Bir Yerin İzinde Pek Çok Yer
Edebiyat Fakültesi,
Kat 3

“Nebatat Bahçesi esas sahibi vefat etmiş, yeni sahiplerinin de hiç ilgilenmediği harap bir köşk bahçesi durumuna gelmiştir. 1940’lı yıllarda Alman Hocaların büyük emek ve gayret ile kurdukları ve bize pırıl pırıl bir durumda bıraktıkları ‘Biyoloji Binası ve Nebatat Bahçesi’ maalesef bugün her yönden acınacak duruma gelmiştir.”

Anadolu Dağlarında 50 Yıl -
Bir Bitki Avcısının Gözlemleri,
Turhan Baytop, 2001,
Erdal Üzen Koleksiyonu

Bu satırlara Anadolu Dağlarında 50 Yıl - Bir Bitki Avcısının Gözlemleri isimli, Turhan Baytop tarafından yazılmış ve öğrencisi Erdal Bey için yine kendisi tarafından imzalanmış kitapta yer alan mektupta rastlıyoruz. Kitap Osmanlı’dan erken cumhuriyet dönemi Türkiye’sine Anadolu coğrafyasında toplayıcılara ve bitkibiliminin geçirdiği değişime odaklanırken İstanbul Üniversitesi’nin Botanik Bahçesi’ne de değiniyor. Toplayıcıları yakından tanımak konusundaki heyecanımızı, 1991 yılında yazılmış bu mektubun kişisel dili ve samimi bir sitem ile aktardığı bahçeyi kaybetmeye dair tanıdık hisler bölüyor ve mektubun izini sürmeye karar veriyoruz.

Kısa bir araştırma sonucunda Turhan Baytop ve eşi Asuman Baytop ile ilgili birçok bilgiye ve ikilinin yayınlarına ulaşıyoruz. İstanbul Üniversitesi Eczacılık Bölümü’nden sırasıyla 1948 ve 1943 yıllarında mezun olan, yurtdışında ve yurtiçinde çalışmalarını sürdüren ve 1963 yılında profesör olan Baytoplar, akademik hayatları süresince Anadolu bitkileri, tıbbı bitkiler, botanik ve eczacılık tarihi konularında çalışmış ve çok sayıda yayın üretmiş. Bu yayınlardan Asuman Hanım’ın Türkiye’de Botanik Tarihi Araştırmaları ve Turhan Bey’in İstanbul Florası Araştırmaları isimli kitaplarıyla ilk olarak İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi’nde karşılaşıyoruz. Bu iki yayın bizim için adeta yeni bir kapıyı aralıyor: Bilim tarihi profesörü ve aynı zamanda bu iki bilim insanın kızı olan Feza Günergun ile iletişime geçmeye karar veriyoruz.

Türkiye’de Botanik Tarihi Araştırmaları, Asuman Baytop, Çetin Matbaacılık, 2003, Feza Günergun Koleksiyonu

İnternet üzerinden eriştiğimiz İstanbul Üniversitesi’ne ait telefon numarasını arıyoruz. Bundan önce bağlantılar arasında defalarca kaybolduğumuz üniversitenin telefon hattında aradığımız kişiye bu kez beklediğimizden daha hızlı ulaşıyoruz. Feza Hanım bizi merakla dinliyor, kendisine yazmamız için mail adresini veriyor. Bu bilgiler de uzayıp giden adres listemizde yerini alıyor. İstanbul Üniversitesi’nin Laleli’de bulunan Edebiyat Fakültesi binası Bilim Tarihi Bölümü’ndeki odasında görüşmek üzere randevulaşıyoruz.

İstanbul’un farklı semtlerinde süren serüvenimizin bu seferki vasıtası tramvay oluyor. Yine bir yaz günü, öğle saatlerinde tramvay yaz turistlerinin de etkisi ile hınca hınç dolu. Bundan evvelki ferah dolmuş yolculuklarına kıyasla epey konforsuz geçiyor Eminönü-Laleli arasındaki yolculuğumuz. Kendimizi Laleli’de tramvaydan dışarıya attığımızda benzer bir kalabalık ile karşılaşıyoruz. Öyle haraketli ki etrafımız, bir çocuk yanımızdan geçerken elimizdeki su şişesini alıveriyor ve afallıyoruz.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, 2019, fotoğraf: Unutma Bahçesi

Aceleyle Edebiyat Fakültesi binasına geçip güvenlik ile karşılaşıyoruz. Üniversite kampüslerine öyle “elimizi kolumuzu sallaya sallaya” giremeyeceğimizi biliyoruz elbette. Derdimizi anlatıyoruz, kimliklerimizi bırakıyoruz ve mermer merdivenlerden heybetli bir koridora doğru çıkıyoruz. Çoğu insanın kalabalığı, gürültüsü ve patırtısından şikâyet ettiği Edebiyat Fakültesi binası, Laleli kalabalığının ardından adeta bir sığınak oluveriyor gözümüzde. Biraz da buluşmanın heyecanından binaya hayli erken gelmiş bulunuyoruz ve avluda beklemeye karar veriyoruz.

Edebiyat Fakültesi binası Sedad Hakkı Eldem ve Emin Onat tarafından II. Ulusal Mimarlık Dönemi’nde tasarlanmış ve 1952 yılında inşaatı tamamlanmış. Yapının medrese mimarisinden izler taşıdığını ve cephesinde klasik Osmanlı mimarlığı geleneksel yapı ögelerinden, yerleşim düzeninde ise eski plan şemalarından esinlenildiğini söylemek mümkün. Bir kuşağın hafızasında yer etmiş, pek çok politik olaya sahne olmuş “hergele meydanı” da bu yapının avlularını birbirine bağlayan mekânlardan biri.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi,
iç avlu; “hergele meydanı”, 2019,
fotoğraflar: Unutma Bahçesi

Fakülte binasının iç avlusu —heybetli ağaçlar, ağaçların yarattığı serinlik, gölge ve kendine has bir uğultuyla— kendimizi bir anda bir çeşit vahadaymışız gibi hissetmemize yol açıyor. Buluşmalarımızın geleneğine dönüşen yanımızda getirdiğimiz öğle yemeklerini park ve bahçelerde yeme ritüelimizi bu kez avluya taşıyoruz. Sandviçlerimiz ve saklama kabındaki zeytinyağlı taze fasulye biraz dikkat çekiyor. Ama asıl bizim o günden aklımızda kalan, avlunun ferahlığı ile bütünleşmiş kirazlar. Orada oturup buluşma saatine kadar kiraz yerken Feza Hanım’a soracağımız soruları listeliyor, konu başlıklarını kontrol ediyoruz.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, orta avlu, 2019, fotoğraflar: Unutma Bahçesi

Binanın üçüncü katında Bilim Tarihi Bölümü’nün yer aldığı uzun ince bir koridordan Feza Hanım’ın odasına doğru ilerlerken cam panolarda muhafaza edilen yayınlar, bizi hayli heyecanlandırıyor. Feza Hanım ile koridorun sonunda karşılaşıyoruz. Fakülte’nin ‘kadrolu’ kedilerinden Yampiri de hemen yanımızda, bizi biraz daha yakından tanımaya kararlı görünüyor ve etrafımızda birkaç tur atıyor. Hep birlikte kitaplıklar arasındaki daha dar bir koridora, oradan da Feza Günergun’un odasına giriyoruz. Buluşmamızın demirbaşı bitkileri, toplayıcıları ve bahçeyi konuşmadan evvel, masanın üzerinde kahvelerimize ve yanımızda getirdiklerimize yer açmaya çalışıyoruz. Birbirine eklenmiş iki masanın üzerinde hâlâ çalışılmakta olduğu anlaşılan çok sayıda yayın özenle diğer masaya aktarılıyor. Bir kısmı da arkadaki kütüphanede istiflenmiş kitapların arasındaki yerine yerleştiriliyor. Aynı kitaplık içerisinde üzerine “Cumhuriyet Arşivinden” notu düşülmüş mavi kutular ve üst üste yığın oluşturmuş zarflar da editörlüğünü Feza Günergun’un yaptığını sonradan öğreneceğimiz Osmanlı Bilimi Araştırmaları dergileri kadar dikkatimizi çekiyor.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Bilim Tarihi Bölümü koridoru, 2019, fotoğraflar: Unutma Bahçesi

Arkamızdaki duvarda, Botanik Enstitüsü’nün izini sürerken başka bir arşivde karşılaştığımız Zeynep Hanım konağının önünde öğrencilerin poz verdiği büyükçe bir fotoğraf yer alıyor. 1942 yılında çıkan bir yangınla kül olana dek, bugünkü Fen ve Edebiyat Fakülteleri arazisi üzerinde yer alan Zeynep Hanım konağı bizi bir süre bu mekândan koparıyor. Zeynep Hanım tarafından yaptırılan ve yapımı 1864 yılında tamamlanan 7 salon ve 79 odalı konak Mısır’daki pamuk çiftliklerinin geliriyle yapıldığı için halk arasında “Pamuk Sarayı” olarak tanınırmış. 1903–1909 yılları arasında İstanbul’un ilk yetimhanesi ve sanat okulu olarak kullanılıyor. 1909 yılında ise darülfünuna tahsis ediliyor ve İstanbul Üniversitesi 1933’te kurulduğunda yine üniversitenin ana binalarından biri olarak kullanılıyor. İzini sürdüğümüz İstanbul Üniversitesi Botanik Bahçesi’nin kurucularından Alfred Heilbronn da Türkiye’ye geldiği ilk yıllarda bu binada ders veriyor. Yine o yıllarda verdiği bir dilekçe ile, bu yapının modern biyoloji bilimi için yeterli olmadığını dile getirerek yeni bir bina talep ediyor ve Biyoloji Enstitüsü Süleymaniye’ye taşınarak konaktan ayrılıyor. Konak yanana dek, 1937–1942 yılları arasında, birtakım başka enstitüler bu yapıda kalmaya devam ediyor.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi buluşmasından, 2018,
fotoğraflar: Unutma Bahçesi

Konak ile ilgili bu hikâyeyi dinledikten sonra Feza Hanım ile araştırmamıza dair detayları paylaşmaya ilk olarak ürettiklerimizi ve bulduğumuz bilgileri açarak başlıyoruz. Bir proje dosyası ve A4 kâğıda toplanan notlar etrafında devam eden sohbetimiz, camlı dia çerçeveleri içinde muhafaza ettiğimiz bitkilerin masada belirmesiyle bölünüyor. Feza Hanım ‘dialar’ karşında şaşkın, büyük bir tebessüm eşliğinde her diayı tek tek inceliyor. Bir gingko ağacı yaprağıyla uzun süre meşgul oluyor, başka bir taç yaprağın hangi bitkiye ait olduğu konusunda tahmin yürütüyor. Bizim bilimsel yöntemleri reddeden toplayıcılık pratiğimiz için ‘yine de’ önerilerde bulunuyor, telefon rehberini karıştırıyor, bizimle tanıştırabileceği ve bize bitki tanıma konusunda destek olabilecek öğrencilerinin iletişim bilgilerini paylaşıyor. Süreç içerisinde konu Botanik Enstitüsü’nün herbaryumuna giremeyişimize gelince bizi annesi Asuman Baytop’un Eczacılık Fakültesi’nde kurduğu herbaryumu birlikte gezmeye, Turhan Baytop’un botanik gezilerinde topladığı ve Asuman Hanım’a ithafen onun adıyla literatüre geçirilen Crocus asumaniae ile tanışmaya davet ediyor. Kararlaştırdığımız tarihi ve saati ajandalarımıza not ediyoruz.

Crocus asumaniae, (İSTE) İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Herbaryumu Arşivi’nden ve herbaryum, 2018, fotoğraflar: Unutma Bahçesi

Görüşmemizin devamında büyük bir merakla Baytop ailesinin toplama tutkusunu konuşuyoruz. Asuman ve Turhan Baytop’un Anadolu coğrafyasından toplayarak literatüre geçirmiş olduğu bitki türlerine bakıyoruz. Turhan Bey’in Anadolu’da bitkilerin ifade ettikleri anlamları ve farklı farklı yörelerdeki isimlerini derlediği Türkçe Bitki Adları Sözlüğü’nü inceliyoruz. Turhan Baytop’un eski Anadolu gülleri tutkusunu, Yalova’daki merak uyandırıcı “gül bahçesini” konuşuyoruz. Feza Hanım anne ve babasının bitki toplarken çekilmiş odadaki fotoğrafını gösteriyor; sırt çantaları ve cep büyüteçlerinin dahi hâlâ durduğunu söylüyor. Turhan Bey’in İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi içinde kurmuş olduğu Eczacılık Tarihi Müzesi’nin varlığını öğreniyoruz. Feza Hanım ile üç saat kadar süren görüşmemizde, ömürlerine yayılan toplama eyleminin Baytoplar için maddi bir şeyi saklamaktan çok daha fazlasını ifade ettiğini, tarih ve arşiv tutkuları ile ilişkisini daha iyi anlıyoruz.

Türkçe Bitki Adları Sözlüğü, Turhan Baytop, Ankara Türk Dil Kurumu, 2015,
Feza Günergun Koleksiyonu

Herbaryumlara, arşivlere, toplayıcılara, Baytop ailesinin bitkilerden başlayan ve hayatlarına dokunan pek çok şeye kadar uzanan biriktirme tutkusuna, bitki toplama gezilerine, hakkı yeterince teslim edilmemiş bir toplayıcı olan Jorj Vensan Aznavur’a uzanan geniş sohbetimiz Maçka’daki Baytoplar arşivine dair bir teklif ile sona eriyor. Biz bu buluşma boyunca toplayıcı bir ailenin biriktirdiklerini belki hayal dahi edemiyoruz. Bu birikim ile buluşma ve arşivi incelemeyi talep etme konusunda ise hayli çekingeniz. Feza Hanım’ın “sizinle bir gün Maçka’daki eve gidelim; annem ve babamdan kalan fotoğrafları inceleyin” teklifi ile talep etme konusundaki endişelerimiz ve reddedilme ihtimaline dair korkumuz, odadan çıkarken yerini müthiş bir heyecana bırakıyor.

Asuman ve Turhan Baytop,
Trakya’da bitki toplama gezisi, 1959, fotoğraf: Cafer Türkmen,
kaynak:
Cornucopia Magazine

Alfred Heilbronn Botanik Bahçesi, Bir Yerin İzinde Pek Çok Yer, Dilşad Aladağ, Eda Aslan, Feza Günergun