Ağaçlardan Bahsetmek

Sinema salonu dendiğinde yıllar içinde standartlaşmış, yerleşik bir görüntü gelir akla genellikle. Hafif eğimli bir zemin üzerinde, birbiri arkasına sıralanan, kırmızı kumaş kaplı koltuklar. Karşıda dev bir beyazperde, dört bir yandan seyirciyi filmin içine daldırmayı amaçlayan kalın ses geçirmeyen duvarlar… Bu salon imgesi, her ne kadar idealize edilmiş özellikler taşır gibi gözükse de gündelik hayatımızdaki mevcut salonların gerçekliğinde yankı bulur; kısmen de olsa her bir sinema mekânı bu imgenin izini taşır. Sinema dispozitifinin birçok teorisyen tarafından altı çizilen kutsallığı da yine bu idealize edilmiş imgeden beslenir. Seyirci pratiklerinin ana rahmidir bu mekân. Özne, bizzat bu mekânda “seyirci” sıfatıyla kendini yeniden tanımladığı için film illüzyonu gerçekliğe dönüşür. Paradoksal biçimde, film illüzyonunun gerçek kılınmasının en önemli şartı da bu seyirci konumunun unutulmasıyla sağlanır. Üstüne üstlük, son yıllarda yeni teknolojilerle donatılan, ses sistemleri, hareket sensörleriyle bezenen salonlar, bu seyirci deneyimi uğruna adeta bir intihar eylemine girişiyor gibidir! Film deneyimi için seyircinin mevcut olduğu mekânsal gerçeklik kendini imha etmeli, yerini beyazperdenin ötesindeki mekâna bırakmalıdır. Seyircinin film deneyimini tavşan deliğinden aşağı düşen Alice’e benzetmek fazlasıyla yüzeysel ve klişedir belki, ama yirminci yüzyılın başından beri, anlatısal [narrative] olsun ya da olmasın, filmlerin zaman ve mekân kurguları arasında açtığı “solucan delikleri” öznenin seyirci konumuna geçişini mümkün kılar. Sinema perdesi bir taraftan egzotik ülkeler, uzun zaman önce çok çok uzak galaksiler, olmayan bir tarihin öncesi gibi hayal ürünlerinin gerçekliğini yansıtır, bir yandan da yaşanan dünyanın seyirci için adeta bir hayal ürünü kadar uzak olan gerçekliklerini aktarır.

Bir sinema salonunda, sinemanın olmadığı bir ülkenin gerçekliğini seyrettiğimizi düşünelim mesela. Bu cümlenin ne kadar da distopik bir tınısı vardır… George Orwell, Aldous Huxley ve Ray Bradbury gibi yazarların popüler olduğu bugünlerde yeni bir bilimkurgu romanının konusunu andırmaktadır adeta. Sinemanın olmaması ne anlama gelir gerçekten de? En basit anlamıyla söz konusu ülkede film üretiminin, dağıtımının ve gösteriminin olmaması durumunu ifade eder. Standart tanımlarla genelleştirilen sinema seyircisi için belki de bu uzak bir galaksinin ‘gerçeği’ gibi gözükse de bugün Sudan böyle bir ‘imkânsızlığı’ yaşamaktadır. 1989’da Ömer El-Beşir’in, askeri darbeyle iktidara gelmesinden günümüze kadar uzanan süreç içerisinde ülkeye film ithalatı sınırlanmış, sansür ve baskı politikaları sebebiyle yerli film yapımları engellenmiş, seyirci bulamayan sinema salonları da yavaş yavaş terk edilmiştir.

Bertolt Brecht’in, “An die Nachgeborenen” [Bizden Sonra Doğanlara] şiirinde “Nasıl bir çağdır bu / Ağaçlardan bahsetmenin neredeyse suç sayıldığı” sorusunu sormasının üstünden 80 yıl geçmiştir; yaşanan çağ değişmiştir belki ama, akıllara takılan soru aynıdır. Brecht’in Almanya’nın geleceğine yönelik endişelerini ifade eden “ağaçlardan bahsetmek” sözü, bugün Sudan’da yönetmen Suhaib Gasmelbari’nin aynı adı taşıyan filmi sayesinde yeni bir anlam kazanır: Çünkü Gasmelbari, sinemadan bahsetmenin bile suç sayıldığı bir ülkede, bizzat sinemaya dair bir film çekmiştir. Bugün artık olmayan “ölü bir kahramanın” yani Sudan sinemasının peşine düşer Ağaçlardan Bahsetmek. Birileri, bu kahramanın üzerindeki ölü toprağını kaldırıp onu ait olduğu yere, beyaz perdeye ve salonlara götürmeye kalkmıştır. Peki kimdir bu birileri? Altmışlı yıllarda Almanya, Rusya gibi ülkelere sinema okumaya gitmiş, uzun süre sürgünde yaşamış ve kendi ifadeleriyle “ölmek için doğduğu yere geri dönen yaşlı filler misali” Sudan’a dönen, ayrı düştükleri onca yıla rağmen dostluklarından ve sinemaya besledikleri sevgiden hiçbir şey yitirmemiş bir grup sinemacı: Ibrahim Shaddad, Eltayeb Mahdi, Suleiman Ibrahim ve Manar Al Hilo… Nam-ı diğer ‘Sudan Sinema Kulübü’. Amaçlarıysa mahallelerinde kendi aralarında düzenledikleri film gösterimlerini yaygınlaştırarak, aktif olmayan açık hava sinemalarını hayata döndürmek, Hartum şehrini ve dolayısıyla Sudan’ı sinemayla yeniden buluşturmak…

Suhaip Gasmelbari,
Ağaçlardan Bahsetmek, 2019,
kaynak: AFAC

Kendi aralarında konuşurken Sudan sinemasını ölü bir kahraman olarak nitelemeleri ise boşuna değil. Zira onlara göre her kahramanın ölümüne sebep olan bir hain var ve bu hain baskı, sansür ve yasaklarla ülkenin her bir zerresine işleyen siyasal otoritenin ta kendisi. Mücadele ettikleri düzen yalnızca soyut bir iktidar mekanizması gibi görünse de, aslında söz konusu olan toplumsal ve kültürel düzeyde sinema ve onun beraberinde getirdiği değerlerin, pratiklerin ve elbette ki tarihin unutulması, yok sayılması ve hatta imha edilmesi. Belki de grubun çabalarının önemini ve aciliyetini vurgulayan da bu nokta: Pervasızca hareket eden tarihin silgisine direnmek. Direnişlerinin sinema adına çıktıkları yolun sonunda ondan neredeyse hiçbir şey kalmamasına rağmen devam etmesi ise ‘Sudan Sinema Kulübü’nün çabalarını daha da anlamlı kılıyor. Geçmişte saatlerce film seyrettikleri, bugün terk edilmiş sinema salonlarında perdenin nerede olduğunu dahi hatırlayamamanın, kendi tarihlerini plastik poşetlere tıkıştırılmış bir biçimde depolarda bulmanın ağırlığını ne kadar yoğun hissetseler de, bu baskının tam karşısında duran muzip, enerjik, yaşını başını almış ‘genç’ bir ruh var. Sudan sinemasını yeniden canlandırmaya çalıştıkları topraklar, teknik anlamda da kültürel anlamda da hayli kurak. Film gösterimi düzenlemeyi düşündükleri “Devrim Sineması”nın bugün bir düğün salonuna dönüştürülmesinin planlandığı bir ülke burası. İzleyiciler ise yıllar boyunca yerinde sayan bir kültürel ortam içerisinde kısıtlı olarak erişebildikleri Mısır ve Hint filmleriyle yetinmek zorunda kalan, dolayısıyla da sinemanın değişiminden uzak bir kitle… Bu açıdan, Ağaçlardan Bahsetmek sinema pratiklerinin genellikle göz ardı edilen, filmin kendisi sayesinde unutulan bir yönüne de dokunuyor, film izleme eyleminin gölgesinde kalan ‘gösterme’ eylemine yani. Sinema çalışmaları alanında “programasyon” olarak adlandırılan ve genellikle ülkedeki kültür sanat kurumlarının üstlendiği bu aktivite, potansiyel seyirci kitlesine belli bağlamlar çerçevesinde çeşitli sürelere yayılan film seçkileri sunmaya dayanır ki düzenli devam eden ve çeşitlendirilmiş programasyon aktivitelerinin uzun vadede toplumun sinema kültürünün gelişmesindeki etkisi yadsınamaz derecede büyüktür. ‘Sudan Sinema Kulübü’nün yoktan var etmeye çalıştığı tam da bu kültürdür işte. Bu kültür sayesinde salonun etrafını çevreleyen altı caminin hoparlöründen yükselen ezan sesleri işitilmez, kendiliğinden kapanan storlu projeksiyon perdesi fark edilmez olur. Ortada yalnızca film ve seyirci arasındaki bağ vardır; geri kalan faktörler film deneyimi içerisinde çözülür gider. Kırmızı koltuklar, beyaz perde kaybolmuştur. Sinema seyircisi paradoksal illüzyon gerçeklik beşiğinde film süresince sallanır da sallanır böylece.

Suhaip Gasmelbari,
Ağaçlardan Bahsetmek, 2019,
kaynak: Berlinale

Ağaçlardan Bahsetmek film yapmanın, göstermenin, izlemenin olanaksız hâle geldiği (daha doğrusu getirildiği) bir sinemayı, bizzat bu seyirci deneyimi aracılığıyla ortaya koymayı mümkün kıldığı ölçüde önemli ve değerli bir konuma sahiptir. Nasıl kitapların yasak olduğu, toplatılarak yakıldığı bir dünyayı anlatan Fahrenheit 451’in okuru elinde tuttuğu kitapla, çevirdiği sayfaların fiziksel mevcudiyetiyle daha doğrudan bir ilişki kuruyor ve kitap okuma eylemi üzerine kafa yoruyorsa söz konusu film de seyircisini, ekran karşısındaki konumu ve izleyici deneyimi üzerine düşünmeye yönlendirir; ona sansüre, yasaklara, iktidar politikalarına yani “her şeye rağmen” film izlemenin, sinemanın mümkün olduğunu hatırlatır.

Elektrik kesintisinin bir türlü düzelmediği bir akşam arkadaşlarını hınzır bir biçimde Sunset Boulevard’ın sonundaki Norma Desmond’ın monoloğunu canlandırarak eğlendiren Ibrahim Shaddad bu gayenin tüm yoğunluğuyla vücut bulduğu bir imgeye dönüşür. Norma’nın da dediği gibi, bir daha ve bir daha film yapacaklardır. Çünkü gördüğünüz üzere, onların hayatı bundan ibarettir. Başka bir şey değil. “Yalnızca biz, kameralar ve karanlıktaki o harika insanlar.”

Ağaçlardan Bahsetmek,
kaynak: AFAC

Ağaçlardan Bahsetmek, film, Öykü Sofuoğlu, sinema, sinema salonu, Suhaip Gasmelbari