Tasarım Bienali Seyir Defteri
Bauhaus ölmedi!

2019 yılında Almanya, mimar Walter Gropius tarafından kurulan ve pek çok tasarımcı kuşağını derinden etkileyen Bauhaus okulunun yüzüncü yılını kutlamaya hazırlanıyor. Bu kutlamalar kapsamında Goethe Enstitüsü, Türkiye, Balkanlar ve Kıbrıs’tan Bauhaus uzmanları ve çeşitli profesyonelleri işbirliği kurmak ve Weimar, Dessau ve Berlin’de bir tarih yolculuğu yapmak üzere davet etti. Bauhaus, “Okullar Okulu” teması altında tasarım eğitimini sorgulayacak olan 4. İstanbul Tasarım Bienali’ni tabii ki çok ilgilendiriyor.

Alman hükümeti, Bauhaus’un yüzüncü yılı için, 2019 Bauhaus Derneği’ni kurdu. Dernek, Almanya eyaletlerinden on biriyle Weimar (Klassik Stiftung Weimar), Dessau (Bauhaus Dessau Foundation) ve Berlin (Bauhaus-Archiv / Museum für Gestaltung) kentlerinde Bauhaus’u temsil eden ana kurumları bir araya getiriyor. Hedef, 2019’a kadar üç yeni müze binası inşa etmek ve uluslararası bir program oluşturup, Bauhaus’un yüzüncü yıl kutlamalarını desteklemek.

Hükümet 2015 ile 2020 yılları arasında bu amaçla 52 milyon avroluk bir kaynak ayırmış; bununla da yetinmeyip, Federal Almanya Kültür Vakfı ve eyaletlerin kaynakları ile bu rakamı çok daha ileri taşımış. Hazırlanan programı tanıtmak ve Bauhaus’la ilgili tüm bilgileri bir araya getirmek için bir ajans kurulmuş. Tüm tanıtım çalışmaları, bu ajans tarafından Bauhaus’un doğum yeri olan Weimar’dan yönetilmeye başlanmış. Ajans, Bauhaus konusunu bağımsız çalışan çeşitli paydaş ve projelerden faydalanmak için çok sesli bir platform —web sitesi— oluşturmuş.

Weimar’da 2019, Dessau’da 2020 ve Berlin’de 2021 yıllarında açılacak müzelerin mimarisine zahmetli mimarlık yarışmaları sonucunda karar verilmiş ve inşaatlarına başlanmış. Müzelerin her biri, bulunduğu kentin Bauhaus ile tarihsel ilişkisini gösterecek.

Bauhaus’un bugün nasıl algılandığını ve neden tekrar tekrar anlatılması gerektiğinin önemini, tüm seyahatimiz boyunca hissettik.

Birinci istasyon Weimar 1919

Alman İmparatorluğu Birinci Dünya Savaşı’nı kaybettikten sonra yeni bir toplum ve ülke inşa edilmek zorunda kalınıyor. Feshedilen monarşinin yerine, ilk Alman Cumhuriyeti, Weimar kentinde kuruluyor. Weimar Cumhuriyeti olarak anılan bu dönem, Almanya için demokrasinin başlangıcını simgelerken, aynı zamanda yeni bir siyasi kültür ve toplumun ilk tohumlarının atılmasını sağlıyor.

Bauhaus, 19. yüzyılda endüstrileşmenin ve bununla beraber gelen yabancılaşmanın ardından kuruluyor ve stil, form veya eğitim metodunun ötesinde bir akım olarak tarihte yerini alıyor. Birinci Dünya Savaşı bittikten hemen sonra hayatın her alanında ve eğitimde büyük bir değişim başlıyor. Weimar ise değişimin başladığı, bu yüzden Bauhaus’un başarılı bir şekilde doğması için çok müsait bir yer.

Bauhaus nasıl Weimar’a geliyor?

Weimar’da 19. ve 20. yüzyılda zengin bir kültür hayatı var. Goethe, Schiller ve Liszt gibi isimler burada yaşıyor. 1860’da kurulan ve ülkenin en önde gelen sanat okullarından olan Großherzoglich-Sächsische Kunstschule [Saksonya Büyük Dukalığı Sanat Okulu] de şehrin göbeğinde.

Aynı dönemde, ünlü Deutscher Werkbund kurucularından Henry van de Velde Weimar büyük dükü tarafından, yeniden düzenlenen sanat okulundan türeyen Weimar Sanat ve Zanaat Okulu’nu yönetmek üzere şehre davet ediliyor. Sanat ve zanaatı beraber işleyen, zamanına göre modern ve ilerici eğitim yaklaşımı olan van de Velde okulun ününe ün katıyor. Ancak, dönemine göre fazla ‘modern’ bulunan yaklaşımı farklı toplum kesimlerini rahatsız etmeye başlayıp, belediyeyle ilişkisi kötüleşince, görevinin sona ereceğini hissediyor. Bunun üzerine, sanat akademisinde başlattığı hareketi devam ettirmek üzere, düşüncelerini kendisine yakın bulduğu Walter Gropius’u kendi yerine davet ediyor.

Uzun süredir yeni bir eğitim metodolojisi üzerine düşünen Gropius fırsatı kaçırmıyor ve görevi kabul ediyor. Böylece Gropius, 1919’da Staatliches Bauhaus’u Weimar’da kuruyor. Okul, yani Bauhaus, zanaat ve sanatın çeşitli dallarının bütünleşmesini öngörüyor. Endüstri ve seri üretimin getirdiği imkânlar ile zanaatı buluşturup modern çağ için yeni tasarımların üretilmesinin öncülüğünü üstleniyor. Sanat, tasarım, tiyatro, seramik, dokuma gibi derslerin yer aldığı, dönemine göre hayli sıradışı yeni eğitimin ilk denemeleri hemen başlıyor. Yeni okulun öncü hocalarının arasında, Martin Gropius dışında Lyonel Feininger, Johannes Itten, Josef Albers, Paul Klee, Wassily Kandinsky ve Oskar Schlemmer var. Ardından László Moholy-Nagy ve Adolf Meyer gibi isimler de okula katılıyor. Hocalar ve öğrencilerin birlikte çalıştığı atölyelerde hocalar teorilerini deneme ve tasarıma dönüştürme fırsatı buluyor. Okul gerçek bir laboratuvar ortamı gibi çalışıyor; katılımcı, öğrenci ve hoca birlikte öğreniyor ve üretiyor. İlk denemeler, bazı çalışmalar ve yöntemler başarısızlıkla sonuçlanıyor, ama aslında tam da bu başarısızlıklar Bauhaus’u geleceğe hazırlıyor.

1923’de Weimar eyalet parlamentosu Bauhaus’ta öğretilen ve üretilenlerin bir sergide yer almasını ve paylaşılmasını istiyor. Festival gibi geçen sunum günleri ve sergiler toplumda büyük bir huzursuzluk yaratıyor. Halk, yeni bir yaşam sanatı öğreten ve üreten Bauhaus’u sola yakın, disiplinsiz bir okul olarak görüyor. Ardından Weimar kentinin mali yardımı kesmesi üzerine, Bauhaus’ın ilk dönemi sona eriyor ve okul kapanıyor.

İlk Bauhaus sergisinden kente
geri kalan en önemli eserlerden
biri Georg Muche’nin tasarladığı örnek ev, belki de ilk Bauhaus evi:
Haus am Horn, Weimar, 1923.

Bauhaus ekibi ayrıldıktan sonra okul, uygulamalı sanatlar ve mimarlık yüksek okuluna dönüşüyor ve Alman Demokratik Cumhuriyeti döneminde yapı üretim sürecinin çeşitli konularında uzmanlaşıyor. Okul, 1970’li yıllarda Bauhaus geçmişini tekrar eğitim sistemine dahil etmeye çalışıyor. 1996’dan itibaren ise Bauhaus Üniversitesi olarak hayatına devam ediyor.

Weimar’ın tarih dolu sokaklarını Bauhaus, van de Velde, Gropius peşinde gezerken, Schlemmer, Itten ve diğer hocaların eserlerini görüyor, sanat okulunu ve geriye kalan yapıtları geziyoruz. Ancak, okul binası dışında kentte Bauhaus’a dair pek bir iz olmadığını anlıyoruz. Goethe, Schiller, Liszt ve diğer isimlerin gölgesinde kalan Bauhaus’un, yeni müze binasında sergileyeceği orijinal mobilyalar ve programları ile kentin hafızasında hak ettiği yeri bulacağını umarak şehirden ayrılıyoruz.

Bauhaus Müzesi inşa hâlinde,
Weimar, 2018

İkinci istasyon Dessau 1925–1932

Dessau’a vardığımızda, sanki ilk defa Bauhaus ile karşılaşmış gibi oluyoruz. Almanya’nın doğusunda kalan bu küçük ve çirkin kasaba toplu konutlar ile sarılmış. Tren istasyonundan kısa bir yürüyüş mesafesinde ünlü Bauhaus okul binası bizi tüm güzelliği ile karşılıyor. Büyük bir zahmetle restore edilmiş olan bina nefesimizi kesiyor. Zamanında öğrenci yurdu olan bölüm bugün misafirhane olarak işletiliyor; hepimiz Bauhaus öğrencileri gibi odalarımıza yerleşiyoruz. Sonrasında atölyeler, derslikler, koridorlar, yemekhane, kafe ve tiyatroyu geziyoruz. Bauhaus Vakfı tarafından yönetilen bina artık okul olarak kullanılmıyor: Bazı ders ve atölyeler yine burada yapılsa da aslında bir müze gibi işletiliyor. Bauhaus yeni yapılan binalarda derslerine devam ediyor. Salonlar, kantin ve tiyatro çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapıyor ve sergi salonunda baştan beri olduğu gibi öğrencilerin işleri sergileniyor. Tarih içinde geziyoruz, büyüleniyoruz, binanın tüm detaylarını incelerken kendimizi sürekli fotoğraf çekmekten alamıyoruz.

Bauhaus okul binası
ve tiyatro salonu, Dessau
Eski öğrenci yurdu
bugün misafirhane, Dessau, 2018

Bauhaus Dessau’ya neden geliyor?

1925’de Gropius, Dessau kentinin daveti üzerine okulu son derece önemsiz olan bu küçük kente taşıyor. Kasabanın gelişen endüstrisi Gropius için cezbedici, çünkü Weimar’da düşünülen ve çalışılan tasarımları eyleme dönüştürme ve ‘kitleler’ için üretme fırsatını burada buluyor. Dessau’nun hem sunabileceği bir sanayi altyapısı hem de sanayi işçileri için acil konut ihtiyacı var. Şehrin belediye başkanı, Bauhaus’u desteklemese de Gropius’un istediği gibi tasarlamasına izin veriyor. Böylece Dessau’da ilk Bauhaus yapısı ve öğretim üyelerinin evleri yeni yaşam anlayışına göre inşa ediliyor.

Gropius’un tasarladığı öğretim üyesi evleri, Meisterhäuser [usta evleri] olarak anılıyor. Bu evler Gropius’u, hem mimari anlamda hem de ev içi hayatına müdahaleleri bağlamında en iyi anlatan örneklerden birisi olarak biliniyor. Binalar, evlerin iç mekânları ve mobilyalar büyük bir titizlikle tasarlanıyor. Evde yaşayacak öğretim üyelerinin neredeyse hiçbir değişiklik yapmasına izin verilmiyor. Her bir evin yaşam alanı dışına büyük çalışma odaları ve atölyeler yapılıyor. Gropius kendisine müstakil bir ev tasarlarken, diğer hocalar için üç adet ikiz evi uygun görüyor. Evlerde yan yana yaşayan hocalar sırayla Moholy-Nagy ile Feininger, Muche ile Schlemmer ve Kandinsky ile Klee. Evleri gezerken, önemli ve sıradışı başarılı bireylerin birbirleriyle iyi komşu olduklarına inanmak istiyoruz.

Usta evi [Meisterhaus] olarak anılan öğretim üyesi evlerinden biri, Dessau
Geri dönüp fotoğraflara bakarken
fark ediyorum ki Walter Gropius
kendi tasarladığı arabayı kullanıyormuş.
Ise Gropius, Gropius tasarımı
Adler-Capriolet önünde, 1932 civarı.

Bauhaus, bir deney olarak başlayan eğitimi Dessau’da sistemleştiriyor. 1928’de Gropius okul yönetimini İsviçreli mimar Hannes Meyer’e devrediyor. Meyer sert bir yönetim şeklini benimsediği için birçok önemli hoca okuldan ayrılıyor. Meyer, Bauhaus eğitiminin belkemiği olan ve Itten tarafından titizlikle tasarlanan temel tasarım derslerini kaldırıyor. Aslında bu derslerin bir disiplin ve beceri öğretmenin dışında, öğrencilerin yaşam tarzlarını baştan sorgulatarak değiştiren dersler olduğunu vurgulamak gerek. Hannes Meyer’in yerine, son yönetici olarak Mies van der Rohe geçiyor ve Bauhaus’un dünyaca tanınmasında büyük rol oynuyor. Ancak Almanya’da giderek yükselen sağ politikalar ve yaklaşan İkinci Dünya Savaşı, şüpheyle izlenen Bauhaus’un sonu oluyor. Staatliches Bauhaus, Dessau’da 1931 seçimlerinde çoğunluğu ele geçiren naziler tarafından 1932 yılında kapatılıyor; yapı savaş sırasında farklı amaçlarla kullanılıyor ve kısmen de yıkılıyor.

Dessau sakinleri Bauhaus binasını hiçbir zaman sevmiyorlar. Bugün kenti ikiye ayıran demiryolunun bir tarafında Bauhaus başka bir dünya olarak hayatına devam ederken, diğer tarafta tüm bu dünyadan bihaber kentliler var. Bu nedenle yeni Bauhaus Müzesi, Bauhaus ile hiç alakası olmayan şehir merkezinde kuruluyor. Henüz kaba inşaat aşamasındaki müze, şimdilik emanet gibi duruyor.

Bauhaus Müzesi inşa hâlinde,
Dessau, 2018

Yüzüncü yıl kutlamaları Bauhaus’un en uzun süre var olduğu ve fiziksel olarak en büyük varlığını gösterdiği Dessau için çok önemli. Bauhaus’un kentliler ile bir araya gelebilmesi için Dessau’nun bu fırsatı iyi kullanıp kaçırmayacağını umarak yine ayrılıyoruz.

Üçüncü istasyon Berlin ve sonrası

1932 yılında Mies van der Rohe Bauhaus’un Berlin’e —bu kez bir ‘özel’ okul olarak— taşınmasını sağlıyor. Eski bir telefon fabrikasında derslere devam eden öğrenciler naziler tarafından yakından takip ediliyor. Okulun eğitim metotlarını yargılayan devlet, sonunda okulun kapanmasını sağlıyor. Devlet politikalarına uygun bir eğitim vermeyi kabul etmeyen Bauhaus üyeleri, 1933’te okulun tasfiyesine karar veriyorlar.

Dünyanın dört bir yanına kaçan veya taşınan Bauhaus hocaları ve öğrencileri fikirlerini, eğitim metodolojilerini ve tasarımlarını yanlarında götürüyorlar. Mimar ve sanatçılar büyük oranda ABD’ye göç ediyor. Bauhaus hocalarının modern yaşam stili ve estetiğine daha açık olan ABD, 1950’lerde tasarım ve mimarlığı diplomasi aracı olarak kullanmaya başlıyor. Sonuç olarak İkinci Dünya Savaşı sonrasında Bauhaus, ‘Amerikalı’ olarak görülmeye başlanıyor. Böylece Bauhaus Batı dünyasında —pek de fark edilmeden— özellikle estetiğiyle yaygınlık kazanıyor.

Savaştan sonra Doğu Almanya’da kalan Weimar ve Dessau’daki Bauhaus binaları ve fikri, ‘Amerika’ algısından dolayı, çok uzun süre ihmal ediliyor. Alman Demokratik Cumhuriyeti 1970’lerin sonlarında Bauhaus’u yeniden keşfediyor ve endüstriyel tasarımın gelişimi için kendi tarihi bağlamında yeniden canlandırıyor. Bu sırada Dessau’daki okul binası onarılmaya başlanıyor.

Bauhaus Archiv ve Mies van der Rohe evi (Lemke evi), Berlin

Berlin’deki Bauhaus Archiv okula dair en büyük arşivi saklıyor. Ne yazık ki, biz oradayken arşiv kapalı ve bir tek kafe ve müze mağazası açıktı.

Yüzüncü yıl kutlamaları kapsamında Berlin, Bauhaus akımını sorgulayan, yeniden yorumlayan ve güncel tasarımla buluşturan deneysel projelere ev sahipliği yapıyor, Weimar ve Dessau ise ellerindeki orijinal nesne ve binalara yoğunlaşıyor.

Tüm kentlerde Bauhaus’u 21. yüzyıl tasarımıyla ilişkilendirme çabasının olduğu görülüyor. Katılımcılar olarak sohbetlerimizde Bauhaus’un estetik bir formdan ziyade bir deney, metodoloji ve/veya felsefi bir yaklaşım olduğu konusunda hemfikir oluyoruz. Radikal, çağdaş ve katılımcı eğitim modellerinin öncüsü.

Sonuç olarak, durmaksızın gelişen teknoloji ve dijital dünyanın yeni bir boyut kattığı hayatlarımıza baktığımızda, tasarım eğitimi nasıl kurgulanır ve güncel sorunlarla nasıl ilişkilendirilir sorusu hâlâ cevabını bekliyor. Öğrenciler okulda, bilinmeyen bir gelecek için hazırlanıyorlar. Bauhaus’da olduğu gibi, öğrenci ve hoca bir arada yaşar ve bir arada üretir olursa belki de gündelik hayatın ihtiyaç ve taleplerine bir cevap bulabileceğiz.

Bauhaus, değişen dünyaya ümitle bakan, dünyanın hızlı değişimine uyum sağlamak bir yana, bu değişimi yönlendirmek için idealist tavırlar üreten, sanat, tasarım ve mimarlık yoluyla dünyanın ve hayatın değişeceğine inanan bir okuldu. Bu yaklaşım, eğer ileri gitmek istiyorsak, bizler için de baki olmalı.

Tüm bu konuları 4. İstanbul Tasarım Bienali kapsamında yer alacak deneylerle tekrar tekrar masaya yatırmayı planlıyoruz.

{fotoğraflar: Deniz Ova}

Almanya, Bauhaus, Deniz Ova, Tasarım Bienali Seyir Defteri, tasarım eğitimi