Tolkien’in Elf Şehirleri 4/4
Orta Dünya’daki Kentler

Ñoldor Kenti Ayrıkvadi (Rivendell/Imladris)

Orta Dünya’daki “Deniz’in Doğusundaki Son Sıcak Yuva” olan Ayrıkvadi’den Hobbit ve Yüzüklerin Efendisi kitaplarında söz edilir; Bilbo’nun maceraya hazırlandığı, Frodo’nun Nazgul’ün kılıcı ile yaralandıktan sonra iyileştiği ve belki de en önemlisi Elrond’un1 Divanı’nda Yüzük Kardeşliği’nin kurulduğu yer olarak macerada son derece önemli bir yer tutar. Buna rağmen Tolkien Ayrıkvadi’yi çok az tasvir etmiştir, çünkü ona göre aslında Ayrıkvadi’de bahsetmeye değer pek bir şey yoktur. Maceranın başında Gandalf, Bilbo ve cüceler Ayrıkvadi’ye geldiğinde Tolkien kafilenin orada geçirdiği zaman hakkında anlatacak çok az şey olduğunu söyler; bunu şöyle açıklar: “Şimdi bu tuhaf bir şeydir, ama yaşanması iyi olan şeylerle geçirilen güzel şeyler çabucak anlatılır ve dinlenmesi pek keyifli değildir; öte yandan rahatsız, yürek oynatan, hatta dehşet verici şeylerden iyi bir hikâye çıkabilir, her halükârda anlatılmaları uzun sürer.”2 Kısacası Tolkien’in bu güzel yeri neredeyse hiç tasvir etmemesinin nedeni aslında güzellikleri anlatmaktan imtina etmesidir.

Yine de satır aralarında geçen kısa tasvirlere bakacak olursak, mekânla ilgili birkaç ipucu yakalayabiliriz. Frodo’nun, yaralandıktan sonra Ayrıkvadi’de Elrond’un evinde uyandığında, ilk gördüğü tavan olur: Tavan “dümdüzdür” ve “baştanbaşa oymalarla bezenmiş koyu renkli kirişleri” vardır. Ayrıca dışarıda akan suyun sesini duyar.3 Sam’in ağzından Elrond’un evinin “çok büyük ve acayip” olduğunu ve sürekli “bulup öğrenecek bir şeyler” bulunduğunu öğreniriz; “köşeyi dönünce neyle karşılaşacağın belli değil”dir.4 Bilbo, macera bitip Ayrıkvadi’ye geri döndüğünde, uyanınca kendisini beyaz bir yatakta bulur: Ayrıkvadi’de beyaz renk ve aydınlık hâkimdir. Bilbo “uyandığında kendisini beyaz bir yatakta buldu, açık bir pencereden ışıyan ay görünüyordu. Pencerenin altında çok sayıda elf, derenin kenarında yüksek ve berrak seslerle şarkı söylemekteydi.”5

Evde çok fazla koridor ve merdiven vardır, ayrıca Tolkien “nehrin dik kıyısına yukarıdan bakan yüksek bir bahçe” ile “doğuya bakan tarafta bir sundurma” olduğunu yazar.6 Buradan evin büyük ve bahçeler içinde bulunduğu anlaşılmaktadır. Tüm elf şehirleri gibi burada da doğa ve mimarlık iç içedir ve kent doğal bir öğe —deniz, nehir, tepe, ya da vadi— ile kurulmuştur.

Ayrıkvadi’de birden çok salon bulunmaktadır, fakat iç mekân olarak salonlardan da çok kısaca söz edilir. Tolkien, yemek salonunu anlatırken, Arwen’in7 duvardaki kumaş gergiler önüne yerleştirilmiş üzeri tenteli bir koltuğa oturduğunu söylemektedir.8 Salonların birinde “iki yanında oymalı sütunlar yükselen muazzam bir şömine” bulunmaktadır.9 Bu salonda tüm yıl boyunca sürekli yanan ateşin mistik bir yanı olduğunu düşünmek yerinde olur.

Elrond’un evi Hobbit ve Yüzüklerin Efendisi’nde hep övgü dolu sözlerle anılır. “Zarif ev”, “güneşli vadi”, “berrak sular”10; bunlar Tolkien’in Ayrıkvadi’yi tanımlamak için kullandığı birkaç sıfattan biridir. “Hoşlandığınız şey ister yemek, ister uyku, ister çalışma, öyküler anlatma veya şarkı söyleme, ister oturup düşünme, ister bütün bunların hoş bir karışımı olsun”11; Elrond’un evi kusursuzdur. Kötülük, o vadiye gelemez.12 Bununla beraber maceralardan önce hazırlık, sonrasında ise bir dinlenme, toparlanma ve yaraların sarılması yeri olarak hep Elrond’un evi tercih edilir. Yalnız Dağ’a doğru yola çıkmadan önce Bilbo ve kafilesi, midilliler de dahil, “orada geçirdikleri birkaç gün içinde tazelenip güçlendiler.”13 Hepsinin “giysilerinin yanı sıra, bereleri, ruh hâlleri ve umutları onarıldı.”14 Benzer şekilde Ayrıkvadi Frodo ve arkadaşlarına da çok iyi gelir, onları hem beden hem de zihin olarak iyileştirir: “Ayrıkvadi’de öyle bir uğur vardı ki, kısa bir süre sonra tüm korkuları ve endişeleri uçtu gitti akıllarından.”15

Yukarıdaki tasvirlerden anlaşılabileceği gibi, Tolkien’in mekânı fiziksel olarak pek tanımlamadığı, onun yerine bolca Ayrıkvadi’deki ışıktan, uğurdan ve iyileştirici güçlerden söz ettiği görülür. Ayrıkvadi’deki bu mistik hava, mekânın fiziksel ve doğal varlığından çok oranın manevi boyutuyla ilgilidir ve Elrond ile Arwen’in mistik güçleriyle elf büyüleri mekânı kuran en önemli unsurlardır. Elrond aynı zamanda, elf krallarına verilen Üç Yüzüklerden Vilya’nın16 da taşıyıcısıdır. Bu yüzüğün getirdiği gücün de Ayrıkvadi’yi kuran mistik gücün yine bir parçası olduğu düşünülmelidir.

Ayrıkvadi, J.R.R. Tolkien,
Hobbit’in 1937 yılındaki
ikinci basımında yer almıştır,
kaynak: Tolkien Gateway

Tolkien’in 1937 tarihli Ayrıkvadi çizimi, önceki illüstrasyonlardan farklı olarak, renklidir. Bu resim Hobbit’in ikinci basımında kullanılmıştır. Resimde Elrond’un evi, sarp yamaçlar arasındaki dar bir vadide akan nehrin hemen kenarında, sırtını yamaca vermiş şekilde ortaya çıkar. Diğer elf şehirlerinden farklı olarak, çevresinde sur yoktur. Büyü ve tılsımla korunan vadinin duvara ihtiyacı olmadığı görülmektedir. Çizimde Ayrıkvadi’yi çok uzaktan görürüz, fakat kırmızı kiremitten çatısı ve pek de heybetli olmayan kütlesiyle büyük ve ihtişamlı bir konaktan çok sanki basit bir kır evidir. Peter Jackson’ın filminde hayal ettiği gotik ve Art Nouveau karışımı bir mimarlıktan çok, son derece basit geleneksel bir yapıdır bu. Ortada yükselen kırma çatılı kesim de mütevazı boyutlarda bir kule gibi gözükmektedir. Tarihi bilinmeyen ve yine sanki bitmemiş gibi görünen başka bir illüstrasyonda ise, Tolkien Ayrıkvadi’yi çok daha dik ve dar bir vadi olarak tasvir etmiş, Elrond’un evini ise hemen vadinin çıkışına oturtmuştur. Yine dik eğimli bir çatıya sahip olan ev, diğerine göre daha geniş bir kompleks gibi gözükse de ölçeğiyle hâlâ bir saray olmaya çok uzaktır. Zaten Tolkien de metinlerinde Ayrıkvadi için “saray” ya da “konak” kelimelerini değil, “ev” kelimesini kullanır. Dolayısıyla, mütevazı bir yapı hayal ettiğini düşünmek yerinde olur. Evin nehre yakın tarafındaki karartının —ayrıntıları seçilemiyor olsa da— bir kule olması muhtemeldir. Surdan muaf Ayrıkvadi’nin, elflerin kulelere olan sevgisi de düşünüldüğünde —savunma amaçlı olsa da olmasa da— bir kuleye sahip olması akla yatkın gözükmektedir. Tüm elf şehirleri gibi Ayrıkvadi de doğayla tamamen uyumlu bir şekilde tasvir edilmiştir; etraf son derece yeşildir ve ağaçlarla dağlar sanki resmin dışında da göz alabildiğine uzanır.

Ayrıkvadi, J.R.R. Tolkien,
tamamlanmamış pastel çizim,
tarihi belirsiz,
kaynak: Tolkien Gateway
Ayrıkvadi, J.R.R. Tolkien,
tarihi belirsiz,
kaynak: Tolkien Gateway

Tolkien’in yine tarihi bilinmeyen diğer bir Ayrıkvadi tasvirinde sarp yamaçlara sahip olan vadi, nehir ve alabildiğine uzanan ağaç ve dağ sıraları değişmez. Bu resimde sadece vadi daha geniş tasvir edilmiştir ve ev, suyla birebir ilişki kuramayacak kadar nehirden uzakta gibi görünür. Yine ağaçlar arasında basit bir ev görürüz. Dik çatılar ve benzer çatısı olan bir kule evin göze çarpan özellikleridir. Evden vadiye doğru, elf eliyle yapıldığı belli olan, sanki çevresi arkad ya da başka bir yapısal öğe ile çevrili büyükçe bir açık alan göze çarpar. Bu Elrond’un evinin gezinti bahçelerinden biri olabilir. Vadinin içlerine doğru ise diğerlerinden ayrı duran, tek başına yükselen son derece dik bir tepe göze çarpar. Tepenin yamaçlarında doğal olmadığı anlaşılan kule benzeri yapılar bulunmaktadır. Burası belki de bir gözetleme kulesi, ya da acil durumlarda bir savunma alanı olarak düşünülmüştür. Düzensiz yapısı kayadan oyulduğunu düşündürse de, iki kule arasındaki kemerli alan büyükçe bir kapı olabilir ve bu da içeride bir mekân olabileceğini ima eder. Fakat öyleyse, ya resimde bir ölçek hatası vardır —ki usta bir çizer olan Tolkien’in böyle bir hata yaptığını düşünmek için bir neden yok— ya da bu yapı evden daha büyük, devasa bir strüktürdür ve savunma için gereklidir.

Yüzüklerin Efendisi ve Hobbit’teki mekânları yaratırken Tolkien’in ilham kaynakları İngiltere ile sınırlı değildir. Yazarın 1911 yazında İsviçre Alplerine yaptığı seyahatin Ayrıkvadi ile beraber Dumanlı Dağlar’a da ilham verdiği düşünülmektedir.17 İsviçre Alplerindeki Lauterbrunnen vadisi, Tolkien’e Ayrıkvadi için bir ilham kaynağı olmuştur. Özellikle de Tolkien’in Ayrıkvadi betimlemesindeki dik çatılar, kırmızı kiremitler, sarp yamaçlar ve Elrond’un evinin anıtsallıktan uzak ölçeği iki dünya arasındaki ilişkinin kolayca kurulmasını sağlamaktadır. Kaldı ki Tolkien, Ayrıkvadi’nin sınırındaki ırmağın ismini “Gürültülüsu” anlamına gelen elfçe “Bruinen” koymuştur; Lauterbrunnen kelimesi de Almanca aynı anlama karşılık gelir.18 Bugün Interlaken bölgesine Tolkien turları bile düzenlenmektedir.19

Lauterbrunnen vadisi, 2012,
kaynak: Wikimedia Commons 

Ñoldor Ülkesi Eregion (Hollin)

Hollin, İkinci Çağda Ñoldor elflerinin yaşadığı yerin ismidir. Moria’ya yakın olan bölgenin başkenti Ost-in-Edhil’dir. Buradaki halk, Moria’daki cüceler ile barış içinde yaşamışlardır. Sauron kenti dağıttıktan sonra, Üçüncü Çağda bu bölgede kimse yaşamamaktadır, fakat Yüzük Kardeşliği’nde —kafile Ayrıkvadi’den ayrıldıktan sonra Hollin’den geçerken— Gandalf, “bir yerde vaktiyle elfler yaşamışsa,” o toprağın “büyük kötülükler geçirmedikçe onları hepten unutmayacağını” söylemektedir.20 Bu yüzden Eregion Üçüncü Çağda bile —kimse yaşamamasına rağmen— hâlâ tekin bir yerdir. Fakat Legolas, burada yaşayan halkın ormana yabancı olduğu için otların ve ağaçların onları hatırlamadığını, sadece taşların onlara ağıt yaktığını söylemektedir: “Derin derin kazdılar bizi, ince ince işlediler, yüksek yüksek inşa ettiler; ama gittiler.”21 Elimizde başka bir tasvir olmasa da bu ağıttan anlaşıldığına göre Ost-in-Edhil de tıpkı Tirion ve Gondolin gibi taştan yüksek kuleleri olan bir şehirdir. Fakat Ñoldor burada aynı zamanda “derin derin kazmıştır”; bu da belki bize kentte yüksek kuleler ile beraber Menegroth ve Nargothrond’daki gibi mağaraların da bulunduğunu göstermektedir.

Sindar Ülkesi Lothlórien

Sindar için ormanların öneminden daha önce bahsedilmişti. Lórien elfleri de ağaçlarda yaşayan bir halktır, bu yüzden onlara “ağaç halkı” anlamına gelen Galadhrim denmektedir.22 Galadhrim, akrabaları Ñoldor ya da cücelerin yaptığı gibi, toprağı kazmaz, hatta “gölge gelinceye dek muhkem taş yapılar da inşa etmezlerdi.”23 Çünkü Legolas’ın da söylediği gibi “köküyle, dalıyla ağaçlar” onlar için “yuva gibidir.”24 Elfler, bilhassa da Sindar için ormanlar da bir mekân, bir ülkedir. İnşa edilmiş ile doğa arasındaki ayrım son derece muğlaktır. Örneğin Legolas Lothlórien hakkında konuşurken “ormanın çatısı altında olmaktan” bahseder. Ayrıca bahar gelince ormanın zemininin altın rengi olduğunu ve ormanın tavan ve sütunlarının gümüşten olduğunu aktarır.25 Gerçekten de Lothlórien altın rengi yapraklı ağaçların olduğu bir ormandır ve ormanının derinliklerinde ağaçlar çok büyüktür. Lothlórien elfleri mallorn ağaçlarının üzerine inşa edilmiş talan ya da flet denilen platformlarda yaşar. Yüksekte bulunan bu flet’lere toplanabilen ip merdivenler yardımı ile tırmanılmaktadır.26 Frodo ve arkadaşları ormana ilk geldikleri gece flet’te uyumak zorunda kalırlar. Talan’ın duvarı ya da parmaklığı olmadığı, “sadece bir yanda rüzgâra göre yeri değiştirilerek başka başka yerlere takılabilen zikzaklı, hafif bir paravan”ı bulunduğu için son derece rahatsız bir gece geçirirler.27

Baharda Lothlórien ormanı
ve
mallorn ağaçları, J.R.R. Tolkien,
pastel çizim, tarihi belirsiz.,
kaynak: Tolkien Gateway

Başkent Caras Galadhon da yine ağaçların üzerindeki talan’lardan oluşmuş bir kenttir. Frodo şehre geldiğinde “bir sürü ulu ağacın olduğu bir tepe, ya da yeşil kulelerden oluşan bir şehir” ile karşılaşır ve gördüklerinin ağaç mı yoksa kule mi olduğunu ayırt edemez.28 Dahası kentin surları da ağaçlardan oluşmaktadır. Frodo ve arkadaşlarının hendeğin karşı kıyısından Caras Galadhon’a bakarken gördüğü, ormana girdikten sonra karşılaştıkları en yüksek mallorn ağaçlarıyla dolu yeşil bir tepeyi çevreleyen yeşil bir surun göğe doğru yükselmesidir.29 “Ağaçların boylarını tahmin etmek imkânsızdı, fakat alacakaranlıkta canlı kuleler gibi görünüyorlardı. Kat kat yükselen dalları ve durmadan hareket eden yaprakları arasında sayısız ışık, yeşil yeşil, altın altın, gümüş gümüş parlıyordu.”30 Caras Galadhon’a bu nedenle Ağaçlar Şehri de denilmektedir.

Ayrıca Tolkien hendek ve hendeğin dış tarafı boyunca uzanan beyaz taşlarla döşeli bir yoldan ve beyaz bir köprüden de söz eder.31 Yani, az miktarda da olsa taş kullanılmıştır. Ayrıca şehrin büyük bir kapısı bulunmaktadır, fakat Tolkien “surların iki ucunun kavuştuğu noktada yapılmış olan büyük ve sağlam” kapının malzemesi hakkında bilgi vermez, sadece üzerinde bir sürü lamba asılı olduğunu söyler.32 Caras Galadhon’daki başka önemli bir yapı “çimenliğin ortasında ışıldayan” çeşmedir.33 “Çeşme ağaçların dallarına asılmış gümüş lambalarla aydınlatılmıştı; gümüşten bir yatağa akıyor, oradan da beyaz bir akarsu hâlinde taşıp gidiyordu.”34 Işıldamasından dolayı taştan yapıldığı tahmin edilebilirse de Tolkien gümüş dışında yine malzeme bilgisi vermez.

Frodo şehre girdiğinde “kimi o tarafta, kimi bu tarafta, kimi de merdivenleri de içine alacak şekilde ağaç gövdesinin çevresinde pek çok flet” görmüştür.35 Galadriel ile Celeborn’un36 sarayı da yine bu talan’lar üzerindedir. “Bir gemi güvertesi gibi” geniş olan talan’ın üzerindeki ev o kadar büyüktür ki, “yerde olsa neredeyse insanlara göre bir saray” sayılabilir.37 Sarayın, Frodo’nun şehrin dışında üzerinde uyumuş olduğu duvarsız ve korkuluksuz flet’in aksine, duvarları ve tavanı bulunmaktadır. Kabul salonu olan oval odanın ortasında mallorn ağacı incelerek bir sütuna dönüşmektedir; odanın duvarları yeşil ve gümüş, çatısı ise altındandır. Celeborn ile Galadriel’in oturdukları tahtın üstü ise, canlı dallarla taçlanmıştır.38

Diğer elf şehirleri gibi Caras Galadhon da doğal bir öğe olan orman ile iç içedir, hatta burada artık orman ve şehir bir olmuş durumdadır; inşai olan ile doğal olanın sınırları muğlaklaşmıştır. Ülkenin sınırı da aynı şekilde ormanın sınırı ile bir ve aynıdır. Şehrin ormanın bu denli içinde olması doğa sevgisi kadar yine savunmayla ilgilidir ve diğer şehirler gibi kolay ulaşılmayan bir yerdedir; doğal engeller ve büyüyle korunur. Böylece, tıpkı Ayrıkvadi’de olduğu gibi burada da huzurlu bir ortam vardır ve zamanın geçişi bile sanki çok daha yavaştır. Lórien ormanına kötülük ulaşamaz, çünkü nasıl Ayrıkvadi Elrond’un gücüyle korunuyorsa Lórien de Galadriel’in gücü sayesinde korunmaktadır. Üç Yüzüklerden Nenya’nın taşıyıcısı olan Galadriel’in kudreti, aynı zamanda şehirdeki ışığın da kaynağıdır.

Sindar Ülkesi Kuytuorman

Tolkien Kuytuorman’ın elflerini anlatırken onların batının yüksek elflerinden farklı olarak daha tehlikeli ve daha az bilge olduklarını, fakat asla kötü kimseler olmadıklarını söylemektedir.39 Onlar “elftiler, ve bu da iyi kimseler” demektir.40

Sindar elfi olan Kuytuorman halkı ormanda ikameti seçmişlerdir: Nasıl Lothlórien Galadhrim için bir yuva ise, Kuytuorman da buranın halkı için ev demektir. Fakat Lothlórien elflerinden farklı olarak, Kuytuorman’daki kral sarayı aynı zamanda kale ve hazine dairesi olarak da işlev gören bir mağaradır. Sayısız küçük inden oluşan bu muazzam mağara, yeraltının derinliklerine dolanarak pek çok geçit ile geniş salon barındırmasına rağmen, “aydınlık ve ferah”tır.41 İçteki mağaraların tahtadan sağlam kapıları bulunmaktadır;42 ana kapılar ise taştan dev portallardır43 ve büyü ile korunurlar.44 Mağarada, birbirini kesen küçük patikalar bulunmaktadır. Elf kralı Thranduil ise “sütunları yaşayan taşlardan yontulmuş büyük bir salonda … ahşap oyma bir koltukta oturmakta”dır.45 Bilbo Yalnız Dağ’a girdiğinde “kaba yontulu orman elfi mağarası”ndan farklı olarak cetvel kadar dümdüz, pürüzsüz zemin ve cepheleri olan bir geçitle karşılaşır.46 Demek ki orman elflerinin mağarası, ince işçilikten ziyade kaba yontuludur. Bu, Kuytuorman elflerinin Ñoldor gibi cücelerden yardım almadığını gösterir; zaten Bilbo’nun kafilesine yaptığı muameleden47 Kuytuorman kralı Thranduil’in cücelerden pek hoşlanmadığı anlaşılmaktadır.

Kralın tebaası olan orman elflerinin büyük bölümü ise mağarada değil, yeryüzündeki ormanlardaki yaşayıp avlanmaktadır ve “yerin üzerinde veya dalların arasındaki evlerde veya kulübelerde” otururlar.48 Tolkien Kuytuorman halkının en sevdiği ağacın kayın olduğunu söylemektedir;49 Kuytuorman’daki ağaç türleri hakkında bilgi vermese de orada yaşayan elfler hakkındaki bu bilgiden belki de oranın bir kayın ormanı olduğu sonucuna varabiliriz.

Kuytuorman, J.R.R. Tolkien,
Hobbit’in ilk basımında yayımlanmıştır, 1937, kaynak: Tolkien Gateway

Lothlórien'in ışığı ve altın rengi ağaçlarının tersine, Kuytuorman —adından da anlaşılabileceği gibi— daha kasvetli ve karanlık bir yerdir. Tolkien’in çizimlerinde de bu çok net bir şekilde görülmektedir. Tolkien’in Lothlórien’i bahar mevsiminde tasvir ettiği çiziminde aydınlık bir görünüm vardır, resim huzur ve ışıkla doludur; hatta Tolkien ağaçların arasından süzülen altın rengi ışığı da çizmiştir. Yazarın 1937 tarihli Kuytuorman illüstrasyonunda ise karanlık ve kasvetli bir hava vardır ve orman son derece tekinsiz görünmektedir. Bilbo ve arkadaşlarının ormanda zihinlerinin karışması ve örümcekler gibi karşılaştıkları tehlikeler ormanın gerçekten de —özellikle yabancılar için— pek de güvenli bir yer olmadığını gösterir. Kuytuorman halkı misafirleri pek sevmediğinden ormanın bu kasvetli ve loş havası onlar için bir avantajdır.

Elf Kralı Kapısı, J.R.R. Tolkien,
Hobbit’in ilk basımında yayımlanmıştır, 1937, kaynak: Tolkien Gateway
ve H.E. Riddett tarafından renklendirilmiş versiyon, kaynak: Tolkien Gateway

Tolkien’in yine 1937’de Hobbit’in ilk basımında yayımlanan Kuytuorman çiziminde “Kral Kapısı” tasvir edilmiştir. Ağaçların arasında kaba yonu bir duvar ve yine taş olduğu anlaşılan son derece büyük ve sağlam bir kapı görülmektedir. Diğer çoğu elf kenti gibi, bu kent de nehrin hemen yakınındadır ve Bilbo’nun macerasında anlatıldığı gibi elf kralının sarayı nehirle iç içedir, nehre açılan bir kapısı dahi vardır. Nehrin aşağısında yaşayan göl insanlarıyla ticaret yapılmasına olanak sağlayan ırmak, aynı zamanda doğal bir hendek vazifesi görerek şehri korumaktadır. Kral kapısının önünde ve arkasında orman göz alabildiğine uzanır, kapı ve sur ormanın içinde kaybolmuştur ve onun bir parçası gibidir. Şatafattan ve haşmetten son derece uzaktır. İllüstrasyonda ayrıca kapının ardında büyük ve heybetli bir tepenin yükseldiği görülür. Kralın mağarası bu tepenin içlerinde olmalıdır.

Elf Kralı Kapısı, J.R.R. Tolkien,
Hobbit için yarım kalmış çizim,
tarihi belirsiz,
kaynak: Tolkien Gateway

Tolkien’in Hobbit için çizdiği, bitmemiş başka bir illüstrasyonda yine kenti nehrin karşı yakasından görürüz. Bu çizimde kapı, diğerine göre daha büyük ve haşmetli olsa da sur duvarı seçilemez. Her iki çizimde de kapıdan ve duvardan başka bir inşai öğe yok gibi gözükmektedir. Kralın sarayının gece hâlini gösteren resimde tekinsizlik çizilen örümcek ağları ve kasvetli hava ile iyice öne çıkmıştır.

Kentlerin Listesi ve Genel Özellikleri

Aşağıda bu dizide bahsedilen —ve bahsedilmeyen— kentlerin listesiyle birlikte genel bilgiler bulunmaktadır. Zaman dilimleri tüm kentler için başlangıç ve bitiş olarak bilinmediğinden, tablonun bu kısmında birçok soru işareti var. Kentleri alfabetik olarak sıralayan tablo, metin boyunca okuyucuya referans olması için hazırlanmıştır.

Elf Kentleri.
Tabloda bu dizide bahsi geçen
kentlerin isimleri mavi dizilmiştir.
Tabloyu daha büyük ve
okunaklı görmek için tıklayınız.

Yararlanılan kaynak:
The Lord of the Rings Wiki

Tolkien’in çizimleri, eserleri üzerinden yapılan film ya da animasyon gibi uyarlamalar ile karşılaştırıldığında çok daha alçakgönüllü ve mütevazıdır. Çizimler adeta bir çocuk masal kitabı için yapılmış gibidir ki, Hobbit zaten başlangıçta çocuklar için düşünülmüştür.

Çizimlerin hemen hepsi kentleri uzaktan, doğal ortamı içinde tasvir eder; bu yüzden çizimlere bakarak kentler hakkında genel bir bilgi elde edilse bile, ayrıntılara hâkim olmak son derece güçtür. Bu ayrıntıları metinler aracılığıyla yakalamaya çalışmak da —bu dizide görüldüğü gibi— daha kolay bir iş değildir.

Kentleri anlamaya çalışırken eksik kalan birçok yön olsa da ilgimi çeken ilginç meselelerden biri —tüm büyüler, tılsımlar ve kutsallığa rağmen— elf kentlerinin hiçbirinde din unsurunun fiziki mevcudiyetinin olmamasıdır. Herhangi bir tapınma mekânı, kutsal bir yer, ya da dini bir ritüel için ayrılmış herhangi bir alan görülmemektedir. Nitekim bu durum, aslında sadece elf kentleriyle de sınırlı değildir: Tolkien’in metinlerinde dini öğe, neredeyse hiç yoktur. Bir yaratıcıdan —Ilúvatar’dan— söz etse de, ona dua eden ya da onun için bir tapınak inşa eden bir elfe rastlayamazsınız. Ilúvatar’ın düşüncesinden yaratılan Ainur (Valar ve Maiar) yarı-tanrısal ilahi ruhlar olarak bir pantheon oluştursa da, aynı durum burada da söz konusudur. Bu da kentlerin odak noktasının —tapınma mekânı yerine— yöneticinin otoritesi, onun evi/sarayı ve doğal öğeler olmasına yol açmıştır.

Başka bir ilgi çekici nokta ise, saray için sık sık kullanılan “salon” sözcüğüdür. Bir kent, daha doğrusu kentin sarayı tasvir edilirken “Thingol’un Salonları”, “Thranduil’in Salonları” gibi ifadeler kullanılır. Buradaki “salon” sözcüğünü saraylardaki “kabul salonu” olarak düşünmek yerinde olur. Bu sözcüğün sık sık saray yerine kullanılması, tıpkı yöneticinin konutu nasıl kentin merkezi ise, kabul salonunun da (dünyamızdan pek de farklı olmayan biçimde) sarayın odak noktası ya da merkezi olduğuna işaret eder.

Elf şehirlerine teker teker bakıldığında, farklı elf gruplarının farklı kent ve mimarlık anlayışlarına rağmen, ortak birçok özellikten söz etmek mümkündür. Kentlerin tümünde kral ve kralın salonuyla birlikte savunma, büyü ve doğa ana unsurlardır. Hatta bu ikisi çoğu zaman beraber tezahür eder; mağaralar, nehirler, vadiler hem birer sığınaktır hem de doğayla olan güçlü ilişkiyi belirler. Bunun yanında kentlerin hemen hepsinin doğal engellerle çevrelenmiş şekilde ve hatta gizli olması savunma meselesinin yanı sıra elflerin başka yaratıklarla olan ilişkisinin asgari düzeyde olması —ya da böyle olmasını arzu etmeleri— ile de ilgili olmalıdır. Bazı kentlere, yöneticileri istemediği sürece ulaşmak dahi imkânsızdır.

Tolkien düşlediği dünyada tüm yaratıkları tarihleri ve kültürleriyle beraber ince ince düşünüp tasarlamıştır ve elfler de bu konuda bir istisna değildir. Bu düşsel varlıkların mevcudiyetini kurarken kentler de onların kültürünün önemli bir parçasıdır ve elfleri tanımamıza olanak sağlayan mekânlardır. Ben elf kentlerini okumaya, anlamaya ve elimden geldiğince anlatmaya çalıştım. Benzer bir çalışma Tolkien’in diğer yaratıkları, insanlar, cüceler, hobbitler için de yapılabilir ve bu çalışmaların da en az elflerin mekânlarını okumak kadar eğlenceli olacağına eminim.

1. Elrond: Eärendil ve Elwing’in oğludur. Yarıelf olarak doğup elf olarak yaşamayı seçmiştir.

2. J.R.R. Tolkien, Hobbit, İthaki, 2007, s. 76. Bundan sonra Hobbit olarak anılacaktır. İlk basım: J.R.R. Tolkien, The Hobbit, George Allen & Unwin, 1937.

3. J.R.R. Tolkien, Yüzüklerin Efendisi, Birinci Kısım: Yüzük Kardeşliği, Metis Edebiyat, 1999, s. 267. Bundan sonra YK olarak anılacaktır. İlk basım: J.R.R. Tolkien, Lord of the Rings, Part One: The Fellowship of the Ring, George Allen & Unwin, 1954.

4. a.e., s. 275.

5. Hobbit, s. 416.

6. YK, s. 275.

7. Arwen: Elrond’un kızı.

8. YK, s. 276.

9. a.e., s. 280.

10. a.e., s. 324.

11. Hobbit, s. 77.

12. a.e., s. 77.

13. a.e., s. 77.

14. a.e., s. 77.

15. YK, s. 332.

16. Üç Yüzükler, “elf yüzükleri” diye de geçer. Eregion elfleri tarafından üretilmiş güç yüzükleridir; Vilya, Narya ve Nenya sırası ile hava, ateş ve su elementleri ile özdeştir.

17. Konu hakkında birçok makale bulunmaktadır. Burada yararlandığım kaynak William Bundy’nin metni: “Real Inspirations for Middle Earth in Switzerland Rivendell and the Misty Mountains.”

18. Caner Şenol, “Tolkien’in Ayrıkvadisi’nin İlham Kaynağı – Lauterbrunnen Vadisi

19. Turlar hakkında daha detaylı bilgi için: Alpenwild.

20. YK, s. 343.

21. a.e., s. 343.

22. a.e., s. 409.

23. a.e., s. 409.

24. a.e., s. 409.

25. a.e., s. 401.

26. a.e., s. 413.

27. a.e., s. 412.

28. a.e., s. 421.

29. a.e., s. 423.

30. a.e., s. 423.

31. a.e., s. 423.

32. a.e., s. 424.

33. a.e., s. 424.

34. a.e., s. 424.

35. a.e., s. 424.

36. Celeborn: Doriath’lı Sindar elfi, Thingol'ün akrabası; Galadriel ile evlidir.

37. YK, s. 425.

38. a.e., s. 425.

39. Hobbit, s. 237.

40. a.e., s. 238.

41. a.e., s. 238.

42. a.e., s. 240.

43. a.e., s. 238.

44. a.e., s. 243.

45. a.e., s. 243.

46. a.e., s. 297.

47. Thranduil, cücelere güvenmediği için onları tutsak eder.

48. Hobbit, s. 238.

49. a.e., s. 238.

elfler, Hale Gönül, J.R.R. Tolkien, Tolkien’in Elf Şehirleri