Nobel Edebiyat Ödülü Sorunsalı

Nobel Edebiyat Ödülü kazananları açıklandı. Olga Tokarczuk 2018 yılı için, Peter Handke ise 2019 yılı için bu onura layık görüldü. Ne kadar sade iki cümle ama, dipnotta bir dünya mesele gizlenmekte.

Nobel Ödülü müessesesi 1901 yılında dinamitin mucidi Alfred Nobel’in dünyaya yapılan olumlu katkıyı destekleme arzusuyla kaynak sağlaması üzerine temelleniyor. Kazananları İsveç Akademisi belirliyor. Her hafta Stockholm’de akademiye ait restoranda buluşan üyeler seçim sürecini gözlerden uzak tutuyorlar. Seçkinci ve üstten bakan yapısıyla Nobel Edebiyat Ödülü tarihsel olarak prestij ve ulaşılmazlık aura’sıyla çevrili, onu böylesi tesirli kılan da bu nitelikleri.

The Nobel Prize Medal is a registered trademark of the Nobel Foundation.
[Nobel Ödülü Madalyası Nobel Vakfı’nın tescilli markasıdır.]

2015 yılında ödüle Svetlana Alexievich’in sahip olduğunu hatırlıyoruz, 2016’da Bob Dylan, 2017’de Kazuo Ishiguro. Bir akademi üyesi ile eşi cinsel taciz ve suistimal suçlamalarıyla karşılaşınca kimi üyeler aforoz ediliyor, kimi üyeler istifa ediyor, 2018 yılında ödül verilmeyeceği açıklanıyor, ki böylesi bir ödülsüzlük durumu en son 1943 yılında vuku bulmuş.

Akademide değişiklikler yapılıyor, kamuoyunda ödülün hakkaniyetine duyulan güvenin diplerde olduğu saptanıyor ve 2019 yılında iki ödül verileceği açıklanıyor, 2018 yılında ödül verilmemesi kabul edilemez, böylece geçen yılın ödülü de tekrar gündemde beliriyor.

Işıl ışıl bir giz perdesinin arkasında yaşandığını varsaydığımız nitelikli edebiyat sevgisinin yerini cinsel ve ekonomik içerikli adi suçlar alınca insan ister istemez ödülden soğumaya başlıyor. Bunun farkına varan akademi 2019 yılında Avrupamerkezci görüntünün dışına çıkılacağını, seçim sürecinde saydamlığın, seçim sonucunda da çeşitliliğin gözetileceğini açıklıyor. Dolayısıyla beklenti yükseliyor ve dışarıdan bu açıklamaları takip eden biz faniler, bu sene işler yoluna girecek, Nobel Edebiyat Ödülü’ne dört taraftan namütenahi şekilde akan eleştiri tsunami’lerinin boşa düşürüleceği bir alan açılacak diye seviniyoruz.

Uzun zamandır yapılması gereken düzenlemeler var ve geçen seneki kırılmanın ardından 2019 yeni bir başlangıç için umut vaat ediyor, yaşasın.

Büyük gün geliyor, artık bir avuç insanın takip ettiği ödül sonuçları açıklanıyor, Avrupamerkezciliğe son ve çeşitlilik mi istiyorsunuz, alın bakalım, Polonyalı yazar Olga Tokarczuk ve Avusturyalı Peter Handke.

Olga Tokarczuk “Sınırların aşılmasını bir yaşama şekli olarak temsilleştiren ansiklopedik tutkuyla birleştirdiği anlatımsal hayal gücü” nedeniyle kazanmış ödülü. Carl Gustav Jung sevdalısı bir psikoloji mezunu olan yazar gençliğinde şiirle başladığı yolculuğu yıllar süren aranın ardından romanlarıyla sürdürmüş. Gizemi ve bilimsel bilginin dışına taşan gri alanı merkezde tutan yapıtlarında tarih ile mitleri çarpıştırıyor.

Peter Handke “İnsan olma deneyiminin özgüllüğünü ve çeperini dilsel maharetle keşfetmiş olan etkileyici külliyatı” nedeniyle kazanmış ödülü. Özellikle ilk döneminde tiyatro piyesleriyle deneysel meydan okumalar ortaya koyan yazar elli yılı aşkın kariyerinde romanları kadar annesinin intiharı ardından kaleme aldığı hatıratıyla da dikkat çekiyor. Eserlerine topluluk normlarının bireylerde yarattığı iç çatışmaların yıkıcı etkisi damga vuruyor.

Görüldüğü gibi ömrünü yazı sanatına değer katabilmek için harcamış iki isimle karşı karşıyayız. Yazıya böylesi adanmış her isim Nobel hak eder zaten, mesele kamuoyundaki Nobel Edebiyat Ödülü algısında sorunsallaşıyor. Hatta Nobel Edebiyat Ödülü kamuoyu nezdinde bir sorunsaldan ibarettir demek mümkün.

Geçen yılı skandallarla geçiren akademi Avrupamerkezci karakterinden vazgeçemediği gibi yıllar önce Nobel Edebiyat Ödülü’nün yanlış isimleri kanonlaştırdığını, feshedilmesi gerektiğini ifade eden Peter Handke’ye teslim ediyor parıltılı madalyasını, Balkanlardaki trajediyle ilgili çok çok derin bir vurdumduymazlığın içinde kaybolmuşa benzeyen Peter Handke’ye.

Slavoj Žižek’in konuyla ilgili yorumu çoğunluğun görüşünü özetliyor; Peter Handke ödülü alarak yanlış isimlerin kanonlaştırdığı konusunda haklı çıkmış oldu.

Aynı yıl iki ödül verilmesi dikkati bölerek Nobel Edebiyat Ödülü kazanmanın eşsizliğinden çalmışken, Handke merkezli eleştiriler ışığı diğer ismin üzerinden çekmeye başlıyor. Tartışmalar büyüdükçe akademi tercihini savunuyor savunmasına ama Tokarczuk’un sevincine düşen gölgeyi ortadan kaldırmıyor bu. Jung’u kılavuz benimsemiş bir yazar için hayli ironik bir durum. Tokarczuk’dan beklenen, tepki koyarak Handke’nin karşıtına dönüşmesi. Kamuoyu, arketiplerini yani kolektif bilinçdışındaki basitleştirilmiş şablonlarını daha kompleks bir gerçeklik kavrayışı peşindeki aktörlere yansıtmakta. Apayrı iki karakter zoraki biçimde bir yin yang çemberine hapsoluyor. Ödül bir kez daha siyaset bataklığına gömülüyor.

Bu sırada 1939 doğumlu Avustralyalı bir yazar, Gerald Murnane, 200 nüfuslu Goroke kasabasının golf kulübünde barı toparlamakla meşgul. Seyahat etmekten nefret eden yazar on yıl önce taşındığı kasabayı hiç terk etmiyor. Ufak bir evde oğluyla birlikte yaşıyor, açılır kapanır yatağını küvetinde bekletiyor, sudan hoşlanmadığı için küvette yıkanmak yerine lavaboyu kullanıyor, dosya arşivleriyle dolu odasında hayali iki ülke arasında at yarışları düzenliyor.

Gerald Murnane bir süredir Nobel Edebiyat Ödülü’nün öne çıkan adaylarından, hem de bu uğurda gerçekleşmesi adetten görülen prosedürlerin hiçbirini yaşamamış olmasına rağmen. Yirmi yıl önce, Avustralya’nın Nobel Edebiyat Ödüllü tek yazarı Patrick White’ın göz ardı edilen yazarları taltif etmek için Nobel Ödülü ile birlikte kazandığı parayla temelini attığı Patrick White Ödülü’ne layık görülmüş. Kendisini “delice inançlara sahip aklı başında biri” olarak tarif eden Murnane edebiyat çevrelerini yapmacık buluyor, at yarışlarını çok seviyor ve şimdiye kadar yayımladıklarının değil hayali at yarışı sonuçlarını kaydettiği defterlerin gerçek eserini oluşturduğuna inanıyor.

Murnane çok uzun cümlelerle tekrara dayalı zor metinler yazıyor. Yarı otobiyografik metinlerinde çocukluğunun, ilk gençliğinin izlerini sürerken kurguyla kurgu olmayanın sınırlarında dolanıyor. Dış dünyayı detaylaştıran, tek bir bireyin çoğaltılamaz deneyimini yaşamın kendisi kabul eden, içine kapalı ve aşırı kişisel bir edebiyat bu. Yaşamın bilincinde bıraktığı tortu haricindekileri soyutlayarak anlamın kişiselliğini kutsadıkça Murnane, okurların içine sızmasını zorlaştıran kitaplarla daha da uzaklaşıyor kıyıdan, içsel seyahatlerden dış dünyadakilere enerji kalmıyor.

Bu sene iki Nobel Edebiyat Ödülü verilirken Gerald Murnane’in bir kez daha göz ardı edilmesi kimilerinin tepkisini çekti. Ümidi simgeliyordu Gerald Murnane, siyasete bulaşmadan geçerken dünyadan, Nobel algısının panzehri olabilirdi. Böylesi saf bir yaşantıda dünyanın ihtiyacı olan bir şeyler var, hepimiz biliyoruz bunu, ama gel gör ki tartışmalara devam etmeliyiz. Sağ ve sol görüşlerin savaşımı içinde duyulmalı Nobel ismi, edebiyat ikinci planda kalmalı, zulüm gören insanların vebali boynumuzdayken gerekenin daha fazla gürültü olduğuna inandırmalıyız kendimizi. Edebiyat daha fazla boşluk yaratarak temizleyebilecekken dünyayı, doğru ve yanlışın güncel görünümlerinde daralan labirentler inşa etmeliyiz.

Nobel Ödülü alanlara prestij katarken, Nobel prestijinin önceki sahipleri sayesinde teşkil edildiğini çıkarmalıyız aklımızdan. Uzayan listelerdeki buğulu seçimlerle adım adım kıymetli bir kurumu kaybetmeye başladığımızı dile getirmemeliyiz. Edebiyatı diğer güç oyunlarından ayırmazsak son kaleyi de yitireceğimizi fısıldamamalıyız bile. Kapatıp gözlerimizi sürüye katılmalıyız, o seçkin ve bilgiç sürüye.

Nobel, Ömer Altan