Vanadaki Sızıntı: Zamanın Yüzeyinde
Bir İnşa Hâli

Süreç, birim, kesinti, sıralılık, direnç, numaralandırma, tedarik, boşluk, güvenlik, prosedür, seçilim, işlem, altyapı, hammadde, döngü, platform, otomasyon, yakıt, sürtünme, kalıntı, belge, ısı, plan, şalter.

Bütün bunlar ne zaman ve nasıl başlar? Öncesinde ne olmuştur, sonrasında ne olacaktır?

Bireylerin tutarlı gibi görünen devinimleri dönüşen akışkanlıklar hâlinde etrafa serpilir. Ayrı ayrı özelleşmiş birimler değişik durumlar ve biçimler üretirken, “t” zamanında hayali bir bıçakla bir sahneyi kesip bir dilim alsak ne görürüz? Kerem Ozan Bayraktar’ın Sanatorium’un yeni binasındaki sergisi Çek Valf’ı gezerken böyle bir his benliğimi sarıyor. Üstelik kesip aldığımız dilim adeta her birimin kendi zaman akışında tutarsızca dondurulmuş bir oluş hâlini vurguluyor ve bu kaos içinde olması beklenenlerin dışında, önceden, şu an, sonradan ve uzak gelecekte olabileceklerin potansiyelini havaya fırlatıyor.

Kerem Ozan Bayraktar, Apartman Yönetimi, 2025, buluntu nesne; tahta kurtları tarafından kısmen yenmiş ahşap çerçeve ve apartman yönetim belgeleri (Serkan Kaptan tarafından hediye edilmiştir) ile üç şeffaf asetat katmanı, 23,5 cm x 18 cm, fotoğraf: Zeynep Fırat

Bu farklı zamanların vektör uzayda farklı yönlerde ve farklı düzlemlerde salınıyor oluşu sistemin resmi olarak başladığı ya da bittiği zamansal noktaları belirsizleştirir, bu da bazı ipuçları haricinde nerede ve hangi zamanda olduğumuz sorusunu zeminsiz bırakır. Aslında daha derinlemesine bakınca, sistemin başladığı nokta gibi tamamlandığı ya da kapatıldığı nokta da etkilerin etrafa yayılmış bireylerde yaşamaya devam ettiği ve dönüşerek aktarımda kaldığı yeni potansiyellikler olarak yeniden devreye sokulur, daha doğrusu sönümlenmeye yüz tutmuş yoğunlukları tekrar canlandırılır. Başlangıç, bitiş, bütünlük, ürün, emek gibi kategoriler azalıp çoğalan ve birbirine dokunup dağılarak tekrar toparlanan yoğunluk hâlleri olarak düşünülebilir. Burada püf noktası, başlangıç veya sonuçtan ziyade devinimin, henüz orada olmayan ama oluşa hazır hâlde bekleyen potansiyellikleri, zamanın edimselleştirdiği içsel adımlarla, tekrar tekrar var ederek devam ettirmesidir.

Bu zaman meselesi, sergideki işlerden Apartman Yönetimi’nde farklı bir perspektiften incelenebilmektedir. Yönetim adı verilen düzen, hayatı, matematiksel hesaplara dayanan girdi-çıktı tablolarını kullanarak, mali bir düzenleme görüntüsünde, resmi ödeme ve onay dengeleriyle tanımlanan ve tekrarlanan bir döngüye çevirir. Diğer taraftan, bu belgelere sızmayı başarmış tahta kurtları besin ihtiyacıyla, hareket ve yaşamsal döngüleriyle resmi belgelerin bu kurucu ve düzenleyici iktidar pozisyonunda hem fiziksel hem de simgesel bir delik açar. Farklı sistemlerin zamansal kurulumları çarpışarak yeni bir bakışın tohumunu eker.

Peki doğa ne zaman, hangi aşamada doğa olmayı bırakır da şehir, toplum, insan yaşamı başlar? Doğa ve insan keskin bir ikilik dışında nasıl düşünülebilir? Böyle bir ayrım yapmak yerine insan ve doğanın ayrılmaz ve iç içe geçmiş olduğunu savunan ve ekoloji felsefesi üzerine çalışan düşünür Timothy Morton, doğa kavramını tamamen terk etmeyi önerir. Bayraktar’ın bu işi, doğanın neresi olduğunu sorgulayan, nerenin merkez olduğunu göreceli hâle getiren bir yaklaşımla Morton düşüncesiyle örtüşür.

Kerem Ozan Bayraktar, Erken Kutlama, 2025, mekâna özgü yerleştirme, değişken boyutlarda, fotoğraf: Zeynep Fırat

Dolanıklıklar ve ilişkilenmeler üzerinden karşılıklı bakışlar geliştirme meselesine, kâr-zarar hesaplarını insan merkezcilikten kurtarmaya ve kapitalizmin mevcut aşamasında tahta kurtlarının nasıl bir muhalif pozisyonda olabileceğine dair düşünceler bu işi incelerken aklımı kurcalayan sorunsallar olarak havada süzülmeye devam ediyor.

Pekâlâ, bütün bu sürükleniş içinde iktidar nerede olabilir? Çeşitli filmlerden kesitler, yapay zekâ üretimleri ve diğer işlerin yanı sıra sergi mekânın girişinde bizi karşılayan Erken Kutlama, kendi tamamlanmamışlığını serginin geri kalanına bulaştırarak onun da bir türlü tamamlanmasına izin vermediği gibi (ve serginin yapıldığı binayı da inşa hâlinde olma durumuyla ilişkilendirdiği ölçüde) kesinlik, bitmişlik ve tanımlanıp kategorize edilmişliğin iktidarına da meydan okur. Binanın yüzey işleri daha bitmeden gerçekleşen bu sergi, henüz yapım aşamasındaki süs havuzunun açılış kutlamalarına çoktan sahne olmuş ki etrafta olup bitmiş bir törenden kalanları görürüz. İnşa hâlindelik bitmiş ve temizlenip pirüpak hâle getirilmiş olanın gizlediği emeği görünür kılarken, bu “eser”in kamusal varlığını, kutlama ve açılış gibi iktidarın yeniden üretildiği performansları anımsatan bir atmosferde sezeriz.

Zamanın akış ve yönleriyle oynamak, farklı zamanları bir arada düşünmek Bayraktar’ın bu sergide sıklıkla başvurduğu bir yöntem olarak zamanın siyasal olduğunu, adeta manipülatif bir kurmaca şeklinde var olduğunu sürekli hatırlatır. Bayraktar sistem kavramını çeşitli kesitlerle, anlarla, sahnelerle, hatta duygu durumlarıyla tartarken, devinim ve hareketin ortaya saçtığı potansiyeller de görünür olmaya başlar. Bireyleşmenin ontolojisini biyolojik ve teknolojik düzlemlerde incelemiş olan düşünür Gilbert Simondon, bunun bitmeyen bir süreç olduğuna ve birey-öncesi potansiyellerin her zaman bünyede taşındığına dair tezler ortaya atar. Sergideki işlerde bu yaklaşımın izleri de dikkat çeker; zira tamamlanmamışlık ve hareket sürekliliğin ve yeni yolların ihtimalini vurgulayan bir durum olarak sergi boyunca kendini var eder.

Kerem Ozan Bayraktar, Modülatörler, 2025, A3 teknik çizim kâğıdına mavi tükenmezkalemle plotter kullanılarak üretilmiş 35 adet çizim (her biri 29,7 cm x 42 cm), fotoğraf: Zeynep Fırat

Modülatörler ise serginin genel hissiyatından bir miktar ayrıldığını düşündüğüm bir iş olarak incelenmeye değer. Bu çalışma akış ve kesintiyle ilgili düzenleme parçalarının insani bir duygusallıkla tuhaf ilişkilenmelerini içerir. Sanki tasarım ya da taslak aşamasındaki teknik parçaları inceleyen bir robot, insan taklidi yaparak pek de anlaşılamayan bir duygusal tepkiyle çeşitli metinler yazmış gibi görünür. İnsanlık durumuna kayıtsız olduğunu düşündüğümüz endüstriyel parçalar tepki ve duygulanımla hemhâl olur; sadece yan yana gelişleriyle değil, metinlerdeki üzüntü, hayal kırıklığı gibi hislerin yabancılaşmış soğukluğuna da bulanarak içinde yaşadığımız düzen ve sistemlerin görünmeyen arka planlarında yer alan ve yaşamın sürekliliğini sağlayan tesisat ve endüstrinin içsel dinamiğindeki oyuklara yerleşirler.

Çek Valf düşünce ve eleştiri imkânını devinimsel ve zamansal oyunların içinde yoğurarak iktidar meselesini sistem ve akış düzleminde tartışmaya açarken “sanat eseri”ni ve sergileme pratiklerini biriciklikten, sterillikten ve ürünleşmekten çıkararak alışıldık sanat sergisi konseptinin de sınırlarını zorluyor. Sergi üretim, hareket ve zaman kavramlarının yanı sıra bir sanat aktivitesinin doğası ve estetik rejimi üzerine de düşünmeye çağırıyor.

çağdaş sanat, Çek Valf, doğa, hareket, Kerem Ozan Bayraktar, Öner Taylan Öztürk, sanat, sergi, Timothy Morton, üretim, yapay zekâ, zaman