(Yeniden) Kullanılan Giysilerin Nimonikleri*
Giyinmek, hafızanın alıştırması... Onu giydiğimde kendimi nasıl hissettim…
—Louise Bourgeois

Gardırobuma bakıyorum: Bir yığın kıyafet, askılarda elbiseler, kutuda şallar ve kullanmaktan pek hoşlandığım bez çantalar dolabın çeşitli köşelerine yerleşmiş. Eğer konuşabilselerdi, muhtemelen geçmiş tecrübelerimle ilgili hikâyeleri anlatırlardı. Ben bir koleksiyoncu değilim ya da eşyalarına sıkı sıkıya bağlı birisi, ama gardırobumu kişisel bir arşiv yeri olarak görüyorum. Giysilerim, yakından baktığımda okunabilir duruma gelen geçmişin kayıtları gibi. Gardırobum da bir kıyafeti seçmek için uğradığım bir kütüphane veya kitaplık özelliklerini taşıyor. Daha önce okuduğum bir kitabı seçme ve özellikle hoşlandığım bir bölüme tekrardan göz atma isteğim, kıyafetlerimi seçerken de benzerlik gösteriyor.

Aby Warburg’un Kültür Araştırmaları Kütüphanesi’nin (günümüzde Hamburg’daki Warburg-Haus olarak var olan) girişinde “Mnemosyne” Yunanca harflerle yazılmıştır. Hafıza tanrıçası ve dokuz müzün annesi Mnemosyne, Aby Warburg’un sanat tarihine yaklaşımını somutlaştırarak Mnemosyne Atlas’ı oluşturmaktadır. Warburg’un tamamlanmamış, son projesi olan bu kütüphanede geçmiş ve hayal gücü, modern sanat tarihini vurgulamak için belleğe işaret eder. Warburg, yaptığı araştırmaların türüne bağlı olarak değişen nimoniklerle bu kütüphaneyi oluşturdu. Benzer bir şekilde kendi giysi dolabımın da benzer bir sistemi var. Mevsimlere, kişisel seçimlerime ve hislerime bağlı olarak kıyafetlerim ve onları konuşlandırma biçimim sürekli değişiyor. Warburg’un kütüphanesi gibi, kendi gardırobumun içindekiler de çeşitli anımsatıcı kapasitelere sahip. Naftalin, ter veya lavanta kokusu gibi kişisel detaylar veya bir kumaşın hışırtısına kadar farklı algılar burada korunuyor. Dolabımdaki en sevdiğim atkıma baktığımda, farklı ülkelerde yaşadığım ağır kışları hatırlıyorum. Mezuniyet günü giydiğim elbiseme baktığımda, Bora Aksu’nun on yıl önce yanında stajyer olarak çalışırken bana vermiş olduğu hediyeyi görüyorum. Ve bu kıyafetleri giydiğimde, sadece kendimi ifade etmekle kalmıyor, güzel anılarıma da çağrı yapıyorum. Anılarımı iliştirmeye yardımcı oldukları için kolayca atamıyorum onları; bunu yapmak, geçmişimi de atıyormuşum gibi hissettiriyor çünkü.

Giysileri yeniden kullanarak ikinci bir yaşam döngüsü oluşturma ve istenmeyen/artık malzemelerin değerlendirilme sürecinde anıların nasıl bir rol oynayabileceğini araştırıyorum bir süredir. Onarım ve üst dönüşüm gibi uygulamalardaki ‘yeniden’ oluşturma eylemi içerisinde, merakımı şu soru oluşturuyor: Geçmişten kopan giysileri dönüştürürken, gelecek olasılıklar adına bugün ne sunmak istiyoruz? Yıpranma payını ve kullanım süresini çoktan aşmış kıyafetleri muhafaza ettiğimizde, anılarımızla kurdukları bağlar daha önemli bir rol oynama eğiliminde gibi görünüyor.

Birkaç ay önce, denim pantolonumdaki bir yırtığı tamir etmek zorunda kaldım; bu da kıyafetle ilişkimi yeniden düşünmem için bir fırsat sundu. Yırtığı, kusurları gizlemek yerine yüzeyde görülebilecek şekilde onarmayı seçtim. Pantolonumu tamir etmiş olmam sadece malzemenin kalitesini düzeltmekle kalmadı, aynı zamanda New York’ta geçirdiğim zamanın anılarını iliştirmeme vesile oldu. Araştırmam için New York’ta geçirdiğim 2019 yılı, kabul görme isteği ile yeterlilik duygusu arasında sürekli devam eden derin sorgulamalarımın içinde geçen çılgın bir yolculuktu. Biteviye yoğun bir çalkantı içinde bulunduğumdan, yaşadığım dönemi onurlandırmak için bir vakit yaratamıyor, yine de her gün yeni bir şey öğrenmek ve sahip olduğum fırsatların tadını çıkarmak için elimden geleni yapıyordum. Duygularımı pantolonumdaki küçük bir tamir yerinde işlemek için kendime böyle bir zaman ve alan vermek, giyebileceğim gizli bir hediyeyi yapmama neden oldu. Bu anıları, Brooklyn’de bulunan Textile Arts Center’daki [Tekstil Sanatları Merkezi] bir tamir grubunda diktim ve böylece yaptığım onarımın değerli bir anlamı oldu. O geceyi tamir grubuyla birlikte dikerek, konuşarak ve şarap içerek geçirdik. Sanırım on kadın kadardık; kimisi birkaç aylık bebeğini eşine bırakarak evden biraz uzaklaşmak istemiş, kimisi aylardır tamamlamak için uğraştığı nakış işini bitirmek üzere gelmişti merkeze. Benim ise o tarihlerde evimde bir yangın çıkmıştı; kendimi meşgul etmek ve dairemde devam eden inşaat işinden biraz uzak kalmak istemiştim. Pantolonumun arka kalça kısmında yaptığım çeşitli yamalar ve abartılı turuncu dikişler oldukça güzel görünüyordu. Doğal boyalarla binbir zahmetle ürettiğim kumaşlardan kestiğim parçaları dikişte kullandım. Zaman ve emek ilişkisi içinde o küçük ve basit bir şekilde diktiğim yama benim için çok fazla anlamı barındırıyordu içinde.

Onarım sürecinden, Textile Arts Center, Brooklyn, Haziran 2019,
fotoğraf: Sanem Odabaşı

Yapmış olduğum küçük tadilat bana müthiş bir özgürlük hissi veren New York ile olan ilişkim hakkında da bir şeyler söyledi. Burada, yargılanmadan istediği her şeyi giyebilen anonim bir kadın olabilirdim. Bu yüzden tadilatını yaptığım yırtığın biraz savunmasız ve tuhaf bir bölgede –arka kalça ortası–bulunması beni huzursuz etmedi; fakat yaptığım seçimlerin herkes için mümkün olmayan bir yanı bulunduğunu da biliyordum. Sahip olduğum iş, okuduğum okul ve yaşadığım şehir yüzünden biraz tuhaf görünmeme izin vardı. Daha katı bir ofis ortamında, moda beyanım muhtemelen beni çok fazla stres altına sokabilirdi. Bu nedenle onarımını yaptığım denim pantolonum bana geçmişte her zaman var olduğunu bilmediğim fakat kendim için kazandığım bir özgürlüğü ve kimliği hatırlatan bir giysiye dönüştü. Bunu o giysiyle hatırlayacağımı biliyorum.

Ancak, tüm giysilerin veya hatıraların saklanmaması gerektiğinin de farkındayım. Giysiler tarafından hatırlanan anılar her zaman iyi olmayabiliyor. Sıradan bir günde, annemin bana eskiden giydiğim siyah bir tulumu neden artık giymediğimi sorduğu andan hatırladığım üzere, insanların kıyafetleriyle travmatik, negatif ilişkileri de var. Anneme göre o tulum bana epey yakışıyordu: Belki de haklıydı, çünkü ne zaman giysem kendimi iyi hissettiğimi hatırlıyorum. Ama hayatımın en üzücü gününde, kuzenimi kaybettiğimin haberini aldığımda, üzerimde o tulum vardı. Ve bir daha giyemedim. Bana göre o giysi, hayatımdaki en önemli travmaya tanık olan canlı bir varlık gibiydi. Bu nedenle uzun zaman tutamayacağımız veya tekrar kullanamayacağımız bazı kıyafetlerin de mevcudiyetini tanımak gerek. Bu giysilerin içinde bulunacak bir gelecek yok, çünkü geçmişin hayaletleri tarafından esir alınmış vaziyetteler.

Giysilerimiz, tekstil elyafının temel bileşenlerinden başlayarak, bireysel düzeyde ayırt edici özelliklere kadar hem somut hem soyut anlamların birikimidir. Bu anlamlar dolayısıyla onarımı yapılan ve yeniden kullanım yoluyla dönüştürülmüş kıyafetler, tüketim şeklimizi ve kıyafet kullanımımızı yeniden düşünmemize yardımcı olacak büyük bir potansiyele sahiptir. Moda nesnelerini satın almadan, kullanmadan ve atmadan önce daha yakından bakabiliriz; çünkü ne olursa olsun onlarla bir bağ kuracağız. Onları sevecek, onlardan sıkılacak veya nefret edeceğiz. Bu ilişkiler ve algılar kıyafetlerimizin yeniden kullanılmasını ve onarımını etkileyecektir.

Yine de bir soru karşımızda duruyor: Giysilerimizde bu değerleri nasıl açıklıkla tasarlayabiliriz, onları uzun vadede nasıl tutabiliriz ve giysilerimizle daha sürdürülebilir bir yaşamı nasıl kolaylaştırırız? Onarımını yaptığım pantolonu uzun süre koruyacağımı ve gururla giyeceğimi biliyorum, çünkü onu zamanım, emeğim ve bireysel anılarımla kişiselleştirdim. Ama, yeniden kullanım bize üretken ve pozitif olmanın yollarını gösterirken, bunun tersini hissettiğimizde ne yapmamız gerektiği konusunda çok fazla yardımcı olamıyor. Belki de buna verilecek en iyi cevap, üzüntüyle veya bıkkınlıkla örtüşen giysilerin, beraberlerinde taşıdığı anılardan habersiz tüketicilere yeni olanaklar yaratması için ikinci el dükkânlarına giden yolu bulması gerektiğidir.

Günlük giysiler sürekli değişime uğradığı ve değişimin içinde yer aldığı için kıyafetler hareket halindedir. Gardırobuma bu şekilde baktığımda, giysilerin nimonikleri gizli anlamları, değerleri ve arzuları ortaya çıkarma gücünü gösteriyor. Bence bu, onarım, üst dönüşüm ve yeniden kullanım uygulamalarının özen ve bakım fikriyle başlamasının nedenlerinden biri olabilir. Anıları ve yaratıcı eylemleri birleştiren kıyafetlerimiz hem fiziksel hem de ruhsal dünyamızı besleme potansiyeline sahip.

Louise Bourgeois ile kesinlikle aynı fikirdeyim: Giyinmek bir hafıza alıştırmasıdır.

* Bu metnin orijinali, The New School bünyesinde yer alan Public Seminar dergisinde, Otto von Busch ve Lisa Rubin tarafından yürütülen “Fashion, Emotion and Self” konulu makale dizisi içinde 14 Şubat 2020 tarihinde yayımlanmıştır. Bu yazı makalenin özgün dilinden çevrilmiş olup, bazı kısımlarda küçük değişiklikler yapılmıştır.

Aby Warburg, giyim kuşam, hatıra, ileri dönüşüm, kişiselleştirme, Mnemosyne, onarım, Sanem Odabaşı