Evinizde Kalabilir miyim?
Biraz Âşık

Gerçekten önemli olanla başlayalım. Aşağıdaki metinle.

“Bir diskoda oturuyordum / Bu hafta / Ve kendimi çok yalnız hissettim / Hava sıcaktı ve kalabalıktı / Boş bir taburenin yanında oturdum / Seni burada, yanımda istedim / Evet hâlâ düşünüyorum / Nasıldı / Burada, barda yanımda oturduğun zamanları / Senden bir içki istedim, sorun olmadığını söyledin / Bana bakıp kadeh kaldırdığında bitkin düştüm / Biraz âşıktım / Biraz âşık olduğumu sanıyordum / O zaman ne düşündüğünü bilseydim / Seni asla beklemezdim / Bir çocuk gibi oturup hayal kuruyordum / Bu gece benimsin / Ama o rüya çabucak geçti.”

Zamanında pek değeri bilinmeyen şair André Gerardus Hazes’in 1981’de yazdığı bu dizelerin bugüne ışık tuttuğuna inanıyorum. 

Hazes saflığı temsil ediyor. Yine de bazen bana bir siyahiyi hatırlatıyor; siyahi bir soul şarkıcısını. Şapkası, düğmeleri açık gömleği, zincirleri… Bir barmenden bir şarkı söylemesini isteyip onunla yüksek sesle şarkı söyleyen biri gibi… 

Saflık: En başından itibaren lekelenmiş olsa da… Ünlü Jamaikalı-İngiliz sosyolog Stuart Hall’a göre saflık bir kurgu. Bir suşi barında olmak gibi. Taşıma bandından geçen tabakları gördüğünüzü ve bir tabak aldığınızı hayal edin. “Bu, en lezzetli suşi.” O anda öyle. Ama bunda keyfi, rastgele bir şey var. Şansa vurgu yapan, tesadüfi bir anlık görüntü.



Hall, eğer saflık bir kurguysa, yalnızca dilde var olabilen ve gerçekte var olmayan bir durumsa, o zaman bu, saf olarak adlandırmak istediğimiz her şey için de geçerlidir diye düşünür: Şans eseri var olan bir kurgudan başka ne olabilir ki saflık? Irksal saflık sabit değildir; çünkü en ufak bir provokasyonda, üstüne büyüteç tuttuğunuz anda havaya karışır. Karl Marx ve Friedrich Engels’in Komünist Manifesto’da da belirttiği gibi: “Katı olan her şey buharlaşıyor.” Marx ve Engels bununla, tüm bağlantıların (aile, kabile, köy topluluğu) kapitalizmin gelişimi içinde yiteceğini kastediyordu. Etnik köken de bu tip bir bağlantıdır. Gerçek gibi, sabit gibi, bir anlamı varmış gibi görünür. Ama daha yakından incelediğinizde, mikroskop altına yerleştirdiğinizde, her yöne doğru savrulan gevşek parçacıklar görürsünüz.



Hall tüm bunları, çokkültürlü toplumdaki şaşırtıcı bir olguyu ele aldığı usta eseri makalesi “New Ethnicites”de (1996) anlatmıştı. Siyahiler İngiltere’ye ilk geldiğinde siyahi olarak tanımlanıyor ve kendilerini böyle tanımlıyordu; çünkü bu ifade “beyaz”larla tam bir tezat oluşturuyordu. Bir çelişki, bir “biz” ve bir “onlar” vardı ve siyahiler topluma katkı sağlamak, hak ettikleri yeri talep etmek ve çevrelerindeki dünyaya dahil olmak için siyasi olarak birleşiyordu. Söz konusu olan genellikle ırkçılığa atfedilen dışlama mekanizmasıyla mücadeleydi.



Şunu ihtiyatla söyleyeceğim: Dışlanma genellikle ırkçılıkla ilişkilendirilir, fakat dışlanmanın illa ırkçı bir amacının olması gerekmez. Kadınlar da dışlanmıştı ve hâlâ dışlanıyorlar. İnsan topluluklarında yabancı olan her şey genellikle dışlanır, çünkü böylesi kolaydır. Beyazlar da siyahilerin topluluklarında dışlanır. Dışlanma evrensel bir eğilimdir, ancak sonuçları farklı gruplar için farklı farklıdır. Beyaz bir kişinin siyahi bir kulüpte hoş karşılanmamasının siyasi ağırlığı, siyahi bir kişinin beyaz bir kulüpte hoş karşılanmamasınınkinden daha azdır, büyük oluşum, şirket ve kuruluşların genellikle beyazlara ait olmasından ötürü.



Hall’a dönersek… İlk göçmenler, İngiltere’deki ilk nesil kendini siyahi ve beyaz olarak tanımladı, ancak çok geçmeden dikkat çekici bir şey oldu. Açıklaması zor, sezgisel olarak gri rengi çağrıştıran bir şey. Siyah ve beyazın karıştığı yerde doğal olarak gri ortaya çıkar diye düşünülür ama ne yazık ki durum bu kadar basit değil. Siyah ve beyazın karıştığı yerde mavi de ortaya çıkar. Ve tabii menekşe rengi. Ve turkuaz. Ve somon ve ilkbahar ortası yeşili. Fuşya ve macentadan bahsetmiyorum bile.



Hall’a kalırsa karışımlar gibi görünmeyen, aksine rastgele oluşumlar gibi duran, tamamen yeni etnik kökenler ortaya çıkıyor: Doğrusal olarak geriye doğru izlenmesi neredeyse imkânsız unsurlar içeren beklenmedik tonlar. Renk molekülleri kültürel genlerimizden çok daha öngörülebilir…

{fold içindeki imge: Büyükada, 2024, fotoğraf: Waseem Ahmad Siddiqui}

Friedrich Engels, göçmen, ırkçılık, Karl Marx, mülteci, saflık, Stuart Hall, Waseem Ahmad Siddiqui