HEY! Bir Tasarım Macerası
Kitle Kaynağı:
Yaparak Öğrenmek
İlk sürümün Studio-X Istanbul’daki
yazar toplantısı, Nisan 2015

Altı yıl önce Hayal Edilebilir Tasarım Kılavuzu’nu hazırlamaya giriştiğim sıralarda bir iş arkadaşım ısrarla şehir tasarım kılavuzunun içeriğinin kitle kaynaklı olması gerektiğini söylüyordu. İçeriğin durmaksızın değişim hâlindeki, büyük ve akıllı bir grup insandan gelecek olması aynı anda hem korkutucu ve hem de heyecan verici bir fikirdi. İlk duygusal tepkim bunun bir anlamda her şeyi kadere bırakmaktan farksız olacağı yönündeydi, fakat fikir de çok çekiciydi. Üstüne üstlük çalışmanın bu yöne kayışı tam da stüdyo pratiğimizde kendi kendilerini örgütleyen sistemlerin İstanbul’un şehir inşası konusunda sunduğu ilginç olanaklar üzerine düşünmekteyken gerçekleşmişti. Kendi kendilerini örgütleyen, yoğun geribildirim döngülerine ve önceden kararlaştırılmamış tasarım sonuçlarına yol açabilen çevik sistemler üzerine bu fikir, bizim kamusal alan tasarımına dair deneyimlerimizle de örtüşmekteydi: Mimarlığın ve şehirlerin kendi içlerinde sabit olmadıkları, biteviye bir değişim içerisindeki sosyal, kültürel, ekonomik, tektonik ve doğal parametrelerin etkisiyle şekillendikleri fikri. Bu nedenle kaynağını o şehri inşa edenlerin oluşturduğu bir şehir tasarım kılavuzu oluşturmanın sağlayabileceği yararlara kendimizi bütünüyle açtık. Başlangıçta içerik için gerekli kaynağı nasıl bulacağımız korkusu beni felce uğratmıştı. Fakat sonunda ortak bir tasarım metodolojisi ve harika bir ekip sayesinde böyle bir projenin altından nasıl kalkacağımıza dair endişelerimin üstesinden geldim ve yolumuzu çizerek işe giriştik.

İlk yapmamız gereken kitle kaynağının nasıl bir şey olduğunu tam olarak kavramaktı. Bir mimar ve şehir planlamacı olarak kitle kaynağı denilen şeyin maddi fon bulmak, hizmetleri ve hatta fikir oluşturma aşamalarını paylaşmak gibi konular için kullanıldığını biliyordum, ama tasarım bilgisi oluşturma süreci olarak nasıl işleyeceği konusunda düşüncelerim net değildi. Wikipedia, kitle kaynağını çoğunlukla hızla evrimleşmekte olan bir grup internet kullanıcısının oluşturduğu, bireylerin ya da örgütlerin fikir ve finans da dahil çeşitli mal ve hizmet ihtiyaçlarını karşılamalarını sağlayan geniş ve hayli açık bir kaynak modeli olarak tanımlıyor. Gayesi ise, bir işin çeşitli parçalarının katılımcılar arasında paylaştırılmasıyla biriken emeğin oluşturduğu bir sonuca ulaşmak. Bize biraz daha yakın gelen bir başka sözlük tanımı ise şöyle: Belli bir iş ya da proje için çoğunlukla internet üzerinden ulaşılan geniş bir insan kitlesinden bilgi toplanması ya da belli işlerin bu kişilere ücretsiz ya da ücret karşılığı olarak gördürülmesi pratiği. Geçmişte, yoksulluktan kaynaklanan temiz içme suyu ve hıfzıssıhha gibi sosyoekonomik sorunlara çözüm önerileri bulmak için yüzlerce öğrenciyi bir araya getirmiş olduğumuz için bu konuya çok da yabancı değildik aslında. Fakat yine de, bu tanımlar Hayal Edilebilir Tasarım Kılavuzu’nun amacını tam olarak tarif etmeye yetmiyordu sanki: Şehrin yaşayan kültürü üzerine kurulu, somut ve soyut idraklerden damıtılmış bir kaynağı paylaşmak.

Hayal Edilebilir Tasarım Kılavuzu, birikimle oluşan bir sonucu amaçlıyordu fakat çeşit çeşit katılımcının benzersiz ses ve şehir inşası pratiklerini de bağrına basmak istiyordu. Gayemiz bilginin kendisi değil, ortak yaratım sürecini etkin kılmaktı. Görebildiğim kadarıyla kitle kaynağı süreçleri ve platformlarının temelinde yeni bilgi girişine kulak verilmesi, örüntülerin gözlemlenmesi, kullanıcı kaynaklı içeriklerin/kullanımların göz önüne alınmasıyla yaratılan, süreğen bir şekilde yeniden düzenlemelere izin veren ve bizim durumumuzda şehir inşasıyla ilgisi bulunan tüm disiplin ve aktörleri içine alabilen bir ortam/çevre oluşturulması yatıyordu. Bunların her biri, kendi kendisini örgütleyebilen şehircilik anlayışımızla gayet uyumluydu. Akademisyenler kitle kaynağı çabalarımızı şehircilik sentaks analizlerine, Christopher Alexander gibi biçim gramercilerine ve diğer postmodern şehir teorilerine yönlendirmekteydi. Fakat bunların çoğunun şehir tasarımı dili hayli dogmatikti ve genius loci’nin* önemine yapılan göndermeler dışında ne yurttaşlıkla, ne idarecilik ve yaşam kültürüyle, ne de yurttaş katılımıyla ilgilenmiyorlardı. Yanlış anlaşılmasın, bahsettikleri şeylere bayılıyordum ama kamusal alanın mükemmeliyetiyle ilgilenen angaje yurttaşların ve tasarımcıların bu literatüre dalarak katılımcı süreçlerde paylaşabilecekleri türden bilgileri edinebileceklerine pek aklım yatmıyordu. Bu arada yurttaşlık bilimine, hikâyecilik arşivlerine ve kültürel üretim ve fenomenlerine dair kitle kaynağı platformlarını araştırırken kitle kaynaklı bilgiyi karmaşık problem çözme, ortak yaratım pratikleri ve tasarlanmış deneyimler gibi —her biri bizzat şeffaf, katılınabilir ve kapsayıcı olan— süreçlerle başarılı bir şekilde bağdaştırmaya yetecek bir geçişkenlik olduğunu fark ettim.

2014’te bir web portal’ı aracılığıyla içerik için açık çağrı yaptık. Bu herkesin şehrin tasarımı ve ortak geleceği üzerine, hem de çok yüksek sesle düşündüğü, konuştuğu ve yazdığı bir şehir kültürü ânıydı. Fakat içerik için genel çağrılar ve pek az sayıdaki katılımla geçen üç ay içerisinde yeni bir stratejiye ihtiyacımız olduğunu anladık. Oysa başlangıçta, şehir tasarımı bilgisine katkıda bulunmak için gereken dijital araçları sağlarsak insanların tam da bunu yapacağına safça inanmıştık. Ayrıca Kickstarter gibi kültür üretiminin finansmanı, Wikipedia gibi bilgi alışverişi ve OFO gibi mikro-devinim kaynakları üzerine çalışan yüksek profilli paylaşım ekonomisi platformlarında yazılıp çizilenler tarafından gaza getirilmiş bulunuyorduk. Durmaksızın dijital platformlar içerisinde hızla yayılmakta olan eşitler arası paylaşım faaliyetlerinin katılımcı şehir tasarımı pratikleriyle ne kadar da uyumlu olduğu üzerine düşünüp duruyorduk.

Semra Horuz (editör) ve Ulufer Çelik (proje koordinatörü) potansiyel katılımcılara doğrudan ulaşmamızı önerdiler. Biraz daha incelikli bir iletişim yaklaşımını benimsediğimizde, topluluğumuzun içerisindeki insanlara doğrudan dokunmanın hâlâ çok önemli olduğunu anladık. O güne kadar çalışma arkadaşlarım, akademisyenler ve aktivistlerden bilginin paylaşılabileceği kapsayıcı platformlara ihtiyaç duyulduğu ve toplu olarak harekete geçebilmek için bilgi hiziplerinden uzak durulması gerektiği yönünde bilgiler almış olduğum için bu yaklaşım ilk anda sezgilerime hayli aykırı geldi. Ayrıca katılım için ‘doğrudan iletişim’ stratejimizle birlikte İstanbullu topluluklar içerisindeki güven sermayesinin çok zayıf olduğu bariz şekilde ortaya çıkmıştı. Görebildiğimiz kadarıyla herkes bilginin kamusal paylaşımının değerini gayet iyi anlıyor, bilgi ve yeteneklerini kitle kaynağıyla beslemek istiyor ve hatta kurumsal uzmanlığın yapısökümüne girişmek arzusu duyuyor fakat topluluğun bir bütün olarak kapsayıcı ve paylaşımcı yeni bir tavır icat edebileceğine güvenmiyordu.

Kamusal sanat pratiği için sanatçılar, küratörler ve siyaset belirleyiciler ile kategori fırtınası toplantısı,
Drogra Rezidansı, Mayıs 2018
Çocuk sivil toplum kuruluşları,
Gençlik Kültürü, İstanbul95 ile kategori fırtınası toplantısı, Studio-X Istanbul,
Nisan 2019
ve “Walk About Talk About”, İstanbul95 için kategori fırtınası, KHAS Kent ve Çocuk Çalışmaları Atölyesi, Nisan 2019

Doğrudan ulaşabildiğimiz katılımcıların geribildirimlerinden yola çıkarak hazırladığımız prototiple bu kez hiç tanımadığımız ve profesyonel ya da kişisel hiçbir ilişkimizin olmadığı insanlara ulaşmak işine giriştik. Ve daha önce hiç haberimizin olmadığı çok sayıda harikulade yeni pratikle tanıştık. Bu yalnızca şehir inşasına dair bilginin bu şehrin uzmanları ve sanat pratikleri içerisinde halihazırda var olduğuna dair inancımızı pekiştirmekle kalmadı, aynı zamanda bu bilginin hayal kırıklığına yol açacak kadar gizli saklı, parçalı ve dağınık olduğunu da anlamamızı sağladı. Bu parçalanmışlığın içgüdüselliği ve darmadağınıklığı gerekli eleştirel ivmenin kazanılmasını imkânsız kılıyordu.

İzmir sürümü için kategori fırtınası ve yazarlar toplantısı, İyi Tasarım İzmir,
Eylül 2017
Öğrenci atölyelerinde çok sayıda konu belirdi. Öğrenciler bariyerler, buluşma noktaları, kestirmeler ve patikalar önerdi. Eleştirel Kentsel Pratik Atölyesi,
Bilgi Üniversitesi, Kasım 2016

Kitle kaynağı ile ilgili şans eseri karşımıza çıkan kimi hikâye, teori, platform ve deneyimler bu yolda ilerlerken bize ilham kaynağı oldu. Ve bazı kitle kaynağı platformları ve kolektif hayal gücünün öncüleri amacımıza bağlılığımızı güçlendirmeye hâlâ devam ediyor. Hayal Edilebilir Tasarım Kılavuzu pek çok etkiye maruz kaldı kalmasına ama aralarından birkaçı tasarım düşüncemizi ciddi şekilde etkilemeye devam ediyor ve kitle kaynağı pratiğimiz evrimleştikçe karşımıza dikilen yeni meselelerle baş edebilmemizi sağlıyor.

Örneğin, hem kitle kaynağından disiplinler ve kültürlerarası bilgiyi edinip hem de bu bilginin ve diğer araştırmaların yüksek niteliğini nasıl koruruz? Drawdown iklim değişikliğini tersine çevirmek amacıyla üretilmiş kapsamlı, veri odaklı bilimsellikle üretilmiş yüz çözüm sunarak tam da bunu yapıyor. Daha da ilginci, şimdilerde küresel uzmanlarca gözden geçirilen kitle kaynağının kullanımına ek olarak ortaklıklar kuruyor ve çözüme yönelik eylemler için farklı toplulukları bir araya getiriyor.

Aynı şekilde, kuş meraklılarından oluşan küresel topluluğun kaydettiği yüz milyon kuş gözlemiyle dünyanın biyo-çeşitlilik üzerine en geniş yurttaş bilimi projesi hâline gelen ve Cornell Ornitoloji Laboratuvarı tarafından yürütülen eBird var. Yurttaş bilim-insanları tarafından yaratılmış ve her geçen gün büyük bir hızla genişlemekte olan kuş görüşü ve kertik arşivleri özgürce paylaşılabildiği gibi, dijital veri odaklı bilim, çevre koruma ve eğitim araçları tarafından kullanıma da hazır.

Peki, big data ile kitle kaynağı yoluyla kaydedilmiş yurttaş deneyimleri nasıl bir araya gelir ve yurttaşların duygusal açıdan renkli, daha da sevilebilir ve ortak bir şehir hayatını yaşamalarını sağlar? GoodCityLife yurttaşlara şehrin tadını zevklerine göre çıkarmalarını sağlayacak farklı haritalar sunuyor. “Mutlu Harita” [Happy Maps] ya da “Kokulu Harita” [Smelly Maps] “kitle kaynağı, geo-etiketlenmiş resimler ve ilgili metadata aracılığıyla bir şehrin insan duyguları tarafından şekillendirilmiş alternatif bir kartografisini inşa ediyor.”

Diğer yanda, kamusal programlarla topluluklar için “bilgi ve deneyimlerini özgürce paylaşabilecekleri bir güven ortamı oluşturacak fiziksel mekânlar yaratılabilir mi?” sorusu var. Eric Klinenberg, Palaces for the People’da [Halk Sarayları] sosyal altyapıyı ve özellikle kamuya açık kütüphaneleri derinlemesine inceliyor. Yazarın gözlemlerine göre günümüz şehirlilerin kamusal hayatının sıcak noktaları olan kütüphanelerin ana misyonu “topluluklara ve insanlara destek vererek yaşam şartlarını iyileştirmelerini sağlamak.” Bunu sağlayanlar ise, içinde bulundukları toplulukların ihtiyaçlarını göz önüne alarak onlara göre programlar düzenleyen, kitle kaynağı kavramının özgün ve analog öncüleri olan kütüphaneciler. Kütüphaneler ise, toplulukların durmaksızın değişen ihtiyaçlarına doğrudan cevap verebilecek bir bilgi temeli oluşturan ve bunu ihtiyaca göre durmaksızın yeniden şekillendirerek yurttaşlar arasında bir güven ortamı oluşturabilecek, asla eskimeyen mekânlar.

Dolayısıyla Wikipedia edit-a-thon’larını duyduğumda kitle kaynağı ilhamlarımın “üçü-bir-yerde”sini bulduğumu anladım. Mekân yaratıcısı kütüphanecilerin önderliğinde gelişen bu happening’leri kopyalayabilirdik. Bir edit-a-thon’da insanlar birkaç saatliğine bir araya gelip Wikipedia içeriklerinin kurgu, düzeltme ve düzenlemesine girişiyor, maddeleri gözden geçiriyor ve yazı tashihleri yapıyorlar. Bu etkinliklere gösterilen büyük ilgi, onların küresel birer happening fenomenine dönüşmelerine sebep oluyor, bir edit-a-thon nasıl düzenlenir sorusu üzerine bloglar yazılıyor ve farklı yerlerde feminist edit-a-thon’lar ya da “bilim dünyasında kadınlar” gibi temalı edit-a-thon’lar düzenleniyor.

Bir diğer önemli soru ise, kitle fonlamasının alternatif modellerinin 21. yüzyılın kültür üretimine ve değer önerilerine dair paradigmaları nasıl değiştireceği. Kickstarter sayesinde her sosyal çevreden yurttaşların kaynakları paylaşmak, ödünç vermek ve topluluğun iyiliği doğrultusunda deneysel yaratıcı kültürün gerçekleştirilmesine katkıda bulunmak konusunda hevesli oldukları ortaya çıktı. İşletmeler ile ilgili rakamlar ortada, fakat daha da önemlisi Kickstarter yaratıcı ekonomide her birimizin birer yatırımcı olduğumuzu ve meraklarımızı yansıtan çok geniş çeşitlilikteki projeleri desteklemek konusunda heyecan duyduğumuzu büyük bir netlikte ortaya koyuyor. Kickstarter, paylaşım ekonomisi sayesinde değerler düzenimizi yalnızca maddi kazançtan çok daha fazlasını düşünerek genişlettiğimizin en somut göstergesi. Fakat daha da önemlisi, ortak kaynakların bölüşümüne dair potansiyelimizi sınırlayan ticari ya da kâr amacı gütmeyen kültürel üretim silolarının tarihe karışmalarının zamanının geldiğinin de habercisi.

Bu kitle kaynağı örgütlerinden öğrendiklerimiz sayesinde topluluklar oluşturmak, nitelikli içerik sağlamak ve katılımcılarımıza destek olabilmek için farklı pratiklerle deneylere giriştik. Tıpkı Drawdown ve eBird gibi, biz de bütün verilerimizi kamu tarafından özgürce kullanılabilecek şekilde arşivledik. Ve yine bu ikisinin yaptığı gibi, toplulukların eyleme yönelik araçların ve ortaklıkların kendilerine en uygun biçimlerini yaratmalarına yardımcı olmak için arşivin basılı ve dijital uygulamalarını hazırlamak amaçlarımız arasında. “Happy Maps”in ya da Palaces for the People’ın sosyal altyapıya dair önerilerinde olduğu gibi, özellikle yaratıcıları topluluğun kendi içinden çıktığında içeriğin etrafında şekillenen duygusal angajman sivil faaliyete ve şehrin sevilebilirliğine yeni bir hayal gücü katar. Ve edit-a-thon’larda ve Kickstarter’da olduğu gibi kullanıcı tarafından yaratılan içerik ve kolektif altkültürün yaratıcı üretimi bizim desteklemeyi, kolaylaştırmayı ve kutlamayı amaç edindiğimiz şeyin ta kendisi.

Hayal Edilebilir Tasarım Kılavuzu kitle kaynağına erişebilmek için yazar toplantıları, kategori fırtınaları, “yürüyelim, konuşalım” etkinlikleri ve dijital konu kartları için Airtable kullanarak hazırlanan interaktif bir veri tabanı gibi belli başlı bazı pratiklere girişti. Yine de gerçek anlamda konuya inanç duymaya başlamamızı sağlayan 2015’te düzenlediğimiz ve her biri birbirinden anlamlı kitle kaynaklı içerik yaratımı hikâyeleri duyduğumuz bir happening idi. Internet platformumuz üzerinden iki yıl boyunca yaptığımız çağrılar beklediğimiz sonucu vermediğinde, Selva Gürdoğan ve Ege Sevinçli bir yazar toplantısı düzenlemek konusunda beni teşvik ettiler. Edit-a-thon kültürlerine duyduğum hayranlığa rağmen bunun çılgınca olduğunu düşünmüştüm. Semra Horuz yirmiden fazla tasarımcı, gazeteci, yazar ve akademisyeni Studio-X’e davet etti ve dört sat boyunca otuz kartın içeriğini ortak bir şekilde düzenledik ve yeniden düzenledik. Bu toplantı sonucu edindiğimiz içeriğin en kaliteli içeriğimiz olmasının yanı sıra, insanların düşüncelerine değer verildiğini gördüklerinde onları paylaşmaktan ve katkıda bulunmaktan kaçınmayacaklarına dair inancımız da pekişti. O zamandan bu zaman kadar, HEY!’in kitle kaynağı atölyesi olarak dört yazar toplantısı daha yaptık ve hiçbir seferinde sonuçların kalitesinden ve katılımın cömertliğinden ödün verilmedi.

Kitle kaynağı faaliyetlerine ve programlarına ilham veren deneyim:
İlk sürüm için yazarlar toplantısı,
Studio-X Istanbul, Nisan 2015
Birinci sürüm için yazarlar toplantısı ardından ortaya çıkan otuz sonuçtan ikisi, Studio-X Istanbul, Nisan 2015

Hayal Edilebilir Tasarım Kılavuzu’ndan önce, kullanıcılar tarafından üretilen içeriğin, paylaşım ekonomisinin, kolektif hayal gücünün 21. yüzyıl şehrini yeniden düşünüşümüz üzerine etkisini anlayamamıştım. Kitle kaynağının amacına dair hissiyatı bütünüyle kabul etmek demek, bunun fiziksel çevremizi şekillendirişinin, yapılmış ve yapılacak şehirlerimizin ihtiyaçları üzerindeki potansiyel etkisinin büyüklüğü karşısında şaşkına dönmek demekmiş. Kitle kaynağı ve kullanıcılar tarafından oluşturulmuş içeriğe ulaşmak isteyişimizin ana nedeni küresel şehirlerin tasarımı üzerinde çok çeşitli etkilere sahip aktörlerin somut ve soyut istihbaratını yakalayabilmek ve onu her kamusal alanın kendi özel ihtiyaçlarına göre baştan şekillendirilebilecek hâle getirmekti.

_
Bu metin, Manifold için Bilge Barhana tarafından Türkçeye çevrildi.

* Bir mekânın koruyucu ruhu.

Alexis Şanal, Bilge Barhana, HEY!, katılımcılık, kent planlama, oyun, ŞANALarc