fotoğraf: Umut Altıntaş
Amsterdam Seçkisi:
Kitap Tasarımında İlham Verici Karşılaşmalar

Az önce Anthony Bourdain’in The Layover dizisinden Amsterdam bölümüne denk geldim. Şehrin barları ve restoranlarında kafasına göre gezinip kendi argo üslubuyla birtakım şeyleri övüyor, kişisel geçmişine göndermeler yapıyordu. Ondan aldığım gazla, karman çorman bir biçimde yarım bıraktığım Amsterdam kitap seyahati yazıma geri döneyim istedim. Bourdain bu bölümde üst sınıf restoranları ziyaret etmek yerine daha yerel uğrak yerlerini ve sokak lezzetlerini denemeyi tercih etmiş. Listemde önceden haritada işaretlediğim çok özel yerler var elbette, ama başına buyruk bir özgüvenle tesadüfi karşılaşmalar da planım dahilinde ki seyahati heyecanlı kılan unsurlardan biri de bu. Bourdain ile aramızdaki tek fark; o yemek yiyor, ben ise kitap alıyorum.

Girişi onun seslendirmesiyle yapmayı deniyorum: Amsterdam. Küçük ölçekli bağımsız yayıncılar, tasarım atölyeleri, sergiler, kitapçılar, kitapçılar, kitapçılar. Çığırından çıkmışçasına rahat tipografik ifadeler, fetiş formatlar, ustaca üstesinden gelinmiş ciltlemeler ve katlamalar, baskı kalitesi, kokusu ve tüm bunları bir araya getiren doğala özdeş tasarım anlayışı. Tamamı kitap tasarımı saplantısına ayrılmış beş gün. Bu metin de beş gün boyunca karşılaştıklarım, yanımda getirdiklerim ve geride bıraktıklarımın bir güncesi.

San Serriffe

Red Light mevkiinin ara sokaklarında, yeşil kapılı küçücük bir dükkân. Yalnızca perşembe, cuma ve cumartesi günleri, saat bir ile yedi arası açık. Idea Books, Werkplaats Typografie, Roma PublicationsValiz gibi yerel yayınevlerinin ve bağımsız inisiyatiflerin kitapları satılıyor, zaman zaman küçük ölçekli sergilere ve sanatçı konuşmalarına mekân sahipliği yapıyor. Kitaplar, içeriye kademe kademe yayılmış OSB [oriented strand board] levhalardan yapılı taşıyıcılar üzerinde. Burası benim için Amsterdam’daki en mutluluk verici yer. Kurucularından biri olan Pieter Verbeke ile kasa başında sohbete dalıyorum. Gerrit Rietveld Academie’nin kütüphanesinde ve tasarım departmanında çalışıyor, yayıncılık ve sergileme üzerine organizasyonlar gerçekleştiriyor. San Serriffe’i Elisabeth Klement ile birlikte 2011’den beri aktif tutuyorlar.

Bazı kitaplar vardır ki bazı kitapçılara daha çok yakışır. O kitapları, özellikle o yerden almak istersiniz. İşte burası öyle bir yer. Uzun süredir kütüphaneme yerleştirmek istediklerimden bir tanesi Roma Publications’un ikonu hâline gelmiş Parallel Encyclopedia. Batia Suter ve çok sevdiğim James Langdon, ikonlaşmış buluntu imgelerin alakasız ve rasgele bir araya gelmeleriyle ortaya çıkan etkileşimi karşılaştırdıkları bir ansiklopedi kurgulamışlar. “Kendi işimde, çeşitli temalara ve karakteristiklere dayalı bir grup imgeyi topluyorum ve nereye ve nasıl yerleştiklerine göre birbirlerini nasıl manipüle ettiklerini araştırıyorum. Bu kitabın yapım sürecinde de imgeler arasındaki anlatıyı gözler önüne seriyorum.” diyor Suter. Tasarımın daha çok derleme, bir araya getirip kurgulama [editing] kısmıyla ilgili olduğum için, bu iş tam ağzıma layık. Kitap, içinde birtakım imgeleri tutan bir taşıyıcı olmaktan daha fazlası; bir sanat eylemi. Yeşil kumaş kaplı sert kapağı hemen her yerde gözünüze çarpıyor.

Kitap tasarımındaki net dokunuşları ve hassasiyeti karşısında etkilendiğim Roger Willems’in JCJ Vanderheyden için tasarladığı The Analogy of the Eye kitabı, yıllardır gözümün aşina olduğu bir iş. Vanderheyden’in uçak penceresinden çektiği fotoğraflardan hareketle yaptığı resimlerde penceredeki görüntü bir imgeye, pencere ise o imgeyi sınırlayan çerçeveye dönüşüyor. Resimler grafik soyutlamaya yakın duruyor. Bir retrospektif olan kitabın kapağı, Vanderheyden’in gerçek yapıtlarından biriymiş gibi davranıyor. Yine Roma Publications’tan.

Tanıdık bir yüz; Karel Martens’in nesnel harflerinden oluşan Roma 1-272. Seul’de bulunan, National Museum of Modern and Contemporary Art’ta sergilenen Roma Publications yayınlarını içeren bir katalog. Esasen bir dizin olmanın ötesinde, yayınevine ait kitapların tasarım nosyonlarına ilişkin görüşleri de içeriyor. Kitabın tasarımcıları da özel insanlar: Na Kim ve Roger Willems.

Yine Karel Martens. Werkplaats Typographie’de yakından tanışma fırsatı bulduğum bu utangaç ustaya ait bir kitap var elimde. Ancak konsept ve tasarım Julie Peeters’a ait. Martens’in Kunstverein München’da açtığı Motion isimli serginin kitabı, ustanın işlerinin gösterildiği videoların ekran görüntülerinden oluşuyor. İşin ilginç yanı, ekranda hareket eden imgenin yarattığı estetik, Martens’in durağan işlerinde de mevcut. Zamanında başka ihtiyaçlar için kullanılmış, ancak zamanı dolmuş basılı malzemelerin üzerine çalışarak, önceden var olan bir grafik dilin üzerine kendi harflerini ve formlarını çok renkli katmanlarla üst üste bindiriyor Martens. Böylece bakılan işin aslında görüldüğü kadar sabit veya tek bir ana ait olmadığı algısına kapılıyoruz.

Muşamba ambalajıyla dikkat çekici Dinamo Specimen. Johannes Breyer ve Fabian Harb’ın derleyip toparladığı bu kitap yedi adet katlanmış afişten oluşan, gazete formatında bir yazı tipi teşhir kitabı. Her sayfanın bir yüzünde yazı tipi, diğer yüzündeyse onu destekleyen bir imge yer alıyor. Şahsen bir specimen meraklısı olmasam da lezzetli geldiğini söyleyebilirim.

Dinamo Specimen,
Johannes Breyer ve Fabian Harb

Anu Vahtra’nın üç boyutlu mekânla olan derdini kitabın üçüncü boyutuna yansıttığı Untitled. Sanatçının yerleştirmeleriyle sorguladığı ikinci ve üçüncü boyut arasındaki sınır, kitapta sayfanın sınırıyla dile getirilmiş. Metin ve fotoğraflar, ortasından katlanmış sayfaların bir tarafından diğer tarafına geçiş yapıyor ve böylece kitabı mekânsal bir farkındalıkla okuma deneyimine davet alıyoruz. Kitap, üç farklı görsel sanat grubu ile birlikte ortaya çıkmış: Na Kim, Mikk Heinsoo & Kaarel Nõmmik (Stuudio Stuudio) ve Jens Schildt & Matthias Kreutzer (Our Polite Society).

Untitled, Anu Vahtra

San Serriffe, öyle kolay ayrılacak bir yer değil. Bu küçücük dükkânda ortalıkta olan kitaplarla yetinemediğim gibi, Pieter’in yeni sezon için getirttiği ve dökümünü yaptığı kitapların bulunduğu gizli deposunu keşfediyorum. Nasıl bir iştaha sahip olduğumu çok iyi anlamış olacak ki, kitapların sırasını bozmamak kaydıyla kurcalamama izin veriyor. Pieter’e “Açık kalmaya devam et” diyerek evim gibi hissettiğim bu yerden zar zor atıyorum kendimi dışarıya.

Buchhandlung Walther König

Stedelijk Museum’un içerisinde yer alıyor. Mimarlık, sanat, tasarım ve foto-kitap koleksiyonuna sahip dükkân benim için müzede yer alan eserlerden daha dikkat çekici. Masaların üzeri genel ilgiye yönelik referans kitaplarıyla örtülüyken daha özgül içeriklere sahip olanlar ise raflarda. Hemen her kitabı tek tek çekip kurcalıyorum. Çoğunun yüzü tanıdık olan kitaplara, müze içindeki De Stijl’in 100 Yılı sergisinden daha çok zaman ayırıyorum. Satın aldıklarım, Mevis & Van Deursen’in kimliğini tasarladığı müzenin şahane poşetlerinin içlerine giriyor.

Jens Hoffmann, (Curating) from A to Z. Alfabedeki her harf sergileme dünyasında bir kavrama atanmış. Hoffmann, belli ki kendi küratoryal geçmişine dayanarak bu kavramları kendi baktığı yerden yeniden tanımlıyor. Biraz da tezimin bahanesiyle, bu küçük kitabı bir lokmada yutuyorum.

(Curating) from A to Z,
Jens Hoffmann

İsviçreli ikili Dimitri Bruni ve Manuel Krebs’in (Norm) mutlak akılcı ve titiz tasarım anlayışından çıkma ve hiyerarşik yapıya ters bir kurguya sahip olan Shirana Shahbazi’nin First Things First kitabı ince ve yoğun. Katalog diye tanımlanan bu nesne, Shahbazi’nin on yıllık fotoğraf üretiminden bir seçki. Fotoğraflar hiçbir kategoriye ayrılmadan veya mantıksal bir sıraya sokulmadan sayfaya yerleştirilmiş ve sözgelimi başına buyruk bir anlayışa sahip olsa da Norm’un nefesi her sayfanın üzerinde; “ilk önce mantık” diye fısıldıyor.

First Things First, Shirana Shahbazi

Erik van der Weijde, This is not My Book. Başlığıyla anında beni cezbediyor. Bir yayıncılık manifestosu, sekans, yığın, görüntü, bitmemiş projeler, hatta henüz yapılmayan kitaplar üzerine. Kitap, içerisindeki kısa cümlelerle hem kendisine hem Weijde’nin on yıl boyunca ürettiği yayınlara, hem de genel olarak kitap nesnesine gönderme yapıyor. Kişisel yayıncılıkla ilgilenen herkes edinmeli, bağrına basmalı.

This is not My Book, Erik van der Weijde

Architectura & Natura

Irma Boom ofis ziyaretinin ertesi günü. Architectura & Natura’nın Amsterdam’ın en özel kitapçılarından bir tanesi olduğunu, ellerinde herhangi bir Irma Boom kitabı olup olmadığını sorduktan hemen sonra anlıyorum. Bu kitapçı, aynı zamanda Boom ile birlikte 1990–2000 arası ortak kitaplar yapıp piyasaya süren bir yayınevi. Benim için özel bir şeyler getireceğini söyleyerek kayboluyor sahibi, hafif bir gülümsemeyle. Birkaç dakika sonra arkalardan bir yerlerden getirdiği kitapları kucağıma yığıyor. Ancak bunlar başka bir kişiye ait gibi. Şimdilerin Boom imzasından uzak, daha renkli ve içe kapanık.

Old Symbolism, New Art.
A carpet for the Royal Palace,
Irma Boom

En kıymetlisini gösteriyor önce: Ria van Eyk’in Burgerzaal Kraliyet Sarayı için ürettiği halıyı konu alan, 1999 yılında yayımlanmış Old Symbolism, New Art. A carpet for the Royal Palace. Sert kapak, narin cilt ve ince bir kâğıt. Boom’un bugün alışkın olduğumuz ‘kaba’ tipografisinden eser yok. Her şey incelikli. Kitabın katlandığında yüzü bize dönük olan sayfaları, halı deseninin kadrajlarından oluşan soyut formları gösteriyor. Sayfayı tam açtığımızda ise, halının asılı olduğu yeri ve tamamını görüyoruz. Boom’un, kitabın “iki kırımla iç içe katlanan A3” formata sahip bu oyunlu yapısını, 1991’de Paul Fentener van Vlissingen (SHV firmasının sahibi) için yaptığı bir doğum günü hediyesi kitabında (bu kitap da SHV kitabı gibi kahve filtresi kâğıdına basılı) ve ardından 1994’te Fransız sanatçı Ange Leccia için yaptığı kitapta kullandığını biliyoruz. Yayınevinin sahibi, bu kitabı alırsam yanında getirdiği diğer kitapları bedava vereceğini söylüyor. Kalan son baskısını elimde tuttuğum bu kitabı biraz pahalı olmasına rağmen elbette hiç düşünmeden alıyorum.

Marakele: The Making of a
South African National Park,
Paul Van Vlissingen ve Irma Boom

Boom’un ‘büyük’ kitap yapma tutkusunun izlerini taşıyan Marakele: The Making of a South African National Park, yine Paul Van Vlissingen’in Boom’a verdiği güzide işlerden bir diğeri. Boom, kitabın tasarımını yapmanın yanı sıra Van Vlissingen’in çektiği fotoğrafların seçkisine ve kurgusuna da karar vermiş. Fotoğraflar, her bölüm için atanmış başlıklar altında bir araya geliyor. Sonuç; parkta yaşayan hayvanların yaşamını ifşa eden 500 fotoğraflı hacimli bir hikâye. Boom kimliğine en uzak olan Het Rijnlands Huis ise fazlasıyla derli toplu; kurumsal denebilecek sıkıcılıkta. 2000 yılında yayımlanan kitapta Boom sanki tüm temel sayfa tasarımı kurallarını bir sefere mahsus bu kitapta kullanmış ve bir daha geriye dönmemiş. Kitap, çok eski bir Hollanda apartmanını konu alıyor. Bu arada diğer kitaplar arasında sevgili Okay Karadayılar’ın tasarladığı Are We Human? Notes on an Archaeology of Design kitabıyla rastlaşıyor, gurur duyuyorum. Sonrasında ağır poşetlerle ayrılıyorum kitapçıdan.

Het Rijnlands Huis, Irma Boom

Bijzondere Collecties

Arzu ettiğim karın tokluğuna çoktan ulaştım derken, Irma Boom’un tavsiyesiyle UvA Bijzondere Collecties’de Modernism: in print, Dutch Graphic Design 1917–2017 sergisi çıkageliyor. Gidiyorum. Bijzondere Collecties, ortaçağ el yazmalarından Hollanda modern grafik tasarımının ikonlaşmış örneklerine özel bir koleksiyonu olan, Amsterdam Üniversitesi’ne bağlı bir araştırma merkezi. İçerisinde yer alan kitapçı da grafik tasarım özelinde nitelikli ve zengin bir derlemeye sahip.

Serginin olduğu cam kapıdan içeriye girer girmez tanıdık bir ses geliyor; Wim Crouwel’in görüntülü röportajı salona yankılanarak sergiyi sarıyor. László Moholy-Nagy, Herbert Bayer, Jan Tschichold, Emil Ruder, El Lissitzky gibi keşke o dönemde yaşayıp sıkı arkadaş olsaymışım diyebileceğiniz ustalar, in context başlığı altında vitrinde bir araya getirilmiş. Bu vitrinin ardında o dönem birbirlerinden etkilendiklerini bildiğimiz, ancak hepsini bir arada görünce bir tarihe eş zamanlı şahit olduğumuz paha biçilemez kitaplar var. İki kız kardeş; Die Neue Typographie ve Typografische Gestaltung mesela oracıkta duruyor.

Modernism: in print,
Dutch Graphic Design 1917–2017

Sergi izleği, her odaya geçişte güncel tarihe yaklaşmak üzerine kurgulanmış. 1920’lerden 60’lara “saf formu arayış” yolculuğu 70 ve 80’lerde dijital estetiğin basılı yüzeyde uyarlanması ve çok katmanlılığa doğru yön değiştiriyor olsa da 2000’lere gelindiğinde yüz yıl öncesinin rafine anlayışı daha keskin hatlarla kaldığı yerden devam ediyor. Sergiye hızlı bir bakış attığımda şunu görüyorum; erken dönemlerde biçimsel arayışlar kendisini ön plana çıkarırken, güncele yaklaştığımızda bu sefer biçimler kendini geriye çekmiş ve kavramlar seslerini yükseltmeye başlamış.

Yüz yıllık zaman diliminde bir ileri bir geri giderken Piet Zwart’ta duruyorum. Zwart’ın NKF Company için yaptığı katalog tasarımında –konusu olan fabrika bağlamından uzaklaşarak bakıldığında– temel renkler, fotoğraf, foto-kolaj, tırnaksız tipografi ve saf form ile yarattığı modern grafik yorumlamanın ne denli olağan, bir o kadar da sofistike olabildiğine hayret ediyorum. Derken Dick Bruna’nın her hediye dükkânında karşılaşabileceğiniz ikonik Miffy karakterine, nihayet yer aldığı orijinal kapağında denk geliyorum.

Sergide beni en çok çarpan iş, Jurriaan Schrofer’in bakmalara doyamadığım Gezondheid, Onderwijs, Ontspannen adında 1967 tarihli yıllık raporun kapağı oluyor. Tasarım iki katmandan oluşuyor: Yumuşak karton kapak, yarı saydam başka bir kâğıtla kaplanmış. Dönemin pikselleşen ruhuna denk düşen noktalı tipografi, bu altlı üstlü birliktelikte hareketli bir etkileşime geçiyor. Kitap, sayfa düzeni eskizleriyle ve ayrı bir şömizle birlikte sergileniyor.

Gezondheid, Onderwijs, Ontspannen, Jurriaan Schrofer

1970’ler ve sonrasında hayranlıkla izlediğimiz tasarımcıların ilk dönem örneklerini görmek şaşırtıcı. Bugün bildiğimiz Karel Martens’i o dönemdeki işlerinden bir bakışta tanımak zor. Ancak Crouwel kendini hemen ele veriyor. Mutlak gride saygı duruşu…

Serginin son odası, ağırlıklı olarak Experimental Jetset tarafından kuşatılmış. Kendilerine karşı özel bir ilgim olmamasına karşın kültürel geçmişlerine obsesif bir biçimde duydukları saygıya kayıtsız kalamıyorum. Serginin ağır toplarından birisi de ekibin kendi pratikleri üzerine olan Statement and Counter-Statement: Notes on Experimental Jetset. Roma Publications’tan çıkma bu küçük ve kalın kitap neredeyse her kitapçının rafında yer edinmiş. Experimental Jetset ile aynı odada, duyarlı ve rasyonel kafa Joost Grootens’in titiz ve hacimli kitapları yer alıyor. Her milimetresi özenle hesaplanmış atlaslarının yanında en çok ilgimi çeken iş, I Swear I Use No Art at All. Bu kitap Grootens’in on yılda tasarladığı yüz kitapta kullandığı grid sistemleri, kâğıt tipleri, ciltleme yöntemleri, format, renk ve yazı karakterleri gibi belli başlı detayların grafikler eşliğinde gösterildiği bir kayıt. Her obsesif kitap tasarımı severin edinmesi gereken bir dokümantasyon.

Sergi, mesleğinin yüz yıllık tarihine ilgi duyan her tasarımcı için eşi benzeri zor bulunur bir seçkiyi bir arada tutuyor. Bu açıdan kendimi çok şanslı hissediyorum. Ancak serginin tek olumsuz yanı, afiş ve kitap kapaklarının dekoratif bir amaçla büyütülerek duvarlara yaslanmış replikaları. Belli ki mekânı doldurma telaşıyla orada olan bu panoların bilgilendirici bir işlevi olmadığı gibi, baskı kaliteleri de iyi değildi. Hollanda tasarımıyla ilgili göze çarpan en önemli unsur tasarımı uygulama becerileri. Kitapçılarda elime aldığım her kitap, öncelikle fiziksel kondisyonuyla ben buradayım diyordu. Camın ardından göründüğü kadarıyla da yüz yıl öncesinde de teknik ve işçilik had safhada. Malzemeye karşı hassasiyet ve belli bir düzeyin üstünde üretim becerisi olmadan, yalnızca tasarlanmış yüzeylerin, incelikli tipografinin veya renk bilgisinin tek başına pek bir önemi yok. Tüm odalar arasında son bir kez hızlıca geçiş yapıp, bu koleksiyonu ardımda bırakıyorum.

Geride Kalanlar

Adresi belli olan yerler dışında sokak karşılaşmaları ve ikinci el kitapçılar ayrı bir yazı bölümünü doldurur. Ayrıca girdiğim onca kitapçıda, elime alıp da yerine bırakmak zorunda kaldığım onlarca kitabın kaçamakça fotoğraflarını çekmekle yetiniyorum yalnızca. Her kapak bir grafik fetiş. Her ciltleme, o kitabın kişiliği hakkında en büyük ipucunu veren bir jest. Kâğıt seçimi belki de kitap tasarımında en kritik tercih. Amsterdam’ı günün birinden yeniden ziyaret edersem, şimdilik fotoğraf arşivimde bir görüntü olarak duran bu kitapları da arşivime dahil eder, bir günceyi de onlar için tutmayı ve paylaşmayı deneyebilirim.

Bitiş yine Bourdain tonundan: Karşı konulamaz bir kitap tasarımı tutkunuysanız, kabul edelim, bu şehrin sunduğu özgürlüklerin sınırı yok. Ha, bir de Red Light District ve türlü şeyler falan da var…

{tüm fotoğraflar: Umut Altıntaş}

grafik tasarım, kitap, kitap tasarımı, Umut Altıntaş, yayın, yayıncılık