Saçlarım Şekil…

Saç jölesini konu alan bir yazı yazmak, eğer bu maddeyi ambalajıyla birlikte bir tasarım ürünü olarak ele almak söz konusu ise, göründüğünden daha zor bir işe dönüşebilir. Kuşkusuz, bir saç jölesi kavanozu, teknik değerlendirmeler yapmayı, arayüz tasarımını etüt etmeyi gerektiren bir kahve makinesi tasarımıyla eşdeğer değil. Esas güçlük, ürünün karmaşıklığından değil, basit ve gündelik oluşundan kaynaklanır. Çünkü tasarım eğitiminin bizlere verdiği repertuvar, ne yazık ki ya teknolojik mükemmeliyeti cisimleştiren ya da tasarımcısının imzasıyla seçkinleşen ürünlerle sınırlı kalmakta. Kitlesel olarak tüketilen ürünlerin taşıdığı tasarım değeri, gündelik hayatın alışıldık sahnesinde tıpkı hava ve suyun saydamlığına benzer biçimde aşinalıktan doğan bir görünmezliğe bürünür. Bu görünmezliği aşıp, ürünü tekrar sahneye çıkarmanın yolu ise, onun hayatımızda başrol oynadığı anları dramatik bir kurgu içinde hatıra getirmekten geçer. Bunun için de popüler kültür tarihinden ve kişisel tarihlerden faydalanarak işe koyulmak gerekir.

Saça şekil vermenin geçmişi, insanlık tarihi kadar eski. Yılan saçlı Medusa’dan, altın sarısı uzun saçlarını prensi tırmanabilsin diye kuleden sarkıtan Rapunzel’e veya Berenice’in kestikten sonra takımyıldızına dönüşen saçlarına dek tüm mitoloji ve masallar saça atfedilen anlam ve sihirli güçlere dair örneklerle dolu. Ama o kadar gerilere gitmeyelim isterseniz. Tarih boyunca saçları istenen şekle sokmak için çok farklı karışımlar hazırlanıp kullanılmış olsa da, “saç jölesi” gibi ticari bir ürünün ortaya çıkması 20. yüzyılın ortalarına doğru gerçekleşmiştir.

Brylcreem dergi ilanı, 1938

Saç jölesinin atası sayılabilecek ilk ticari şekillendirme ürünü, 20. yüzyıl popüler kültürüne damga vurmuş bir diğer ürün olan briyantindir. Fransa’da 1860’larda ortaya çıkan briyantin, ticari bir ürün olarak 1920’lerde piyasaya sürülmüştür ve erkek tüketicileri hedefleyen ilk saç ürünü olarak kabul edilir. Hatta ürünün bugün bildiğimiz ismi de Brylcreem adı verilen markasından kaynaklanır. Arada Josephine Baker gibi bir ikonu reklam yüzü olarak kullanan Bakerfix gibi briyantin markaları görülse de, ürünün esas hedef kitlesi erkeklerdir.1 Örneğin sessiz sinema döneminin ünlü oyuncusu Rudolph Valentino, hayranlarının gözünde idolleşmiş imajını önemli ölçüde briyantin ile yatırdığı saçlarına borçludur.

Saçları geriye doğru tarayıp yapıştırmaya ve parlak göstermeye yarayan bu madde esas popülaritesini İkinci Dünya Savaşı sonrası baby boom kuşağı gençler arasında kazanır. Briyantin sayesinde 1940 ve 50’lerin isyankâr teenager kuşağı saçlarını arkaya doğru, ördek kıçı ya da D.A. [Duck’s Ass] denilen şekilde yapıştırarak kalıplamaya başlar. Bu saç modelini ve dolaylı olarak briyantini popülerleştiren en önemli iki isim James Dean ve Elvis Presley’dir. Bu parlak görünümlü şekli vermek için mebzul miktarda kullandıkları briyantin nedeniyle dönemin gençliği greaser tabiriyle anılmaya başlar.2 Nitekim sinema tarihine geçmiş Grease filmi de ismini buradan alır… 1959’da Kaliforniya’da geçen filmde greaser Danny Zuko (John Travolta), Sandy (Olivia Newton-John) ile aşk yaşamaktadır.

John Travolta & T-Birds,
“Greased Lightning” sahnesi,
Grease, 1978, kaynak: Classic Film (CC BY-NC 2.0)

Fakat 1960’ların başında Beatles sahnede göründüğünde, briyantin gözden düşmeye başlar, zira Beatles üyeleri, taranmamış, perçemleri sarkık saçlarıyla modayı değiştirir. Swinging 60’lar, briyantini raflardan indirir. Benzer bir ürünün tekrar moda sahnesine çıkması için 1980’leri beklememiz gerekecektir. Evet, 80’ler, pek çok başka şeyin yanında, bir saç jölesi dönemidir de.

Aslında saç jölesi, ilk kez Amerikalı Dep firması tarafından 1960’larda üretilmiştir. Fakat piyasada kabul görmesini 1970’lerin sonunda ortaya çıkan punk ve new wave akımlarına borçludur. Punk modasında saçlara diken diken şekil verebilmek için jöle kullanılması elzemdir çünkü. Bu akımların 1980’lerde artık altkültür olmaktan çıkıp ana akım pop kültüre dahil olmasıyla birlikte, saç jölesi de özellikle gençler tarafından hayatın her alanında kullanılan bir şekillendirme ürünü hâline gelir. Unutmadan, saç jölesinin daha ziyade erkek kullanıcılara hitap eden bir ürün olarak algılandığını da hatırlatalım, zira kadınların uzun saçlarını şekillendirmek için geniş bir yelpazede sayısız ürün ve tekniğin zaten yıllardır tedavülde olduğunu biliyoruz. Geriye dönüp bu döneme baktığımızda, adeta üç boyutlu birer heykel gibi kalıplanmış egzotik ve abartılı saç modellerini hemen hatırlayabiliyoruz.

Her ne kadar saç jölesinin atası olarak briyantini anmış olsak da, iki ürünün mitolojileri arasında çarpıcı farklar vardır. Bunu, Roland Barthes’ın söylen (mit) analizlerine atıfla açıklayabiliriz.

“Sabun Tozları ve Deterjanlar” adlı metninde Barthes, farklı kategorilerdeki temizlik maddelerini mitolojik düzlemdeki yananlamları açısından mukayese eder.3 Temizlik ürünlerinin “psikanalitik boyutu” adını verdiği bu derin anlam katmanında sıvı temizleme maddeleri, sabun tozları ve deterjanlar arasında “dert ile çaresi” ve “kir ile temizleme ürünü” arasındaki ilişkiler açısından çarpıcı farklılıklar vardır. Örneğin klorlu sıvı temizlik ürünleri ateş gibi yakıcıdır ve kontrollü kullanılmazsa temizlenecek kumaşı da harap eder. Kimyasal ve tahrip edici nitelikteki bu ürünlerin mitolojisi, “kir” denen varlığın şiddet kullanarak ve aşındırarak dönüşüme uğratılmasıdır. Bu maddeler, kiri öldürerek bizi ondan kurtarır. Buna karşılık, sabun tozları ve deterjanlar çözücü ve ayrıştırıcı maddelerdir. Kumaşa seçici bir şekilde yaklaşan bu maddeler kiri bulur ve onu kumaşın dokusundan sökerek defeder. Bu ürünlerin mitolojisi, topyekûn yakıcı bir savaş değil, kumaş üzerindeki asayişi sağlamak üzerine kuruludur.

Briyantin ve saç jölesi arasında da psikanalitik katmanda böyle bir fark vardır. Daha evvel de değindiğimiz gibi, briyantin kabarık veya kıvırcık saçların düzleştirilmesi amacıyla kullanılır. Mitik anlamı, isyanın bastırılmasıdır. Yerçekimine karşı dik duran, yatmayan, düzensiz, ‘yaramaz’ saçların şekle sokulması, zapturapt altına alınması için kullanılır. Buna karşılık, saç jölesi, saçı yerçekiminin boyunduruğundan kurtarıp adeta heykelsi bir dışavurum ile ‘ayağa kaldırmayı’ amaçlar. Heykel yapımında kullanılan bir harç gibidir ve saçı plastik sanatların yörüngesine sokar. Yatay durumları değil, dikey hareketi ve yükselen enerjiyi çağrıştırır. Punk akımının saç stillerinde gördüğümüz tam olarak budur. ‘İsyan bastıran’ briyantinin aksine, saçı isyana teşvik eder. Bu yüzden briyantin gibi pop kültürün ana akım sularında değil, reddi cisimleştiren karşı kültürün dip akıntılarında kendine anlamlı bir yer bulmuştur. Fakat elbette, altkültürün simgesel düzeni ve maddi kültürü bir süre sonra tüketim kültürü tarafından içselleştirilecektir. Nitekim, 1980’lerde ‘isyan’ moda endüstrisi tarafından ehli bir göstergeye dönüştürüldüğünde, saç jölesi de kitlesel bir tarz yaratma çılgınlığına malzeme olur.

GBH – Punked In The O.C. –
Live At The Celebrity Theater 1988, G.B.H., kaynak: Cleopatra

1980’lerde büyüyen veya gençliğini yaşayan kuşak için saç jölesi kişisel tarihlerde de yerini almış durumdadır. Amerikan tıraşı kesilmiş saçlarımızı, tepeden bir de jöleledik mi kendimize bambaşka bir güven gelirdi. Jöleli saçlarımız nedeniyle kınayıcı ifadelere de muhatap olurduk kuşkusuz. Saçlarımızı “inek” veya “buzağı” yalamış sözünü işitmeyen var mıdır aramızda? Bir de jöle sayesinde yaptığımız kirpi saçlar vardı ki, artık ondan hiç söz etmemeli.

1990’ları ise jölenin gündemden düşmeye başladığı yıllar olarak yaşadık. Bu dönemde doğan grunge akımı, saç modasında artık jöleye pek yer bırakmıyordu. 2000’lerde ise doğal ürünlere duyulan ilginin artması ve erkek modasında fark yaratan saç kesim biçimlerinin çeşitlenmesi, saç jölesini geniş ilgi gören veya sık kullanılan bir ürün olmaktan tamamen çıkardı.

Bugün saça verdiği zararlardan sıklıkla bahsedilse de, piyasada beş altı farklı markanın saç jölesi ürünlerini raflarda görmek mümkün. Belli ki, eskisi kadar abartılı olmasa da, hâlâ saç şekillendirmede yardımcı bir ürün olarak kullanılıyor jöle. İşte farklı markaların bu saç jöleleri arasında, Orhan Irmak’ın ambalaj tasarımını yaptığı Hobby Energy serisi ürünler, sergilenen tasarım anlayışıyla sözünü etmeye değer.

Orhan Irmak tasarımı ektsra sert, ıslak,
sert ve ıslak sert Hobby Energy
saç şekillendirici jöle ambalajları,
kaynak: Hobi Kozmetik

Saç jölesi tasarımı üzerine yazı yazmak ne kadar zorsa, böyle bir ürün için ambalaj tasarımı projesi almak da o kadar zor olmalı. Mevcut ürünler arasında ayırt edici niteliğe sahip olacak, fakat jölenin ruhunu da yansıtacak bir tasarım yapmak gerekiyor… Piyasadaki saç jölelerinin ambalaj tasarımlarına baktığımızda iki temel yaklaşım göze çarpıyor. Birincisi, jöleyi tüp içerisinde sunan ürünler. İkincisi ise, profesyonel saç bakım ürünü havası taşıyan jöle kavanozları.

Tüpteki saç jöleleri belki çantada taşıma kolaylığı sağlıyor ama kullanımı zor. Tüpte ne kadar jöle kaldığını bilemiyoruz örneğin. Dibinde kalanı sıkma zorluğu da cabası… Biraz da, ürünün ruhunu yansıtmaktan uzak görünüyorlar sanki. Tüpten ne çıkacağını bilmiyorsunuz… Fazla sıksanız, kalanı tüpe geri koymanın imkânı yok. Yapıştırıcıdan diş macununa tüm o tüp içinde sunulan sıvılar gibi, kimliksiz bir ürün gibi duruyor tüp jöleler…

Buna karşılık, metalik ve akromatik renkleri, hi-tech imgeleri, sade ve medikal görünümlü kavanozları ile ‘profesyonel’ saç jöleleri, sanki işi gereğinden fazla ciddiye alıyor gibi. Alt tarafı saç jölesi diyesi geliyor insanın. Belli ki, medikal ve ciddi görünümlü ambalajlar, kullanıcının saç jölesinin zararları hakkındaki endişelerine seslenen, bu endişeleri bilimsel ve profesyonel bir ürün imgesiyle yatıştırmayı amaçlayan tasarımlar.

Hobby için yapılan ambalaj tasarımında bu iki yaklaşımdan daha farklı bir yol seçilmiş. Öncelikle, jölenin rengine hakkını veren şeffaf kavanoz yapısı korunmuş. Saç jölesi söz konusu olduğunda, rengin ürünün ruhunu yansıtması açısından büyük önemi olduğunu söylemeliyiz. Yukarda da bahsettiğimiz gibi, saç jölesi, gençliğin enerjisine ve ‘pop’ hissiyata hitap eden, adeta büyülü bir madde. Saçımıza, hızlı ve pratik biçimde adeta oyun hamuru gibi, hayal ettiğimiz şekli vermeye yarayan ‘renkli’ bir ürün. Bütün sihirli karışımlar gibi, fantastik renklere sahip olması gerekiyor… Çünkü deney tüpünde fokurdayan o sihirli iksiri içtiğinizde, şekil değiştirip başka bir insana dönüşeceksiniz…

Ancak belki de tasarımcının ürüne yaptığı esas katkı, kavanozu renkli bir şekerleme veya balonlu çiklet drajesini andıracak biçime sokmuş olması. Ağzımıza şekeri attığımızda verdiği hazzı, sakızı çiğneyip balonu patlattığımızda çıkan enerjiyi hissettiriyor. Bu açıdan ‘enerji’ konsepti ile de son derece tutarlı bir tasarım tercihi bu… Her iki yanı içbükey bir kavisle daralıp, köşeleri şişkin olan bu tasarımı, her an patlamaya hazır bir enerji bombası gibi de yorumlamak mümkün. İnsan bu kavanozu avcuna aldığında, istemsiz bir şekilde çevirmeye, havaya atıp tutmaya başlıyor (deneyle sabit). Kavanozun aşağıya doğru daralan yapısı, onu oturaklı bir nesne olmaktan çıkarıp, her an havalanacak, ele avuca sığmaz bir yaramaza dönüştürüyor… Dolayısıyla, bu tasarımda gerek renk gerek biçim olarak saç jölesi gibi bir ürünün kullanıcıya vaat ettiği ‘oyunsu’ deneyimin hayata geçtiğini görüyoruz.

Üründe ilk bakışta dikkat çekmeyen, ancak sebebini bilmeden gözümüze hoş gelen bir özellik daha var. O da, ön ve arka yüzlerdeki grafik baskılı etiketin renk ve konturlarının, kavanozun kapağının renk ve konturları ile aynı görsel dili konuşması. Bu sessiz uyum, aldığımız üründe her şeyin ‘yerli yerinde’ olduğu duygusunu veriyor bize. Ambalaj tasarımında, ürünlerin kutuları veya şişeleri üzerine yapıştırılan etiketlerin, ürünün genel biçimi ile gösterdiği uyum önemli bir kriter. Ama karşımıza çıkan örneklere baktığımızda, en çok ihmal edildiğini gördüğümüz tasarım hassasiyeti de yine bu uyum. İşte, tasarımcı, bu uyumu da son derece duyarlı biçimde gözeterek, aynı anda hem uçarı hem de rafine bir ürün ortaya çıkarmayı başarmış.

Ayrıca, bu son tasarımda, eski saç jölesi ambalajlarında gördüğümüz kaba ve erkeksi izlenimin kırılarak, eğlenceli ve insancıl bir maddeyi içeren bir kavanoza dönüştüğünü söylemeliyiz. Ürünümüz eğlenceli ve insancıl olmalı, çünkü onu kullanarak daha mutlu olmak ve saçlarımıza hoşumuza giden bir şekil vermek istiyoruz. Yeşil dev Hulk’a dönüşmek değil amacımız.

Bu satırların yazarı saç jölesi gibi bir ürünü kullanmayalı çok uzun zaman oluyor. Bundan sonra da muhtemelen kullanmayacak. Ama bu yazıyı yazarken incelemek üzere satın aldığı o saç jölesi kavanozunu, “bir küçücük fıçıcık, içi dolu turşucuk” diyerek uzun süre elinde oynamaya devam edecek.

{fold içindeki fotoğraf: Flying Lava Shark, ayrıntı, 2013, kaynak: WikiMedia Commons}

1. Victoria Sherrow, Encyclopedia of Hair: A Cultural History, Greenwood, 2006, s. 364.

2. Gres yağı (makine yağı) demek olan bu sözcük, muhtemelen briyantin nedeniyle parlak ve yağlı bir görünüm kazanan saçları ifade etmek için kullanılmış.

3. Roland Barthes, Mythologies, The Noonday Press, 1972. p. 36.

Aren Kurtgözü, jöle, moda, Orhan Irmak, popüler kültür, tasarım