Tolkien’in Elf Şehirleri 1/4
Elf Şehirlerine Giriş

J.R.R. Tolkien, Hobbit ve Yüzüklerin Efendisi’ndeki birçok yaratık gibi elfleri de İskandinav mitolojisinden ilham alarak tahayyül etmiştir. Kuzey Alman ve İskandinav mitlerinde ormanda yaşayan büyülü yaratıklar olan ve İskandinav halkı tarafından hâlâ bir otoyol projesini iptal ettirecek kadar saygı ve itibar gören elflerin yaşam alanları, aslına bakılırsa opera projelerine ilham olacak denli ilgi çekici ve belki de bambaşka bir yazının konusu olabilir. Ben ise bu dizide, Tolkien’in Orta Dünya’sındaki elflerin, ilkdoğanların1 inşa kültüründen bahsedeceğim, ki Tolkien bu mekânları düşlerken İskandinav mitolojisinin yanında kimi aşikâr, kimi bilinmez birçok başka kaynaktan da yararlanmış olmalıdır. Bu dizinin amacı Tolkien’in metin ve çizimlerinden faydalanarak gerçekten nasıl bir dünya hayal ettiğini anlamaya çalışmak olduğundan, elf mekânlarını popüler kültüre konu olmuş hâliyle, yani Peter Jackson’ın filmlerindeki ya da sonradan Tolkien mitolojisi2 üzerine yapılan tasvir ve incelemelerdeki hâlinden ziyade Tolkien’in metin ve çizimlerindeki boyutuyla inceleyeceğim.

J.R.R. Tolkien, 
Orta Dünya’nın ilk haritası (Bodleian Libraries, University of Oxford) 
kaynak: Wired

Tolkien, Yüzüklerin Efendisi’ni ve özellikle Silmarillion’u3 oluşturan öyküleri bir tarih metni gibi yazdığı için, kent ve mekân tasvirleri hayli kısa ve hikâyenin gerektirdiği kadardır. Öykü için bir anlam ifade etmediğinde genelde uzun uzadıya mekânları tarif etmez. Bunun belki de tek istisnası, Hobbit’e bir hobbit kovuğunu tasvir ederek başlamasıdır. Hobbit’teki mekân anlatımı Yüzüklerin Efendisi ile kıyaslandığında görece daha fazla ve biraz daha açık olmakla birlikte, tarih metni gibi yazılmış olan Silmarillion’da neredeyse hiç mekân tasviri bulunmamaktadır. Tolkien Silmarillion’da mekânları ayrıntılı anlatmamış olsa da, kentin genel özelliklerine ve bilhassa hangi kentin nerede kurulduğuna değinmiştir ve bunlar metin içinde kolayca takip edilebilir. Yine de Tolkien’in metinlerinde mimari mekânı anlamak zor bir iştir ve Jackson’ın filmleri de dahil olmak üzere sonraki birçok yorum büyük ölçüde hayal gücüne dayanmaktadır.

Tabii ki, tıpkı insanlar için olduğu gibi elfler için de bütüncül, tek bir mimari anlayıştan söz etmek zordur. Kaldı ki, Tolkien’in mitolojisinde elfler birçok kola ayrılır4 ve birbirlerinden farklı özellikler taşırlar. Barındıkları mekânlar hem zamana hem de elflerin farklı özelliklerine ve bazen de işbirliği yaptıkları diğer yaratıklara göre değişkenlik göstermektedir. Yine de neredeyse hepsi için kesin ve geçerli olan bir şey vardır ki, o da doğa sevgileri; ağaçları, taşları ve hatta nehirleri bir ikamet yeri olarak görmeleri ve bazen de tabiatı gerçekten inşa edilmiş mekân ile iç içe geçirerek aradaki sınırı bulanıklaştırmalarıdır. Tolkien, elflerin dünyaya ve doğaya duydukları sevginin insanlardan ve diğer yaratıklardan fazla olmasını onların ölümsüz olmalarıyla açıklar. Şöyle yazmıştır: “Elfler günlerin sonuna kadar orada kalacaklardır, işte bu yüzden onların Arda’ya5 ve tüm dünyaya duydukları sevgi daha saf, daha dokunaklı ve yıllar geçtikçe de daha hüzünlüdür. Çünkü elfler, dünya ölene dek katledilmedikçe ya da keder içinde harcanmadıkça (görünüşte bu ölümlerin ikisine de maruz kalırlar) ölmezler; on bin yüzyıl onları yormaz, ne de uzun yaşam güçlerini azaltır ve ölürken zaman içinde geri dönebilecekleri Mandos’un Valinor’daki6 salonlarında toplanırlar”7

Tolkien’in kitaplarını hiç okumamış ya da Jackson’ın filmlerini seyretmemiş olanlar bile, bu mitolojideki uzun boylu, sivri kulaklı elflerin ne kadar latif varlıklar olduklarına —popüler kültür sayesinde— herhalde aşinadır. Gerçekten de, yaratıcı Ilúvatar bile onları diğer yaratıklarından ayırır ve “tüm dünyanın en güzel” yaratıkları olarak, “güzelliği tüm çocuklarından daha fazla ortaya çıkaracaklar”ını ve “bu dünyada daha büyük bir mutluluğa sahip olacaklar”ını söyler.8 Bu yüzden Frodo’nun yoldaşı Sam’in bir elf görmek için can atması ya da Galadriel’in Yüzük Kardeşliği kafilesinin önüne çıktığında tüm kafilenin büyülenmesi hiç de şaşırtıcı değildir. Elfler şiirle, müzikle, dansla, güzellikle, büyüyle, bilgelikle, doğa sevgisiyle, parıltılarla, yıldızlarla,9 mücevherlerle, kısacası güzel, kutlu hatta kutsal ne varsa onunla özdeşleştirilir. Frodo, onlar için boşuna “kutlu halk” dememiştir.10 Fakat onların da bir zaafı şüphesiz vardır; kibir. Sam bir elf görmek için heyecanla beklerken elflerin bir hobbit görmek için çok da heyecanları yok gibidir. Gildor’un da dediği gibi, “…elflerin kendi işleri, kendi kederleri vardır ve hobbitlerin yahut dünya üzerindeki diğer yaratıkların meseleleri” onları pek alakadar etmez.11

Peki, elfler inşa etmeyi nasıl ya da kimden öğrenmiştir? Menegroth ve Nargothrond gibi iki önemli elf kentinde cücelerden yardım aldıkları bilinir, ki Naugrim12 müthiş taş ustalarıdır. Bununla beraber, bu kentler kurulmadan önce Ağaçlar Çağı’nda13 Valinor’da inşa edilmiş Tirion kentinde elfler tek başınadır ve cücelerin yardımı olmadan müthiş bir kent inşa ederler. Belki de tıpkı müzik, dans, büyü gibi taş işçiliği de onlara Ilúvatar tarafından bahşedilmiş bir yetenektir. Elflerin taş işçiliğini kimden öğrendiği belirsiz olsa da, Yüzük Kardeşliği’nin Türkçe çevirisinin önsözünde, hobbitlerin inşa etmeyi insanlardan ya da ilk zamanlarda insanların öğretmeni olan elflerden öğrenmiş olduğuna dair bir iddia ortaya atılmıştır.14 Bu durumda, insanlar da yapıcılık mesleğini elflerden öğrenmiş olabilir. Elfler tarafından yapılıp daha sonra insanlar tarafından kullanılan Edhellond gibi kentlerin varlığı da düşünülünce, bu akla yatkındır. Yine de böyle karmaşık bir mitolojide aslında tüm halkların birbirlerinden birtakım beceriler öğrendiğini düşünmek, herhalde daha yerinde olur.

Yüzük Kardeşliği, Hobbit ve Silmarillion’da anlatılan elf şehirleri yavaş yavaş oluşmamış, fakat genellikle bir lider ya da kral öncülüğünde bir arazi bulunarak planlı olarak inşa edilmiştir. Kentin kurulduğu alan herhangi bir yer değil, doğal özelliği olan bir çevredir. Bu Gondolin kentinde olduğu gibi dağlar arasında saklı bir alan, ya da Caras Galadhon’da olduğu gibi mallorn ağaçlarının arasında ormanın derinliklerinde bir yer olabilir. Kitapların hiçbirinde mimar ya da mimarlık kelimeleri geçmez, ki geçse herhalde hikâyedeki mitolojik öğelerin yanında son derece eğreti dururdu. Fakat Silmarillion’da “duvarcı” kelimesi kullanılmaktadır. “…Finwë hanedanının duvarcıları tepelerde taş araştırırken (çünkü yüksek kuleler inşa etmekten zevk alırlarmış)…”15 cümlesinde aktarılan kelime, duvarcıların mekândan ziyade fiziksel olanı inşa ettiğini düşündürür; çünkü elf mekânları daha çok büyüler, altınlar, gümüşler, kumaşlar ve ağaçlar ile kurulmaktadır. Bununla beraber elf dilinde “taş” anlamına gelen “gond” kelimesine Gondolin gibi bazı şehir isimlerinin kökünde rastlanmaktadır. Elflerin yapı malzemesi olarak çoğunlukla taş ve bazen de ahşap kullandığı görülmektedir. Her ikisinin de doğal malzemeler olması herhangi bir yapay malzeme üretmediklerini gösteriyor ki, bu da yine elflerin doğaya olan sevgi ve saygısıyla açıklanabilir. Bununla beraber, söz konusu yataylık olduğunda aynı şeyi söylemek mümkün değildir; ‘kule’ yapılarından sıklıkla söz edilmektedir. Elflerin kule inşa etmekten bu kadar hoşlanmaları, savunma gereksinimi kadar kibir ile de alakalı gibi gözükmektedir. Elf kulelerinin mehtapta parladığının söylenmesi ise beyaz olduklarını ve belki de çoğunun beyaz taşlarla inşa edilmiş olduğunu düşündürür.16

Şimdi ben Tolkien kadar usta bir anlatıcı olmadığım için kentleri metne yedirmek yerine, tek tek anlatmak durumundayım. Aslında elf kentleri üzerine bilgiyi Tolkien Gateway ve LOTR Wikia gibi iki muhteşem kaynaktan da edinebilirsiniz, fakat ben Yüzüklerin Efendisi, Hobbit ve Silmarillion kitaplarından bu kentlerle ilgili ipucu yakalayarak biraz daha derine bakmak istiyorum, yine de burada tüm kentlerden bahsetmem mümkün gözükmüyor tabii. Bilhassa Yüzüklerin Efendisi ve Hobbit üzerinden okumaya çalışacak olmamın sebebi, geniş külliyata rağmen aslında sadece bu iki kitabın Tolkien’in yaşamında yayımlanmış olması. Diğer metinler, ölümünden sonra oğlu Christopher Tolkien tarafından derlenmiştir; kuşkusuz Tolkien’in notlarına bağlı kalınarak. Silmarillion da böyle bir kitap olmasına rağmen onu dahil etmem kaçınılmazdı, çünkü büyük oranda Ağaçların Yılları ve Birinci Çağ, yani elflerin tarihiyle ilgilenmektedir.

1. İnsanlardan ve cücelerden önce yaratıldıkları için elflerin isimlerinden biri de budur.

2. Mitoloji kelimesini özellikle kullanıyorum, çünkü Tolkien’in tek başına gerçekten bir mitoloji yarattığını düşünüyorum ve bu hayran olunacak külliyatı “roman,” “hayal dünyası” gibi betimlerle geçiştirmek istemiyorum.

3. Tolkien’in ölümünden sonra yayımlanmış olsa da, Silmarillion büyük ölçüde onun tarafından yazılmıştır.

4. Elflerin üç büyük kolu Vanyar, Ñoldor ve Teleri’dir. Ayrıntılı bilgi için: J.R.R. Tolkien, Silmarillion, Altıkırkbeş Yayın, 1999, s. 316. Bundan sonra Silmarillion olarak anılacaktır. İlk basım: J.R.R. Tolkien, The Silmarillion, George Allen & Unwin, 1977, ed: Christopher Tolkien.

5. Arda: Elf dilinde “diyar” anlamına gelen sözcük, Dünya’ya karşılık gelmektedir (Silmarillion, s. 328).

6. Valinor, Valar ülkesine verilen isimdir. Valar, Quendi dilinde “güçlü olan, güçlüler” demektir. ‘Zaman’ın başlangıcında Eä’ya inerek Arda’yı kurup yönetme görevini üstlenenlere verilen isim. (Silmarillion, s. 366)

7. Silmarillion, s. 52.

8. “Quendi tüm dünya yaratıklarının en güzelleri olacak, onu kavrayacak ve güzelliği tüm çocuklarımdan daha fazla ortaya çıkaracaklar; ve bu dünyada daha büyük bir mutluluğa sahip olacaklar.” (Silmarillion, s. 51)

9. Elflerin başka bir ismi de “Yıldızların Halkı” anlamındaki Eldar’dır. (Silmarillion, s. 62)

10. J.R.R. Tolkien, Yüzüklerin Efendisi, Birinci Kısım: Yüzük Kardeşliği, Metis Edebiyat, 1999, s. 107. Bundan sonra YK olarak anılacaktır. İlk basım: J.R.R. Tolkien, Lord of the Rings, Part One: The Fellowship of the Ring, George Allen & Unwin, 1954.

11. YK, s. 112.

12. Cüceler.

13. Tolkien'in dünyasında ‘çağlar’ iki biçimde sınıflandırılır. İlk sınıflandırmada çağlar üçe ayrılmaktadır: 1. Lambalar Çağı, 2. Ağaçlar Çağı, 3. Güneş Yılları. İkinci bir sınıflama ise çağları, Birinci, İkinci, Üçüncü ve Dördüncü Çağ şeklinde sıralamaktadır.
İki sınıflama şöyle karşılaştırılabilir: Birinci Çağ en uzun olanıdır, Ağaçlar Çağı’nın bir kısmını ve Güneş Yılları’nın başını kapsar. Geri kalan çağlar Güneş Yılları’nın içindedir.

14. Ç.E. İpek, “Önsöz”, YK, 1999, s. 22.

15. Silmarillion, s. 74-75.

16. Ç.E. İpek, “Önsöz”, YK, 1999, s. 22.

elfler, Hale Gönül, İskandinav mitolojisi, J.R.R. Tolkien, Tolkien’in Elf Şehirleri