Elin Araçları, Soyu Tükenen
Çizim Enstrümanları
Cetvel

Ölçmek, en, boy, hacim ya da süre gibi ölçülen bir niceliğin aynı türden belirlenen bir nicelikle kıyaslanması ya da kendi cinsinden seçilmiş bir birimle karşılaştırılıp kaç birim geldiğinin belirlenmesi demek. Ölçü aletleri de insanın icat ettiği en eski aletler arasında yer alıyor. Andrew Robinson’a göre, bunlar arasında uzunluk (ve ağırlık) ölçüleri ve ölçü birimleri en erken tarihli olanlar.1 Ancak her zaman yanımızda bir ölçme aleti taşımıyoruz; cetvel, şeritmetre, kırık metre, kumpas ya da mezura gibi… Bir şeyin boyutlarını merak ettiğimizde, gündelik hayatta her an elimizin altında olan bazı standart nesneleri birer ölçüm aracı olarak kullanmak mümkün; elimizi cebimize attığımızda, en basitinden kredi kartı, kâğıt para, madeni para, cep telefonu ya da katlanmış bir A4 yaprağı gibi. Bunlar ve diğer pek çok endüstriyel ürünün boyutları, matematiksel ölçüm yöntemlerine göre ayarlanıp standartlaştırılmıştır. Standartlaştırılmış nesneler de biliyoruz ki rasyonel bir aklın ürünleridir. Daha ‘yer-olmayan’ ve nesnel bir dünyaya aittirler; yani ölçülebilirdirler.2 Örneğin, 5 Türk Lirası 64 × 130 mm; 25 kuruş çap 20,5 mm, kalınlık 1,65 mm; iPhone 11, 75,7 × 150,9 × 8,3 mm; bir ATM kartı 85,60 × 53,98 × 0,76 mm; A4 kâğıt 210 × 297 mm.

Bir birime dayanan ve ölçülerini kesin bildiğimiz bir nesneyle kıyaslayarak elimizdeki başka bir nesnenin büyüklüğünü aşağı yukarı kestirmek, sıkça başvurduğumuz bir gündelik pratik aslında. Dolayısıyla diyet listelerindeki bir kibrit kutusu peynirin yaklaşık hacminin kolay anlaşılabilir olması hiç de tesadüf değil ya da ‘iki futbol sahası kadar’ derken zihnimizde üç aşağı beş yukarı ne büyüklükte bir yerden bahsedildiğini canlandırabilmemiz. Standart nesnelerle kıyaslarken, daha görsel bir ilişki kurmaktan ve hızlı matematiksel hesaplamalar yapmaktan bahsedebiliriz.

A5 kâğıt, A6 kâğıt, 5 Türk Lirası, 25 kuruş ve bir ATM kartı arasındaki boyutsal ilişki

Aletsiz ölçümde,3 henüz uzunluğu, genişliği, et kalınlığı bilinmeyen bir nesnenin ölçülerini anlamak için karşılaştırılacak nesnenin standart olması da şart değil elbette; ancak, bu türden bir karşılaştırmanın ötekine kıyasla, ölçüm pratiği olarak hayli görecelilik içerdiğini söyleyebiliriz, çünkü mukayesede örnek alınan tam ölçülemeyecek; yani yöntem olarak daha enformel, hatta ‘bedensel’ bir deneyimi çağırıyor gibi. Duyu organları da daha fazla işin içine giriyor sanki. Sözgelimi ilkokul sıralarında defter satırına bir parmak boşluk bırakarak yazmaya başlamak. Beden ölçüsünü tam olarak bilmeyen birinin herhangi bir kıyafeti kendi üzerine tutup ölçmesi ya da bel ve kalça genişliğini bilmeyen ve mezurası da olmayan birinin, bir ip yardımıyla belinin ve kalçasının genişliğini saptaması, sonra o ipi etek biçmek için kumaşta ölçü olarak kullanması. Ya da bir mekânın büyüklüğünü anlamak için kendi boyutlarına referans vermek: “Burası, dört tane ben yüksekliğinde ve sekiz çift kolum genişliğinde” gibi. Örnekleri çoğaltabiliriz. 

1910’ların başında antropolojik araştırmalar için Theodor Kocher’in tasarladığı
kafa ölçüm aleti
Modulor’un Le Corbusier tarafından
kendi kulübesinin (Petit Cabanon) tasarımında kullanımı

Tarihte de parmak, tutam, karış, ayak, arşın, kulaç, boy, avuç, kucak ve yudum, aletsiz ölçü teknikleri için insanın doğal organlarından yola çıkan ilk birimler olarak kabul edilir. Mimarlık ve mekân söz konusu olduğunda da insan vücudunun parçalarının ölçü birimi olarak kullanılması hayli eski bir gelenek. Önce aletsiz, bedenin bilgisiyle, sonra bedenin alete tercümesiyle. Daha geç dönem örnekleri de var elbette. Bunlardan biri Vitruvius’un De Architectura’sında Kitap III’te karşımıza çıkan Leonardo da Vinci’nin 1490 tarihli “Vitruvius Adamı”. Bir diğeri de Le Corbusier’nin geliştirdiği, II. Dünya Savaşı sonrası hem yeniden inşa hem hızlı ve seri üretim için tüm ülkeler ve toplumlar tarafından kullanabilecek yeni bir standart ölçü sistemi, “Modulor”. Yine, Ernst Neufert’in 1936’da yazdığı ve sonra farklı dillere çevrilip mimarlık öğrencilerinin bir dönem el kitabı hâline gelen Neufert, Architects’ Data kitabını da bu bağlamda hatırlamış olalım. Anatomi ve antropometrik ölçütler üzerine konuşulduğunda, ergonomi kadar bunun gidebileceği en tehlikeli noktayı da hepimiz biliyoruz: Bedenin ırkçı politikaya alet edilmesi.4

Mimarlığa geri dönersek, Pallasmaa ilk yapılarda boyutlandırma ve oranlama yaparken insanın kendi bedenini kullandığını söylüyor.5 Bu, aslında temel bir birimden ortaya çıkan, görece6 rasyonel ve organik bir sistem.7 Bu sistemin ilk kez MÖ 4000 ve 3000’li yıllarda Mezopotamya, Mısır ve İndus Vadisi halklarında uygulandığı biliniyor. Eski Mısır ve Klasik dünyada ölçü birimi olarak kullanılan uzuvlarımız el, parmak, ön kol ve ayak. 

Cetvelin çıkış noktasının da o döneme ait ve bedene referans veren ölçme çubuklarının olduğu düşünülebilir.8 Bu cetvellerin metal, taş ya da ahşaptan yapılmış örnekleri var. İçlerinde taş, taşınabilir bir alet için uygun malzeme olmadığından, taştan yapılmış ölçüm çubuklarına ‘tören çubuğu’ adı veriliyor.9 Yani bu çubuklar gerçekten kullanımda değil. Eski Mısır’ın ünlü ustabaşı ve mimarlarının mezarlarında keşfediliyor ve o dönemde çoğunlukla da firavunlar tarafından asillere hediye olarak sunuluyorlar.

Eski Mısır’da insan vücudu parçaları arasında kurulan oransal ilişki

Muhakkak bazıları daha uzun bazıları daha kısadır, ancak Eski Mısırlılar yetişkin bir insanın10 ayağının başka bir yetişkinin ayağıyla kabaca aynı uzunlukta olduğunu düşünüyordu. Bu varsayıma göre, pekâlâ ortalama bir insan ayağı standart bir ölçü olarak kullanılabilirdi. Mısırlılar, yaratıcı bir biçimde, işte topuk bitimi ile ayak baş parmağı ucu arasındaki bu standart ölçüye ayak [foot] adını verdi. Yine, yetişkin bir insanın bir dirsek eklemi ve orta parmağının ucu arasındaki mesafenin, başka bir yetişkin insanın ön koluyla aynı uzunlukta olduğu varsayımıyla, bunu da kübit olarak adlandırdılar.11 İnsan bir kolunu yana uzattığında, göğsünün ortası ve orta parmağının ucunun arası iki kübit, yana açılmış her iki kolun orta parmakları arası dört kübit uzunluğunda kabul ediliyordu. Bir el parmağı (işaret) ölçüsü bir dijit; bitişik dört parmak ölçüsü, yani avuç içi bir palın [palm]; serçe parmak ve baş parmak arasındaki mesafe bir karış [span] olarak tanımlanıyordu. Her parmak ölçüsü, yani dijit de kendi alt bölümlerine bölünmekteydi. Örneğin yedinci parmak yediye, onuncu parmak ona. 

Eski Mısır’da kübit, hem bir birime hem de ölçüm çubuğuna verilen isimdi. Tıpkı bugün, cetveli, bir dil oyunu yaparak çoğunlukla metre olarak anmamız gibi. Mısırlılar temel olarak iki uzunlukta kübit kullandı. İlki, altı palın (kabaca 45 cm) olan ‘kısa kübit’tir12 ve daha çok anıtların ölçümünde iş görür. İkinci ölçü çubuğu, yedi palın (kabaca 52,3 cm) uzunluğundadır; daha yaygın kullanılır ve ‘royal kübit’13 olarak anılır. 

Standart bir kübit çubuğunu tarif edecek olursak, kesiti dikdörtgen biçimindedir. Ön yüzünün üst yarısı eğimlidir. Bu yüzün altta kalan kısmı yedi palına bölünmüştür. Her bir palın dört parmaktır (dijit) ve çubuk üzerinde toplam yirmi sekiz parmak işaretlidir. Alt kenarda, sağdan başlayarak sırasıyla ilk parmak ikiye, ikinci parmak üçe ve devam edersek on beşinci parmak on altıya bölünür. Bir parmağın on altıda biri kübitin en küçük ölçüsüdür. Eğimli yüzde daha büyük dilimler yer alır. İlk üç bölümlenmede üç parmak çizilmiştir; birincide bir, ikincide iki, üçüncüde üç parmak vardır. Dördüncüde baş parmaksız bir el, yani bir palın, beşincide el (Drt), altıncıda yumruk, sekizincide iki palın çizimi yapılmıştır. On iki parmak (Pedj-Sheser) küçük karış, on dört parmak (Pedj-aa) büyük karış olarak isimlendirilir. Başka bir dilim, dirsek ve bilek arasıdır ve bu da dördüncü palının sonuna isabet eder. Aynı yüzde, beş palın uzunluğuna üst kol rastlar ve bu uzunluk birim ölçü olarak remen diye adlandırılır. Altıncı palın üzerinde ‘kısa kübit’, yedincisinin üzerinde ‘royal kübit’ yazılıdır.14

Kübit cetveli, rekonstrüksiyon çizimi,
Nora E. Scott, 1942
Kübit cetveli, üzerine işaretlenmiş
alt birimler ve diğer bilgiler

Piramitlerin de Mısır kübitine göre inşa edildiği tahmin ediliyor. Bu bağlamda, Keops Piramidi’nin orijinal yüksekliğinin 280 Mısır kübiti (146,47 m civarı) olduğu sanılıyor. Taban kenarlarından her birinin de 440 kübit (230,37 m civarı) uzunlukta olduğu tahmin ediliyor.15

İnsan vücudunu ölçü birimi olarak kullanan sadece Eski Mısırlılar değildi elbette, dolayısıyla cetveli de. Ölçüm tarihi üzerine hızlı bir araştırma yapınca, 18. yüzyıl sonu icadı metrik sistem öncesinde, kültür ve dönemler kadar çok ölçüm sistemi ve ölçme çubuğuyla karşılaşılıyor. Sözgelimi Avrupa’da 1830’larda, birim uzunluğu 236 ile 480 mm arasında değişen 134 farklı ayak ölçümü kaydedilmiş. Ancak ufak tefek farkları olsa da bu sistemler şaşırtıcı derecede benzerlik taşıyor. Bu benzerlik, neredeyse hepsinin, başından beri değindiğim bedene referans veren çeşitli uzuvların uzunluklarına dayanmasından kaynaklandığını söylemek mümkün. Baş parmak ile orta parmak arasındaki mesafeyi bir ölçü birimi (shaku) kabul eden Japon kanejaku ve kujirajaku cetvelleri,16 Roma ayağını (pes, parmağın on altı katı) birim olarak kullanan Roma Cubitus cetveli,17 İndus Vadisi halklarında parmak ölçüsünden (angula) türeyen Vedic Aratni/Mohenjo Daro cetveli, 18. yüzyıl Fransa’sında ayak ölçüsünü temel alan ve ahşap işçiliği için tercih edilen Roubo Pied du Roi cetveli ve yine aynı yüzyılda Fransa’da, kollar yana açıldığında iki elin orta parmak uçları arasındaki mesafeyi, bir kulacı (fathom, 1,83 m civarı) bir birim olarak varsayan Roubo18 Toise Fathom marangoz cetveli bunlar arasında sayılabilir. 

Mezopotamya güneş tanrısı Şamaş,
elinde ölçüm çubuğu ve halkayla, karşısında ayakta Babil Kralı Hammurabi, dikilitaş detay, MÖ 1780 civarı,
kaynak: Wikimedia Commons 
Roubo’nun L’Art de menuisier ansiklopedisinden bir levha, fig. 2 ve 3 olarak betimlenen ölçüm çubukları ve onları birim kabul ederek üretilen
bir mekâna ait betimleme,
kaynak: Wikimedia Commons

Ölçüm için bu kadar farklı sistem kullanılması, gelecek sosyal bir değişimin de habercisi. Bugün kullandığımız ve çoğumuza konu etmesi bile sıradan gelebilecek metrik sistem19 ve uzunluk ölçüsü olarak birimi metre, köklü yapısal değişikliklerle sonuçlanan 1789 Fransız Devrimi’nin evrensel bir ürünü. ‘Tüm halklara ve tüm zamanlara’ adanacak, herkesi mutlu edecek, ortak bir düzen tahayyülünün bir parçası.20 Şu noktada belki gereksiz bir vurgu olacak ama bu iyi dilek, göreceğiz ki, o kadar da masum olmayacak. Devrim öncesinde, ölçü birimlerinin birbirine dönüştürülmesi hayli kaotik bir süreç ve pek çok açıdan da ‘eşitsizlik ve adaletsizlik’ nedeni olarak görülür.21 Güçler22 arasında gerilim, mücadele ve çatışma kaynağıdır. Ölçüde, kişiden kişiye, coğrafyadan coğrafyaya, bir vakitten ötekine değişen bir çeşitlilik ve bir ölçüyü tam olarak birinden diğerine çevirmenin imkânsızlığı hem keyfiliğe hem hile ve hata23 yapmaya açıktır, hem de bilimin önünde engel sayılır. Sözgelimi o dönemde sadece Fransa’da 250.000 farklı ölçü birimi kullanımdadır. Devrim sonrası, Fransa Bilimler Akademisi bütün ölçümlerin güvenilirliğini ve doğruluğunu sağlamak için 1791’de bir komisyon görevlendirerek, Aydınlanma hareketinin ‘rasyonel prensipleri’ ile ortaya koyulacak ve ‘değiştirilemeyecek’ yeni bir birim ve ölçü sistemi icat etmeye girişir: Bir kişiye, bir yere ve bir zamana bağlı olmayacak, genel geçer, kesin, hesaplanabilir, birbirine çevrilebilir, en ufak bir muğlaklık içermeyen, eşit ve hassas bir düzen. Kısaca, tüm ölçüleri disipline edecek ve ‘ölçülebilir’ olacak. Böylelikle ölçüm de nesnelleşecek ve öngörülebilecek ve nihayet evrenselleşerek bir bilim dalına dönüşebilecektir. Bu bilim dalına metroloji diyoruz. 

Matt Anticole,
“Why the metric system matters”
Paris meridyeni üzerinde,
Dunkirk ve Barselona arasında,
18. yüzyılda yapılan ölçümler
İki nokta arasındaki açıları daha hassas bir biçimde ölçmeye yarayan 18. yüzyıl icadı, Borda repeating circle

Devrimin icadı, son derece matematiksel olan ve doğal fiziksel bir birime dayanan işte bu yeni uzunluk birimi de Grekçe ‘ölçmek’ anlamına gelen metron’dan türetilecek olan metredir. 1792–1799 arasında, Paris meridyeni üzerinde, Dunkirk ve Barselona arasında trigonometrik yöntemler kullanılarak ölçümler yapılır.24 Bu ‘hassas’ ölçümler ve ‘güvenilir’ hesaplamalar sonucunda, Paris üzerinden geçen meridyen uzunluğunun çeyrek diliminin 10 milyonda biri, bir metre25 olarak kabul edilir. Hesaplanan bu büyüklüğe göre, bir metrenin yasal ölçü modeli (etalon) yani ilk prototipi, Jan Hendrik van Swinden tarafından tasarlanır. Dökülerek platinden imal edilmiş bu örnek çubuk, 25 mm × 4 mm ölçülerinde ve dikdörtgen kesitlidir.26

İlköğretim yıllarından hatırlayabileceğimiz onluk sisteme dayalı metrenin üstkatları
ve askatları diyagramı

Uzunluk birimi olarak metrenin günlük hayatta yaygın kullanımı sağlamak üzere ilk metre prototipini üretmek ve çoğaltmak, başta elbette hayli maliyetli olacaktır. Bu nedenle Fransa kendi yurttaşlarıyla bu yeni sistemi tanıştırmak için platin metreden daha erken tarihli ve çok daha ucuz bir çözüm bulur: Metre taşı. Şubat 1796 ile Aralık 1797 arasında, henüz ölçümler devam ederken, Paris’te en sık kullanılan sokaklardaki 16 binanın cephesine birer mermer blok27 yerleştirilir. Bu mermer bloklar üzerinde, standart metre kazınarak işlenmiştir. Standart metre, uzunluğu ölçülecek nesnenin rahatça hizalanabileceği, başı ve sonu pirinç çıkmalarla belirlenmiş –T cetvelini hatırlatan– iki metal parça arasında, bir metre uzunluğunda, yatay, düz ve birbirine iki paralel çizgiden oluşur. Bu iki yatay paralel çizgi, onu dik kesen ve birbirine eşit aralıkta duran başka çizgilerle işaretlenmiştir. Taşa daha uzunca işlenmiş dikey çizgiler, dilim olarak desimetre birimleridir ve en sağında olanına santimetre bölüntüleri eklenmiştir.

Bir metre taşı, 36 Rue de Vaugirard, Paris
ve fotoğraftan alınmış bir detay, 10 cm

Ölçme çubuğu, metreyle birlikte üzerindeki hikâye parçalarını ve yaşanmışlıkları yavaş yavaş atıyor gibidir. Onları işe yaramaz kılıyor, yanı sıra dışlıyor, uzaklaştırıyor, indirgiyor ve aynılaştırıyordur da sanki. Cetvel, metreyle bedensel deneyimden ve bedenle elde edilen bilgi dağarcığından giderek temizlenir. Akraba kullanım biçimleriyle vedalaşır. Ölçmek, bir anlamda hafızasızlaşır; çünkü zamansızlık ve mekânsızlık cetvele sızar. Böylece ölçmek ‘boş’ bir kategori* hâline gelir; saf ve bir o kadar da katışıksız. Ölçememek ve belki ölçememenin gücü de artık toplumsal bir pratik olmaktan çıkar. Ölçülerin çokluğunun farklı olanı üretmek olduğunu28 varsayarsak, ölçünün kendisinden bir daha böyle bahsetmek mümkün olmaz; çünkü cetvel, metre ile önce ölçmenin kendisini ehlileştirir. Cetvelle ölçüm ancak nesnel ve ölçülebilir bilgi verir. Şeyler aynı standart birimle ölçerek bilinebilecek, öngörülebilecek bir hâle gelir. Bir şey ancak cetvelin gösterdiği kadardır; daha fazlası ve ötesi hiç değil. Artık ya da örtük, kabul edilebilir değildir. Öncesinde her cetvel başka türlü ‘okunur’, yani çok dillidir. Her okuma, bir anlamda da kullanım, farklılıklar arasındaki güç mücadelesini ortaya koyar. Ancak metreyle birlikte elde, çok yakın geçmişe kadar kullanıldığı hâlde okunaklılığını kaybeden ve tek bir dil konuşan, kadim suretli fakat ‘sıkıcı’ bir alet kalır.29 Cetvel artık enlem ve boylama sahip kürenin, projektif bir geometri olarak düz çizgilerle kusursuz bir şekilde kâğıda aktarılma deneyiminin bir parçasını temsil eder. 

Cetvel, öncesinde de hatırlarsak, Rönesans’a melankoli getirmişti. Albrecht Dürer’in 1514 tarihli gravürü “Melencolia I”de geometri, oran, hesaplama ve ölçümle ve dolayısıyla yapmakla ilişkilenen araç gereçlerden30 biriydi cetvel. Tüm bu araç gereçle nasıl bir dünya yaratacağını düşünen, dağınık zihinli, hüzünlü meleğin ayağının sağ tarafında, yerde duruyordu. 

“Melencolia I”, Albrecht Dürer, 1514,
kaynak: Wikimedia Commons
Uluslararası Ağırlıklar ve
Ölçüler Bürosu’nun logosu,
figür elinde bir metre prototipini tutuyor, kaynak: Wikimedia Commons

19. yüzyılın son çeyreğine kadar metrenin, devrim sonrası hayal edildiği gibi, bütün insanlık için ve tüm zamanlar da kullanılabilecek, resmi evrensel bir uzunluk standardına dönüştüğünü söylemek pek mümkün değil. Cetvelin ve dolayısıyla metrenin iktidarı henüz tam olarak kurulamamıştır. Ölçülebilen ve ölçülemeyen arasındaki güç mücadelesi devam eder. Ta ki 20 Mayıs 1875’te Paris’te, Uluslararası Ağırlıklar ve Ölçüler Bürosu’nun [Bureau international des poids et mesures, BIPM] kurulmasına ve on yedi ülkenin katılımıyla31 Metre Konvansiyonu’nun imzalanmasına kadar. Bu bilimsel organizasyon, bundan böyle, bir prototip metre çubuğu üretmek ve onu korumak, ulusal metrik prototipleri dağıtmak ve bunlar ile metrik olmayan ölçüm standartları arasında karşılaştırmalar yapmaktan sorumlu otorite kabul edilir. BIPM, Uluslararası Ağırlıklar ve Ölçüler Genel Konferansı (CGPM) olarak anılacak ve önemli kararların alınacağı bir dizi toplantı da gerçekleştirir. 

1889’da yeni32 bir metre prototipi üretilir. Tasarımcısı Henri Tresca’dır ve bu model çubuk, kesiti nedeniyle Tresca çubuğu olarak adlandırılır. 20 × 20 mm ölçülerinde, esnemesi en az olan sert bir metal alaşımından (platinum-iridyum bar) döküm olarak imal edilir. Kesiti, bozulmalara ve bükülmelere karşı “x” harfi şeklinde tasarlanmıştır. Çubuğun kenarlarının zarar görme ihtimalini göz önüne alarak hem ölçümün hassaslığını hem de hasara rağmen çubuğun işe yararlığını sürdürmek için çubuk üzerinde yer alan iki çizgi arası, bir metre uzunluk olarak belirlenmiştir. Bu prensip bugün hâlâ pek çok cetvelin başında ve sonunda yer alan yarım santimetrelik boşluğun işlevini açıklamak için şimdilik yeterli görünüyor sanki. Prototip metrenin ölçümleri, buzun erime noktası ve standart atmosfer koşullarında gerçekleştirilir. Tresca’nın uluslararası ölçme çubuğu, 1889’dan itibaren tüm ölçümler için temel standart kabul edilir, kopyaları otuz üyeye teslim edilir ve bu çubuklar da ulusal standart olarak 1960’lara kadar kullanılır

Bu yeni sisteme uyum sağlamak, eski ve yeni ölçüleri kıyaslamak ve çeviri cetvelleri hazırlamak için BIMP ile bağlantılı ulusal metroloji enstitüleri de aynı dönemde kurulur. Türkiye’de metrik sistemin kullanılması 26 Mart 1931’yi bulur. Bu tarihte, 1782 sayılı Ölçüler Kanunu’nun kabul edilmesiyle zorunlu hâle gelir. 1933’te 21 numaralı metre prototipi, BIPM’den teslim alınır.

20. yüzyılda tüm metreler aynı tanıma dayansa bile metrik sistem hâlâ yeterince bilimsel ve soyut değildir. 1960’ta, 11. Uluslararası Ağırlıklar ve Ölçüler Genel Konferansı’nda,33 en küçük belirsizliği bile yok etmek için metrenin tanımı, atmosferik ve astronomik etkilerden mümkün olduğunca uzak kalacak şekilde yeniden yapılır: “Boşluktaki (vakum altında) Kripton 86 atomundan yayılan turuncu ışınımın dalga boyunun 1.650.763,73 katı.” 1983’te ve son olarak tanım tekrar değişir ve bir metre, “boşluktaki (vakum altında) ışığın saniyenin 1/299.792.458’i kadar sürede katettiği mesafenin uzunluğu” olarak ifade edilir.

Daniel Libeskind’in Edge of Order
(Clarkson Potter, 2018) kitabından bir sayfa, cetvel ve yaratıcı süreç ilişkisi üzerine, kaynak:
Eye on Design

Cetvel sadece bir ölçüm araç gereci değil elbette. Metrenin iktidarı, çizginin inşasında da etkin bir rol oynar. Sözlük tanımına göre cetvel, “Doğru çizgileri çizmeye yarayan, dereceli veya derecesiz, tahtadan, plastikten, madenden yapılmış araç, çizgilik”tir; yani boyutlar evreninde, yolundan çıkmış çizgiyi hizaya getirmek, ona hükmetmek için kullanılır aslında. Mekânsal bir üretime tercüme edersek, yumuşak mekânın sertleşip çizili mekâna dönüşmesi olabilir mesela. Bunun üzerinden bir çeviri daha yaparsak, ipe sapa gelmez hayalin cetvelle temsil edilip çizilebilen ve ölçülebilen bir kategori hâline gelmesi mi acaba?

* Uğur Tanyeli, “Boyut ve Tarif”, Yıkarak Yapmak, Anarşist Bir Mimarlık Kuramı İçin Altlık içinde, İstanbul: Metis Yayınları, 2017, s. 45-47.

1. Andrew Robinson, Ölçüler Kitabı, çev. Duygu Akın, İstanbul: NTV, 2009, s. 21.

2. ‘Standart’ kelimesi Türkçe Sözlük’te, “Belli bir tipe göre yapılmış veya ayrılmış, ölçün, ölçünlü, tek biçim; belirli ölçülere, yasaya, kullanıma uygun olan, ölçün, ölçünlü; örnek veya temel olarak alınabilen, ölçün, ölçünlü” olarak açıklanıyor.

3. Aletli ölçüm, mülkiyet bilinciyle insanın yerleşik düzene geçtiği Neolitik dönemle başlamış olmalıdır. Tarım ve sınırlı ticaretle ilgilenen Neolitik insan, başlangıçta ahşap ve sazlık evler inşa etmiş ve sonra taş ve kerpiç malzeme kullanmaya başlamıştır. Göbekli Tepe, Çatal Höyük gibi alanlardaki Neolitik döneme ait taş kalıntılar incelendiğinde, ölçme aletlerinin bu dönem inşa sürecine dahil edilmiş olmasının çok muhtemel olduğu anlaşılır.

4. Öjenik [En. Eugenics] denetim, insan özelliklerini ölçme, arzu edilenleri arama ve istenmeyenleri kesme yöntemidir. İnsanları genetik açıdan kontrol altında tutarak ve ayıklayarak insan ırkının ıslah edilmesidir. Maalesef, böylece sağlıklı, güçlü, zeki ve güzel insanlardan oluşan bir toplum yaratılabileceği tahayyül edilir. İlk kez 19. yüzyıl sonunda Francis Galton tarafından ‘bilimsel bir kuram’ olarak öne sürülmüştür. Buna göre ‘iyi’ özellikleri olan insanlar çocuk yapmaya teşvik edilmeli, istenmeyen özellikleri olanların üremesi engellenmelidir. İstenmeyen yani ‘kötü’ özellikler, genellikle hastalıklar ve deformasyonlardır. Bunlar insanın gen havuzundan silinmesi gereken kusurlardır ve bu kusurlara sahip olanlar kesinlikle ürememelidir. Ancak bu karanlık yaklaşım daha da ileri gitmiş, pek çok insan zorla toplumdan izole edilmiş, kısırlaştırılmış ve hatta öldürülmüştür.

5. Juhani Pallasmaa, “Kas ve Kemik İmgeleri”, Tenin Gözleri, Mimarlık ve Duyular içinde, çev. Aziz Ufuk Kılıç, İstanbul: YEM Yayın, 2011, s. 75.

6. Görece demek istedim, çünkü birim ölçü medeniyete göre değişebiliyor. Sözgelimi bir mimari kübit, Mezopotamya’da 522–532 mm; Persler’de 520–543 mm; Mısır’da 524–525 mm uzunluğu ifade ediyor.

7. Livio Catullo Stecchini, “Egyptian Units of Length”, The Secrets of Great Pyramid içinde, Harper & Row, 1971, s. 304.

8. Burada ilk demekten kaçındım, çünkü bilinen ilk ölçme çubuğu aslında Sümerlere ait. Bakır alaşımlı bu çubuk, MÖ 2650 tarihli ve bugün Irak sınırları içindeki Nippur’da keşfedilmiş. Bir Sümer kübiti kabaca 518,6 mm. Bu cetvel bugün İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergileniyor.

9. Nora E. Scott, “Egyptian Cubit Rods”, The Metropolitan Museum of Art Bulletin, New Series, c. 1, sayı 1 (Yaz 1942), s. 71. DOI: 10.2307/3257092.

10. Erkek ayağı, büyük oranda da bir idarecinin, yani Firavun’un ayağı kastediliyor.

11. Türkiye’de 1931’e kadar metre öncesinde ölçü birimi olarak kullanılan arşın da dirsek ile orta parmak ucu arasındaki mesafeyi ifade eder.

12. Scott, agm, s. 70.

13. Agm, s. 70.

14. Agm, s. 70-71.

15. Bir birim olarak kabul edilen piramit kübiti, 636,66 ram’dır ve bu ölçü, dünyanın merkezinden bir kutba uzatılan yarı çapın (6.357 km) 10 milyonda birine karşılık gelir. Yeri gelmişken: Piramitlerin mimarisinin ezoterik bir yanı olduğu da tartışılagelir. Öyle ki, ölçüleri, yani matematiksel ilişkileri ve yapı oranları, tesadüf olamayacak kadar sistemli bir şekilde tasarlanmıştır. Bu tartışmaya göre, Keops Piramidi’nin Mısır kübitine göre alınmış bazı ölçüleri, yerküre hakkında, Dünya’nın Güneş sistemindeki yeri hakkında bir hayli bilgi barındırır. Sözgelimi, piramidin çevresi bir yıl içindeki gün sayısını (365,24) göstermektedir. Bu çevrenin iki katı, Ekvator'da bir boylam derecesinin bir dakikasına eşittir. Eğik kenar üzerinden, tabandan doruğa kadar olan uzunluk, bir paralel derecesinin altı yüzde biridir. Çevreyi yüksekliğin iki katına böldüğümüz zaman, (pi) sayısı olan 3,1416 bulunur.

16. Shaku, Çinlilerin kullandığı chi birim ölçüsünden türer; metrik sistemde 1/3 m’ye, yaklaşık 33 cm’ye karşılık gelir ve bir shaku, sun adı verilen on birimden oluşur. Kanejaku cetvelini daha çok marangozlar ve yapı ustaları kullanır; uzun kenarı 1,5 shaku (49 cm civarı), kısa kenarı 7,58 sun (24 cm civarı) olan L biçimli cetveldir. Terziler ve tüccarlar ise kumaş ölçmek için kujirajaku cetvelini kullanır ve bu cetvelde shaku birimi, kanejaku cetvelindekinin dörtte biri kadar daha uzundur.

17. Mimarlıkta birim olarak üç farklı tür Roma ayağı ölçüsü kullanıldığı biliniyor. Mimar Cossutius’un birim kabul ettiği ayak ölçüsü 29,486 cm, Statilius’un ki 29,638 cm, Villalpandus’un ise 30,065 cm’dir. İngiliz ayak ölçüsü olarak standart kabul edilen ‘gerçek’ Roma ayağı ise Cossutius’unkidir.

18. Roubo cetvelleri, ismini 18. yüzyılda yaşamış ünlü marangoz ve mobilya tasarımcısı André Jacob Roubo’dan alıyor.

19. Metrik sistem, ondalık tabanlı ölçü sistemidir. Birbiriyle ilişkili temel birimleri içeren standart setlerden oluşur. Böylece bu temel birimlerden daha büyük ve daha küçük birimler türetilebilir ve birimler birbirine net bir biçimde dönüştürülebilir. Metrik sistemde sadece uzunluk için metre değil, ağırlık için kilogram da devrim sonrasında tanımlanan ilk temel birimdir. Sonra, standartlaşacak başka temel birimler de bu sisteme dahil edilmiştir; zaman için saniye, ışık şiddeti için candela, termodinamik sıcaklık için kelvin, elektrik akımı için amper, madde miktarı için mol gibi. Teknolojik gelişmelerle birlikte temel birimlerin tanımları da güncellenmektedir.

20. Bugün standart metrik sistem hâlâ Amerika, Liberya ve Myanmar’da resmi olarak kullanılmıyor.

21. Bu noktada, “Fransız hareketi, metrik sistem olmadığından başladı” veya “Metrik sistem her şeyi çözdü” demediğim yeterince açıktır umarım. Devrimin ekonomik olduğu kadar güçlü düşünsel, siyasi, sosyal ve toplumsal bir arka planı ve sonuçları var.

22. Güçleri burada ölçüler olarak da, sınıflar olarak da ele almak mümkün.

23. Farklı birimleri kullanmanın ve onları dönüştürmenin hata riskini artırması o dönemle sınırlı değil. Çok yakın tarihli örnekleri de var elbette. En bilineni, Mars Climate Orbiter’in başına gelenler. Amerika’dan fırlatılan Mars Climate Orbiter, 1999’da Mars’ın yüzeyine beklenmedik bir şekilde çarpıp parçalara ayrılır. İncelemelerde, navigasyonda kullanılan hesaplamalar için birim hatası yapıldığı ortaya çıkarılır. Standart metrik birim olan newton yerine İngiliz birimi pound kullanmıştır!

24. Ölçümleri astronomlar Pierre Méchain ve Jean-Baptiste Delambre gerçekleştirir. Paris’ten yola çıkarak Méchain güneye, Barselona’ya; Delambre kuzeye, Dunkirk’e doğru hareket eder. Bu serüven için Denis Guedj’e ait Metrenin İcadı (İstanbul: Kabalcı Yayınevi, 1998) kitabına bakılabilir. Bir de Ken Adler’in The Measure of All Things (New York: Free Press, 2003) adlı kitabı var.

25. Ağırlık için gram ve hacim için litre de metrik sistemden türer. Bir gram, bir santimetreküp suyun 4 °C’de en yoğun hâli, litre ise bir metreküpün 1.000’de biridir.

26. Maalesef bu konuda ulaşabildiğim tek akademik kaynak oldu. Tarifi dışında bir görsele de ulaşamadım.

27. Bu metre taşları mètre étalon olarak anılır. İçlerinden sadece iki tanesi bugüne ulaşmıştır.

28. Bülent Tanju’nun Cevdet Erek’in cetvelleri üzerine çok sevdiğim bir yazısı var. Son derece kafa açıcı bir metin ve bu denemeyi yazarken de zihnimde hep döndü; bu nedenle benim “Cetvel” yazımda da Tanju’ya üstü kapalı pek çok gönderme var. Tanju “Cetvel” yazısında cetveli dil üzerinden okur; kelimeyi sözlük anlamından alır, akraba kavramlarıyla ilişkilendirir ve toplumsal bir konuma taşır. Hizaya/yola getirmek, yönetmek, tabi kılmak, çizilmek, terbiye etmek, silmek gibi bizi çok tanıdık zamansal-mekânsal bir hikâye içinde gezdirirken Erek’in cetvellerinin tüm bu temsili oluşları nasıl yerle bir ettiğini ortaya çıkarır. Bülent Tanju, “The Ruler / Cetvel”, Cevdet Erek: Less, Empty, Maybe / Az, Boş, Belki içinde, Revolver Publishing / Art-ist Yayıncılık: Berlin / İstanbul, 2015, ed. Süreyyya Evren, s. 56-77.

29. Cetveli bir sistem olarak okumayı bilmek dışında, dünyada aynı dönemde farklı sayı sistemleri olduğuna da değinmiş olayım.

30. Terazi, pergel, kum saati, zil, hesap cetveli/tablo gravürde göze çarpan diğer ölçüm araçlarıdır.

31. Osmanlı İmparatorluğu da bu antlaşmada yer alır fakat Balkan Savaşları nedeniyle kendisi için verilen metre ve kilogram prototiplerini teslim alamadan BIPM’den çekilir. Yine de, 19. yüzyılda Osmanlı’nın metrik sisteme aşina olduğu, çeviri cetvelleri hazırladığı ve hatta bu sistemi 1869’da kabul edip kullandığına dair belgeler vardır.

32. Yeni diyorum, çünkü 18. yüzyıl sonunda imal edilen ilk prototip, olması gerekenden 0,2 mm daha kısadır ve neredeyse 19. yüzyıl sonuna kadar da kullanılır.

33. Bu toplantıda Uluslararası Birimler Sistemi [Système International d'Unités, SI] de kabul edilir. Uluslararası Birimler Sistemi, yedi temel birim ile bu birimlerden türetilen birimlerden meydana gelir.

alet, beden, Bilge Bal, cetvel, çizgi, çizmek, el işi, metre, ölçmek