Namevcut İştirakçiye Satıyorum, Saattım!

İstiklal Caddesi’nin Galatasaray dönemeci burası. Galata istikametine doğru koşturmacalarda bir durak, ufacık da olsa bir nefes alış. Kaldırımlara tramvayın, sokak çocuklarının ve simitçilerin nefesleri yapışmış. Pera, günümüze sürgün edilmiş binbir suratlı yedi kollu bir yaratık. Gitgide unutulmaya yüz tutan tarihin tılsımlı bir parçası…

Pera’nın kollarından biri Meşrutiyet Caddesi’ne doğru kıvrılır. Sağ tarafta modernliğin tarih öncesine ait çarşılar ve pazarlar dizilmiştir. Tüm ihtişamıyla yoldan geçenlere göz kırpan Avrupa Pasajı geçilirse mütevazı kapısıyla Aslıhan Pasajı, nam-ı diğer Sahaflar Çarşısı çıkar karşınıza. Son yıllarda test kitapları ve iç çamaşırları satan dükkânlar yüzünden gitgide azalsa da, o çok meşhur “eski kitap kokusu” sızar burnunuza girer girmez. Film afişleri, 45’lik plaklar, Hey ve Life dergilerinin fasikülleri, isimsiz aile albümleri ve kitaplar… Ama ne kitaplar! Duvarlarda yüzen sayfa sayfa kitaplar her yerdedir. Peki ama insanlar nerededir?

Ne yazık ki, Aslıhan Pasajı da binbir surat Pera’nın kurbanlarından sadece biri. Baudelaire’in kaleminin ucundaki flanör hayaletler gezmekte artık sadece bu sahafları. Ama yine de günlerden cumartesiyse eğer, bir renk gelir raflara. O gün kitapların tozu ayrı bir özenle alınır. Çünkü saat ikide pasajın ikinci katında meşhur “kitap mezadı” başlayacaktır.

Eski bir sahaf geleneği olan “mezat” yöntemi açık artırma anlamına geliyor. Gezegen Sahaf’ın sahibi Sedat Yardımcı da sekiz yıl önce karar vermiş bu geleneği sahiplenmeye. Böylece her cumartesi saat 14:00 ile 18:30 arasında pasajın ikinci katında Beyoğlu’nun birçok sakininin severek katıldığı müzayedeler yapılmaya başlanmış. Sedat Bey bunlara müzayede değil, mübadele demeyi tercih ediyor. Zira hem okurlar ucuza eski kitap alabiliyor hem de diğer sahaflar satamadıkları kitapları elden çıkarabiliyorlar. İlk zamanlar yeterli ilginin toplanamayacağından korkulsa da, yıllar içinde mezat müdavimleri artmaya devam etmiş. Bugün ise Sedat Bey ve müşterileri neredeyse bir aile gibi. Kökleri eskiye dayandığı için yapılan kitap mezadının da bir usulü, uyulması gereken kuralları var elbette.

Mekân ne kadar küçük olsa da diğer dükkânlardan getirilen tabureler, sandalyeler bir güzel diziliyor öncelikle. Saatler ikiyi vurdu mu başlıyor müşteriler koltuklara yerleşmeye. Herkesin satışa sunulan kitabı, kaldırılan elleri görebilmesi için oturma düzeni pek bir önemli. Dükkânda erkeklerin yoğunlukta olduğunu fark etmemek elde değil. Bunlar genellikle mezatlara hiç aksatmadan katılan, geldiler mi de kırk kitap almadan gitmeyen “pasajın gediklileri” oluyor. Sedat Bey de yakından tanıyor hepsini. Ahmet Abiler, Vural Beyler düşmüyor dilinden.

Gezegen Sahaf’ta kitap mezadı,
fotoğraflar: Öykü Sofuoğlu

Ve satış başlıyor… Satışa sunulan kitaplar gönderildikleri sahaflara göre ayrı ayrı sıralanmış. “Az biraz Levent Abi’den ver”, “Şurada Halil’in raflarını boşaltalım biraz”lar havada uçuşuyor. Sahaf sahipleri sosyal medyanın nimetlerinden yararlanmayı da ihmal etmemişler. O hafta satılacak kitaplar fotoğraflarıyla birlikte çoktan Facebook’a konmuş. Bizim gedikliler çoktan belirlemiş dolayısıyla alınacak kitapları! Masanın başında “münadi” yani müzayede yöneticisi Sedat Bey ve satışları not eden Hüseyin var. Hüseyin’in işi pek bir zor. Bir yandan hesap kitap işleriyle uğraşıp, bilgisayarına kimin ne aldığını geçiriyor. Poşet istekleri bitmeyen huysuz müşterilere laf yetiştirirken kendisi de fiyat vermeyi ihmal etmiyor.

Kitapların adı-soyadı ve yazarı söyleniyor önce. İki üç kelimeyle tanıtmak yetmiyor tabii. Hangi yayınevinden, kaçıncı baskı, kim çevirmiş, imzalı mı? Bunlar bilinmek zorunda! Sedat Bey dürüst bir sahaf olacak, kitapların bir kusuru varsa belirtmeyi asla ihmal etmiyor. Şömizli, sahibinden ciltli ya da hardcover olunca işler değişiyor tabii. Satışa sunulan kitaplar geniş bir yelpazeye sahip. En çok tarih kitapları revaçta elbette. Şiir kitapları ise onları takip ediyor. Ekonomi ve politikayla ilgili az bulunan kitaplar da tercih edilenler arasında. Arada yemek kitapları, sağlık ansiklopedileri, büyücülük ve tılsım kitapçıkları çıkmıyor da değil. Cinsellikle ilgili bir kitap mı çıktı meydana, suratlarda oluşan hınzır gülümsemeyi kısa bir sessizlik takip ediyor hâliyle. Yabancı dilde kitapların satışı ise evlere şenlik! Önce hep birlikte kitabın ismi telaffuz edilmeye çalışılıyor, ardından ön sıralardaki bilgili ve entelektüel bir hoca Türkçe anlamını söylüyor herkes için.

Başlangıç fiyatları çok ekstrem durumlar dışında üç ile beş lira arasında seyrediyor. Az bulunan değerli kitaplarda bu fiyatlar yükseliyor ve çekişmeler artıyor. Mezatların en keyifli yanı bu çekişmeler elbette. Bir de “namevcut” iştirakçiler var tabii. Bunlar orada bulunmayıp da istedikleri kitaplara önceden “pey vermiş” müşteriler.

Sedat Bey çok ilginç durumlarla karşılaştığını, 1500’lü yıllardan kalma bir kitabı yirmi yedi liraya sattığını da söylemeyi ihmal etmiyor. Tozlu raflarda neler çıkabileceğini tahmin edemiyor insan. Saatler ilerledikçe müşteriler azalıyor birer birer. Ama mezadın sonlarına doğru elde kitap kalmasın diye daha ucuza satış yapıldığını bilen son dakikacılar da yok değil. Saatler altı buçuğu gösterince, uzun süre aç kalmış müşterilerin imdadına seyyar börekçiler yetişiyor. Sedat Bey yetmez mi bu kadar diye soracak oluyor; yetmez nidaları yükselince bir beş dakikalığına da olsa süreyi uzatıp kitapları indirmeye devam ediyor raflardan. Mezadın sonuna gelindiğindeyse yüzler gülüyor genellikle; darılmaca gücenmecelere pek sık rastlanmıyor müşteriler arasında. Sadece hesabın ucunu kaçırıp tahmininden daha fazla kitap alanların yüzünde bir soru işareti var.

Herkes bir hafta sonra bugün yine de aynı yerde olacak olmanın huzuruyla vedalaşıyor birbiriyle. Aslıhan Pasajı da giderek sessizleşiyor. Bir hafta sonra bugün ya burada olmazsam korkusuyla tedirgin; binbir surat Pera’nın merhametine sığınıyor...

Beyoğlu, kitap, mezat, Öykü Sofuoğlu, Pera, sahaf