NY | NY [01–15 Ekim 2019]
The Festival of New:
The New School

Dekanın ofisi

New York’a geldiğimin ertesi günü okula gittim. Gelmeden önce üç okul ile görüşmüş (NYIT, The Cooper Union, The New School) hem konumu hem imkânları fakat özellikle güler yüzlü, davetkâr yöneticileri nedeniyle New School’da karar kılmıştım. Sonrası su gibi aktı, yazdığım araştırma projesi önce New School, sonra görevlendirme için başvurduğum kendi okulum İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından kabul edildi; vizeydi, bürokrasiydi derken her şey yolunda gitti, New York’a geldim. Gelmeden önce de kocaman bir ‘allahaısmarladık’ partisi verdim, kocamandı ama yine de eksik kaldı… Daha da büyük bir kalabalığı ağırlayamamaktan korktum. Ve evet ilk iş, NJ-West New York’daki şahane Manhattan manzaralı odama yerleştikten sonra okula gittim. {İlkokuldayken cumartesi günleri tatil olunca, o günler okula gidemeyeceği için üzülen bir çocuk bugün, ileri yaşa doğru adım atmış olsa dahi, işte hâlâ “okul” kelimesini bu kadar dolu ifade ediyor.} Ve dekan, Robert Kirkbride’ın ofisine çıktım, eski bir NYC binasının en üst, 12. katı. Dekan, Bölüm Başkanı, LY Program Başkanı ve deneyimli bir öğretim üyesinin katıldığı daha önceki görüşmeyi de bu katta yapmıştık… Bu tipik çatı katı ve yerleştiği çevre kararımı doğrusu çok etkilemişti. Bu defa “ben geldim” demek ve ikinci görüşmeyi yapmak üzere dekanın ofisine çıktım. İlginçtir, Taşkışla’dan ayrılmadan hemen önce, sevgili kefillerim Funda Uz ve Nurbin Paker ile birlikte bir tür noterlik işlemi için dekan ofisine uğramışken, Taşkışla’daki çift cidarlı dekan ofisi kapısını konuşmuştuk. Bilmeyenlere oradaki odanın birbiri üzerine kapanan iki kapısı vardır (sesler dışarı çıkmasın diye, bir dönem pek çok idareci odası böyle yapılmış sanırım). Burada ise açık bir ofis düzeniyle karşılaştım: Bir dizi birleşik masada, Robert Kirkbride ve okulun yöneticisi karşı karşıya oturuyorlardı, masalarının üzerinde birer bilgisayar ve dekan yardımcısı da dekanın masasına bitişik masada oturuyordu. Yüzümde bir ifade mi belirdi nedir? Dekan bana “işte bizim düzenimiz böyle” deyiverdi. {Bu düzenin daha ileri bir aşamasını Londra’daki BBC binasında görmüştüm, orada masa ve bilgisayarlar dahi sahipsizdi; kim önce gelirse istediği masaya oturuyor, istediği bilgisayarı kullanıyordu (alın size bir tartışma konusu daha...).} Sonra küçük bir toplantı odasına geçtik, ben araştırma, çalışma programımdan, yanımda getirdiğim sergi materyalinden o da okulunun işleyişinden, özelliklerinden, kendi verdiği bir dersten söz etti ve konu çakışması üzerine beni “Poetics of Design” başlıklı bu dersine davet etti.

The New School, 66 Batı 12. Cadde

Devrimci okullar: “Eğitim demokrasidir”

Yapısını anlamakta biraz zorlansam da, bir tasarım okulu olarak Parsons School of Design’ın pozisyonu hakkında bir fikrim vardı, fakat bağlı olduğu üniversite The New School’un çarpıcı pozisyonu hakkında, “Amerika’daki tek solcu okul” şeklindeki ifadeler dışında derin bir bilgim yoktu. Ekim’in ilk haftası okulun kuruluşunun 100. yılı nedeniyle The Festival of New adı altına yoğun bir kutlama programı olduğunu görünce çok memnun oldum. Bu arada dekan, görüşme sonrası diğer bazı öğretim üyeleriyle tanıştırmak üzere davet ettiği, leading faculty meeting’de, okulun bütün iletişim ağlarına dahil edilmem konusunda sekreterine bir hatırlatmada bulunmuştu ki böylece her şeyden haberdar olmaya başladım. Festival of New’un tümüne katılmam mümkün değildi; New School içerisindeki bütün okulların katılımıyla yoğun ve heyecan verici bir program söz konusuydu, hemen bir seçki yaparak tüm haftayı adeta bir programdan (konuşma, panel, performans, tur vb.) diğerine koşturarak tamamladım. Şimdi size önce kısaca okulun yapısından sonra da Festival of New’un katıldığım kısmı üzerinden öğrendiğim New School’un çarpıcı kuruluşu ve New York’daki pozisyonundan ve bir okulun bir şehre, ülkeye, yaşama kazandırdıklarından bahsedeceğim.

The New School University Center ve Parsons School of Design binalarından

The New School çatısı altında bizdeki fakülteler benzeri okullar, bu okullar altında da yine okul olarak adlandırılan yan yana ve çapraz çalışabilen okullar ve bunların altında da yine yan yana ve çapraz çalışan çeşitli programlar var. Örneğin, Parsons School of Design, New School altındaki okullardan biri ve onun altında da beş okul ve otuz program var. Davetlisi olduğum School of Constructed Environments, Parsons School of Design altındaki beş okuldan biri, içinde de Mimari Tasarım’ın da dahil olduğu çeşitli lisans ve yüksek lisans programları var. Okul NY, Greenwich Village’da çeşitli binalara dağılmış durumda… Şehre yayılmış üniversite fikri çok desteklediğim bir model. Festival of New kapsamında çoğu binasını kullanma fırsatı buldum, mimari olarak da hayli başarılılar.

The New School,
Parsons School of Design,
25 Doğu 13. Cadde

The New School, 1919 yılında (Bauhaus ile aynı yıl) bir grup öğretim üyesinin Columbia Üniversitesi’nden ayrılarak aşağı Manhattan’da [downtown] günün/dünyanın meselelerini daha rahat üniversite ortamına taşımak ve konuşabilmek amacıyla (Frankfurt Okulu ve Marksizm uzantısında) kurulmuş! Mottoları education for social change, “toplumsal değişim için eğitim.” Dönemin ve liberalizm etkisi ile okulun özgürlükçü, ilerlemeci [progressive], safçı [purist], apokaliptik bir ruhla kurulduğundan [new testimony]; “yeni ve modern bir eğitim programı ve bina” ile yola çıkıldığından; ayrıca bu kuruluşta “duygu [emotion] ve değeri [value] ilişkilendirmesi” bağlamında, arşiv çalışmaları ve genel olarak “işbirliğine” [collaboration] önem verildiğinden söz ediyorlar… Okulun 12. Caddedeki binası ise Manhattan’da ilk modern mimarlık örneği olarak kabul ediliyor (Festival of New, “What’s New” panelinden notlar).

The New School, 66 Batı 12. Cadde
(New York’daki ilk modern mimarlık örneği olarak işaret edilen bina)
 

Kurucuları arasında John Dewey de var. Kuruluşundan itibaren I. ve özellikle II. Dünya Savaşı öncesi ve sırasında ülkelerinden ayrılmak zorunda kalmış pek çok sanatçı ve bilim insanına okul ilk ev sahipliğini yapıyor ve the university in exile, “sürgündeki üniversite” olarak adlandırılıyor. Örneğin, Marlon Brando da bu sığınmacı sanatçılar arasında. Önemli pek çok avangard sanatçı ve entelektüel okulda öğrenci ve öğretim üyesi olarak yer alıyor. John Cage de bunlar arasında… 1968’de Hannah Arendt ders vermeye başlıyor, Lewis Mumford The New School for Social Research’de (NSSR) yer alıyor. NSSR hâlâ alanında en güçlü okullar arasında. 1970’de Parsons School of Design, The New School’a katılıyor (Parsons’ın o dönemde ABD’deki en iyi sanat okulu olduğu söyleniyor). İlk fotoğrafçılık dersinden medya çalışmaları alanındaki ilk master programına New School’da açılıyor. Moda tasarımı, müzik, dans, performans, tiyatro da iddialı oldukları alanlar arasında. Gazetecilik, toplumsal aktivizm diğer öncü alanlar: Martin Luther King Jr. ve Barack Obama insan hakları ve toplumsal değişim üzerine New School’da konuşuyorlar… Bu özellikler devam edip gidiyor. {İki hafta önce, New School, College of Performing Arts’ın sunuşuyla, daha sonra Lincoln Center’da sergilenecek Akhnathen operasının Brooklyn Müzesi’ndeki ilk gösterim daveti gelmişti; aynı saatlerde Mimarlık Merkezi, AIA’da civardaki hemen bütün okulların dekanlarının katılacağı ‘mimarlık eğitimi’ konulu bir panel, “Deans’ Round Table Discussions” olduğu ve mimarlık konularından kopamadığımız için opera açılışına gidemedik —eski bir master öğrencim Deniz Önder ile.}

Metropolitan Operası, Akhnathen,
kaynak: The New School
Metropolitan Opera Direktörü‘nün Akhnaten açıklaması

Festival of New kapsamında da okulun kuruluşu, ‘yenilik’ olgusu, önderlik ettiği sanat alanları, toplumsal araştırmalar, kadın çalışmaları, medya, tasarım ve mimarlık alanlarındaki programları hakkında epey bir bilgi sahibi oldum. Katıldığım ilk toplantı “100 Years Bauhaus Modern” başlığı ile kendi kuruluşlarıyla paralellikler gördükleri Bauhaus üzerineydi ve Nicholas Fox Weber’in sunuşu Bauhaus’daki kadın sanatçı ve öğretim üyelerine dikkat çeken bir konuşma ve gösterimdi. İkincisi, “What’s New?” başlıklı, New School’daki ‘yeni’ geleneği üzerineydi; farklı disiplinlerden —felsefe, moda tasarımı, mimarlık/kent planlama, toplumsal araştırmalar— dört profesörün katılımıyla ‘yeni’ kavramı tarihselliği, eskiyle ilişkisi, sürekliliği, zamansallığı, avangard oluş ve okul politikaları ile ilişkisi noktasında tartışıldı. Tabii görüşler salona da açıldı…

Celebration of Research: The New School Research Symposium 2019, katıldığım bir diğer toplantıydı, buradaki sunuşlardan özellikle, Julia Foulkes’un “Culture City: The Arts and Everyday Life in New York” başlıklı sanat-kent-kültür ilişkisini araştıran, irdeleyen ve bunu Lincoln Center üzerinden yapan sunuşu dikkatimi çekti. Öykü gayet ilginçti, örneğin merkez New York’daki tüm gayrimenkul şirketlerinden zorunlu bir katkıyla inşa ediliyor, programında merkez dışında ilkokullara gidip dersler vermek var, sokakta sanat yapılıyor ve sokakta sanat destekleniyor… {Bir önceki metinde bunun bir küçük örneğini vermiştim, bu konuya Lincoln Center’da bir performansa katıldığım zaman tekrar geri döneceğim.}

En çok heyecanlandığım program ise, devrimci hareketleri doğrudan yerinde konuşarak dinleme imkânı bulduğum, “New Schools: Education and Radical Free Thought in Greenwich Village” başlıklı rehberli yürüyüş turu oldu. Bu turla New York’daki ilk örgün eğitim kurumlarının, ilk serbest dağıtım yapan kütüphanenin, işçi sınıfı yetişkinleri toplum merkezi People’s Institution’un bu bölgede kurulduğunu; 19 ve 20. yüzyılın ilk radikal hareketlerinin bu bölgede başlamış olduğunu; öğretmenleri arasında Margaret Sanger ve Jack London’un da yer aldığı eğitim kolektifi Ferrer School’un de bu bölgede yer aldığını; I. Dünya Savaşı’na karşı olan New School’un da böylece bu bölgede kurulmuş olduğunu öğrendim. Bu hareketlerin izleğinde kadın çalışmaları ve Afroamerikan tarihi üzerine ilk dersler de New School’da açılıyor… Yine bu gezide New York’da ilk kadın öğrenci kabul eden ve kadınların ilk ders verdiği New York University (NYU) Hukuk Fakültesi’ni yerinde görme ve kadınların bu konudaki mücadelelerini dinleme, cesur ve öncü kadın, hukukçu-gazeteci Crystal Catherine Eastman (1881–1928) ve birlikte hareket ettiği diğer kadın hakları savunucularını tanıma fırsatım oldu. Aşağıdaki fotoğraf Eastman’ın önderlik ettiği 1917 yılındaki NYC 5. Cadde’deki, bir milyondan fazla kadının ‘oy verme hakkı’ talep ettiği suffragists parade’den (Parade [Geçiş] notumu hatırlatırım).

Suffragists Parade 1917,
kaynak: Wikimedia Commons

Bunların yanı sıra sonradan New York’daki ilk Amerikan sanatı müzesi olacak ve kendisi de bir sanatçı (ve öğretmen) olan Gertrude Vanderbilt Whitney’in adıyla anılacak olan Whitney Museum of American Art’ın da kuruluş öyküsünü yerinde dinleme, yerleştiği ilk binayı görme fırsatım oldu. Sürekli çalışabilecekleri bir yere sahip olmak üzere harekete geçen bir grup sanat öğrencisinin kurduğu The New York Studio School of Drawing, Painting and Sculpture’a da müze içinde yer açan Whitney, binayı da daha sonra bu okula bıkarak müzeyi 1964’de Marcel Breuer’ın tasarladığı binaya taşıyor. High Line’ın alt ucunda, Renzo Piano’nun tasarladığı şimdiki yerlerine geçene kadar da (2014) o binada kalıyorlar (bu bina şimdi MET-Breuer ve hâlâ çok yeni!). Whitney de tam bir öncü, sanat eğitimin nasıl olması gerektiğinden, bir sanat müzesinin nasıl olması gerektiğine dek sorular yöneltiyor, MoMA’nın da kurucuları arasında yer alıyor. 1960’ların başında kesintisiz eğitim talep ederek 8. Cadde’deki bu müze binasına yerleşen okul da ilginç (bu nedenle yazıda geçen ismindeki “Studio”yu ben kalınlaştırdım). Studio School, her yıl on günlük bir Drawing Marathon düzenleyerek anlaşılan bugün de bu pozisyonunu koruyor.

Bir diğer kadın, Elizabeth Irwin learning by doing ve education is democracy anlayışıyla New York’un en ilerici, özgürlükçü ve bağımsız okulu olarak kabul edilen Little Red School House & Elisabeth Irwin High School’u bu bölgede kuruyor. Bu okullaşmalarda yetişkin eğitimi de çok önemseniyor, çalışanların katılabilmesi için gece dersleri ve atölye ağırlıklı çalışmalar yapılıyor. Hatta dersler sokakta veriliyor, içerikler sokakta çalışılarak geliştiriliyor… {Bu bana yıllar önce bir aylık bir programla gittiğim ve yakından tanıma fırsatı bulluğum Londra’daki Architecture Association’ın kuruluşunu hatırlattı, mimarlar gördükleri ihtiyaç üzerine akşamları toplanarak dersler vb. düzenliyorlar ve okul bu girişimin devamında kuruluyor; yanılmıyorsam hâlâ özerk yapısını koruyor.} İlk union/birlik de, The Cooper Union, yine bu bölgede karşımıza çıkıyor. Önceleri sadece erkekleri kabul etse de ilk parasız kolej (ve hâlâ öyle). Peter Cooper her türlü ayrımcılığa karşı, okulu sanat ve bilime, farklı etnik gruplar ve cinsiyetlere açıyor. Cooper Union içindeki Great Hall [Büyük Salon] o dönemden beri sivil kullanıma açık. Ve özellikle çalışanların kullanabilmesi için geceleri hizmet veren New York’daki ilk halk kütüphanesi (1881), Astor Kitaplığı da yine bu bölge de açılıyor. Ve evet tüm bu insanların, grupların sloganı ise “EĞİTİM DEMOKRASİDİR!”

Cooper Union, Great Hall

Ben de şu ana kadar Great Hall’da üç public programa katıldım. Üniversitelerin bu public [kamusal] programları New York’da çok kurumsallaşmış; salonlar, aktiviteler kalabalık bir kullanıma sahne oluyor. Bunlardan biri, Cooper Union profesörlerinden Diana Agrest’in yeni kitabı Architecture of Nature / Nature of Architecture’ın tanıtımı üzerineydi ve “Exploring Boundaries” başlığını taşıyordu. Katılımcılar: Peter L. Galison, Caroline A Jones, Beatriz Colomina, Sylvia Lavin ve Kurt Forster’di. Dekan Nader Tehrani kitabı ve paneli sundu, Paul Lewis modere etti, Diana Agrest de tartışmalara katıldı. Bu önemli kişilerden oluşan panelde benim için ilginç olan, kitap içeriğinin yanı sıra, daha sonraki benzer toplantılarda da izlediğim, bir sunuşun ciddi bir tartışma içermeksizin kapatılmaması, bu tartışmayı gündeme getirenin de başta okulların dekanları oluşuydu! Yani yönettikleri, özellikle bir okulun entelektüel faaliyet alanıydı ve kendileri de bu faaliyet alanının içindeydiler. Bunu çok olumlu buldum. Panelde ise, mimarlara not, plan ve kesitten, sanatsal ve dijital içeriklere ve olmazsa olmaz Corbusier’nin “bakış ve “çerçeve” üzerine kurulu çizim ve mimarlığına (Colomina gündeme getirdi ve bu arada topluluğa İstanbul Tasarım Bienali küratörü olarak tanıştırıldı) mimari çizim ve temsil irdelendi… Doyurucu bir dizi konuşma ve sunuştu. Agrest’den, iyi bulduğum bir alıntı notu ile bu kısmı bitireyim: “I am interested in the process of transformation, nature is there… to recognize what is it, to put into context.”

Panel: “Exploring Boundaries”,
Cooper Union, Great Hall

Bu çok zengin programda —Festival of New— seçkiyi yapan aynı kişi olunca programlar da birbirini tamamlıyor. Başını kaçırmış olsam da Lisa Immordino Vreeland’ın, “Future Thinkers: Guggenheim, Cocteau & Brodovitch” başlıklı sunuşunda Peggy Guggenheim, Jean Cocteau ve Rusya’dan bir göçmen olan Alexey Brodovitch’i (New School’da da ders vermiş) geçtiğimiz 100 yıldan üç öncü “gelecek düşünürü” olarak aktarıldı. New School öğretim üyesi Vreeland konunun kendi araştırma konusu olduğunu belirtti… Kendisine ve okula gıpta ettim, “toplum, sanat, kültür, tasarım/gelecek, medya” gibi şahane araştırma konuları vardı.

Ayrıca Festival of New’da, Dialogues on the New başlığında bir dizi konuşma vardı ki bunlardan “Me Too” hareketini başlatan ve sürdüren Tarana Burke’ünkine katıldım; okulun en büyük salonu Tishman Auditorium’daki bu konuşma, bu esnada gördüğüm en yüksek katılımlı aktiviteydi. Tarana Burke bir vakıf kurmuş ve arşiv ağırlıklı olarak çalışmalarını sürdürüyor. Tishman Auditorium’da gerçekleştirilen “The Women’s Legacy at the New School: A Celebration” başlıklı performans ise (caz ile başlayıp, müzikale ve panele döndü) en çok umutlandığım katılım oldu. Feminist bir liderliğin önemini okulun kuruluşundan bu yana örneklerle, eş anlı performans, sunuşlarla gösteren bir etkinlikti. 1761’de yedi yaşında Gambia’dan Boston’a gelen ve on dört yaşında şiir yazmaya başlayan Felice’nin hikâyesi aktarılırken aldığım not şöyleydi: “Sanat her türlü eğitimdeki kurucu unsurdur” (bildik gibi gelse de yazmak istedim). Okulun cazcı kadın hocalarından, dansçı öğrencilerine, akademisyenlerine —gencinden yaşlısına— farklı yaş gruplarını içeren kadın öğretim üyelerinin yer aldığı (kadınların ‘onurlandırıldığı’ —yorum bana ait) bu ortam izlerken insanı duygulandıran, heyecanlandıran, mutlu eden bir ortamdı.

“I Can’t Cope”, Women’s Legacy,
New School UC

Listemdeki son iki aktivite ise, festivalin son gününde yer alan, A Night of Philosophy, 24 saat kesintisiz —kendi tabirleriyle “Sunset to Sunrise”— bir programdı. New York’daki diğer üniversitelerle işbirliğiyle farklı mekânlarda paralel aktiviteler şeklinde düzenlenmişti. Ancak —bir multimedya sanatçısı ve besteci, filozof, flütçü ve ses-video tasarımcısının hazırladığı— New School nosyonuna vurgu yapan Art of Change: A Prelude to an Opera of a New Genre başlıklı açılış performansına katılabildim. Diğeri ise bir ‘süzgeç’ içinde dolaşan telefondan sergi küratörünün açılışı yaptığı, o esnada birinin bir kitaptan pasajlar okuduğu ve kokteylin de bir yandan bu performansın parçası olduğu In The Historical Present sergisinin Parsons, Kellen Gallery’deki kapanış resepsiyonuydu. Bir küçük parantez açıp, New School’daki sergi ve galeri nosyonundan söz etmeliyim, çünkü başta University Center olmak üzere okul açık bir galeri gibi çalışıyor, festivalde bunun için rehberli turlar da vardı; Parsons’da da —birisi biraz önce bahsettiğim— iki sanat galerisi var.

Kellen Gallery,
Parsons School of Design

Doğrusu bu süreçte gördüklerimden, duyduklarımdan çok etkilendim. Bütün bunlar okulların, üniversitelerin bir kentte, ülkede, yaşamda alabileceği pozisyonlara işaret etmesi açısından çok moral vericiydi! Ki okulun bugününden verilen kesitler moralimi daha da yükseltti… Kısacası Festival of New’dan umut dolarak ayrıldım. Ayrıca New School’un anahtar kelimeleri ile kendi çalışma alanımın anahtar kelimelerinin bu kadar üst üste düşmesi, kısmen biliyordum tabii, beni daha da mutlu etti, bir kez daha, “tam yerine gelmişim” diye düşündüm. {Bu arada, araştırma başlığım, ders ve stüdyolarda da çalıştığım, “Vizyoner Tasarım ve Mimarlık”; sözünü ettiğim sergi ise, son dönem stüdyo başlığımız/temamız “Future Vision @ …” serisi, mart 2020’de New School’da, public event olarak (herkese açık) bir pop-up sergi ve konuşma olacak.}

New School University Center 

Bir binasını, biraz daha yakın plana çekerek şimdilik New School’u kapatmak istiyorum. Festival programında, “New Campus: A Conversation about Architecture and Planning” başlıklı (bir dersin uzantısı olarak yer alan) konuşmada detaylarını öğrendiğim University Center binasından söz etmek istiyorum. İçerisinde başta kütüphane olmak üzere, öğretim üyeleri ve çalışanlar salonu, yine öğretim üyeleri çalışma salonu, okullar/derslikler, kahve ve ofislerin yer aldığı, benim de kullanıcısı olduğum bu bina bir SOM binası, fakat onu ilginç kılan okul içinde bir promenata dönüşmüş olan yangın merdiveni! Okulun/üniversitenin mimarlık işlerinden sorumlu Lia Gartner’ın aktardığı üzere, okulu temsilen katıldığı tasarım sürecinde, SOM’i yüksek bir binada okul kent arakesitini artırmak üzere yangın merdiveninin, yangın merdiveni özellikleri de korunarak, bir promenata çevrilmesine ikna etmiş (‘promenat’ yorumu bana ait). Maliyeti yükselten, fakat ortak kullanım, karşılaşma, yaşantı imkânlarını (public space) artıran, hatta binayı/okulu tarif eden hâle de gelmiş olan bu müdahaleyi gayet başarılı buldum. Fotoğraflardan bu durumu takip edebileceğinizi umuyorum (çünkü yazı uzadı ve bu iki haftadan başka notlar da var).

New School University Center,
yangın merdiveninden
kent ve okul arasında bir geçiş mekânı ve bir promenata dönüşen merdiven 

Müzesiz olmaz

New York’un o kadar yoğun bir gündemi var ki, hepsine katılmak imkânsız, katıldığınız her şeye yer vermek de zor fakat bir kısmını da atlamak zor; örneğin bu sefer 9/11 Müzesi içine girdim (2014, Davis Brody Bond). Ve binanın nasıl meydandaki o çukuru/havuzu da içine alarak tüm meydanın altına yerleştiğini gördüm, şimdi bundan bahsetmesem olmaz… Ayrıca çok dramatik tabii! Ve bizi galeri, müze konularına doğru da çekiyor. Uçakların çarptığı binadan kalan kolanların hem bir heykel cazibesiyle sergileniyor oluşu, hem de binanın desteği olarak kullanılıyor oluşu bu konumda yerini ve anlamını buluyor gibi! Ve işte en azından fotoğraflarıyla ‘yer altındaki’ 9/11 Müzesi. {Sanırım haftalık bir seri daha uygun olacak, fakat bir yandan da hem eksik-gedik işleri tamamlıyor, uzaktan da olsa tez öğrencilerimle çalışıyor ve hem de buradaki araştırma programıma yetişmeye çalışıyorum. Belki aralığı kapatınca haftalık yazılara geçerim… (Bugün, 04.12.19, anlaşıldı ki imkânsız, tam tersine aylık yazılar oldu!)}

9/11 Müzesi (içeriden bir dizi fotoğraf)

Penceresiz de olmaz

Son fotoğraf yine “Penceremden Manhattan.”

NYC, “Manhattan Gündoğumu” 
{Tüm fotoğraflar ve videolar aksi belirtilmedikçe: Ayşe Şentürer}

Ayşe Şentürer, kent, Manhattan, metropol, New School, New York, şehir