Kıbrıs’ta Yeni Nesil
Mutfak Diplomasisi
Sınırsız Bir
Mutfak Deneyimi

Pittsburgh’e bağlı Oakland’ın Schenley Plaza’sında haftanın yedi günü hizmet veren Conflict Kitchen [Çatışma Mutfağı] ile sıradan bir ‘büfe’ arasında en az iki fark vardı: Her altı ay boyunca dönüşümlü olarak yalnızca Amerika’nın çatışma hâlinde olduğu bir ülkenin mutfağından lezzetler sunmak ve bu lezzetleri söyleşi, sanat performansı, film gösterimi ve atölye gibi onlarca etkinlikle kuşatmak. Burada ‘çatışmadan’ kasıt, sıcak savaş hâlinden ekonomik ambargoya kadar genişleyebilen bir yelpaze içinde tanımlı. Jon Rubin ve Dawn Weleski’nin bir kamusal sanat projesi olarak tasarladığı, Robert Sayre’ın ise şef olarak yer aldığı Conflict Kitchen, aktif kaldığı yedi yıl boyunca yemeğe içkin toplumsal ilişkiler ve alışveriş yoluyla bireyleri ana akım siyaset ve medyanın sunduğu kutuplaştırıcı içerik dışında aşina olmadıkları ülkeler, topluluklar ve kültürlerle ilgili çeşitli diyaloglara dahil edebilmeyi hedefliyordu.

Peki bunu nasıl yapmışlardı? Gerek yemek paketlerini Küba ile ilgili bir haber bülteni şeklinde tasarlayarak; gerek Skype üzerinden Tahran’a bağlanıp eş zamanlı sofralarda akşam yemeği yenmesine vesile olarak; gerek Afgan akademisyenlerle öğle yemeği buluşmaları düzenleyip ülkedeki son seçimlerle ilgili tartışma ortamı yaratarak; gerek Kuzey Koreli bir yazara ait bir eseri bir okuma grubunun sohbet konusu hâline getirerek; gerek Filistinli göçmenlere (o dönemin devlet başkanı) Barack Obama’nın kendilerine yapmalarını istedikleri konuşmanın parçalarını yazdırarak; gerekse de Conflict Kitchen’ın Instagram hesabını bir günlüğüne Venezuelalı bir Instagram ‘personasına’ devredip ülkenin gündelik hayatından çarpıcı görüntüler paylaşılmasını sağlayarak. Conflict Kitchen, kapılarını kapattığı 2017 tarihine kadar bu şekilde günde 200-300 kişiye yemek vermiş ve mevzubahis ülkelere ilişkin algıyı ‘derinleştirmeyi’ kendine misyon edinmiş.1

Yemek ve gıdanın, toplumsal tepkiler, hareketler ve jestlerin öznesi olabilme hâli, bu başlık altında kaleme alınmış diğer metinlerde de anlatılmış nedenlerden ötürü yeni bir durum değil. Diplomasi tarihinin başlangıcından bu yana var olan bu durumun, 2010 yılında bir kamusal sanat projesinde ifade bulabilmesi bu anlamda şaşırtıcı değil. Üstelik küresel bir vakadan söz ediyoruz. Bu topraklara en yakın örneği vermek gerekirse, 2013 yılındaki haziran direnişi sırasında tabandan örgütlenen Yeryüzü Sofraları’nı hatırlamak yerindedir. İstiklal Caddesi boyunca kurulmuş bir sofrada topluca yemek yemenin ve paylaşmanın anlatmak istediği neydi? Bu oluşumun özünde, birlikte yaşamak ve demokratik hak mücadelesine dair politik bir talep yok muydu? Yine aynı dönemde ortaya çıkan Bombalara Karşı Sofralar inisiyatifi aynı anda tüketim kültürü, savaş, yoksulluk, tür ayrımcılığı ve çevre katliamlarına karşı bir duruş sergilememiş miydi? Günün sonunda, yemek ritüelini araçsallaştırarak farklı marazlara dikkat çekmek ve bundan bir ‘yarar’ elde etmek bu çabaların tamamının ortak paydası değil mi?2

Kıbrıs’ta Yeni Nesil Mutfak Diplomasisi başlığı altında kaleme aldığım bu üçüncü yazıda, Androniki Psarias’ın (bundan sonra Niki) girişimiyle hayat bulan Border Kitchen’ın [Sınır Mutfağı] Kıbrıs’taki bölünmüş toplum ilişkilerini yeni tanışıklıklar, karşılaşmalar ve daha da önemlisi yemek yoluyla yeniden inşa etme girişimini aktarmaya çalışacağım. Henüz emekleme döneminde olan girişimin 2017 yılından bu yana düzenlediği iki etkinliğin geri dönüşleri ise alabildiğine olumlu. Niki, bugüne dek ufak bağışlar ve bizzat kendisinin sağladığı mütevazı bir finansmanla hareket eden oluşumun ölçeğini nasıl büyütebileceğine dair kafa yorduğu bir dönemden geçiyor. “Eğer ölçeği büyütmek ve dolayısıyla daha geniş topluluklara erişebilmek istiyorsam, finansman sorununu çözmem şart.” diyor; “Yine de bu koşullarda konvansiyonel bir yemek davetinden diğer üreticilerin de dahil olduğu daha etkileşimli bir platforma geçiş yapabilmişsem bence fena yol katetmiş sayılmam.”

Hassas Konulara Yemekle Yaklaşmak

Niki, Londra’da doğup büyümüş bir Kıbrıslı Rum. Kendini bir ‘yarar için yemek’ [food for good] uzmanı olarak tanımlıyor ve uzun yıllardır barış kültürünü geliştirme misyonuyla hareket eden, farklı ölçeklerdeki sivil toplum örgütleriyle çalışıyor. 2015 yılından bu yana ise International Alert’e bağlı Conflict Café’nin [Çatışma Kahvesi] başında duruyor; dönemsel projeler üreten ve pop-up prensibiyle etkinlikler düzenleyen Café’de Niki ve ekibi, yemeğin gücü ve toplumları bir araya getirebilme potansiyelinden yararlanarak çeşitli hassas konular etrafında (çatışma, barış, açlık, yoksulluk ve kadın hakları gibi) nitelikli tartışmalar gelişmesini sağlamaya çalışıyor. Her etkinlikte, farklı coğrafyalar ve bu coğrafyaların hikâyelerinde belirleyici olan zor mevzular, oralara ait mutfak kültürünü merkeze koyarak ele alınıyor.

Böyle bir gayeyle çalışmanın farkı yöntemleri mevcut. Niki örnek veriyor: “Suriye, Sri Lanka, Myanmar gibi farklı türde çatışmaların süregittiği ülkelerden şefler bir akşam yemeği formatında, buralara özgü yemekler hazırlıyor. Böylece katılımcılar hem o coğrafyanın yerel mutfağını tanıyor, hem de oralarda yaşananlar ve sivil toplum kuruluşlarının gerçekleştirdiği barışa yönelik çalışmalara dair daha önceden nail olmadığı türden bilgilere ulaşıyor. Ev ortamında denenebilecek, bağış amaçlı ‘görevler’ [charity challenge] de hazırlıyoruz. Yoksulluk sınırının altında yaşayan bireylerin beslenme seçimleri veya Bangladeş’te yaşayan bir kadının var olduğu koşullarda kendi ve ailesi için alması gereken gündelik yemek kararlarına ilişkin empati kurulmasını sağlayacak ufak çaplı deneylerden bahsediyorum.”

Androniki Psarias,
Border Kitchen izniyle

Daha önce uluslararası kalkınma alanında çalışan ve bir de yemek bloğu kaleme alan Niki, bu iki tutkusunu bir araya getirerek yemeğe toplumsal hareketleri besleyen, zor konular hakkında farkındalık yaratan ve bu farkındalık yoluyla fon yaratabilen bir olgu olarak yaklaşabileceği bir alanda profesyonelleşmeyi seçmiş. Daha sonra da birikimini köklerinin bulunduğu yere, yani Kıbrıs’a taşımak istemiş. “2017 yılında bu işi aklıma ilk koyduğumda ufak bir keşif yapmaya çalıştım ve Kıbrıs’ta barış kültürüne yönelik farklı temalarda (sanat, spor, müzik vb.) oldukça fazla sivil toplum çalışması yapıldığını, fakat yemek temasının hiç öne çıkmadığını fark ettim.” diyor Niki; “Bilgi ve deneyimimi buraya taşımaya bu şekilde ikna oldum.”

Sofrada Güçlenen Bağlar ve Öyküler

Niki en basit hatlarıyla Kıbrıs’ta yemek aracılığıyla toplumsal ilişkileri yeniden inşa etmenin yollarını araştırmak ve bu şekilde adadaki farklı türlerdeki bölünmeleri —yani, ‘sınırları’— aşmanın mümkün olduğunu göstermek istediğini anlatıyor. İki toplumlu bir prensiple hayata geçirmek istediği projeler için ilk etapta işbirliği yapabileceği kişilerle temas kurmak üzere harekete geçmiş. “Tanıştığım herkesle tamamen sorup soruşturarak bir araya geldim.” diyor; “Adanın her iki kesiminden de şefler veya yeme-içme kültürüyle ilişkisi olan kişilerle tanışmak ve onlarla ortak mirasımızı onurlandıran sofralar yaratmak, benzerlik ve farklılıklarımızı birlikte konuşabileceğimiz bir platform oluşturmak ve bu zeminde yeni ilişkilerin kurulmasına alan açmak en önemli hedeflerimden biriydi.”

Border Kitchen izniyle

2017 yılında çıkılan bu macera bu ana kadar düzenlenmiş iki ayrı etkinlik ve Border Kitchen’ın hayat bulmasıyla sonuçlanmış. İlk etkinlik 2017 yılında, Kıbrıslı Türk ve Rum şeflerin işbirliğiyle ve Niki’nin deyişiyle daha geleneksel bir yemek formatında gerçekleşmiş. “Sevimcan ve Hüseyin ile tanışmam bir arkadaşım aracılığıyla oldu. Lefkoşa’daki kafelerini ziyaret ettim. Çok iyi anlaştık ve sonra aramıza Maria katıldı.” diyor Niki; “Bütün tanışıklıklarım bu şekilde ilerledi diyebilirim çünkü olmak istediğiniz yere gidip niyetinizle ilgili net ve açık konuştuğunuz zaman bunun geri dönüşü çoğu zaman olumlu oluyor. Kıbrıs’ta da bunu yaptım ve sonuçtan pişman olmadım.”

İlk etkinliğin ekibi, Border Kitchen izniyle

Hazırlık aşamasında giriştikleri beyin fırtınası, şeflerin Kıbrıs mutfağı ve ada kültürünün benzerlik/farklılıklarını yeniden keşfetmelerini sağlamış. Aralarında, “Aaa siz onu öyle mi yapıyorsunuz? / Ama bizde öyle bir malzeme yok! / Biz bunu öyle değil de, böyle yapıyoruz. / Siz ona ‘x’ mi diyorsunuz? Biz ona ‘y’ diyoruz.” minvalinde pek çok konuşma geçmiş. “Daha sonra ortak mirasımızı yansıtan ve katılımcılara heyecan vermesini umut ettiğimiz bir menü oluşturmaya gayret ettik. Sonuçta bu bir yemek ve insanların evlerine doymuş ve mutlu bir şekilde gitmesi önemli.” diyor Niki; “Yemek öncesi kendi aramızda menü için tadımlar da gerçekleştirdik ve sonuçta bu etkinlik sadece katılımcılar değil aynı zamanda şefler arasındaki ilişkileri de güçlendiren bir deneyime dönüştü.” Yemeğe, Niki’nin çoğuyla halen temas hâlinde olduğu toplam 30 kişi katılmış.

İlk etkinlikten, Border Kitchen izniyle

Hiçbir tanıtım bütçesi olmayan ve haberi tamamen sosyal medya ile Niki’nin kurduğu medya ilişkileri sayesinde, yani Niki’nin deyişiyle ‘organik’ biçimde yayılan ilk etkinlik başarıyla tamamlandıktan sonra Border Kitchen, karşılıklı etkileşimin daha fazla ön plana çıktığı bir yemek düzenine doğru yönelmiş. Niki, Kıbrıs’ta yeme içme kültürü ve gıda üretimi ile bağı olan girişimcileri bir araya getirip onların hikâyelerini başkalarıyla paylaşmanın Border Kitchen’ın misyonu ile bire bir örtüşeceğini fark etmiş. Bu şekilde Manifold’da öyküleri daha önce anlatılan Hasan-Alex (Colive Oil) ve Orçun-Costas (Drink for Peace) ikililerinin zeytinyağı ve bira tadımları düzenlediği, Kıbrıslı Türk bir gastronom ve iki şefin ise katılımcılarla birlikte bir mutfak atölyesi yürüttüğü ikinci etkinlik gerçekleştirilmiş. Hep birlikte yapılan yemekler, hep birlikte yenmiş.

Bira ve zeytinyağı tadımı,
Border Kitchen izniyle

Border Kitchen’ın konvansiyonel bir yemek düzeninden etkileşimin daha fazla öne çıktığı bir organizasyona evrilebilmesi, oluşumun benzer motivasyon ve vizyona sahip kişileri bir araya getirmesi ve bu şekilde yeni tanışıklıkları tetiklemesiyle mümkün olmuş. Örneğin ikinci etkinlikte atölye yürütücüsü olarak yer alan gastronom Münevver, birinci etkinliğin katılımcısı imiş. “Tanıştıktan sonra çok iyi anlaştık ve food for good alanında benzer tutkulara sahip olduğumuzu keşfettik. Bu şekilde ikinci etkinliğin etkileşimli altyapısı benim için oluşmaya başladı.” diyor Niki; “Hasan ve Alex, Orçun ve Costas ile de başka tanışıklıklar üzerinden bir araya geldik. Benzer düşünce yapılarına sahip kişiler yan yana gelince işbirlikleri de kaçınılmaz oluyor. Bu tür ilişkileri çoğaltmak istiyorum çünkü food for good bence tam olarak bu tür sosyal ağlar ve onlara ait öykülerle anlam kazanıyor. Hasan ve Alex veya Orçun ve Costas arasındaki arkadaşlık bu anlamda benim için birlikte yemek yemek kadar önemli.”

İkinci etkinlik,
Border Kitchen izniyle

Taşınabilir Sınırsızlık?

Niki’ye göre, iki toplumlu işbirliklerine dair öykülerin paylaşılması başka nedenlerle de önemli: Adadaki mutfak kültürü ve yerel gıda üretimi zemininde nelerin başarılabileceği ve girişimcilerin ne tür zorluklarla karşılaşılabileceğinin anlatılması, ve bunların da ötesinde Kıbrıslı Türk ve Rumlar arasında güven ilişkisine dayalı dostlukların ada koşullarına rağmen nasıl kurulabileceğinin gösterilmesi. “Katılımcılar arasında iki toplumlu herhangi bir etkinliğe daha önce hiç katılmamış kişiler olduğunu sonradan öğrendim.” diyor Niki; “Bu kişilerin gecenin sonunda diğer katılımcılar ve üreticilerle telefon numarası/e-posta alışverişi yapması benim için paha biçilmez. Dahası sadece Kıbrıslı Rum ve Türkler değil, Kıbrıs’ı kendine ev edinmiş, farklı kökenlerden bireylerin de yemeklere katılması bence çok hoş ve yaptığımız işe yeni bir boyut katıyor.”

Hasan ve Orçun, Niki’nin paylaştığı bu gözlemi onaylıyor. Katıldıkları ikinci etkinlikte halihazırda tanıdıkları ve adadaki sivil toplum hayatında aktif olarak yer alan kişilerin dışında daha önce ara bölgede herhangi bir iki toplumlu etkinliğe katılmamış Kıbrıslı Rumlarla da tanışmışlar. “Sunumun sonunda yanıma gelip benimle tanışan, öykümüzden çok etkilendiğini anlatan ve o zamandan bu zamana daimi müşterimiz olagelen kişiler var.” diyor Hasan. Benzer bir deneyime sahip olan Orçun ise, daha önce hiç kuzey kesime geçmemiş Rumların Border Kitchen’daki tanışmadan sonra Olive’de bira içmeye gelmeye başladığını ve “Bu bira için sınır geçmeye değer!” dediğini anlatıyor. Bunların ötesinde, Border Kitchen’daki etkinliği Costas ile birlikte katıldıkları ve sıcak bir ilgiyle karşılaştıkları en samimi etkinliklerden biri olarak anıyor.

Niki’ye, Türk ve Rum toplumları arasındaki gerilimlerin hâlâ tam olarak sönümlenmediği koşullarda böyle bir etkinliği güçleştiren durumlar veya ‘zor diyaloglarla’ karşı karşıya kalıp kalmadığını soruyorum. “Sosyal medyada belki bir veya iki tane olumsuz diyebileceğim yorumla karşılaşmış olsam da bunlar bahsi edilmeyecek kadar azınlıkta.” diyor Niki; “Sonuçta herkes bu tip yan yanalıklara henüz hazır olmayabilir. Fakat daha önce bu tür platformlarda bulunmamış veya bulunamamış kişilere bir şekilde erişebiliyorsak bu önemli. Sonuçta toplumsal yakınlaşmalara halihazırda açık olanlar ile bundan hâlâ tedirginlik duyanlarla ilişkiye geçmek arasında bir fark var. Maceranın hâlâ çok başındayız fakat bu tip başlangıçlar için şu anda bile alan yaratabiliyorsak bununla ancak gurur duyabilirim.”

Border Kitchen’ı gelecekte nelerin beklediğini sorduğumda Niki’nin verdiği cevap, oluşumun daha geniş kitlelerle nasıl bir araya gelebileceğine dair soruyu kendiliğinden yanıtlıyor. “Etkinlikleri Lefkoşa ve ara bölgenin ötesine taşıyabilmeyi istiyorum, çünkü buralar benim için açık fikirli ve barış yanlısı toplulukların halihazırda bulunduğu güvenli alanlar.” diyor Niki; “Daha geniş ve görece daha kapalı görüşlü, barış fikrine hâlâ çok da sıcak bakamayan kitlelere erişmenin tek yolu, iki toplumlu etkinliklerin çok daha kısıtlı olduğu veya neredeyse hiç gerçekleşmediği şehirler, köyler ve kasabalara gitmek. Border Kitchen misyonu itibarıyla gittiği yerlerde sınırları ortadan kaldırabilmeli ve onlarca yıldır bölünmüş şekilde yaşayan toplulukları bir araya getirebilmeli. Adanın her köşesine ulaşabilmesini dilediğim mesaj tam olarak bu diyebilirim.”3

1. Conflict Kitchen ve düzenledikleri tüm etkinliklerle ilgili bilgileri halen aktif olan web sitelerinde bulabilirsiniz.

2. Yemeğin toplumsal ve politik boyutu, bugün yaşanan gıda krizi ve ekonomik eşitsizlikler ile bu dinamikler çevresinde şekillenen yeni nesil örgütlenmelerde ifade buluyor. Gıda ve tarımın ticarileşmesi, artık üretim, açlık ve israf gibi marazları merkezlerine alan bu inisiyatifler, birlikte yemek pişirilen/yenilen ve gıda üretilen yeni toplumsal alanlar ve ağlar inşa ediyorlar. Bu tür inisiyatiflerin Londra ayağından izlenimler elde etmek için Brigida Marovelli’nin kaleme aldığı “Cooking and eating together in London: Food sharing initiatives as collective spaces of encounter” [Londra’da birlikte pişirmek ve yemek: Kolektif karşılaşma mekânları olarak yemek paylaşım inisiyatifleri] adlı makaleye göz atabilirsiniz. Makaleye açık kaynak olarak erişilebilir.

3. Niki, bütün soru ve dayanışma önerileri için Border Kitchen’ın Facebook sayfası üzerinden onunla iletişime geçilebileceğini ayrıca not etmemi istedi.

Kıbrıs, Özlem Ünsal, yeme içme, Yemek Kent ve Gündelik Hayat