pajero Full ürünü için
“Instinct – Mitsubishi” kampanyasından, 2009

Meta Estetiği [Commodity Aesthetics]

Haug’a göre meta estetiği, metanın aktüel, fiziksel niteliği (onun gerçek kullanım değeri) ile temsili özellikleri (kullanım değerinin görünümü) arasında ortaya çıkan bir yarılmanın sonucu olarak doğmuştur. Bu parçalanma, metanın bedeni üzerinde gerçekleşir.

Alıcının belirli bir kullanım değeri arayışı mübadele sürecinin iki farklı anında ön plana çıkar. Öncelikle, alıcıyı pazara yönelten şey herhangi bir sebepten ötürü ortaya çıkan belirli bir kullanım değerine duyulan ihtiyaçtır. Kullanım değerine yönelik başlangıçtaki bu arzu bir alışveriş işlemi için önkoşuldur. Ne var ki, alıcı ve satıcının buluştuğu bu mübadele anında —ki, bu somut koşullarda yüz yüze gerçekleşebileceği gibi, potansiyel alıcının bir kataloğun sayfalarını incelemesinde olduğu gibi hayali bir düzlemde de olabilir— meta henüz alıcı nezdinde bir kullanım değerine tahvil edilmemiştir. O sadece, henüz gerçekleşmemiş olan bir kullanım değeri vaadidir.13 Bu noktadan sonra, kullanım değerine dönük bir ilginin tekrar yüzeye çıktığı ikinci durum metanın satın alındığı ve tüketici tarafından kullanıma sokulduğu andır. Aslında, bu, metanın kullanım değerinin belli bir kapasite ile hayata geçtiği ilk durumdur. İşte Haug’a göre bu iki an arasındaki uyuşmazlık kapitalist toplumlarda mübadele olgusunu karakterize eder. Buna göre, meta estetiği, tasarım, reklamcılık ve diğer faaliyet alanlarının söz konusu uyuşmazlığı meta bedeni ile çakıştırma yönündeki ortak çabasına verilen isimdir. Bu andan itibaren, meta iki farklı düzene bölünür: Duyumsal nitelikleri açısından geliştirilen bir deri ve sistematik olarak daha dayanıksız kılınan bir beden.

Özellikle derisini de içerecek şekilde, bir metanın her temsili, bir kullanım değeri vaadini ortaya atar: Duyulan bir tatmin, yaşanılan olumlu bir duygu, erişilen bir amaç, giderilen bir arzu. Diğer bir deyişle, metaların yüzey çekiciliği dolayımı ile pazarda satılan şey kullanım değeri vaadidir. Dolayısıyla, meta estetiği, bu tatmin vaatlerini metanın yüzeyi ve diğer temsilleri (örneğin reklam) üzerine işlemek için kullanılan teknik ve uzmanlıkların toplamıdır.

Bu olgu, meta üretiminde çifte bir gerçekliğin ortaya çıkışını işaret eder: Artık görünümü ile kullanım formu arasında herhangi bir bağıntı kalmayan meta, bir mutasyon geçirmiştir.

1. Kamenka, Eugene (ed). The Portable Karl Marx. New York: Penguin, 1983. s. 439.

2. a.g.e., s. 439.

3. Jameson, Fredric. Postmodernism, or The Cultural Logic of Late Capitalism. London: Verso, 1995. s. 231-232.

4. Adorno, Theodor W. The Culture Industry: Selected Essays on Mass Culture. London: Routledge, 1996. s. 33.

5. Baudrillard, Jean. For a Critique of the Political Economy of the Sign. Telos Press, 1981. Özellikle, bu kitabın “Beyond Use Value” başlıklı bölümü. s. 130-143.

6. Haug, Wolfgang Fritz. Critique of Commodity Aesthetics: Appearance, Sexuality and Advertising in Capitalist Society. Minneapolis: University of Minnesota Press, 1986.

7. Kamenka, s. 437.

8. Haug, s. 40.

9. Meikle, Jeffrey L. Twentieth Century Limited: Industrial Design in America, 19251939. Philadelphia: Temple University Press, 2001. s. 70-71.

10. Gorman, Carma (ed). The Industrial Design Reader. New York: Allworth Press, 2003. s. 132.

11. Williams, Raymond. Keywords: A Vocabulary of Culture and Society. London: Fontana Press, 1988. s. 79.

12. Lury, Celia. Consumer Culture. Cambridge: Polity Press, 1996. s. 42.

13. Haug, s. 16-17.

Aren Kurtgözü, değişim değeri, kullanım değeri, meta, meta estetiği, tasarım