120 Dakika
Taş Fırın, Limoncello
ve Polis Arabası

Marco ve Tino ile İtalya’nın kırsalında, Bolzano’daki okulumuzdan bir gece sabaha karşı arabaya atlayıp Venedik Mimarlık Bienali’ne gitmemizin üzerinden dokuz yıl geçmiş, geçtiğimiz ay Milano Tasarım Haftası’nda bir araya geldik.

Porta Venezia’da bir balık lokantasında yarım saat kuyruk bekledikten sonra, garson bize taş fırının önündeki masayı gösterdi. Lokantanın yoğunluğundan sipariş veremediğimiz yaklaşık bir saatlik sürede, tasarım haftasında neler gördüğümüzden bahsetmeye başladık. O sırada Tino ile, Lucio Fontana’nın evinde aynı gece düzenlenecek partinin davetiyesini çıkardık. Chamber galerisinin ev sahipliğindeki parti, İtalyan sanatçı Lucio Fontana’nın bir zamanlar yaşadığı evde gerçekleşecekti. Geçtiğimiz yüzyılda yazdığı manifestolarla Spatialism’in öncüsü olan bir sanatçının evinde ağırlanmak, tasarım haftasında çok alışık olduğumuz bir durum değildi.

İster istemez, partinin ev sahibi Chamber galerisinin kurucusu Arjantinli Juan Garcia Mosqueda’nın geçtiğimiz ay ABD sınırından çevrilmesi konusu açıldı masada. Mosqueda, bir tasarım galerisi olan Chamber’ı kurduktan sonra, yaklaşık on yıldır New York’ta ikamet ediyordu. Ocak ayından itibaren, Trump yönetimi ile, Birleşik Devletler doğumlu olmayan vatandaşların seyahatleri sınırlandırıldı ve daraltıldı. Bu kapsama ne yazık ki dahil olan Mosqueda’nın galeriyi kapatma olasılığını bile aklımızdan geçirdik.

Lucio Fontana’nın evine kadar taşınan tasarım haftası etkinliklerinden bahsettikten sonra; bir önceki gece tasarımcı Christian Haas vasıtasıyla gittiğimiz başka bir ev daveti geliyor aklıma. Şu sıralar Milano’nun gözbebeği, Herzog & de Meuron’un tasarladığı Fondazione Giangiacomo Feltrinelli binasının tam karşısında bir apartmandaydı bu davet. Davetin olduğu apartmanın hangardan bozma hâlinden çok, gece yarısı Herzog & de Meuron’un Milano’daki yeni gemisini izlemek daha etkileyiciydi.

Fondazione Giangiacomo Feltrinelli, fotoğraf: Filippo Romano

Feltrinelli ailesi, İtalya’nın yayıncılık alanındaki en büyük ailelerinden. Böylesi kurumların vakıflaşma, değerlerini paylaşma ve miraslarını bırakma niyetlerinin bir mimar imzası ile bütünleştiği örnekleri Fondazione Prada, Fondation Louis Vuitton ile son yıllarda daha çok deneyimler olduk.

Herzog & de Meuron’un İtalya’da tasarladığı ilk yapı kompleksi olan Feltrinelli Porta Volta, Milano’nun uzun zamandır kentsel yenileme sürecinde olan bir bölgesinde yer alıyor. Porta Volta’nın kentsel geçmişi, İspanyol kent duvarlarının şehrin gelişimini sınırladığı 15. yüzyıla kadar dayanıyor. Ana bulvar üzerinde, transparan bir kapılar silsilesi olarak konumlanan yapı bloğu, Aldo Rossi mimarisine de referans veren Lombardiya çiftlik evlerinin basitlik ve ölçekte cüretkârlık ilkelerine oturuyor. Yani tasarımın özünde Milanolu olmak var.

Bu sene Feltrinelli Vakfı, Cassina’nın 90. yılına ev sahipliği yaptı. Milano Tasarım Haftası, İtalya’nın büyük tasarım evlerinin, tasarımcıyı destekleyen, teşvik eden tavırlarını sergiledikleri alanlardan biri. Geçtiğimiz sene Konstantin Grcic ile işbirliklerinin 25. yılını, yeni bir koleksiyon ile kutlayan Cassina, bu sene markanın geçmiş ve gelecek bağlarını bir araya getirme fikrini; kentin de geçmiş ve gelecek bağlarını bir araya getiren bir yapıda sergiledi.

Patricia Urquiola’nın tasarladığı, binanın her katına yayılan “Cassina 9.0” isimli serginin kurgusu, sürekli değişim içinde olan teknoloji diline referans veriyor. Monografiler ile başlayan birinci kat farklı karakterde tasarlanan yaşama alanlarına ev sahipliği yaparken, üst katlara doğru daha deneysel bir kurgu ile karşılaşıyoruz. Charlotte Perriand ve Pierre Jeanneret’nin 1938 tarihli “Refuge Tonneau” çalışmasının sergilendiği en üst kattaki okuma odası ise, 3. İstanbul Tasarım Bienali küratörlerinden Beatriz Colomina’nın Cassina monografisinde yer alan bir röportajından esinlenmiş. “Bed Time” isimli yerleştirme, günlük hayatlarımızın ana karakterlerinden biri olan yataklarımızda, artık yatay pozisyonda çalışıp, yaşamaya başladığımızdan bahsediyor.

Charlotte Perriand ve Pierre Jeanneret’nin 1938 tarihli “Refuge Tonneau” çalışması; “Bed Time” temalı oda, “Cassina 9.0”, Fondazione Giangiacomo Feltrinelli, kaynak: cassina.com

Formafantasma’nın bu sene en iyi sergi olduğunda hemfikirdik. Formafantasma, uzun zamandır kullanıma kapalı olan Spazio Krizia’yı işgal edip bir sergi alanına çevirdi. Ekibin araştırma odaklı tasarım süreçlerini yansıtan işlerinden bir seçki niteliğinde olan sergi, nesne tipolojilerini malzemeler üzerinden yeniden düşündürtüyor. Sergide, renkli camlar, LED şeritler, fiziğin basit yansıma ve illüzyon yaratma kuralları aracılığıyla elde edilmiş yeni aydınlatma objeleri yer alıyordu.

Formafantasma’nın Spazio Krizia’da sergilediği “Foundation” Serisi,
fotoğraf: Masiar Pasquali

Yemeğe gelmeden katılma fırsatı bulduğum Frame dergisinin etkinliğinden söz açıyorum. Frame, bu sene Duomo Meydanı’na yakın, Room Mate Giulia isimli otelde, konaklama ve hizmet sektörü ile ilgili bir konuşma serisi düzenledi. Room Mate otellerinin konsept ve iç mekân tasarımı, hayali bir persona üzerine geliştirilmiş. Bu durumda Giulia, Milano’da yaşayan ve çalışan genç bir sanat tarihçisi ve küratör. Sabah 11:00’da kahvaltı yapan Giulia, otelin de kahvaltı saatlerini şekillendiriyor. Buradaki ironi bana göre, bu otelin, 1924 yılında Piero Portaluppi’nin tasarladığı Milano’nun ilk ‘günlük oteli’ olan Albergo Diurno Cobianchi’nin hemen arkasında yer almasıydı. Milano’da özellikle 1930’larda, Villa Necchi Campiglio, Casa degli Atellani gibi kent belleğinde iz bırakmış yapılar tasarlayan Portaluppi’nin ‘günlük otel’ teması, dönemi için hayli aykırıydı. Sadece, günün sonunda trenine yetişecek, günübirlik seyahat eden bir grubun ağırlıkla hijyen ihtiyaçlarına karşılık veren işlevleri barındıran bir yeraltı otelinden bahsediyoruz. Hatta Portaluppi, yapı firmalarından sponsorluk alarak tek başına bu ‘günlük otelleri’ inşa etmeye kalkıştı. Her iki otelin de yer aldığı sokakta yürümenin bile, tasarım tarihinde son yüz yılın mekân okuması için yeterli olabileceğini düşünüyorum.

Room Mate Giulia Otel, Milano,
kaynak: frameweb.com

Bu sırada garson siparişimizi alıyor ve sus payı olarak arkamızdaki fırında pişen ince hamurda açılmış sıcak pideleri önümüze koyuyor. Pideleri acılı zeytinyağı ve biberiyeyle harmanlayıp, sohbetimize devam ediyoruz.

Her sergide var olan ‘deneyim’ olgusundan ve ürünün, kurgunun hatta davetlerin bile deneyime çevrilmesinden konuşmaya başlıyoruz. Bu konu hakkında konuşacak çok şeyimiz var. On binlerce firmanın ve genç tasarımcının var olmaya çalıştığı ticari bir etkinlikte artık yeni ürün görmek için değil, sergi kurgularını deneyimlemek için tasarım haftasına geldiğimizden bahsediyoruz.

Şimdiye kadar gezdiğimiz sergilerin isim ve alt başlıklarının fotoğraflarını —birbirimizden habersiz— çekmişiz, ister istemez onları paylaşıyoruz:

Matter and Muse
Share the Beauty of Simplicity
Intimate Strangers
Welcome to the Journey of Senses
Linking Animals: Experimental Projects in a Dioramic Representation
Glass Symphony
The Aesthetic of Drama

Deneyime odaklanan sergi temaları; kullanıcıyı ürünle bütünleştiren duygusal deneyimler kurmak temeline oturuyor. Bu formülü birçok marka ve ‘markalaşmış’ tasarımcı da uyguluyor hâliyle. Sergilerde, ‘sosyal medya dostu’ ürün yerleştirme politikasının tesadüfi bir durumdan ziyade, bilinçli bir seçim olduğunu anlayabiliyoruz.

Louis Vuitton’un mobilya ve ürün tasarımcıları işbirliğinde gerçekleştirdiği “Objet Nomades” sergisi de buna bir örnek. Louis Vuitton; Nendo, Patricia Urquiola, Atelier Oï, Marcel Wanders, Campana Brothers, Tokujin Yoshioka ve Raw Edges gibi imza değeri güçlü tasarımcılar ile seyahat kültürünü ön plana çıkaran ürünler sergiledi. Sergi bir yana, sergiden çıkıp sarayın avlusuna indiğinizde, mimar Matti Suuronen’in 1968 yılında tasarladığı “Futuro House” ile karşılaşıyorsunuz. Bir savaş sonrası ürünü olan prefabrik ev “Futuro”, Finlandiya’da sert arazilerde kolayca inşa edilebilecek, ısınması kolay bir kabin olarak tasarlanmıştı. Bugün ise, farklı çevrelere uyumlu, sökülüp yeniden inşa edilebilen, dünyayı dolaşan bir fenomene dönüştü.

“Futuro House”, Matti Suuronen,
Salone del Mobile 2017
(kaynak: Mimi Berlin bloğu) ve
“The Rubber Shop”, Tom Dixon’un
Moto Guzzi için tasarladığı Tomoto’nun
ve Pirelli için tasarladığı lastiğin yer aldığı pop-up store (kaynak: tomdixon.net)

Tom Dixon, Pirelli için tasarladığı araç lastiğini bile, Teatro Manzoni’nin içindeki pasajda yer alan bir pop-up mağazada, doğal reçineden yapılan sakızlarla sundu. Standda, siyah lastikler içinde sakız yapan ve bunu deneyim olarak sunan bir genç, izleyiciyi Pirelli lastiğinden daha ilgi çekici bir şeye yönlendiriyordu.

Bu sene Milano’da gözlemlenen ve son birkaç yıldır da sinyal veren şöyle bir durum var; artık star tasarımcı devri sona erdi. Yine Dixon’un IKEA ve 75 tasarım öğrencisiyle gerçekleştirdiği “Pimp My IKEA Bed” projesi, sanıyorum bu tartışmaya noktayı koyacaktır.

Apple’ın iPhone’u çıkarması ile birlikte kullanıcıları iPhone için uygulama tasarlamaya teşvik eden anlayışı, farklı sektörlere de sıçradı. Tom Dixon, farklı tasarım okullarında eğitim gören 75 tasarım öğrencisi ve IKEA ile yeni bir koleksiyon üretti. Dixon’un geliştirdiği yatak tasarımının formunu bozmak, yeniden yapmak ve yeni işlevler yüklemek üzerine bir atölye çalışmasından çıkan yeni bir koleksiyon gördük.

Teatro Manzoni Multiplex
Sinema Salonu’nun içerisinde
yer alan “Pimp My IKEA Bed” sergisi, kaynak: tomdixon.net

Nendo’nun Jil Sander için tasarladığı suda yüzen silikon vazoları ve COS’un Studio Swine işbirliği ile gerçekleştirdiği “New Spring” isimli yerleştirmesi, sadece orada olmak ve o fotoğrafı çekmek için kapısında kuyruk beklemekle sonuçlanan en popüler ‘deneyim’ etkinlikleriydi.

COS ve Studio Swine işbirliği ile gerçekleştirilen “New Spring” yerleştirmesi, kaynak: koncreteflava.com

Yeni ürünler silsilesi ve bilginin her saniye hızla aktığı bu atmosferde, sergiler dışında bir şeyler duymaya ve konuşmaya, bir araya gelmeye ihtiyacımız var. Bu sebeple içeriği özenle geliştirilmiş paneller ve tartışmaların çok değerli olduğunu düşünüyorum. 2014’te Joseph Grima’nın “etkinlikler yeni dergilerdir” diyerek, ekibi Space Caviar ile yayın algısını altüst ettiği algoritmik gazetecilik kiti FOMO’dan sonra, Atelier Clerici içeriği takip edilesi bir alan oldu benim için. Bu sene de Palazzo Clerici’de yer alan Atelier Clerici kapsamında Design Academy Eindhoven öğrencilerinin gerçekleştirdiği #TVclerici içeriği dikkat çekiciydi.

“FOMO”, Space Caviar,
kaynak: spacecaviar.net

#TVclerici konusu açılmışken, son yıllarda Milano’da sergilenen ve desteklenen genç tasarımcıların birçoğunun Design Academy Eindhoven mezunu olması tesadüf mü diye düşünmeye başlıyoruz. Profesyonel alanda baskın profillerin okul programını şekillendirmesinin de bunda payı vardır elbette. Belki de, son yedi aydır okulda bir direktörün bulunmaması öğrencileri daha özgür kılmıştır. #TVclerici’ye referans vererek bunu söyleyebileceğimize inanıyorum.

#TVclerici, “Stretching the Museum: 
New Opportunities for Curating Design” paneli, kaynak: designacademy.nl

Sohbet koyulaşmışken yemekler geliyor. Ben son birkaç gündür hamurla beslendiğimden, orata denen fırında buğulanmış balık yiyorum. Marco ve Tino, spagetti, balık ve sebzeden oluşan kombo birer tabakla bana eşlik ediyorlar.

Gelen bir telefon Wallpaper’in bu akşam ikinci partisini Palazzo Serbelloni’de vereceğini söylüyor. İlk parti, serginin de yer aldığı Brera Mahallesi’nde eski bir kiliseden dönüşen Mediateca Santa Teresa’daydı. Tino’nun da Pibamarmi ile birlikte ürettiği “Monolithic Font” çalışması ile katıldığı sergi, beklendik bir şekilde yıldızlar karmasını içeriyordu. Serginin “Divine Living” teması geçen seneki Wallpaper Hotel ile neredeyse aynı: Kendinizi evinizde hissettiren fakat parlak, ağır ve kesinlikle erişilebilirliği tartışılır mobilya ve objeler serisi. Wallpaper tabii ki mekânı en verimli şekilde kullanmak adına zekice bir kurgu çalışmış. Serginin sonunda yer alan restoran ve bahçede, ‘sosyal medya dostu’ içerikler için farklı arka planlar vardı. Tasarım haftası boyunca Marc Ange’in pembeler içindeki “Le Refuge” yerleştirmesi en hatırımızda kalan şey değil miydi?

“Le Refuge”, Marc Ange,
kaynak: wallpaper.com

‘Sosyal medya dostu’ arka planlardan sıkılmışken, Marco, Spazio Rossana Orlandi’de gördüklerinden bahsediyor. Milanolu bir galerici ve girişimci olan Rossana Orlandi’nin genç ve gelecek vaat eden tasarımcılara ev sahipliği yapması ve üretim desteği vermesini takdir ediyoruz. Son birkaç yıldır gözlemlediğimiz genç yetenekleri, her sene istikrarlı bir şekilde aynı yerde görmek ümit verici. Bunlardan birisi Hollandalı tasarımcılar Alissa + Nienke. Geçen sene gördüğümüz bakır levhalardan geliştirdikleri ayırıcı panellerini, bu sene daha hafif ve taşınabilir bir şekilde revize etmişler. Aynı zamanda Archiproducts malzeme kütüphanesi için de keçe ve kauçuktan yeni panel sistemleri geliştirdiklerini gördük.

Tatlıya geçerken ortak arkadaşlarımızdan bahsetmeye başlıyoruz ve söz, birçoğunun da içerisinde yer aldığı, Form & Seek insiyatifine geliyor. Ruben de la Rive Box, Bilge Nur Saltık ve Golnar Roshan’ın kurduğu bağımsız bir insiyatif olan Form & Seek, her sene istikrarlı bir şekilde Milano Tasarım Haftası’nda yer alıyor. Bunun heyecan ve ümit verici bir durum olduğuna hemfikiriz. Bu sene “Age of Man” başlıklı sergide Jordan Söderberg Mills’in optik illüzyon yaratan aynaları, Begüm Cana Özgür’ün dijital ortamda hazırladığı desenleri kendi tezgâhında dokuduğu kilimleri, Nila Rezai’nin petrol sızıntısı gibi çevresel problemleri, kullanıcı ile etkileşim hâlinde olan objelere dönüştürerek kurduğu iletişimden ve gitgide mekanik çözümlere yönelen tasarımcı profillerinden söz açılıyor. Yine Form & Seek tasarımcılarından olan Umut Yamaç’ın bu sene kendi imzasını daha da güçlendirdiğinden bahsediyoruz. Umut, Lambrate’de açtığı “Fragile / Nature” sergisinde hareket ve rüzgâr gibi kinetik müdahaleler ile işlevini yerine getiren aydınlatma objelerini sergiledi.

Bloom ve Poise aydınlatma,
Umut Yamaç,
kaynak: umutyamac.com

Design Academy Eindhoven’dan yeni mezun olan Guglielmo Poletti’nin çelik sicimler ve ipler kullanarak dengede durmasını sağladığı mobilyalarının, genç tasarımcı dünyasında bir tavır olduğundan bahsederek yemeği bitirirken, Lucio Fontana’nın evine doğru yola koyuluyoruz. Restorandan ayrılmadan, şef garson yemek servis ederken kafama çarpmasının telafisi olarak bize ayaküstü üç limoncello ikram ediyor. Gecenin ilerleyen saatlerinde, Fontana’nın evinde ise saat 03:00’da apartman sakinlerinin şikâyeti ile polis geliyor ve parti bitiyor.

#TVclerici, 120 Dakika, Dilek Öztürk, Milano Tasarım Haftası, tasarım