Yapılacaklar Listesi

Bundan Sonra Yapacaklarımın Listesi, 09.02.2013, 16:07:

– Her gün en az elli sayfa kitap okumam gerekiyor.
– İki günde bir film izlemem gerekiyor.
– Eksikliklerimi tamamlamam gerekiyor.
– Her gün not almam gerekiyor.
– Bilmediğim konular hakkında yorum yapmamam gerekiyor.
– Susmayı öğrenmem gerekiyor.
– Sadık kalabilmeyi öğrenmem gerekiyor.
– Söz vermemem gerekiyor.
– Sabah kalkmam gerekiyor.
– Bilgim olmadan becerimin olabileceğini düşünmemem gerekiyor.
– Sosyal medyanın değil, kitapların beni kurtaracağını bilmem gerekiyor.
– Dinlemeyi sevdiğim grupların live videolarındaki gibi bir samimiyeti günün birinde bulabileceğime inanmam gerekiyor. Hayattan zevk alabilmem için bu önemli. Bir gün benim de düşüncelerimle konuşabileceğim arkadaşlarım olacak. Çok yakında hem de. Sabredip onları beklemem ve buna inanmam gerekiyor.
– En önemlisi düşlerime, yarım yamalak bilgime, içimde hissettiğim ve hayaliyle zihnimi beslediğim her şeye inanmam gerekiyor.
– Katlanmam gerekiyor.
– Ne olursa olsun bozulmayacak bir benliğim var. Bu benlik benim geleceğim. Küçük sözlere ve davranışlara takılmamam gerekiyor.
– Olmadığım birini oldurmaya çalışmamam gerekiyor. Zaten olmuyor. Olamıyor.
– Heyecan hayatımı şekillendirecek güçte. Bunu unutmamam; buna kapılmamam gerekiyor.
– Başkalarının müdahaleleriyle hayatımı küçültmemem ve kurallarımı bozmamam gerekiyor.
– Savaşmam gerekiyor.

Nedendir bilmiyorum, Manifold’daki yazıların sonsuza kadar bir yerlerde saklanacağını, başlarına hiçbir şey gelmeyeceğini, hep güvenle yaşayacaklarına inanıyorum. Hatta, bu yazıların asla yalnız kalmayacağına, okurlar sayfaları terk ettiğinde birbirleriyle iletişime geçeceklerine de inanıyorum. O yüzden lise yıllarında kendime ödev olarak hazırladığım listeyi yazının başına iliştirmek istedim; hem iyi bir başlangıç olacağını düşündüğüm, hem de hayatım için değerli olan listenin sonsuzluğun bir yerinde güvenle asılı kalabileceğini hayal ettiğimden.

Bu listeyi geleceği düşünerek hazırlamıştım; zor zamanlarda açıp tutunurum diye. Sıklıkla kaybettiğim motivasyonumu, dünyadaki amacımı, ilk gençlik ideallerinin gerçekliğini unuttuğumda, dönüp hatırlayayım diye. Çünkü listelere dönüp bakmak kendini kendine anımsatabilmenin kararlı bir yoluydu. Olumsuzlukları aklına getiremeyecek kadar heyecanlandığın bir anda zihnini toparlayıp tüm gücünle hazırladığın yapılacaklar listesi, bireysel bir manifesto niteliğindeydi. Kendine kimsenin bilmeyeceği küçük görevler atamak kişisel medeniyetini bir adım öteye taşıyordu. Bir gazetenin sıkıcı ekonomi sayfalarını okumak bile bu görevlerden biri olabilirdi mesela. Yapılacaklar listesine bağlı kalmak başladığını bitirme alışkanlığı kazandırıyordu. Zamanla listelerin sayısı artsa da yapılacaklar azaldı. Belki de bu durum, listeyi hazırlamadan önce en başa yazılan “ideale” yaklaşıldığını gösteriyordu.

The National’ın yedinci albümü Sleep Well Beast yapılacaklar listesiydi; yapılmaması gerekenleri sıralayan, yapılacaklar listesi. Albüm asla tamamlanamayan bir listeye benziyordu, hep yeni satırlar ekleniyordu. Her yeni satır aşılması gereken bir engeldi. Ancak dünyayla derdi olan birisi kendi önüne engeller koyabilirdi. Aşılamayacağına emin olunan engeller de listelerin bir köşesinde sessizce durabilirdi. Er ya da geç, bir gün, aşılamayacak olan engele de sıra gelecekti. Bazı listeler tamamlanmamak için inşa edilirdi. Belki de insan kendi kendine inşa ettiği bu bazı listeleri, hayatı boyunca aşmaya çalışacaktı. Hayatını aşılamayacağına inandığı satırlar üzerine kuracak ve bundan da doyasıya zevk alacaktı. Yapabilmenin sonu vardı. Ama yapamamanın sonu yoktu; belki de keyifli olan buydu. Listeler, tam tersinden bakabilme şansını da tanıyordu.

The National,
Sleep Well Beast albüm kapağı,
fotoğraf: Graham MacIndoe,
kaynak: Pentagram

Vokal Matt Berninger’ın tok ses tonuyla vurguladığı her cümle, noktasını bulamıyordu. Cümleler arkalarında bırakabilmek için noktalarını kovalıyordu. Noktalar bile sorumluluklarını unutmak için can atıyordu. Yüce sesli Matt Berninger, noktalara ihtiyaç duymuyor da olabilirdi. Bir albümün muhakkak ki her şeyde olduğu gibi bir başı ve sonu vardı; ama sonlanmak zorunda da değildi. Noktalar ormanın derinliklerine saklanmıştı. Albüm kapağı bunu gösteriyordu. Bugüne kadar gördüğüm her nokta gibi, bu nokta da karanlıktı. Karşıma çıkan üçgen çatılı ev, bu karanlık noktanın kendisiydi. Noktalar tüm cümlelerin sonlarından kaçıp bir araya gelmiş ve dev bir noktaya dönüşmüşlerdi. The National’ın üyeleri ise, üçgen çatılı büyük noktanın içine sığınmışlardı. Ya uykuya dalacaklar ya da ıssız bir ormanın içerisinde karnını doyurmak isteyen boz ayı gibi, avlarının peşine düşeceklerdi. Sonunda uykuyu boş verip, avlarının peşine düşmüşlerdi.

Fotoğrafı ilk gördüğüm anda zihnimde küçük fikir noktacıkları belirmişti. Albümü deneyimledikçe bu noktalar tıpkı üçgen çatılı eve dönüştükleri gibi bir araya gelip bütünü görmeme yardım etti. Sleep Well Beast, taşları yerine oturtabilmek için anlaşılır bir referanstı. Doğal olarak ilk önce albümün adını okumuştum; ardından fotoğrafı bu okuma üzerinden değerlendirmeye başlamıştım. Albüm Hudson’da ormanın içerisindeki bir çiftlik evinde kaydedilmişti. Evin içindekiler albümün içerisinde; ev de karanlık ormanın içerisinde dolaşıyordu.

Albüm kapağında dinlediğimle bir noktada ilişki kurmayı beceremediğim, içime sinmeyen bir taraf vardı. Bu imgenin derinindeki anlam örüntüleriyle ilgili değildi; daha önceki denemelerimde yadırgamadığım “bir şey” şimdi karşıma çıkmıştı. Bu albüm kapağı, albümün içeriğinin aksine hayli kararlıydı. Fotoğrafçının evle olan mesafesi, kullanılan grafik öğelerin fotoğrafla olan etkileşimi; her bir karar kendinden emindi. Çok da kötü olmayan bir The National dinleyicisi olarak yadırgadığım şey bu keskinlikti.

The National, Sleep Well Beast,
ambalaj tasarımı:
Luke Hayman ve ekibi, Pentagram, fotoğraflar: Graham MacIndoe,
kaynak: Pentagram

Basit bir araştırmayla keskinliğin kaynağını buldum: Grup üyelerinden Scott Devendorf aynı zamanda grafik tasarımcıydı ve eski bir Pentagram çalışanıydı. Yeni albümün ambalaj tasarımını da bu bağlantıyla Pentagram üstlenmişti. Tasarımcı Luke Hayman The National’ı bir marka olarak ele almış ve albümün kaydedildiği evden yola çıkarak kurumsal kimliği oluşturmuştu. Tasarlanan sistem tüm materyale kusursuz giydirilmiş, paket hâlinde sunulmuştu. Fotoğrafçı Graham MacIndoe’nun çektiği kapak fotoğrafı tasarlanan kimliğin imzası gibiydi. Konseptten yola çıkılarak form inşa edilmişti; her şey kusursuz ve rafineydi. Ama bu profesyonellik o kadar çiğ duruyordu ki, albümle benim arama istemeden de olsa mesafe koymuştu. Sanki zorunda bırakılmışçasına yapılacaklar listesi oluşturulmuştu, bu bir görevdi ve eksiksizce tamamlanmalıydı.

The National için kimlik ve
tanıtım çalışması: Pentagram

Hakikaten, bu albümün kurumsal kimliğe ihtiyacı var mıydı? Benim kendimi en aciz hissettiğim anlarda başvurduğum The National Sleep Well Beast’i, belki de daha iyi tanıtabilmesi için, bandına kadar tasarlatma ihtiyacı mı duymuştu? Üretilen bu kimlik benimle nasıl iletişime geçiyordu? Beni bir müşteri olarak mı görüyordu? Yoksa kendi hâlindeki dinleyici olarak mı?

Bazen iPhone’la çekilmiş basit bir fotoğraf, birkaç dakikada çizilmiş hızlı bir sketch, akla ilk geldiği gibi hızlıca yazılmış not öbekleri dinleyiciye istediğini verebiliyordu. Mesela, MacIndoe’nun albüm kaydı sırasında çektiği fotoğraflar beni üçgen çatılı ahşap eve ışınlamıştı. MacIndoe adeta sinsi bir hayalet gibiydi ve onun sayesinde ben de The National’ı gözetleme fırsatı bulmuştum.

Sonuç olarak, Sleep Well Beast ihtiyacı olabilecek her şeye sahipti, elinin altında Grammy adayı süslü objeler barındırıyordu. Yapılacaklar listesi, herkes için farklı anlamlar ifade ediyordu.

Not: Bu bir albüm değerlendirme yazısı değildi. Bu yazı, herhangi birinin kendi kendine deneyimlediği bir albümü, hayatına dikme yazısıydı. Ya da tam tersi. Başı olmadığı gibi, sonu da yoktu.

Atahan Yılmaz, fotoğraf, Graham McIndoe, müzik, Pentagram, Sleep Well Beast, The National