Forever 21,
bir New York mağazası, Eylül 2019,
fotoğraf: Sanem Odabaşı
Forever 21’ın İflası

Eylül ayının son haftalarında hızlı moda döngüsüne karşı olanların ve bilhassa sürdürülebilir moda savunucularının bir hayli hoşuna giden güzel bir haber paylaşıldı. Amerika’nın en bilinen hızlı moda markalarından biri olan Forever 21, iflasını açıklayarak kamuoyunda çeşitli spekülasyonlarla beraber memnuniyeti de beraberinde getirdi. Hayli agresif bir iş planlaması ile tekstil sektörüne hızla giriş yapan Kaliforniya menşeli perakende markası Forever 21, 2012 yılında kurularak o günden bugüne yaklaşık 40 ülkede kendine yer edinmeyi başardı. Fakat bu yetmemiş olacak ki, geçtiğimiz altı yılda yüzlerce mağaza açan marka, şimdi 350’ye yakın mağazasını kapayacağını belirtiyor.

Kapitalizmin acımasızlığından usanan ve moda sektöründeki hakkaniyetsiz koşulların varlığından rahatsız bir kesim için bu haber tünelin ucundaki ışık gibi görülse de (hızlı modanın sonu nihayet geliyor mu acaba?), insan ister istemez “sırada ne var?” diye düşünmeden edemiyor. Bu haberle ilgili, umutsuz değil ama dikkatli olma konusunda bazı noktaların altını çizmekte fayda var. Öncelikle, marka her ne kadar offline mağazalarını kapıyor olsa da online mağazasını kapamayacağını belirtti. Yani markanın kendisi bir süre daha sektörde yer almaya devam edecek ki bu durum aslında sadece markanın satış stratejisinin değişeceğine bir işaret, piyasadan henüz çekilmiş değil. Diğer birçok marka gibi Forever 21 da online satışa yönelmiş durumda. Buna ek olarak, marka üç ile yedi dolar arasında ürün satmaya devam ettiği müddetçe, üretim koşullarının elverişsizliği ve adaletsizliği de aynen devam edecek gibi duruyor.1 Sosyal adalet ve etik ticaret konusunda markanın olumlu herhangi bir tavrının bulunduğunu görmemiş olmamız aslında ‘sürdürülebilir moda’ hedeflerinden bir hayli uzakta kaldığının ispatı. Bununla beraber, Forever 21’ın iflası diğer hızlı moda markaları için pek de köklü bir değişim ifade etmiyor. Bu iflasla ilgili olarak her ne kadar tüketicinin duyarlılığından ve değişen yeni tercihlerinden bahsedilse de, bir başka örnek olan Zara’ya baktığımda satışlarında 2019’un ilk yarısında %7 artış, H&M’in ise %11 artış elde ettiğini görüyorum. Son yıllarda pastadan daha büyük pay kopararak rakiplerini alt etmeyi başaran bu iki markanın da ortak özelliği, markalarını büyütmekten ziyade satışa odaklanmaları, yani daha fazla ülkede daha fazla mağaza açmak yerine mevcut kanallardaki satışlarını artırmayı hedefliyor olmaları. Yine de, tünelin ucundaki ışığı hatırlayarak bunun bir başlangıç olduğunu düşünüyorum; özellikle ikinci el kıyafet dükkânlarının Amerika ve Avrupa’daki yükselişini ve kitlelerin giyim anlayışındaki çeşitlilik artışını düşündükçe karamsarlıkla iyimserlik arasında bir hatta durmaya başlıyorum.

Forever 21’ın New York’da bulunan mağazaları boşaltılıyor, Eylül 2019, fotoğraflar: Sanem Odabaşı

Bu haberin Küresel İklim Grevi’nin gerçekleştiği hafta başında verilmiş olması özellikle sürdürülebilirlik konusunda düşünen ve tasalanan kişiler için sevindirici oldu. Sürdürülebilir moda hareketi için de, küresel iklim krizi için de acil olarak talep edilen ‘sistem değişikliği’ ortak çözüm ve öncül isteklerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Amerikalı çevrebilimci Donella Meadows, sistemin tanımını Thinking in Systems: A Primer2 kitabında, bir dizi şeyin —insanlar, hücreler, moleküller gibi— zaman içinde kendi davranış biçimlerini üretecek şekilde birbirine bağlanması olarak açıklıyor. Bir insan bedeni de, doğal çevre de, ekonomi de birer sistem olarak değerlendirilebilir. Mevcut moda sistemini —hızlı moda diyelim— değiştirmek üzere öne çıkan önerilerden biri olan yavaş moda kavramı ise Kate Fletcher tarafından inceleniyor. Kate Fletcher, Meadows’un görüşlerini modaya uyarlayan ve bu konuda düşünen ilk akademisyenlerden birisi. Fletcher, yavaş modayı alışılagelmiş türde üretim yapmayan, uzun teslimat sürelerinin olduğu, günümüz sektörünün uygulamaları ile kesintisizliğe dayalı hedeflerden uzak, modadaki gelişim ve başarı ile ne demek istediğimizi sorgulayan bir moda anlayışı olarak değerlendiriyor.3 Yavaş moda anlayışı ile tasarlanan moda ürünleri dayanıklı, zamanın eskitemediği ve özgün olmakla beraber üretim süreçlerinde de etik değerler benimseniyor. Üstelik yavaş moda sisteminin içindeki parçalar ve birimler hızlı da hareket edebilir, yer değiştirebilir ama bütün olarak doğaya ve kültüre uyumlu bir sistem gözetildiğinden doğanın ve insanın ritmine uygun bir anlayışa sahiptir. Bu nedenle yavaş moda anlayışı, sistem değişikliğine yönelik şimdiye kadar yer etmiş en köklü anlayışlardan birisi olarak güncelliğini koruyor.

Yavaş moda, sürdürülebilir modanın önemli bir parçası ve kimilerine göre de hızlı modaya tek çare olarak görülüyor. Hızlı modanın tek panzehri belki yavaş moda değil, fakat kavramın kendisi eleştirel bir bakış açısına sahip olarak diyalektik gücünü elinde tutuyor. Yine de tek çözümün yavaş moda olduğunu söylemek, benzer bir eleştiriyi bu kavram için de yapmaktan kaçınmak olur; çünkü yavaş modanın yüksek estetik ve ekonomik değeri beraberinde politik sorunları da getiriyor. Etik, ekoloji, adalet konuları ile beraber düşündüğümüzde aslında giyim kuşam anlayışımızda arzulanan değişim modayı üretirken sosyolojik, politik ve kültürel sonuçları da sorgulamak. Böylelikle çoğu zaman yalnızca ekolojik tahribat ve atık analizlerinin hesap edildiği ve bu bakış açısıyla hep bir ayağı eksik masa görevi gören sürdürülebilir moda konusu, modanın hangi sosyal gruplarda ‘kim ve ne olmak için’ konusuna değindiği ölçüde psikoloji ve politika alanlarını da kapsar duruma gelerek daha eleştirel ve bütüncül bir yaklaşıma sahip olabilir.

Forever 21’ın iflası sürdürülebilir modaya geçişin bir habercisi mi yoksa hızlı moda aktörlerinden birinin rolünün az biraz değişmesi olarak mı yorumlanabilir? İki türlü de benim cevabım ne hızlı modanın bizim anladığımız biçimiyle etkinliğine devam edeceği —ki o da kendini yeni kapitalizm ile birlikte güncelliyor— ne de sürdürülebilir modanın sistem değişikliği talebinin dışında yer alabileceğidir. Bu talebi ortaya koyarken belki psikolojik ihtiyaçlarımızı da kapsayan daha derin bir ekoloji anlayışına sahip olabiliriz. Kapitalizmin en büyük endüstrilerinden biri olan modanın kendine ait sistemi içindeki hızı veya yavaşlığı odak konusu olarak tartışıldığı takdirde, kimliğimizle örtüşen giyim anlayışımızdaki kişisel istekler arka plana atılabiliyor. Gündelik hayatın içinde son derece doğal ve en az herkes kadar olan değişim arzumuzun kimler tarafından yönetildiğini ve hangi kitlelere ulaştığını da tartışabilmeliyiz; yavaş veya hızlı olsun/olmasın. Belki o zaman şimdiye kadar ortaya atılan her önermedeki kalburüstü moda söyleminden kurtularak modanın kendisini taşlamak yerine (çünkü her türlüsünden bıktık) kutlamaya başlayabiliriz.

1. Bunu söylemekle beraber, herhangi bir ürünü daha pahalıya satın almanın, daha etik bir tercihte bulunduğumuz anlamına gelmediğinin farkındayım. Fakat Forever 21, ucuz satışla beraber sosyal eşitsizliği de beraberinde getiren bir marka ve bu nedenle markaya Amerika’daki çalışanları tarafından çeşitli davalar da açılmıştı. 2005 yılında, Çok Elyaflılar Anlaşması’nın yürürlükten kalkmasıyla, Batı ülkelerindeki Forever 21 gibi hızlı moda markalarının ucuz işgücü nedeniyle Asya ülkelerinde gerçekleştirdiği üretimin hızı ve sınırsızlığı ekolojik, ekonomik ve sosyolojik eşitsizlikleri de beraberinde getirdi.

2. “Bir El Kitabı: Sistemler İçinde Düşünme” olarak çevrilebilir.

3. Fletcher, K. (2010). “Slow Fashion: An Invitation for Systems Change”. Fashion Practice, 2 (2), 259-265.

Forever 21, mağaza, moda, Sanem Odabaşı, sürdürülebilirlik