Mikro Mücadeleler

I

Kaldığım mahallenin adı Exarcheia, Yunan harfleriyle Εξάρχεια olarak yazılıyor. 2008’de Atina’daki direnişler tam olarak bu mahallede başlamış ama mahallenin politik geçmişi 70’li yıllara kadar uzanıyormuş. Beni misafir eden Kostas ve burada bir süre yaşamış Gülşah’tan dinlediğim kadarıyla mahalleyi anlamaya çalışıyordum. Tüm mahalle, tüm duvarlar, vitrinler grafitiyle dolu, sloganlarla ve pankartlarla. Öyle ki, yürürken bir anda grafitilerin azaldığını fark ettiğimde mahalleden çıkmak üzere olduğumu anladım.

Mahalleden grafiti ve vitrinler

Exarcheia’dan Syntagma’ya doğru yürürken, sokakta yaşayan bir çiftin ‘ev’lerinin önünden geçtim. ‘Evleştirdikleri’ yerin önünden. İkinci kattan itibaren çıkma yapan bir binanın yamacına ilişmiş, binaya doğru genişleyen kaldırımın kenarında, gölgelik alana yerleşmiş bir ev. Çadırlarını yola yakın kurmuşlardı ve çadırın etrafı dikine yerleştirilmiş kartonlarla çevriliydi; çadırın eteklerinden girecek havayı kesmek için olduğunu düşündüm. Binanın cephesine oturma alanını iliştirmişlerdi, ufak bir kitaplık, bir masa ve iki sandalye. İkisi de farklı açılara bakarak oturuyorlardı ben geçerken. Sokaktaydım aslında ama birden birinin evinin içini dikizliyormuşum hissine kapılıp çekindim ve uzun süre bakamadım.

Yıllar önce Amsterdam’daki bir ânı hatırladım bu esnada. Bir ana caddenin kaldırımında yürürken başımı sağa çevirmiş ve evin içinde çocuğuyla oynayan bir adamla göz göze gelmiştim. Salonun camı kaldırıma bakıyordu, perde yoktu ve içeriyi görebiliyordum. Gülümsemiştik adamla birbirimize.

Mahalledeki bir parkın hikâyesi de enteresan. Şimdiki adıyla Navarinou Park zemini asfalt, otopark olarak kullanılan boş bir alanmış. Exarcheia mahalle inisiyatifinin önayak olması ve mahallelinin katılımıyla tüm asfalt zemin altındaki toprağa ulaşılana kadar kırılıp kaldırılmış.1 Bir nevi kaldırım taşlarının altındaki kumsalı bulmuş tüm çabalar. Sonrasında burası açık bir yeşil alana evrilmiş.

Tüm mahalle genelinde bu park dışında işgal evleri de var: Kimisi kolektif bir yaşam alanı olarak, kimisi müzik, tiyatro ve benzeri atölyelerin düzenlendiği ortak buluşma alanları olarak kullanılıyor.

Sadece Exarcheia’da değil, tüm Atina’da yemyeşil, büyük ağacımsı bitkilerle donatılmış büyük balkonlar var. Çoğu apartmanın son katları kademeli teraslarla bitiyor. Kaldığım ev de bunlardan biriydi, iki cephe boyunca uzanan geniş bir teras, terasta pek çok farklı türde bitki ve hatta damla sulama sistemi vardı. Hemen herkes kendi balkonunda ya da geniş terasında kendi yeşil alanını yaratmış. Son zamanlarda çokça popüler olan dikey bahçeleri düşündüm bu teraslara bakarken, bu konseptle üretilen konut projelerini, Milano’daki Bosco Verticale’yi. Atina’daki teraslar gerçek birer dikey bahçeydi aslında, yaşayanların kendi çabalarıyla var ettikleri düşey ormanlar. Fotoğraflamak amacıyla sokaklarda dolaşırken sadece birbirini kesen iki sokakta bile çok sayıda yeşil teras görebildim.

Atina’da teras bahçeler

Atina Teknik Üniversitesi’nin mimarlık okulu da Exarcheia’da. Üniversite de hem fiziksel olarak hem de ruhen mahallenin dokusuyla kaynaşmış. Neredeyse tüm binaların dışı grafitiyle kaplı; yapılan etkinliklerin afişleri, duyurular, sloganlar her yerde. 1973 direnişinde asker tankının kırıp geçtiği kapı arka bahçede hâlâ sergileniyor. Her sene anma gününde orada buluştuklarını anlatıyorlar. Anmak, hatırlamak, bunu birlikte yaparak, acıyı, umudu, geçmişi ve bugünü paylaşmak. Birlikte yapma, yapabilme becerisini mimarlık eğitiminde de araştırmaya, devam ettirmeye çalışıyorlar belli ki. Mimarlık projelerinin iki kişilik gruplar hâlinde yaptırıldığını anlatıyorlar, çünkü mimarlığın ancak kolektif bir üretim olabileceğine, tek başına mimarlık yapılamayacağına inanıyorlarmış! Ayrıca öğrencilerden birinden okuldaki dayanışmayı dinledik. Sadece öğrenciler arasında da değil, yeri geldiğinde profesörlerin de nasıl birlik olduğunu, nasıl ciddi yasaları dayanışmayla geri püskürttüklerini anlattı.

Üniversite bahçesinden görüntüler

Kampüste işgal edilmiş bir stüdyonun kapısını açık bulup içeri girdik. Çok geniş, asma katlı bir stüdyo. Zemin kat çeşitli bölücülerle çokça sayıda ufak çalışma alanına bölünmüş, stüdyodaki üretken, çalışkan, yaratıcı hava zihin uyandırıcıydı. Bazı bölümlerde çalışan, tartışan öğrenciler gördük ve tabii ki yabancı olduğumuz anlaşıldı. Neden orada olduğumuzu sordular kibarca. Kendi alanlarını korumaya çalışıyorlardı, çünkü orası aynı zamanda evleri: Asma katı yatak alanı olarak kullanıyor ve orada yaşıyorlar. Davet edilmediğimiz bir evin içindeydik aslında. Muhtemelen merakımızı anladılar ve gülümseyerek güle güle dediler bize.

II

Atina’da olma sebebim üniversitede düzenlenen bir un-conference idi: Urban Struggles in Mediterranean Cities: The Right to the City and the Common Space [Akdeniz Kentlerinde Kentsel Mücadeleler: Kent Hakkı ve Ortak Alan]. Lefebvre’nin “kent hakkı” kavramına referansla, günümüz ve yakın geçmişteki kentsel mücadelelere dair bir tartışma, paylaşma ortamı oluşturmayı amaçlayan bir anti-konferanstı.

Anti-konferans afişi

De Certeau Gündelik Hayatın Keşfi2 kitabında, kentte yaşayan bireyin üzerindeki gündelik kuralların, sınırların, baskının ardında bir mikro direnç hareketi gördüğünü, kentin kullanımımıza sunulmuş şeklinin ne kadar kısıtlayıcı, yönlendirici olduğunu ve bunu kırmak için yapılan herhangi bir hareketin aslında bir direniş şekli olduğunu anlatıyordu ve bu mikro-direncin arkasında her insanda olduğundan hiç şüphelenmediği saklı gizli kaynakların bulunduğunu söylüyordu. Rollo May’in kısıtlayıcı durumların karşıt bir durumun tetikleyicisi olduğu teorisi de de Certeau’nun savını destekler nitelikte. May Yaratma Cesareti3 kitabında yaratıcılığın kendisinin sınırlar gerektirdiğini, çünkü yaratıcı edimin insanı sınırlayan şeyle birlikte ve ona karşı ortaya çıkacağını söylüyordu. Biz gündelik rutinlerimiz içerisinde gerçekleştirdiğimiz eylemlerle, bilinçli ya da bilinçsiz olarak kullandığımız küçük taktiklerle bu kısıtlayıcı ve yönlendirici durumlara karşı bir direniş gösteriyor ve her seferinde yeni bir durum yaratıyoruz aslında.

İşte benim bu konferansa dahil olduğum çalışmam “Micro Struggles – Mikro Mücadeleler” tam olarak bu yaklaşımlara referansla doğdu.

Bu araştırmanın öncelikli amacı kent içinde kurulu düzenin, mevcut sistemin manipüle edilebildiğini ve bunun başlı başına bir mücadele olabileceğini, her şeyin belirlenmiş kurallarla şekillenmediğini araştırmak, her birimizin kendi gizil güçleri olduğunu ve yarattığı gündelik taktiklerle bir mekân tanımlayabileceğini düşünmek, kent içinde her bireyin kendi başına bir mikro mekân olabileceğini ve bunun için hangi araçları kullandığını keşfetmeye çalışmaktı. Gündelik rutin içerisinde yeni bir durum yaratmak için öncelikle ‘durmak’ ve potansiyelleri, koşulları değerlendirmek gerektiğini düşünerek yola çıkmıştım. Çünkü inanıyorum ki, zaman, keşfedilecek mekânsal potansiyeller, yaratılacak yeni durumlar ve mekânsal aidiyetler durmakla fark edilir olmaya başlıyor. Bir kaldırımda durmak, bir ağacın gölgesinde serinlemek, parkta bir banka oturmak, akışı bir an seyretmek mekânın içinde zamanı algılatabileceği gibi akışa dahil olabilmek de bu durma anlarında, genel rutinde bir kırılma noktası yaratmakla başlıyor.

“Mikro Mücadeleler”

İşte tam bu yüzden kentten topladığım, ‘mikro mücadele’ olarak adlandırdığım tüm örnekleri zemine yerleştirdim ve bu örneklerin etrafına oturmaya, durmaya ve bireysel eyleme mola verilmesine araç olacak tabureler yerleştirdim. İstiyordum ki bu yerleştirmeyle karşılaşan birisi bedensel olarak duruşunu, konumunu değiştirsin, ister ayakta durarak ister tabureye ya da yere oturarak, belki çömelerek ilişki kursun. Bir kırılma noktası yaratabilecek miydi bu örnekler, bunu araştırmak istiyordum.

“Mikro Mücadeleler”, Gökkuşağı Devrimi

Kişisel aktiviteler, sokak satıcıları, spontane yerleşilmiş bir meydan, bireysel eylemlerin kitlesel söylemlere dönüştüğü durumlar, duvarlara yazılan sonra silinen ve sonra tekrar yapılan grafitiler bu mikro mücadele örnekleri olarak çalışmanın bir parçası oldular.

İstanbul’da bir meydan ve
Ankara’dan bir duvar yazısı

“Micro Struggles – Mikro Mücadeleler” yerleştirmesi dört günlük anti-konferans boyunca panellerin yapıldığı binanın avlusunda yer aldı. Paneller boyunca direniş, dayanışma, mücadele kavramlarını ve daha fazlasını farklı ülkelerden ve disiplinlerden pek çok araştırmacıdan dinleme şansı bulduk, yapılan atölye çalışmalarıyla mahallede keşifler yaptığımız da oldu. Ve tüm bunlar olup biterken avlunun ortasında, panelden panele koşturanları durmak zorunda bırakan, bazen sadece şöyle bir bakılıp geçilen, bazen gözle, zihinle iyice yaklaşmaya çalışılan, taburelerde, yerde oturup metinleri okunulan, hakikaten böyle mi oldu diye sorulara sebep olan bir mola alanına dönüştü yerleştirme. Göze değmediği zamanlar da oldu. Etkileşime geçtiği/geçemediği insanların tepkilerini, eylemlerini izlemekse aynı kentteki bir sokağın çeşitliliğini izlemek, gözlemlemek gibiydi.

Tuğçe Şahin, “Mikro Mücadeleler”, konferans boyunca elde edilen görüntüler
“Mikro Mücadeleler”,
yerleştirmeden detay

Türkiye’den topladığım örneklerle Atina’da gördüklerim önce zihnimde, sonrasında bu yazı ile birleşmiş oldu böylece. Bulunduğumuz mahalle Exarcheia’nın kendisi de mekânsal ve mahalle yaşantısındaki dinamikleriyle, Atina’da kentsel mücadelenin tarihsel mekânlarından biri olmasıyla bana bu mikro mücadelelerin yaşamın, bireyin olduğu her yerde olabileceğini düşündürttü. Aslında tam da odaklanmak ve topladığım örneklerle paylaşmak istediğim his buydu. Zamandan ve mekândan bağımsız yaşamı var etmenin özünde mücadelenin olduğu. Kent de kent yaşantısı da tıpkı canlı bir organizma gibi onu oluşturan, besleyen, damarlarına kan pompalayan ufak hücrelerden, mikro yaşantılardan oluşuyor. Makroda olan biten tüm çılgınlığın ötesinde bireysel keşiflerimiz, inandıklarımız bize devam etme gücünü veriyor. En azından vermesi için gösterdiğimiz çaba bile bir mücadeleye dönüşüyor belki bu günlerde.

Tüm bu hislerle birlikte kendi yaşadığım şehirde, parkta bir banka oturup tüm bu mikro mücadelelerin dijital kitapçığını hazırladım. Burada sıkça duyduğum bir kuş sesinin hangi kuşa ait olduğunu da sonunda anlayabildim, Latince adıyla Turdus Merula.

Tuğçe Şahin, “Mikro Mücadeleler”, 
Atina Teknik Üniversitesi

1. Park hakkında detaylı bilgi: “Navarinou: The Athens City Park Created and Run by Locals” [Navarinou: The Athens City Park Created and Run by Locals]

2. Michel de Certeau, Gündelik Hayatın Keşfi: 1 Eylem, Uygulama, Üretim Sanatları, Dost Kitabevi Yayınları, Ankara, 2008.

3. Rollo May, Yaratma Cesareti, Metis Yayınları, İstanbul, 1987.

{Aksi belirtilmedikçe tüm fotoğraflar: Tuğçe Şahin}

Atina, grafiti, Henri Lefebvre, kent, mahalle, mekân, mimarlık eğitimi, park, şehir, Tuğçe Şahin