Tasarım Bienali Seyir Defteri
Milano
Tasarım Haftası

Dünyada sayısı her gün artan tasarım etkinliklerinden birini organize eden ekip olarak, yaptığımız işi her yıl nasıl anlamlı kılabileceğimizi ve diğer etkinlikler arasında nasıl farklılaşabileceğimizin sorgulamasını tekrar tekrar yapıyoruz. Gündemden kopuk olmamanın, insanlara dokunabilmenin ve eleştirel yaklaşabilmenin yollarını tasarımla arıyoruz. Bu araştırmaları sürdürürken farklı tasarım etkinliklerine, sergilere katılıyoruz ve çeşitli tasarımcıları, ürünleri keşfediyoruz. Bu deneyimlerden bazılarını burada sizinle paylaşacağız. İyi seyirler...

***

Endüstrisi, tasarım okulları ve tasarımcıları ile ünlü İtalyan kenti Milano her sene en büyük ‘tasarım sirkine’ tanıklık ediyor. Her yıl nisan ayında Milano’da, kutsal tasarım haftası olarak adlandırabileceğimiz Tasarım Fuarı seyirciler ile buluşuyor. Salone Internazionale del Mobile di Milano [Milano Uluslararası Mobilya Fuarı] İtalyan mobilya markalarını tanıtmak ve mobilya piyasasını canlandırmak niyetiyle, ahşap ve mobilya üreticileri birliği FederelegnoArredo tarafından desteklenen bir etkinlik olarak, ilk kez 1961’de organize edildi.

Bugün Tasarım Haftası olarak da anılan etkinlik için, tüm dünyadan katılımcılara sahip, yaklaşık 3.000 marka ve genç yeteneğe, yeni ve yenilikçi ürünlerini bir arada sunmak üzere bir fırsat yaratan en büyük mobilya fuarı denebilir. Fuar, zaman içinde ana fuar kısmından kopan ve farklı sunum biçimleri arayan markaların ve kurumların etkinlikleriyle kent hayatına nüfuz eden bir biçim aldı. Tortona Design Week, Ventura Lambrate, Brera Design District gibi yeni organizasyonlar, şehir içinde farklı tasarım mahallelerinin oluşmasına yol açtı. Neredeyse her sene, çılgın gibi yeni mekânlar ve sokaklar etkinliğin haritasına girerken fuar kısmı, ticari ağırlığından dolayı gitgide cazibesini kaybetmeye başlıyor. Tasarım sunum biçimlerinin değişmesinin ve ilginin salt ürün sunumlarından, ürün deneyimlerine kaymasının etkinliğin dönüşümünde büyük bir etkisi olduğu söylenebilir. Global markalar en farklı, en yeni ürünü pazarlama kaygılarından kısmen uzaklaşırken, enerjilerini bu ürünleri birbirinden etkileyici senografiler [scenography] ve mekânlar içinde gösterme yarışındalar.

Lee Broom,
Time Machine yerleştirmesi,
Milano Tasarım Haftası, 2017

Öte yandan, Dezeen dergisinin doğru bir biçimde tespit ettiği gibi, bunca markanın arasında gezinirken aslında günümüzün akışını ve hayatlarımızın geleceğini belirleyen Google, Tesla gibi markalar Milano’da yer almıyor. Ayrıca, hızla değişen toplumumuzun acil sorunları iklim değişikliği, yoksulluk, göç gibi konuların yanı sıra yapay zekâ, yeni malzemeler, sanal gerçeklik benzeri konular da Tasarım Haftası sırasında çok az yer bulmuş. Halbuki Tasarım Haftası gibi herkesin takip ettiği bir etkinlik, bu sorunların ve soruların yanıtını aramak için uygun bir ortam olabilir. Günümüzde tasarım, toplum yararı için yeni bir araç hâline geldi; tasarımcılara bu tür ortamlarda fırsat verildiğinde, ürün geliştirmenin ötesinde, ekonomi, politika gibi farklı alanlarda tasarım aracılığıyla mevcut sorunlara yanıt arayabilirler.

Jordan Hruska, Domus dergisi için yazdığı makalede, 1968 senesini tasarımın politikleştiği bir yıl olarak tanımlıyor. Toplumda kökten bir değişime yol açan 68 akımı, kültürel üretim biçimlerinin sorgulanmasına sebep oldu. Elbette bu sorgulama mimarlık ve tasarım dünyasından uzak durmadı. 1968 yazında köklü bir kurum olan Triennale di Milano’yu öğrenciler, tasarımcılar ve eleştirmenler işgal etti ve 14. Triennale’nin açılmamasına neden oldular. Bu tarihi dönüşümü yaşayan bir kent olarak Milano, aslında günümüzde yaşanan değişimi dünyanın en büyük tasarım etkinliğinde de yansıtabilme potansiyelini gösterebilmeli.

Triennale işgali, 1968,
kaynak: Wikipedia Commons

Tasarımın her derde derman olmadığını ve dünyanın tüm sorunlarını çözemeyeceğini iyi biliyoruz, ancak toplumun ve gezegenin sıkıntılarını dillendirmek, ışık tutmak ve kritik bir gözle bakmak için tasarım etkinlikleri doğru platformlar. Elbette ticaretin ön planda olduğu, global markaların sonsuz paralar harcadığı bir Milano Tasarım Haftası’ndan tüm bu kritik konulara çözüm yolları sunması beklenemez, ne var ki tüm dünyanın ve daha önemlisi global şirketlerin bütün dikkati bu etkinliğe yoğunlaşmışken kritik konuların da masaya yatırılması gerekiyor.

Öte yandan, arayacak olursanız, bu tür eleştirel yaklaşımlar bazı projeler ve sergilerde var. 2014’ten beri takip ettiğimiz, bağımsız etkinlikler ve sergiler yapan Atelier Clerici oluşumu bu kritik bakışlı vahalardan biri. Palazzo Clerici’de, Design Academy Eindhoven öğrencileri ve mezunları baştan beri bu kritik seslerden biri olmaya gayret ediyorlar. Güncel konuları —zaten çok eleştirel ve yenilikçi olan— eğitim sistemleri içinde sorgularken, bu sorgulamayı Milano’ya taşıyorlar. Okulun başkanı Jurrienne Ossewold‘ın 2017 sergileri için yazılan kitapçığın* giriş yazısında belirttiği gibi, değişen dünyada tasarımın oynadığı ve oynaması gereken rolde fark edilebilir bir kayma yaşanıyor. Bu yüzden öğrenciler, sergi mantığını yeni ifade biçimleri peşinde performans projeleriyle yıkmaya, tasarım fikirleri ve kavramlarını deneysel ifade biçimleriyle sunmaya çalışıyorlar.

Jan Boelen (Design Academy Eindhoven, Sosyal Tasarım yüksek lisans programı yöneticisi) tarafından küratörlüğü yapılan projede öğrenci ve mezunlar bir araya geldi ve birlikte bir medya ve tasarım stüdyosu kurdular. Büyük bir salonun ortasında kurulan bu stüdyo beş gün boyunca canlı yayın yaptı. Stüdyo etrafında, yani aslında backstage’de, yayında yer alan her konu ve projenin sergisi kurulmuştu. Böylece gelen seyirci, sergiyi gezerken birden kendini canlı yayının ortasında bulabiliyordu. Seyirciler, televizyon şovlarında olduğu gibi kendilerine ayrılan kısma oturup o an sunulan konunun bir parçası olmaya, etkileşime geçmeye davet ediliyordu. Stüdyo, #TVclerici adı altında, bir hafta boyunca işleyen bir TV stüdyosu ve performans alanı olarak işletildi; fantastik bir dizi çalışma ile bazı sosyal ilişkilerin nasıl ayrıcalıklı kılındığı ve dışlandığı konularında eleştirilerde bulundu; yumuşak ve sert kontrol biçimlerinin nasıl uygulandığını, tarih anlayışımızı, şimdimizin ve geleceğimizin nasıl şekillendiğini açıklamaya çalıştı; sunduğu program içinde, çağdaş medyada oynanan rol ve simbiyotik ilişki tasarımını analiz edebilmek için yapay, alternatif bir gerçeklik ortamı yarattığını iddia etti.

#TVclerici, 2017 
© Design Academy Eindhoven,
Angeline Swinkels, 
kaynak: designacademy.nl

Bizim maalesef izleyemediğimiz, ama yine kayıtlardan gördüğümüz başka özgün bir format ise Design Date adlı diziydi. Her gün saat 14:00’de Matylda Krzykowski’nin ev sahipliğinde, Jurgen Bey, Ilse Crawford, Marcus Fairs ve Job Smeets gibi özel konuklardan birisi, hayali işler için öğrencilerle siyah bir perde arkasından mülakat yapmaya geldi. Program, günümüzde “cazibe ve baştan çıkarıcılık mı, yoksa beceri ve içerik bilgisine sahip olmak mı?” sorusunu soruyordu.

#TVclerici programında yer alan iki öğrenci Olle Lundin ve Nadine Botha, onlarla yaptığımız söyleşide, çalışmalarını ve yaklaşımlarını şöyle anlattılar:

Olle Lundin: “Değişen dünyada iletişim araçları radikal bir şekilde değişti. Bu sebeple, en geniş anlamda dile bakış açımız ve onu kullanışımız değişti. Tasarım, diğer toplumsal konularından ayrı değil; üretim, eğitim ve kültür ile ilişkili. Dolayısıyla, tasarımcıların gündem belirleme ve tartışmanın tonunu şekillendirme konusunda politik bir sorumluluğu var.

DAE’den [Design Academy Eindhoven] medyanın sosyokültürel etkileri üzerine odaklanan bir tasarımcı olarak, tasarımcının aldığı tutumun eleştirel olması gerektiği savunulabilir. Tasarıma nesneleri biçimlendirme aracı olarak (yalnızca işlevsel, estetik veya ergonomik bir perspektifle) bakmak yerine, ürünlere veya nesnelere kültürel anlam taşıyıcısı olarak bakmak daha anlamlı olabilir. Hack mantığını kullanmak tasarıma bakmanın başka bir yaklaşımı, bu sistemle mevcut ürünlere daha alakalı ve adil kültürel ögeler enjekte etmek mümkün olabilir.

Genel olarak tasarıma daha eleştirel perspektiften yaklaşmaya, var olan haksızlıklara kültürel ve politik argümanlar ile yanıt vererek katkı sağlamaya çalışıyorum. Tasarım metoduma sosyal teoriyi eklemeye odaklanıyorum ki, içinden geçmekte olduğumuz toplumsal değişiklikleri anlayabilelim.

#TVclerici büyük bir ekip çalışmasıydı, belki tasarımın nereye gittiğini anlatan bir gösterge oldu. Yıldız tasarımcının dönemi çöktü, etki yaratmak veya bir açıklama yapmak için birlikte örgütlenmeye, karşılıklı yardıma ve saygıya dayalı bir ağa bağımlıyız.

Bu çalışmamız Eindhoven Tasarım Akademisi’ne referans veriyor, uluslararası bir öğrenci grubunun tartışma ve sorgulama için bir araya geldiği ve ekip olarak çalışmasının beklendiği bir yer. Beklentiler çok yüksek olsa da, içerik ve üretim özgürlüğü, karmaşık konuları sorgulayan bir tasarımcı olma ihtimalini sunuyor. Bu bağlamda tasarım pratiğinin sorgulanması, bir sonraki adımımızı atmamız için gerekli.”

“Impression Day 3” #TVclerici, 2017
© Design Academy Eindhoven, 
Angeline Swinkels, 

kaynak: designacademy.nl

Nadine Botha: “Açıkçası Jordan Hruska’nın 1968 ile kıyaslamasını başta abartılı buldum. DAE’nin #TVclerici projesi kesinlikle bir provokasyondu, ama bunun bir protesto ya da devrim olduğunu da düşünmedim. Basitçe Milano Tasarım Fuarı kapsamında değerlendirilmeyen tasarım konularını ortaya koydu. Bununla beraber, ikinci defa düşününce, belki muhafazakâr Milano’da da tam buna ihtiyaç duyuluyor: Bir sandalye olmayan her şey, sergileme matrisinde bir aksaklığa dönüşüyor. Sergi alanındaki konukları gözlemlemek büyüleyiciydi; sergide canlı yayın olmadığında, yani ekranda videolar gösterildiğinde ziyaretçilerin huzur içinde olduklarını ve sahnede canlı performans olduğunda ise ziyaretçilerin ne denli huzursuz olduklarını görebilmek mümkündü.

Tasarım yazarı ve küratör olarak yaptığım çalışmalarda yaşam tarzımızı tasarlayan görünmez kısıtlamaları ortaya koymaya, pazarlama ve tanıtım yaygarasının altında saklı duran ‘tasarım kurtarıcıları’ ve ‘çözümler’ benzeri boş mecazların çözülmemiş kirli gerçekliğini ortaya çıkarmak için çalışıyorum.

Benim mezun olmak üzere olduğum Tasarım Yazarlığı ve Küratörlük yüksek lisans programında, alana daha eleştirel bir yaklaşım teşvik ediliyor. Tasarımcılara daha fazla sorumluluk yükleyen bir mekanizma geliştirme gerekliliği beni bu bölüme çeken şey oldu. Ancak, bu çok yeni bir alan olduğu için derslerde endüstri kısıtlamaları hakkında bizi bilgilendiriyorlar: Bugün medyada, reklamverenlerin yayınlarında olduğu gibi müzelerde ve galerilerde de çok az eleştiri var, çünkü bu alanlar ‘harikalık’ kutlamak için yaratılmış mekânlar. Gazetecilik geçmişimden dolayı, tasarımı habercilik sektörüne nasıl entegre edeceğimizi hayal etmeye çalışıyorum. Hem kendini tasarımcı kabul edenler, hem de tasarımcı olmayanlar tarafından verilen tasarım kararları günlük hayatımızı etkiliyor.”

“Impression Day 1” #TVclerici, 2017
© Design Academy Eindhoven,
Angeline Swinkels, 
kaynak: designacademy.nl

Olle ve Nadine’in anlattıkları ve #TVclerici programı düşünülürse seyircilerin tasarım konusunda kafaları karışmış olabilir, ancak sunulan performansın ortaya net olarak çıkardığı bir şey var, o da genç tasarımcıların sadece klasik kariyer yollarını izlemek ve geleneksel disiplinlere uymakla ilgilenmedikleri bir dönemdeyiz.

3. İstanbul Tasarım Bienali’nde de bahsedildiği üzere tasarım dünyasında yeni bir dil oluşuyor, çünkü tasarım hayatın her alanına nüfuz etti ve bu pencereden bakınca tasarım etkinliklerinin geniş bir perspektiften ve daha yaratıcı bir biçimde ele alınması gerekiyor.

* Notes on Ghosts, Disputes and Killer Bodies, Design Academy Eindhoven, 2017

#TVclerici, Deniz Ova, Design Academy Eindhoven, İstanbul Tasarım Bienali, Milano Tasarım Haftası, tasarım, Tasarım Bienali Seyir Defteri, tasarım eğitimi