Rezidans Ruhsallığı
Tarlabaşı, 2018

Kentsel dönüşüm olarak ifade bulan müstakil ev/gecekondu/münferit apartmanların yıkılarak yerlerine bahçesiz ve yüksek katlı apartmanların ya da daha geniş alanlarda güvenlikli sitelerin inşa edilmesinin kentin ve yaşayanlarının dokusunu pek çok açıdan değiştirdiğini gözlemleyebiliyoruz.

Kentsel dönüşümün etkilerinin en çarpıcı şekilde yaşandığı Sulukule, Tarlabaşı ve Fikirtepe gibi mahalleleri düşündüğümüzde ilk elden “mahallelerin” yok edilerek yerlerine geniş zemine yayılan rezidans tipi yapılardan oluşan güvenlikli sitelerin geldiğini, para vermeden vakit geçirerek farklı gruplardan insanlarla karşılaşmamızın mümkün olduğu kamusal alanların ve bu alanların hareketliliğinin azaldığını söyleyebiliriz. Peki, kent ekonomisini, yapısını ve siluetini radikal bir şekilde değiştiren bu eğilim, bilfiil bu kapalı sitelerin içerisinde ve dışarısında yaşayanların ruhsallığını, her birimizin “büyük yuvamız” (Erzen, 2015) olan kentle kurduğumuz duygusal ilişkiyi, kentin içerisinde yaşayan bizlerin kendimize dair algımızı nasıl etkiliyor?

Yürüyen bedenin çevreyle ilişkisi

Silivrikapı, 2018

Mahalle tipi bir yerleşimde, kendi bedeninizi araç olarak kullanarak, yürüyerek mesafeleri kateder, bu yolculuk sırasında yolda yürüyen diğerleriyle karşılaşarak ilişki kurar, zanaatkârın ve esnafın yaygın görüldüğü sokaklarda bire bir hizmet alarak ihtiyaçlarınızı giderirsiniz. Salt bedeni kullanarak bir yerden bir yere gidebilmenin, çeşitli ihtiyaçları giderecek hizmetleri veren kişilere –özellikle de bunlar tamire ve dolayısıyla sürdürülebilirliğe yönelik hizmetlerse (terzi, ayakkabıcı, market/bakkal, çantacı, bisikletçi)– ulaşabilmenin kişinin kendisini kendi hayatının faili hissetme hâline katkıda bulunması çok olası. Bu mahalle modeli bir yanda, rezidanslı güvenlikli büyük bir sitede adımını dışarı atan kişi bir sokak/mahalle ve sokağın getirdiği yaşam alanı düzeneğiyle karşılaşmıyor. Büyük sitelerin diğer büyük sitelerin yanına inşa edildiği bir planda kişi ne apartmandan ne de kendi oturduğu siteden çıkınca sokağı ve sokak iklimini görüyor. Bir yere ulaşmak için katedilecek mesafe yayan olarak alınamayacak kadar büyük, gündelik ihtiyaçların karşılanması için gidilecek yerler ise ya yok ya da birbirine çok uzak; arabasız katedilemeyecek bir uzaklık bu. Kişinin salt bedenini bir ulaşım enstrümanı olarak kullanarak yaşamını sürdürebilmesi, bedenini kullanarak, yürüyerek oturduğu site dışında hayata karışması, çeşitli farklı kişi ve noktalarla temas ederek gündelik işlerini halletmesi zorlaşıyor. Bedenini kullanarak, yürüyerek, etkileşime geçme ve iş görme ihtimali azalıyor. Bir nevi kendi hayatının faili olma hissinin azalması, çevreyle etkileşime geçmek, sosyalleşmek, gündelik işleri halletmek için bir diğer gerece (arabaya, toplu taşımaya) ihtiyaç (muhtaçlık) artıyor. Diyebiliriz ki insanın kente “bedensel katılımı ve [onunla] bütünleşmesi” (Erzen, 2015) azalıyor.

Kentte doğanın kıvılcımı

Cerrahpaşa, 2018

Rezidans tipi yapıların ve güvenlikli sitelerin yeşil alanlarında apartman bahçelerinin bırakılmış ve kendiliğinden yeşilliğine, yaban otlarına, yere düşen sararmış yapraklarına, yıllar içerisinde dalları iç içe geçerek büyümüş farklı ağaçların bir arada var oluşuna yer yok. Diğer değişkenler gibi bunlar da kontrol altında. Çimlerin boyu, ağaçların tipi –tek tip veya belirli bir düzen içerisinde yerleştirilmiş birkaç tip ağaç, çoğulculuğa yer yok– dikilecek fidelerin arasındaki mesafe bir hesap ve tektiplik arzusu ürünü. Evinin önündeki bir parça toprağa tohum atıp bitkinin büyüyüşünü izlemek, bahçedeki veya yoldaki meyve ağaçlarından meyve yiyebilmek, kendi hâlinde kalabilmiş bir dere kolunun üzerinde suyun doğal hareketini izleyebilmek gibi doğayla doğrudan temas hâline en yakın deneyimlerin önü tıkalı. Doğanın kente sızan ufak bir kıvılcımı dahi harlanmıyor.

Süreyya Plajı, 2012

Kontrol sisteminin içinde yaşamak

Bu kontrollü sistem siteye gelenlerin, ziyaret ettikleri kişinin haberi ve rızası doğrultusunda –bir arkadaşınız veya kızınız, anneniz size çat kapı gelerek sürpriz yapamaz– siteye girişini sağlar. Bu durumda ziyaretçinin kent içerisinde katılımcı rolünden çok, daha edilgen bir konumundan bahsedebiliriz: İçerisinde yaşamayanlar için dış ve üçüncü bir merciden onay alarak girmeyi gerektiren kapalı bir sistemdir site. Ziyaret ettiğiniz arkadaşınız kapı otomatiğine basarak veya kapıyı açarak sizi içeriye alabilirken ve böylece ziyaretçiyle doğrudan bir ilişki kurarken, güvenlikli sitede oraya girip giremeyeceğinize karar verebilen ve sizi birtakım bilgiler vermek durumunda (isminiz, kime geldiğiniz, ne için geldiğiniz) bırakan bir otorite mevcuttur. Kontrollü sistem kent içerisinde kent sakininin hareketlerinin akışkanlığını azaltır. Çevreyi algılayışımızla ilgili olarak ise evin sokağı, eve yakın muhit, mahalle ve semt gibi birbiri içine geçebilen, eve yakınlık imleyen mesafeler ve aidiyetler (bizim sokak, bizim mahalle, bizim muhit) kalmamıştır; hem sitenin içerisinde hem de dışında yaşayanlar için –aynı bu cümlede gözlenebildiği gibi– sitenin içi ve dışı gibi daha keskin sınırlar belirten, birbiriyle geçişimsiz sınırlar oluşur. Jale Erzen, Üç Habitus: Yeryüzü, Kent, Yapı isimli kitabında “Çevre ile iç içeyim. Bundan ötürü bedenimin dışında ve içinde olan her şey birbiri ile süreklilik içinde... Bedenim dünyadır, dünya ve yeryüzü bedenimin devamıdır. Bundan ötürü burada diğer varlık bütünü ile birlikteyim” diye yazar. Doğa içerisinde bu çok daha rahat duyumsanabilirken, kent içerisinde belirgin yapay kopuş noktaları olmaksızın (site duvarları, otoban korkulukları vb.) yürüyerek çevreyi katetmek bu bütünleşmiş olma hâlini hissetmeyi daha mümkün kılar. Güvenlikli siteler, AVM kompleksleri gibi çevrelerinden bölünmüş, izole parçaların kurgulandığı bir kent planı ise sakinleri için bu algıyı yeşertemez. Yine Jale Erzen bununla ilgili, aynı kitapta şunları yazar: “Kent ortasında insana yön veren açıklıkların ve aksların yok olmasına neden olan ve halkın önüne tasarlanmadan kentin bütünlüğü düşünülmeden bir bariyer gibi dikilen birçok devasa yapı kentsel manzaranın insanı yönlendiren ve görsel dünyasını zenginleştiren inceliklerini yok ederek kenti olumsuz bir çevre haline sokmaktadır. Mimarisi ne denli iyi ya da güzel olursa olsun kent içinde yürüyenlerin kentin sınırlarını ve akslarını bedensel olarak anlamaları onlara özgürlük hissi verir. Bu özgürlük duygusunun yok olduğu yerde saldırganlık başlar.”

Güvenlik mekanizmaları ve dışarıdan içeriye kontrollü difüzyonun pekiştirdiği sitenin içinin güvenli, dışının güvensiz olduğuna ilişkin kanaat hem kişiye yaşadığı kent içerisinde kendini daha güvensiz hissettirir hem de onu ‘koruyan mekanizmaların’ (site güvenliği, siteye izinsiz giriş çıkışların olmaması, beklenmedik bir misafirle direkt kendisinin değil, güvenliğin karşılaşması) karşısında daha edilgen hâle getirir.

Tarlabaşı, 2015

Güvenlikli ve yönetmelikli bir site içerisinde, kayıtsız ve normal addedilmeyen bir şeyin/durumun/grubun varlığına tahammül edilemez. Mahalle veya sokağın aksine, site içerisinde bulunmak için yeterli kayıtlılığa erişemeyen kişi ve grupların hareketliliği bulunmaz. Ziyaretçi kaydı tutulur; kayıt dışı ticaretin faaliyete geçmesi ve alternatif ekonomik döngülerin oluşması engellenir: Kapı önü satıcıları, zerzevat, yiyecek satan seyyar satıcılar, eskiciler giremez. Atık kâğıt işçileri siteye girerek çöpten kâğıt toplayamaz, hurdacılar çöpten hurda toplayamaz. Bir eylem düzenlenemez, evsiz birisi site içerisinde bir köşeye kıvrılamaz, çocuklar kendi seçtikleri bir alanda (aracın geçtiği yol, düzenlenmiş yeşil alan) oynayamaz, çocukların var olabilecekleri alan –oyun parkı– tayin edilmiştir. Hayvanlar siteye giremez veya güçlükle girer, bazı sitelerde ise evinizin içinde dahi hayvan beslemeniz yasaklanmıştır. Bu kontrollülük, kentin dokusundaki çeşitliliği izole eder; yapay ve belirlenemezliğin azami şekilde tıkandığı bir yaşam alanı oluşturur. Bu sistemin, belirlenemez durumlara, spontane karşılaşmalara karşı tahammül azdır veya yoktur.

Site içerisinde site sakinleri tarafından gerçekleşebilecek faaliyetler de site sakinlerinin değil, yönetimin düzenlemesine bağlıdır. Sitede duvarlara yazılama yapılamaz, belirlenmiş alanlar (çardak, banklar vb.) dışında oturulamaz ve sosyalleşilemez, çamaşır asma yeri olmayan yere çamaşır asılamaz, yün serilemez vesaire... İnsanın yaşadığı yeri şekillendirmesi, onu kendine özgü ve kendisini yansıtan bir yuva haline getirmesi ve aynı zamanda onun tarafından şekillendirilmesi karşılıklı bir ilişkinin parçasıyken, site, tek yönlü bir ilişki kurarak, sadece içerisinde yaşayanı şekillendirir.

Tarlabaşı, 2018
Mevlanakapı, 2018
Tarlabaşı, 2018

80’lerden önce, 80’lerde ve 90’ların başında kenti –bu metin İstanbul üzerinden yazılmış olsa da tüm metropollerin benzer aşamalardan geçtiği söylenebilir– deneyimleyebilmiş kişiler bugün çevreden izole parçalar olarak tasarlanmış, para karşılığı kullanıma açılmış mekânlarla ve kent parçalarıyla karşılaşıyor. Bunun kent sakininin kayıp, evine yabancılaşma, kendi evinde/muhitinde/kentinde kendisini evinde hissedememe hissine yol açtığını düşünüyorum. Denebilir ki bir kent sakininin çevresini şekillendirici etkisinin, yani kent hakkının engellenmesi aynı zamanda ruhsal bir fakirleşmeye yol açar: Kişinin yaşam alanı içerisinde kendi hayatının faili olma hissinin fakirleşmesine.

{tüm fotoğraflar: İrem Temel}
_
Kaynak:
Jale N. Erzen, Üç Habitus: Yeryüzü, Kent, Yapı, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2015.

İrem Temel, kent, kent hakkı, kentsel dönüşüm, konut, mahalle, site, şehir, yürümek