NY | NY [01 Ocak–29 Şubat 2020]
COVID-19 Öncesi (NYC): Süslü, Kalabalık ve Neşeli

Araya Giren İstanbul

Yazıları eş anlı yazamıyor fakat o anda notlar alıyor, bazen kısa pasajlar yazıyorum. Tabii biraz mesafelenmek iyi oluyor. Ocak 2020’de de şöyle bir giriş yapmışım: “Araya giren tez izleme ve savunmalar için İstanbul’a, İTÜ’ye gidiş bu dönem New York’undan rol çaldı! Gerçi iki tez savunmasıyla birlikte yirmi civarında doktora tez izlemesine katılmak müthiş besleyiciydi. Hele herkesle kucaklaşmak, hasret gidermek nasıl iyi geldi!” Kısaca ocak ayında üç hafta kadar İstanbul’daydım. O arada bir de ailecek çağdaş sanatlara ev sahipliği yapan Arter’i yeni binasında ziyaret ettik; doğrusu New York’un sanat mekânlarını aratmıyordu... Derken dönüş geldi çattı ve 30 Ocak’ta New York’a dönerken havaalanı ve uçakta maskem yüzümdeydi! Hani bugün pek çok hükümet “Haberimiz yoktu” diyor ya, Ocak 2020’de COVID-19 çoktan gündemimizdeydi; beni şiddetle uyaran ise “Teyze ben çok zombi filmi izledim, bu gidiş gidiş değil” diyen yeğenimdi! Sonrasında JFK’deki çok sıkıcı üç saat giriş için pasaport sırasında bekleyip, fakat eve ulaşınca bunları kısmen geride bırakıp olağan seyrinde NY günlerine döndüm.

Gürbey Hiz’in doktora tez savunması, İTÜ, Taşkışla
Arter, Dolapdere, Grimshaw Architects, 2013–2019

Manhattan’da Yılbaşı

Önce yavaşça, sonra sersemletici bir hızla girdiğimiz salgın koşullarında, hemen salgın öncesinin bu neşeli şehrini yazmak konusunda çeşitli tereddütler yaşamış olsam da, baskın iyimser (ve eleştirel) karakterim beni yazmak konusunda ikna etti. Bu dönemin NYC odağı da, zamanın ruhuna uygun olarak pek “süslü, kalabalık ve neşeli” bir şekilde sokağa dönüktü! Yani yılbaşı ve Noel vesilesiyle biraz daha fazla Manhattan’ın sokak ve meydanlarından bahsetmek iyi olacaktı. İşte meşhur 5. Cadde ve Rockefeller Center, Time Square; favorilerim 6. Cadde (Avenue of the Americas) ve Madison Avenue, sonra Bryant Park, Broadway tiyatrolar bölgesi, Garment bölgesi, Chelsea ve Meatpacking District gibi... Ve Manhattan, havanın soğuk olmasına rağmen zaman zaman o kadar kalabalıktı ki bu gezinmeler esnasında sıkışıklıktan panik yaşadığım anlar dahi oldu. Böylece, Noel ve yılbaşı zamanında New York’a ABD içerisinden en yoğun turist akınının olduğunu da yaşayarak öğrenmiş oldum.

Belki New York’un bu yılbaşı hâllerine favori yürüyüş akslarımdan 6. Cadde ile başlayabilir –niyeyse− ve şu nitelikleri sıralayabilirim: Modern ofis binaları ve yarattıkları ritim −örneğin Wallace Harrison tarafından tasarlanan #1251, 1967-72; küçük meydanları; MoMA ve Lincoln Center’ın yolu üzerinde olması (sanki başka bir caddeden gidilemezmiş gibi); Central Park’ın hemen erişilebilir hissiyle ufuk çizgisinde yer alması; bir parça da en eğlenceli yılbaşı süslerinin bu caddede olması. Buna karşın, ışıklı-cazibeli ekranlarında reklamlardan başka bir şey göremediğiniz, fakat yine de zemin kotları –bir de konser varsa– mola vermek için hiç fena olmayan Time Square’den ise sanırım bu kadar bahsedeceğim (İçinden geçmeyi, 6. Cadde’ye çıkmak üzere, seviyor olsam da).

6. Cadde’de yılbaşı ve #1251

Yılbaşı ağacının kurulduğu Rockefeller Center ve civarı ise bu dönemin en popüler ve kalabalık yeri unvanını taşıyor. Bununla birlikte, yani yılbaşı ağacı ve meydanın alt-kodunda kurulan eğlenceli buz pistine rağmen (ki baharda çiçek bahçesine dönüyor), zemin kotlarında alışveriş dışında (biraz da yeme içme) pek bir şeye ev sahipliği yapmıyor oluşu bu civarın önemli eksikliği! Biraz ötede MoMA olmasa bu bölge bir alışveriş çölü! {Kuşkusuz, müze ve kültür merkezleri (müze konusuna da tekrar dönemedik) birer vaha, biletli girişler vesaireye rağmen.}

Rockefeller Center

Fuksasların Armani için tasarladığı merdivenin ise buraları kurtarması hiç mümkün değil. (“Hedefi de o değil zaten” diyebilirsiniz.) Benim gibi meraklılar ve alışverişe gelenler dışında kaç kişi bu dükkâna giriyor ve ne yapacaklar o merdivenle? Etkileyici mi, evet etkileyici... Hem de İtalya’da parça parça dökülüp New York’a getirilip yerinde monte ediliyor. {Tıpkı, Haliç’teki Bulgar Ortodoks Kilisesi’nin (Demir Kilise, 1898) 19. yüzyıl sonunda prefabrike olarak Viyana’da dökülüp Tuna Nehri üzerinden taşınarak İstanbul’a getirip kurulması gibi.}

Armani Merdiveni, Fuksas Architects (2009–2019), 5. Cadde

Ve “Ahh” diyeceğim, “aşırı miktarda bina tasarlamanın dayanılmaz kötülüğü!” Aşağı yukarı bu merdivenin açıldığı tarihlerde karı-koca Fuksaslar Cooper Union’da bir konferans verdi; ben de oradaydım fakat içim daraldığı için izleyemedim! Bir ofis ne olur bu kadar alan tasarlamasın, hem de çok benzer kesitte. Yaratıcı mimarlığın önünü tıkayan bu büyük (ve doymak bilmeyen) ofisler. Armani merdivenindeki, her adımda değişen bakış ve kesite karşın aynı/benzer kesitlerin binlerce metrekareye yayılması! Bu büyük mimarlık ofisleri ve/veya aynı ofisin binlerce metrekareyi tasarlama iddiasıyla ortaya çıkan kâbusu COVID-19 bitirecek diye ümit ediyorum. New York’ta 700 küsur kişinin çalıştığı tasarım, mimarlık, altyapı vb. işlerin yapıldığı ofis duydum! Başta kentler olmak üzere pek çok şeyde en büyük dert bu ölçü ve ölçek sorunu. Yoksa herkese iş, aş ve daha iyi bir dünya mümkün. O zaman kendisi/ruhu genç ekiplere de daha fazla araştırma ve deneme imkânı çıkabilecek. Yani o ‘merdiven’ dışarı fırlasaydı veya kopup başka bir yere gitseydi, 5. Cadde de bir kamusal alan açsaydı nasıl olurdu?

Tekrar Rockefeller Center ve civarına dönecek olursam, (neredeyse) “Neyse ki tam da Rockefeller Center’ın karşı köşesinde St. Patrick Kilisesi gibi (alışverişin dışında) bir kamusal alan var” diyeceğim. Böylece ben de bir Noel ayinine ve başka bir gün bir evlilik törenine katılabildim. Her ikisinde de kısmen şaşırtıcı fakat aslında pek de şaşırtıcı olmayan durumlarla karşılaştım: Ayinde farklı dinler ve hatta ritüelleri arasındaki bazı benzerlikleri, evlilik töreninde de sembolik gibi görünse de dinsel olanın baskınlığını görmüş oldum. {Bu arada Rockefeller ailesine, New York’taki pozisyonlarına bakmanızı öneririm. Dünyanın ve ABD’nin ilk petrol şirketine sahip olmakla birlikte emlak yatırımcısı bir aile; fakat o esnada kentin toplumsal-kültürel yaşantısına da katkıda bulunarak gayrimenkulün değerlenmesini sağlıyorlar.}

St. Patrick Kilisesi’nde bir evlilik töreni, 5. Cadde

Madison’ı şimdilik atlıyorum ve Bryant Park! Bryant Park’a daha çok yer vermeliyim aslında: Özellikle 1970’lerden bu yana dönüşümü. Bir uyuşturucu satış alanından nasıl kentin en çok kullanılan parklarından birine dönüştüğü! ABD’nin ve dünyanın en kapsamlı kütüphanesi NY Halk Kütüphanesi’ne komşu ve bahçe olan konumu. Yazın açık hava sinemasından, yılbaşında canlı bir pazar alanına çok amaçlı kullanımı. Daha çok da, gündelik yaşamda bir mola ve buluşma mekânı olarak kent hayatında edindiği başarılı yer! Tespitler ise hem kendi deneyimimden hem de çeşitli araştırma ve hatta Bryant Park’ın da yer aldığı 42. Cadde’nin yeniden düzenlenmesine ilişkin katıldığımız bir yarışmadan (Vision 42)1 geliyor.

Bryant Park, 42. Cadde

Yine kapsamlı bir yer isteyen Broadway tiyatrolar bölgesini de bir başka yazıya bırakıyorum. {Bu bölge ve konu da “Vision 42” yarışması ve “Future Visions @ NYC” stüdyosunda üzerine epey düşündüğümüz alanlardan biriydi. Ki o stüdyoda Dilşad Aladağ bu bölgeden hareketle görece düşük yaşam katsayılı aşağı Manhattan’da düşey bir tiyatro dünyası geliştirmişti. Birkaç zaman sonra benzer bir projenin Diller Scofidio tarafından sunulduğunu görünce, bu öneriyi Dilşad ile “Bak ardımızdan gelenler var” diyerek şakayla paylaşmıştım.}

Biraz da −süsleri ve eğlenceli kapı önü performanslarıyla NYC’nin bir diğer yılbaşı spotu hatta ikonu Macy’s’in de yer aldığı− Garment bölgesinden bahsetmek istiyorum. New York’a bu uzun süreli gelişimde, bir zamanlar ve hâlâ kısmen hazır giyim ve moda dünyasının kalbinin attığı bu bölgeye daha yakından bakmak, özellikle binaların içine girmek konusunda pek hevesliydim, fakat zemin kotlarında dolaşmanın ötesine geçemedim. Ki bu bölgede hâlâ albenili büyük tuhafiyecileri, düğmecileri, parıltılı kumaş mağazalarını bulmanız mümkün.

Kuruluş hikâyesi2 ise epey ilginç ve karşımıza, artık kapitalizmin kalesi mi demek lazım, yine 5. Cadde ve onu temsil eden bir ortaklık çıkıyor: Fifth Avenue Association. 5. Cadde’nin en varlıklı kişilerinin oluşturduğu bu ortaklık, şehre gelen göçmen işçileri zapturapt altına almak üzere Garment’ta bir hazır giyim bölgesi oluşturulmasına karar veriyor. 1800’lerin başında alınan bu kararın, Amerika’nın kentsel planlama ve politika tarihindeki en önemli karar olduğu belirtiliyor. Böylece bölge hazır giyim ve modanın merkezi olma yönünde hızla gelişiyor. 1911’de 146 işçinin ölümüne sebep olan Triangle Shirtwaist Fabrikası yangınıyla birlikte de modern işçi hareketi, grevler, kadın işçi ayaklanmaları ve örgütlenmelerinin de merkezi hâline geliyor. Bu hareketler yeni ‘çalışma yasaları’ ve zoning gibi planlama kararlarının çıkmasına sebep oluyor. Artan yoğunluk ve arsa değerlenmeleriyle birlikte şehirdeki ilk yukarı doğru büyüme, yükselme hareketi başlıyor. Ely Jacques Khan dönemin öne çıkan mimarı ve 1924–1931 arasında Garment bölgesinde otuz yüksek yapı tasarlıyor. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, işçilerin önemli bir kısmının savaşa gitmiş olması nedeniyle bölge güç kaybetmeye başlıyor. Daha ucuz giyim tarzları ve NY dışına kayan üretimle bu güç kaybı sürüyor ve yönetimi organize suç örgütlerinin (mafyanın) kontrolüne geçiyor; fakat hâlâ kente gelen göçmenlerin ilk çalışma bölgesi olma niteliğini de sürdürüyor. Bugün ise Time Square’in yeniden inşa planıyla birlikte (80’lerin sonu 90’ların başı) çıkartılan Özel Garment Merkezi Alanı kararıyla (üretim alanlarının yerine gelen ofis türü faaliyetler ve hâlâ gerilemeye devam eden üretim faaliyetlerini dengelemeye çalışan bir tür koruma planı) New York içindeki pozisyonu korunmaya çalışılıyor. 

Macy’s, 34. Cadde

Chelsea ve Meatpacking bölgesi de bir sonraki yazıya kalıyor. Öyleyse Noel ve yılbaşı faslını, 14 Aralık’ta kutlanan özellikle gençlerin katıldığı SantaCon NYC’den bahsederek kapatayım. Bilmiyordum, o gün birden her yerden akın akın Noel Baba (Santa Claus) kıyafetleri giymiş gençlerin, üstelik pek neşeli, akmaya başladığını görünce merak ettim ve bir gruba sordum; bu hareketin bir ‘iyilik yapma’ hareketi olduğunu cevabını aldım. Sonra bu aktivitede bir seri barın dolaşıldığını (ve sanırım) dolaşılan barlarda bırakılan bağışlarla da yardım yapıldığını anladım.

SantaCon NYC, Penn Station önü

Ocak ve şubatta da “dönemin son ziyaretleri olduğunu bilmeden yapılan müze-galeri gezileri” devam etti. Met’e tekrar bir uğrama; AMO/Rem Koolhaas küratörlüğündeki Countryside, The Future başlıklı sergiyi görmek üzere Guggenheim’a bir gidiş; olmazsa olmaz Met Breuer’in kahvesine uğrama şeklinde bu ziyaretler Brooklyn’e de genişleyerek devam etti. Yine bu dönemde sokakların yanı sıra yoğun ziyaret noktalarım arasında bir dizi kitapçı vardı. İstanbul’a giderken epeyce yer tutacağını düşündüğüm kitapları almak, fakat özellikle artık çok sabırsızlandığım yakın plan kitapçı ziyaretlerini yapmak istiyordum. Böylece mimarlık-tasarım ağırlıklı veya genel bir dizi kitapçıya gittim. Hata kimisine küçük bir İTÜ grubu olarak gidip kitaplarımızı alıp sonra da kahvemizi içtik. Bunlar arasında mimarlık seçkisi de fena olmayan McNally Jackson; New School ile anlaşmalı Barnes & Noble; Rizzoli; MoMA, The Shed gibi müze kitapçıları; geniş kitap seçkisi, görece makul fiyatları fakat özellikle sunduğu hoş atmosferle The Strand vardı ve sanki New York’un tüm genç entelektüelleri de oradaydı!

Met’in merdivenleri, bu vesileyle...

New York’un Bekâr Odaları

New York’ta ev mi arıyorsunuz? İşiniz zor! Bugünlerde (Mayıs 2020) NY eyalet valisi Andrew Cuomo neden New York’un COVID-19’dan çok etkilendiğini açıklarken, kuvvetle belirtmek ihtiyacını hissettiği şehrin yoğunluğunun ne anlama geldiğini, ancak NYC’de ev arayan birisi anlayabilir. Tabi high, high [çok çok] varlıklı profiller için the most highest [en en yüksek] gökdelenleri yapmaya devam ettikleri sürece de çözüm üretmeleri pek mümkün değil. {Tıpkı İstanbul’da karşı karşıya olduğumuz gibi! Mimar ve mimarlığın da iyice öğütüldüğü Gayrimenkul Yatırım Ortaklıkları aracılığında bina yapımından söz ediyorum. Yani gündelik dille ‘arsanın’ ‘paranın’ ve ‘projenin’ başka yerlerden geldiği; durumu ağırlıkla paranın kaynağının yönettiği ve kapitalin artırılması üzerine inşa edilmiş bir yapım sistemi. Kamunun/halkın ise ancak bu kazançta aracı olabileceği kâr üzerinden konumlandırıldığı bir sistem. Böyle olunca da örneğin siz ancak AVM’lerde alışveriş yapabiliyorsanız veya işte ucundan, The Shed gibi, size de o alanda bir parça yer veriliyorsa, ‘sanatsal üretim’ ve ‘diğeri’ ile karşılaşabiliyorsunuz.}

Ben de internet ortamında bir sürü ev arama motoruna kayıt olarak uzunca bir süre NYC’de ev aradım. Bu süreçte oda bazında kiralamanın çok yaygın bir durum olduğu gördüm. Odanız dışında salon, mutfak ve banyonun ortak olduğu, bazen ortak da olsa bir yaşama mekânının dahi bulunmadığı bir düzen. Yüzlerce seçenek arasından toplamda üç yeri giderek gördüm; biri gayet iyi, diğeri ehveni şer, üçüncüsü ise tam bir felaketti.

Brooklyn Heights’tan Manhattan’a bir bakış (ev peşinde) 

Anlayacağınız, NYC’nin durumu yoğunluk bakımından Kowloon’unkinden hâllice. Konut sayısının yetersiz, gayrimenkulün −piyasa ekonomisi içinde− çok pahalı olması bu durumun ardındaki nedenler arasında. Bununla birlikte, özel alanın tek bir odaya sıkıştığı bu durum NYC’de bir yaşam biçimi hâline gelmiş! Bu tür ortak kullanımlı evlerde yaşayan kişilerle (ki eğitimli beyaz yakalılar, yaratıcı sektör çalışanları ve kısmen öğrencilerden söz ediyoruz) pek konuşma fırsatım olmasa da bir belgesel aracılığıyla izlediğim sokak modası fotoğrafçısı Bill Cunningham’ın hayatı bu konuda fikir vericiydi. Cunningham’ı örnek alırsak ömürlerinin sonuna kadar bu tür bir ortamda yaşayan New Yorkluların var olduğu söylemek mümkün.

Mutfağı olmayan, tuvaleti dışarıda bulunan Carnegie Hall Tower’ın stüdyolarında yaşayan Cunningham varlıklı bir aileden geliyor, iyi de para kazanıyor fakat yaşadığı yeri hiç değiştirmiyor (zorunlu tahliyeye kadar). Komşularının arasında da kimler yok ki! Bu belgesel aracılığıyla tanıştığım Bill Cunningham’ı ben çok sevdim. Bu gösterimde, ardından hayatı üzerine daha fazla şeyi dinleme fırsatı da buldum. Fotoğrafa, sokağa ve modaya adanmış bir New Yorker profili. 40 yıl Times dergisi için bunu yapıyor. Kesinlikle belgeseli izleminizi öneririm, ayrıca NYC’ye de tanıklık ediyorsunuz.

The Times of Bill Cunningham, Mark Bozek (2018), Angelika Film Center

Mimarlıksız Bir Gündem Olamaz!

Yani mimarlıksız bir gündem tabii ki söz konusu olamaz. Columbia GSAPP’de Praxis dergisinin (Praxis: A Journal of Writing + Building) kapanışı için (!) bir panel düzenlendiğini görünce katılmak istedim. Katılımcılar GSAPP’deki öğrenciliklerinin hemen ardından 1999’da dergiyi yayımlamaya başlayan üç editör Amanda Reeser Lawrence, Ashley Schafer, Irina Verona ve tartışmacı olarak da okulun o dönemdeki dekanı Bernard Tschumi’ydi. Derginin yayımlanma serüveni, içerik oluşturulma biçimi ve neden yayıma son verildiğinin konuşulduğu fikir verici bir paneldi (Tschumi’nin editörlere yönelttiği bir soru ve bir yorum).

Praxis: Provisional, Arthur Rose Architectural Gallery

Parsons Design for Social Innovation and Sustainability Lab’ın (DESIS Lab) düzenlediği Possibilities for Thought and Action [Düşünce ve Eylemin İmkânları] ise bu dönemden bir diğer anlamlı toplantıydı. DESIS kendisini “sürdürülebilir uygulamalar ve toplumsal yaratıcılık yönünde, sorunların ortaya koyulması ve çözümünde disiplinler arası uzmanlığa başvuran, bunun için de strateji ve servis tasarımı, yönetim ve toplum kuramı kesişiminde” çalışan bir laboratuvar olarak tanımlıyor. Bu yönde, örneğin sokaktakiler için tasarım gibi (şehre gelen göçmenlerin bürokratik süreçlerinin ve bu süreçte kullanılan formların tasarımı) toplumsal değişimi destekleyecek kentsel, yönetsel, politik konularla ilgileniyor; bu konuları tasarımla ilişkilendirerek çalışıyor. Yıllardır (fakültedeki) ‘yapım yönetim’ odağının tasarımla ilişkili olarak geliştirilmesinin gerekliliğinden söz eden biri olarak bu girişimi çok olumlu buldum. Panele de çeşitli mimarlık okullarından bir grup tasarımcı davet edilmişti. Konuşmalar, ekrana yansıtılan bir imge üzerinden birbiri üzerine katlanarak sürdürüldü ve toplantı Demokratların yaklaşmakta olan delege seçimine katılımı teşvik eden bir performansla bitti.

DESIS final, The New School, Wollman Hall

Ve tam pencereyi değiştireceğim derken...

Ve tam pencereyi değiştireceğim derken...
{Tüm fotoğraflar ve videolar aksi belirtilmedikçe: Ayşe Şentürer}

1. “NYC 42: Urban Plaza - Joie de Vivre”, Yapı, Haziran 2015, 116-121 (E. Büyüktopçu vd. ile).

2. Gabriel Montero, A Stitch in Time: A History of New York’s Fashion District, Fashion Center Business Improvement District, 2008.

Ayşe Şentürer, kent, Manhattan, New York, şehir