Eleştirel Modanın
Yeni Dayanağı: UCRF

2018 yılının sonunda şekillenmeye başlayan ve 2019’un ilk aylarında yayımladıkları manifesto ile katılımcılara açık çağrıda bulunarak kendilerini duyuran Union of Concerned Researchers in Fashion (UCRF) eleştirel moda için hayli önem taşıyan yeni bir birlik olarak moda araştırmacılarının hayatına girdi. UCRF, sürdürülebilir moda denilince akla ilk gelen ve moda sisteminin yol açtığı ekolojik, ekonomik ve sosyolojik tahribata ilişkin çalışma ve araştırmalarda yaklaşık yirmi yılı aşkın bir süredir —hatta birkaçı için daha bile fazla zamandır— yer alan Kate Fletcher, Lynda Grose, Timo Rissanen ve Mathilda Tham tarafından kuruldu. Türkçeye, Duyarlı* Moda Araştırmacıları Birliği olarak çevirebileceğimiz birliğin oluşumunda, 1969 yılında ABD’de kurulan Union of Concerned Scientists’den ilham alındı ve moda araştırmacılarını bir araya getirmek için benzer bir birlik oluşturuldu.

Birliğin 2019 yılının ocak ayında yayımladıkları manifestoda moda sektöründe yaşanan ve uzun bir süre daha yaşanacak olan ekolojik krize değiniliyor. Üç trilyon dolarlık moda endüstrisinin kapitalist iş modeli içinde sürekli bir ‘büyüme’ mantığı içerisinde evrildiği ve bu bakış açısının sınırlı ve değişimi engelleyen bir görüş olduğu savunuluyor. Bu duruma ek olarak, eleştirel olmayan araştırma bulgularının, akademik araştırmaların duplikasyonunun ve intihalin moda endüstrisindeki dengesizlikleri güçlendirdiği ve hızlandırdığı manifestonun girişinde ifade ediliyor. Moda ve giyim araştırmacılarının artık konunun dışında kalamayacaklarını ve çözüm önerilerini yeni yolların savunucuları olarak ortak eylemleriyle belirtmeleri gerektiğini ifade eden birliğin manifestosunda dokuz temel öneri yer almakta. Bu öneriler özetle, paradigma değişimini savunmak, sürdürülebilir moda konusunda doğru ve şeffaf bilginin sistematik bir şekilde bir araya getirilmesini ve dağıtımını sağlamak, sürdürülebilir moda konusu etrafında şekillenen eski kavramlara karşı yeni görüşler belirtirken, alternatif yollar için de aktivist bir duruş sergilemek olarak açıklanabilir. En son maddede, ki kanımca birliğin ruhuna en uygun ve belirttikleri değişime en açık olan maddedir, “gerek duyulduğunda bu manifestoyu gözden geçirin ve değişiklikler yapın” ibaresi yer alıyor. Şu ana kadar bu manifestoya dünyanın çeşitli ülkelerinde üç yüzü aşkın akademisyen, araştırmacı ve tasarımcı imza attı.

Manifestoya imza atan
Parsons The New School for Design’daki Fashion Praxis kolektifinin
UCRF için hazırladığı flama,
fotoğraf: Sanem Odabaşı

Her şeyin bu kadar hızlı değiştiği ve yeni kavramların güncel tartışmalara öneriler sunduğu bir dönemde, eski ve yerleşmiş alışkanlıkların ve tekrarların sürdürülebilir moda konusuna yardım ettiği pek söylenemez. Moda sektörünün yaşanan krize yönelik çözüm önerileri çoğu zaman benzer kandırmacalardan ibaret. Sistemin içerisindeki bir soruna küçük bir müdahalede bulunarak geri çekilmek birçok araştırmacı tarafından artık olumlu bir adım olarak görülmüyor. Tabiri caizse moda markalarının geçici gövde gösterileriyle sunduğu sürdürülebilirlik faaliyet raporlarında yer alan ‘iyileştirmelerin’, dünyanın hangi ülkesine, hangi sosyal topluluğa ve ekonomiye hizmet ettiği tartışmaya açık. Hatta kimi yerde bu tartışmanın cevapları da bir o kadar açık. Bu konuları sorgulamak ve eleştiriye açmak adına, UCRF’in ortak bir şekilde hareket etmesi hayli önem taşıyor, çünkü dağınık hâlde bulunan bilginin ve eylemlerin bir platformda kümülatif olarak yer alması ve bilhassa akademisyenlerin bu konudaki birlikteliği umut verici.

UCRF, faaliyetlerine çok hızlı bir şekilde başlayarak ilk radikal girişimlerinden birini geçtiğimiz günlerde gerçekleştirdi; son birkaç yıldır dünyanın birçok ülkesinden gazeteci, tasarımcı ve iş insanlarının toplanarak sürdürülebilir moda hakkında tartıştığı, her ne hikmetse herhangi bir akademik araştırma grubunun oturumuna yer verilmediği, Kopenhag’daki Moda Zirvesi’ne üç soru yöneltti. UCRF mayıs ayında gerçekleşen bu zirveden durumun aciliyetini anlayan gerçekçi ve somut çözüm önerilerinin ortaya çıkmadığını ortaya koymuş oldu aslında. İlk soru, günümüzde mevcut olan döngüsel moda sistemlerinin tüketimin üstesinden gelmediği, kaynakların kullanımı veya insanların davranış biçimlerinde bir değişim yaratmadığı, dolayısıyla zirveye katılanların daha farklı bir geleceği nasıl öngördükleri ve tasavvur ettikleri üzerineydi. İkinci soru sürdürülebilir moda konusunda zengin ve gelişmiş kuzey ülkelerinin, güney ülkelerine azla yetinmeyi ve perhizi önerirken, zirvedeki organizatörlerin farklı seslere —dezavantajlı sosyal gruplar da dahil olmak üzere— nasıl yer verdikleri sorusuydu. Son olarak, doğal kaynakların kullanımının işletme tarafıyla doğrudan bağlantısını ortaya koymak, fiyatlar, maaşlar ve kâr marjlarının topluluklarla paylaşılması konusunda Kopenhag Moda Zirvesi’nin ileriki dönemlerde ne yönde adım atacağı soruldu. Bu sorular aslında hem açık hem de dolaylı olarak iletildi; açık, çünkü sorular UCRF’nin sitesinde yer alıyor ve manifestoya imza atan kişilerle paylaşıldı. Dolaylı, çünkü UCRF’nin zirveye katılacağını bildiği tanıdıkları aracılığıyla sorular iletilmek üzere Kopenhag’a doğru yola çıktı. Zirveden cevap yok, çünkü engel tam da burada: Kopenhag zirvesinde, oturumların sonunda bir soru cevap kısmı yer almıyor! Yani ‘büyük’ isimler sahne alıp, anlatacaklarını anlattıktan sonra mevzu kapanıyor. Aslında zirveye ilk defa bu yönde sorular yönetildi ve bunun bilinmesi bile bir önem taşıyor. Biletlerin pahalılığından tutun da, zirveye davet edilen katılımcılara kadar üst düzey bir seçkincilik uygulayan Kopenhag Moda Zirvesi’nde UCRF’inkine benzer bir tutumu 2014 yılında Livia Firth sergilemişti. Firth, H&M’in sürdürülebilirlik sorumlusu Helena Helmersson’a markanın Bangladeş’teki üretici firmalarında çalışan işçilere ödenen asgari ücretin ne kadar olduğunu paylaşmasını istemiş ve “Değişimi yaratmak için sektörün başında yer alan markalar daha ne bekliyor?” sorusunu sormuştu.

UCRF aracılığı ile moda araştırmacıları arasında pek de alışık olmadığımız ilerici bir tutum görmek ümit vadediyor. Sürdürülebilirliğin yalnızca fildişi kulelerde, birtakım grupların hegemonyası altında aynı konular etrafında tartışılmasına karşı çıkan birliğin gelecekte neler yapacağını göreceğiz.

Fashion Praxis kolektifinin çıkarmış olduğu Fashion Condition adlı kitapta yer alan,
bir moda ürününün bileşenlerini anlatan
ve UCRF’in ilk üyelerinden Otto von Busch tarafından hazırlanmış grafik (ana sayfadaki çizim: kitabın kapağından detay)

* Concerned kelimesini, bire bir bakıldığında daha çok “endişeli” veya “kaygılı” gibi tanımlarla karşılaşmak mümkün. Fakat UCRF’nin manifestosunu inceleyerek kelimenin bu bağlamdaki anlamını düşündüğümde, birliğin varlığının yalnızca endişelerden ibaret olmadığını, söylem ve eylemleriyle sürekli bir üretim hâlinde olduğunu anladım ve İngilizcede kimi kullanımlarda benzer bir anlamı çağrıştıran “duyarlılık” kelimesini kullanmak daha uygun geldi. Bu çeviri için görüşümü, birliğin kurucu üyelerinden Timo Rissanen ile paylaştığımı, kendisinin de aynı fikirde olduğunu belirtmek isterim.

moda, Sanem Odabaşı, sürdürülebilirlik