fotoğraf: Jim,
kaynak: Wikimedia Commons
Koy Sepete:
Araba Sevdasının Süpermarket Hâlleri

Italo Calvino’nun kent yoksulu bir işçi ve kalabalık ailesinin trajikomik öykülerinden oluşan Marcovaldo ya da Kentte Mevsimler adlı eseri dört mevsimlik bir döngü içinde Marcovaldo’nun kentin göbeğinde doğa özlemini giderme arayışının trajikomik enstantanelerini sunar. Biraz beceriksiz, hayli talihsiz ama hep iyimser bir karakter olan Marcovaldo ve ailesinin öykülerinden biri de süpermarkette geçer. Fakat belki de bu kısa öykünün baş kahramanı alışveriş arabasıdır.1

Kentin akşamüstü mesai bitimiyle büründüğü tüketim manzarasının renkli bir tasviriyle başlayan öykü, gün boyu üretim yapan insanların kendilerini alışverişe vurduğu mekânların ışıltılı cazibesini betimler. Her akşam tekrarlanan bu davetkâr alışveriş karnavalı hiç şüphesiz Marcovaldo ve ailesi gibi ‘katılımcı’ olamayan ‘gözlemcilere’ de hitap etmektedir. İşte böyle bir akşamüstü, ailesi ile gezintiye çıkan Marcovaldo’nun aklına süpermarkete girip etrafı dolaşmak, başkalarının yaptığı alışverişi seyretmek fikri düşer. Sonuçta hiçbir şey alacak paranız olmasa da, markete ve sunduğu ürünlere bakmak güzeldir.

Süpermarkete girdiklerinde dikkatlerini ilk çeken şey alışveriş arabaları olur: “Tekerlekli sepet gibi demir arabalardan vardı; her müşteri arabasını sürüyor, içini her türlü malla dolduruyordu.”2 Adeta bir yağma aracı gibi betimlenen bu arabalardan Marcovaldo, karısı ve çocukları da birer tane alır ve markette dolaşmaya başlarlar.

Raflara bakarak arabalarını sürer, gördükleri ürünlerin adlarını söyleyerek eğlenirler. Bu “-mış gibi” oyununun kuralı mallara dokunmamaktır. Ne var ki, alışveriş arabasının irade gücü kısa zamanda kendini gösterecektir. Başkaları dolu arabalarla marketi gezerken, boş arabayla dolaşmak da bir yere kadardır… Dolu arabalara imrenen Marcovaldo, kendini tutamayıp, ailesinin kendisini göremeyeceği bir koridora geçer ve raflardan aldığı birkaç ürünü arabasına koymaya başlar. Arabasına koyduğu ürünleri “on dakika süreyle dolaştırma zevkini tatmak, herkes gibi alışveriş yapıyor görünmek, sonra da onu aldığı yere bırakmak” niyetindedir.3 Alışveriş arabası, ona para harcamadan mal seçme keyfini yaşatacaktır.

Bir süre sonra Marcovaldo’nun arabası da diğerleri gibi tıka basa mal dolar. Üstelik, artık raflarla dolu koridorların sonuna, kasaların bulunduğu aydınlık çıkışa ulaşmıştır. Aynı anda karısı ve çocuklarının da tepeleme dolu arabalarıyla rafların arasından çıktığını görür. İşin kötüsü, kapanma vaktinin geldiğini anons eden hoparlör, müşterileri bir an önce kasalara çağırmaya başlamıştır. Telaş içinde gerisin geri dönen Marcovaldo ve karısı arabalara koydukları malları tekrar raflarına koymaya çalışırlar. Fakat bu çaba sonuçsuz kalır çünkü, henüz tadına bile bakmadıkları bu ürünleri bırakmak onlara acı vermektedir. Bu yüzden, bir ürünü yerine koyarken, o raftan ellerine gelen bir başka ürünü arabaya atarlar. Adeta boş kalmak istemeyen alışveriş arabasının dibindeki burgaca kapılmışlardır. Bu şekilde, arabaları boşaldıkça dolmaktadır.

Yürüyen merdivenleri deneyip süpermarketin bir katından diğerine geçerler, ama her seferinde yolun sonunda onları ödeme kasaları beklemektedir. Alışveriş kapanından cebinde para olmadan çıkmaya çalışmak kafesteki hayvanların ya da hapishanedeki mahkûmların hareketleri gibidir. En sonunda bu çaresiz debelenme süpermarket genişletme çalışmaları nedeniyle duvarda açılmış olan bir deliği fark etmeleriyle son bulur. Ailecek arabalarını sürerek delikten geçerler. Karanlık geçit, onları kurtuluşa götürecek midir, bilinmez.

Marcovaldo ve ailesi için süpermarkette fantezi ile arzunun tatmini arasındaki eşik bir çıkmaz sokağa dönüşmüştür. İçine düştükleri bu açmazın önde gelen faili hiç kuşkusuz alışveriş arabasıdır. Onu sürenin ruhuna ve bedenine adeta hükmeden bu araba, boş boş gezdirilmeye tahammül edemez. Raftaki ürünler kolayca arabanın sepetine iner; ama bu durumun geri dönüşü pek yoktur. Bir kez karar verilmiştir. Markette iç içe geçirilmiş olarak depolanan arabalardan bir tanesini çekip alıp, itme demirinin ardına geçerek onu sürmeye başladığınızda sanki el sıkışarak zımni bir sözleşmeyi onaylarsınız. Bu, kişiyi salt bir ziyaretçi olmaktan çıkarıp, alıcı veya tüketici mevkiine oturtan bir sözleşmedir.4

Alışveriş arabası, klasik bir model,
kaynak: Richard Sexton,
American Style: Classic Product Design
from Airstream to Zippo,
San Francisco: Chronicle Books, 1987, s. 16

Kullanıcıyı belirli işlemler yapmaya cebir kullanmadan mecbur bırakan nesnelerin tarihi hâlâ yazılmayı beklemektedir. Alışveriş arabasının kullanıcısı üzerinde yarattığı mecburiyet duygusunu anlamak ise pek zor olmasa gerektir. İçindekilerin her yönden görülebildiği şeffaf bir kafesi andıran bu araba, bolluğu da yokluğu da gözler önüne serer. Marcovaldo’yu da sepete birkaç ürün atmaya iten sebep aynıdır. Diğer müşterilerin sürdüğü dolu alışveriş arabalarının özendiriciliği ve kendi arabasının boş oluşundan —ve bu durumun başkaları tarafından görüldüğünü bilmekten— duyulan eksiklik hissi…

Gerçekten de alışveriş arabaları ile gezen müşterilerden oluşan süpermarket ekolojisi müstehcenliğe varan bir şeffaflık üzerine kurulmuştur. Bir alışveriş arabası, onu süren müşterinin en mahrem tercihlerini, alışkanlıklarını ve yaşam tarzına dair ipuçlarını oradaki herkese teşhir eden bir ekran gibidir. Başkasının arabasına doldurduğu ürünlere bakmak, o kişinin evini gözetlemek kadar sapkın bir eylem değildir sonuçta.5 Bu açıdan, dolu bir alışveriş arabası çok farklı daldan araştırmacıya hitap edebilen bir vaka olarak da görülebilir. İçine atılmış ürünlerden yola çıkarak, kullanıcının sosyokültürel profilini çıkarmaya, hatta karakter tahliline girişilebilir. “Alışveriş arabana neler doldurduğunu söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.”6

Oklahomalı bakkal Sylvan Goldman ilk alışveriş arabasını 1937’de icat edip mağazasında kullanıma soktuğunda, aracın bu potansiyelinin farkında mıydı, bilemeyiz. Zira, reklam ve pazarlamada motivasyon araştırmalarının gündeme gelişi 1950’lerde vuku bulacaktır. Yine de 1937 tarihinin böyle bir yenilik açısından rastlantısal olmadığının altını çizmek gerekir. Süpermarketler, Birinci Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkıp yaygınlaşan alışveriş mecralarıdır. Bilindiği gibi süpermarketin tüketici açısından getirdiği en önemli iki yenilik, selfservis olgusu ve tek durakta alışveriş imkânıdır. Alışveriş arabası, her iki inovasyonun da hayata geçebilmesini mümkün kılar.7 Önceleri, müşteriler marketin içinde ellerinde taşıdıkları tel sepetlerle gezmektedir. Bu, hem zahmetli bir iştir hem de mevcut sepetlere tek durakta alışverişin icap ettirdiği miktarda ürünü sığdırmak imkânsızdır. Müşterilerin kasa ile ürün rafları arasında defalarca gidip gelmesi gereklidir. Goldman, bu soruna yanıt olarak iki tane saplı tel sepeti taşıyabilen, tekerlekli bir araç geliştirir. Kasaya gelindiğinde boşalmış olan sepetler arabadan çıkarılıp üst üste geçirilerek depolanmaktadır. Bu araç kısa zaman içinde gelişerek, 1947 yılında günümüzde kullanılan alışveriş arabasının arketipi olan Nest-Kart’a evrilir.8

Sepetli tekerlekli katlanabilir araç,
Sylvan Goldman’ın 1939 tarihli
patent belgesinden,
kaynak:
99% Invisible

Alışveriş arabası gibi bir yeniliğin ortaya çıkışı ve gelişiminin, 1929’dan itibaren Amerikan ekonomisini felce uğratmış olan Büyük Bunalım’dan çıkış periyoduna denk düştüğü de unutulmamalıdır. Bundan dolayı onu müşterilerin daha kolay ve daha çok tüketim yapmasını sağlamak amacıyla aynı dönemde hayata geçirilmiş bir dizi teknik ve sistemin önemli bir parçası olarak düşünmek yanlış olmaz. Alışverişi bir eğlence etkinliği olarak yeniden düzenleyen mekân tasarımlarının da bu dönemde ortaya çıktığını belirtelim.

1940’lara gelindiğinde büyük bir yaygınlığa erişmiş olsa da, alışveriş arabası gibi bir yeniliğin müşteriler tarafından hemen kabullenilmediğini de ekleyelim. Benimsenme süresi, özellikle beden ile rabıtalı nesneler söz konusu olduğunda çok daha uzun olabilir. Alışveriş arabası da, müşterinin bedenine adeta bir uzantı gibi eklemlenen, onu belirli bir duruşa ve hareket dizisine sevk eden bir taşıt aracıdır aslında. Onu sürmeyi öğrenmek gerekir —ki bu süreçte kaçınılmaz olarak kimi acemilikler ve sakarlıklar yaşanacaktır. Nitekim mağazaya ilk alışveriş arabaları koyulduğunda müşteriler komik görüneceklerini düşünerek aracı kullanmaktan imtina ederler. Goldman ancak bu arabaları sürerek market içinde alışveriş yapar gibi gezinecek kişiler tutup, aracın nasıl kullanıldığını sergilediğinde müşteriler de onu benimsemeye başlar.9

Aracın, market müşterisinin bedeni ile girdiği etkileşim gerçekten de dikkat çekicidir. Bir alışveriş arabası, kullanıcısının bakış istikametini ve hareketlerini süpermarketin koridorlarına ve raflara kanalize eder. Alışveriş esnasında kullanılan geçici bir depolama alanı olmakla kalmaz, itme çubuğuna yaslanıp ara sıra dinlenmemize de olanak verir.10 Otomobilimizin direksiyonunda kalabalık şehir trafiği içinde nasıl ustalıkla —ve bazen sabırsızlıkla— yol alıyorsak, market koridorları ve rafları arasında aynı beceriyle ve adeta otomatikleşmiş bir rahatlıkla arabamızı ittirir, raftan rafa durup kalkar, park hâlindeki diğer alışveriş arabaları arasından sıyrılıp geçeriz. Alışveriş arabalı insanların market içindeki eşzamanlı ve akıcı devinimi, mükemmelliğe ulaşmış bir toplumsal uyumun distopik manzarasını sunar gibidir: “Hoparlörlerden neşeli bir müzik yayılıyordu; tüketiciler müziğin temposuna ayak uydurarak yürüyor, duruyorlar, sırası geldiğinde de kollarını uzatıp bir nesneyi alarak arabaya koyuyorlardı, hepsini müzik sesiyle yapıyorlardı.”11

Tüketim kültürünün başlıca ideolojik dayanaklarından birisi seçme özgürlüğüdür. Özgürce seçim yapabilen özerk bir bireyin pazarda sunulan seçenekler arasından ihtiyacına en uygun olanı rasyonel biçimde tercih edeceği varsayılır. Bir ürün/mal seçme enstrümanı olarak alışveriş arabası bu ideolojik kurgunun maddi uzantısı olarak işlev görür. Selfservis alışverişe uygun yapısı, onu kullanan kişiye her bakımdan direksiyonun başında olduğu duygusunu yaşatır. Kişi alışveriş arabasını istediği noktaya sürmekte de içine istediği ürünü atmakta da özgürdür. Yaptığı seçimler, arabanın içinde birikerek benliğinin eksiksiz, bütünlenmiş bir imgesini yansıtacaktır. Üstelik arabaya neyin ne kadar konulduğuna kimse karışmamaktadır. Özgürce seçim yapma edimi, alışveriş arabasının sunduğu otonomi duygusuyla da perçinlenir. Müşteri, arabasına topladıklarıyla birlikte özgür bir devinim içindedir. Sepetteki ürünlerin şimdiden sahibi gibidir. Nitekim zavallı Marcovaldo’yu da cezbeden şey, alışveriş arabası sayesinde “bir kuruş bile harcamadan” tadacağı “mal seçme keyfi”dir.12

1940’lardan beri giderek büyüyen ve genişleyen alışveriş arabasının bugün ortalama hacmi 240 litreyi bulmaktadır. Dolmak ya da doymak bilmeyen kocaman bir teknolojik mideyi andıran sepet, kişiyi devamlı içine yeni nesneler atmaya davet eder. Hiç kimse süpermarketten boş bir alışveriş arabasıyla çıkmayı arzu etmez.13

Alışveriş süreci içinde oynadığı merkezi rol, bu araçları kısa zamanda çağdaş tüketim toplumunun ikonlarından birisi hâline getirmiştir. Tüketime dair olumsuz imgeler olan çöp yığınları ve plastik poşetlere nazaran zararsız ve sempatik bir alışveriş arkadaşı olarak görüldüğü bile söylenebilir. Bu özelliği sayesinde alışveriş arabası bir grafik imgeye dönüşerek başka alanlarda da zuhur eder. Bu alanların en tanıdık ve yaygın olanı internette bulunan alışveriş siteleridir. Herhangi bir alışveriş sitesine girdiğimizde, alışveriş arabası sağ üst köşede minik bir ikon görünümünde bize göz kırpar. Bizi bekleyen online alışveriş hazlarının habercisi gibidir. Siteyi gezerek seçtiğimiz ürünleri alışveriş arabasına veya sepete ‘atarız’. Gerçek bir süpermarkette gezerek doldurduğumuz alışveriş arabamızın grafik bir simülasyonudur karşımızdaki. İşimiz bitip de bu ikona tıkladığımızda, site bizi ödeme aşamasına yönlendirir. Şüphesiz, bu imgenin internet sitelerinde kullanılması tanıdık bir imge yoluyla tüketicinin işini kolaylaştırmak amacıyladır. Zira, artık yeni bir olgu olmasa da internet alışverişi alıcılar açısından hâlâ riskler ve bilinmezler barındıran bir yöntemdir. Fakat, imgeler özgül tarihsel mecralarından çıkıp bağlam değiştirdiğinde başlarına gelen mitleş(tir)me süreci burada da hemen kendini gösterir.

Naif bir bakışla, süpermarkette kullanılan bir alışveriş arabasının yeterli bir varoluş mantığına ve tarihselliğe sahip olduğu söylenebilir. Her ihtiyaç doğduğunda mağazaya gelip alışveriş etmek yerine, tek seferde evin olası tüm ihtiyacını gidermek isteyen tüketiciye hizmet vermek maksadıyla —ya da en baştan böyle bir tüketiciyi yaratmak için— ortaya çıkmıştır. Elbette alışveriş arabası sayesinde tüketiciyi daha fazla şey almaya motive etmek de amaçlanmıştır. Fakat bu gerekçelerin hiçbirini, internetteki satış sitelerine uyarlayamayız. İnternette alışveriş yaparken seçtiğimiz ürünleri taşımak gibi bir derdimiz yoktur. Alışveriş arabası ikonunu boş gördüğümüzde, Marcovaldo’nun süpermarkette yaşadığına benzer bir eksiklik duygusunu da yaşamayız internette. Ürünlerin fiziksel varlığını algılamadığımız için sepeti zaten çok daha özgürce doldurma eğilimindeyizdir. Peki aslında o ikon neden orada bulunmaktadır?

Noun Project’teki binlerce alışveriş arabası ikonundan bir seçki (ekran görüntüsü), kaynak: Noun Project

İnternet satış sitelerinde seçilen ürünlerin biriktiği ‘yer’i temsil etmek için alışveriş arabası ikonu kullanılmasının en önemli sebebi bu imgenin ‘yatıştırıcı’, kaygı giderici işlevidir. Bilindiği gibi internette bir ürünü sipariş etmekle teslim almak arasında günleri, bazen haftaları bulan bir süre geçmektedir. Online pazarlama devlerinin son zamanlarda başlıca çabalarından biri, bu süreyi kısaltacak çözümler ve teknolojiler geliştirmektir. Dolayısıyla, alışveriş arabası gibi bir temsilin kullanımı sipariş ettiğimiz ama henüz elimize ulaşmamış ürünler ile ilgili belirsizlik duygusunu gidermek ve güvence vermek amacıyladır. Zira, Marcovaldo’nun trajikomik öyküsünün bize gösterdiği gibi, ürünler sepete bir kez girdiyse, artık —neredeyse— sizin olmuş demektir. Alışveriş arabasının bir temsil aracı olarak internet satış sitelerindeki varlığı, ürün satın alma sürecinin maddeselliğine atıfta bulunur ve sanal dünyada seçtiğimiz ürünleri henüz elimize geçmemiş olsalar da gerçekten de aldığımızın altını çizer. Alışveriş arabası ile yapılan sözleşme bağlayıcıdır!

Popüler tüketim kültürünün ürettiği mitlerin üzerinde bu derece yoğunlaştığı nesne, çağdaş sanatçıların radarına girmekte gecikmeyecektir. Sahiden de alışveriş arabası temel alınarak üretilmiş sayısız sanatsal el koyma ve dönüştürme işi vardır.

Bunlara iyi bir örnek, İsrailli sanatçı Ido Bruno’nun “İhtiyaç” [Need] adlı çalışmasıdır. Sanatçının Gıda ve Sanat [Food and Art] başlıklı sergi için 2002–05 yılları arasında gerçekleştirdiği bu çalışma, ortalama bir İsrail vatandaşı tarafından bir yılda tüketilen gıda maddelerini içeren bir alışveriş arabasıdır. Miktar ve çeşidi istatistiklere sadık kalınarak seçilmiş bu ürünlerin arabanın içinde kapladığı alan beş metrelik bir yüksekliğe erişir. Temel besin maddeleri ve doğal ürünlerin aşağı kısma, lüks ve işlenmiş gıdaların üstlere yerleştirilmesi kasıtlıdır.14

Ido Bruno, “Need”, 2002–05,
kaynak:
IDBruno Works, s. 127

Çalışmanın en çarpıcı yönü, istatistiksel verinin görselleştirilme biçimi ve bunun aktarıldığı mecra olarak bir alışveriş arabasının seçilmiş olmasıdır. Bruno, 2004 yılında verdiği röportajda sözünü ettiği Filistin, Çin, Amerika ve Irak gibi ülkelere ait alışveriş arabalarını da yapma vaadini yerine getirmiş midir bilmiyoruz. Fakat farklı toplumların tükettiği gıda maddelerini bu şekilde görsel bir kıyaslamaya sokmak bugün için de anlamlı bir okuma olabilirdi. Sanatçı, adeta infografik bir nitelik kazanmış olan gıda maddesi yığını ile alışveriş arabasını bir araya getirerek ihtiyaç ile yoksunluk arasındaki çekişmeye dikkatimizi çeker.15 Tüketim toplumunun başlıca ikonlarından olan alışveriş arabası, istatistiğe indirgenmiş tüketim alışkanlıklarının ironik bir göstergesi olmuştur.

Amerika’da en sık çalınan nesneler listesinde alışveriş arabası üst sıralarda yer alır. Bu durum, şüphesiz alışveriş arabasının sunduğu potansiyel kullanım biçimleri ve olanaklarının sonucudur. Gerçekten de Batı’daki birçok metropolde alışveriş arabasını ittirerek sokakta gezen hırpani giyimli kişiler göze çarpar. Bu insanlar, alışveriş arabasını sokakta barınabilme ve yaşamını sürdürme çabasının önemli bir enstrümanı olarak kullanan evsizlerdir. Sokak hayatının güvensiz ve zorlu koşullarında hayatta kalabilmek için lüzumlu pek çok işlevi alışveriş arabaları görebilmektedir.

Toplayıcı [scavenger] olarak da adlandırılan bu insanlar gün boyu çöpten topladıkları atık ve hurda malzemeleri satarak ya da cam şişelerin depozitolarını alarak hayatlarını kazanırlar. Alışveriş arabası evsiz insanın kişisel eşyaları kadar, topladığı bu malzemeleri de sakladığı mobil bir depolama birimi olarak işlev görür. Üstelik bu arabalar ani bir polis baskını esnasında veya beklenmedik saldırılar karşısında kişinin tüm varlığını da yanına alarak hızla kaçmasına ve kentin sokaklarında izini kaybettirebilmesine imkân verir.

Bolluk ve refah imgeleri ile dopdolu tüketim mekânlarına ait olan alışveriş arabası, sokağa düştüğünde son derece ironik bir biçimde tüketim dünyasından dışlanmış sınıf-altı yoksulların hayatta kalma aracına dönüşmüştür. Evsiz barksızın taşıt-barınma aracı hâline gelen alışveriş arabası, tüketim toplumunun ters dönmüş imgesi olarak yüzümüze çarpar. Kentin cadde ve sokaklarında alışveriş arabalarıyla ustalıkla hareket eden evsizler, kamusal mekânın görünmez sahipleridir.

Alışveriş arabasının ilham verdiği bir diğer çalışma Frank Schreiner’in 1983 yılında tasarladığı “Tüketici Oturağı”dır [Consumer’s Rest]. Tıpkı İdo Bruno gibi, Schreiner da alışveriş arabasına bir hazır yapıt [ready-made] olarak el koymakta, ancak onu ciddi biçimde de dönüştürmektedir. Ortaya çıkan nesne sanat ve tasarım, nesne ve temsil, eleştiri ve klişe gibi karşıt ikiliklerin arasında kalan muğlak bölgeyi yer edinir. Schreiner nesneyi salt görsel olarak değil, işlevsel anlamda da değişime uğratmıştır. Taşıma aracı bir oturma elemanına dönüşür. Bu işlevsel yer-değişim, özellikle tüketici dediğimiz varlığın toplumsal konumuna yönelik keskin bir saldırıdır.

Frank Schreiner,
“Consumer’s Rest”, 1983 (üretim: 1990-91), kaynak: Cooper Hewitt

“Tüketici Oturağı” öncelikle, gündelik yaşamın tüketim tarafından giderek artan oranda sömürgeleştirilmesinin ironik bir temsilidir. Her gün daha fazla zamanımızı tüketimle şu ya da bu biçimde alakalı etkinliklerde bulunarak geçiriyoruz. Toplumsal aktörler olarak tüm varoluşumuz tüketici rolüne indirgenmiş durumda. Oturup dinlenirken, yani hiçbir şey yapmazken bile tüketimden azade değilizdir. “Tüketici Oturağı” bu vaziyetimize dikkat çekmektedir.

Diğer taraftan bu çalışma bir özne olarak tüketici nosyonuna yönelik daha radikal bir eleştiriyi de dillendirir gibidir. Alışveriş arabasından dönüştürülmüş bir koltukta oturan tüketici, adeta süpermarkette satılan ürünlerden de biri hâline gelmiş gibidir. Bugün birey de, başta bedeni olmak üzere metalaşma sürecinden nasibini almaktadır. Artık onun tahtı —ve mezarı— da tüketici oturağına dönüşmüş alışveriş arabasıdır.

Çocukların alışveriş arabasıyla ilişkisi belki de aile albümlerinde yer alacak derecede antropolojik öneme sahiptir. Yaşamının ilk yılarını alışveriş arabasının sepeti içinde kendisi için tasarlanmış açılır kapanır oturakta geçiren çocuk bireyi, yürümeyi öğrenip biraz büyüdüğünde alışveriş arabasını anne veya babasının hakimiyetinden kurtarıp kendisi sürmeye can atmaya başlar. Bu, modern tüketim toplumunun erginliğe geçiş ritüellerinden biridir.

1. Italo Calvino, “Marcovaldo Süpermarkette”, Marcovaldo ya da Kentte Mevsimler, çev. Rekin Teksoy, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2008, s. 82–86.

2. age.

3. age.

4. Franck Cochoy, Catherine Grandclement-Chaffy, “Publicizing Goldilocks’ Choice at the Supermarket: The Political Work of Shopping Packs, Carts and Talk”, in Bruno Latour and Peter Weibel (eds.), Making Things Public: Atmospheres of Democracy, MIT Press, 2005, s. 646–657.

5. age.

6. age.

7. Richard Sexton, American Style: Classic Product Design from Airstream to Zippo, San Francisco: Chronicle Books, 1987, s. 16.

8. age.

9. Franck Cochoy, 2005.

10. age.

11. Italo Calvino, 2008.

12. age.

13. Franck Cochoy, 2005.

14. “Rules of the Game: An Interview with Ido Bruno”, Invisible Insurrection: The Magazine of Speculative Nonfiction, Fall-Winter 2004, s. 4–5.

15. age.

alışveriş, alışveriş arabası, Aren Kurtgözü, ekonomi, mağaza, tasarım, ticaret, tüketim