Gerhard Richter’in Atlas’ından
“Sils Maria [684]”, 2003*
Zaman Üstüne Soruşturmalar

1.

Nietzsche’nin zaman atomlarına ilişkin yazdıkları gibi, akıldan geçip not defterlerinde bırakılmış düşünceleri de ciddiye alıp soruşturmak olası.

Öncelikle, modern çağın zamanı mekanikleştirip un ufak parçalarına ayırdığı, günlük hayatı verim odaklı bir biçimde örgütlemeye başladığı bir devirde Nietzsche’nin zamanı daha da parçalamaya –fakat mekanik parçalarına değil, varoluşsal atomlarına değin parçalamaya– çalışmış olması hiç de anlaşılmaz değil. Dahası, bu teorinin Nietzsche’nin daha geç dönem düşüncelerine giden yolda bir tür basamak olmuş olduğu da seziliyor.1

2.

Zaman atomu teorisi zamanın sürekli bir akış olmadığından, noktasal ve birbirinden ayrık olan atomlardan (şimdi-noktalarından) oluştuğundan bahsediyordu. Her biri kendi içinde tamamlanmış olan zaman atomları mekanik saatlerin zaman birimlerinden farklı olarak kesintisiz bir akış oluşturmamakta, doğrusal bir biçimde ilişkilenmemekteydiler; bir istikametleri yoktu. Onlar sadece vardı –sadece var olmaktaydı. Buna göre süreklilik, hareket, tarih, sebep sonuç ilişkileri; tüm bunlar insan algısının üretimleriydi ve zamana ilişkin doğal olgular değildi.

Modernitenin parçalanmış mekanik zamanını yeniden “bütünselleştirmeye” çalışan kimi diğer modern filozofların aksine (örneğin Bergson, Heidegger), Nietzsche zamanı daha da parçalamaya, hiç parçalanmadığı kadar, son raddede parçalamaya çalışmıştı. Bunu yaparken o sırada henüz sözünü etmediği bengi dönüş düşüncesinin tohumlarının da aklının bir köşesinde bulunmuş olması muhtemel. Zira bengi dönüş gibi bir düşünce, eğer kozmik bir gerçeklik olarak ele alınacaksa, öncelikle zamanın geri dönmesi mümkün olan varoluşsal atomlardan oluştuğu gibi bir düşünceye dayanmak zorundadır.

Dolayısıyla, Nietzsche’nin zamanı bir yandan zerrelerine kadar parçalamak, bir yandan da döngüselleştirmek istemiş olduğunu söyleyebiliriz. Parçalayarak döngüselliği mümkün kılmak; yani: sınırsızca devinen, düzensiz dalgalar hâlinde geri dönüp duran zaman atomları…

3.

19. yüzyıl itibarıyla zamanın yapısı üstüne pek çok çeşitleme yapılmıştı. Bu çeşitlemeler hızla ileri doğru akan ve rasyonelleşmiş modern zamana verilen çeşitli tepkiler olarak değerlendirilebilir.

Modern zamanın, onun görme ve düşünme biçimlerinin başlıca öğelerinden bir tanesi hızdır; gündelik hayatın gitgide artan akış hızı, değişimin hızı, insan bedenini kendi sınırlarını kat be kat aşan hızlara uyduran yeni ulaşım araçları… Öte yandan, modern zaman “an”a ilişkin yeni bir farkındalığa da yol açar. Sayılarla ya da imgelerle temsil edilebilen, hızla akan zamanın içinde algılanabilen, akışı oluşturan ama algılandığında akışı bölen küçük birimler olarak anlar. Trenin hareket ettiği, şehre vardığı an; ayrılma anı, kavuşma anı; fotoğraf makinesinin artık iki boyutlu bir düzleme hapsedebilir olduğunu ilan ettiği “an”. Fotoğraf makinesinin icadıyla ilgili Benjamin şöyle der: “Fotoğrafta herhalde daha çok göze çarpan şey, icat edilmesinin zamanının geldiğinin birçok kişi tarafından sezilmiş olduğudur. O dönemde birçok insan birbirlerinden bağımsız olarak aynı amaca ulaşmaya –en azından Leonardo’dan beri bilinmekte olan bir camera obscura tarafından elde edilen görüntüleri sabitlemeye– uğraşıyordu.”2 Sanki şimdiye kadar zaman aralıklarını resmetmek yeterli gelmiştir, fakat artık “an”ı yakalamanın zamanıdır. 20. yüzyıla geçmeye az kala enstantane hızı iyice artan “şipşak” fotoğraf makinesi gerçekten de gerçekliğin bir anını yakalar gibi görünmektedir: Deklanşöre basılan an ve fotoğrafta belgelenen an arasındaki zamansal mesafe yok gibidir. 

Kimi düşünürler, örneğin Heidegger ve Bergson, zamanı yeniden bütünselleştirmeye onu anlara bölünmüş bir ilerleme olmaktan kurtarmaya çalışır. Bergson’un “süre”si [durée], parçalarına bölünemez olan, deneyimlenen zamandır. “Süre”de anlar yoktur. O durmaksızın değişen bilişsel hâller aracılığıyla algılanan durmaksızın değişen formların bitimsiz akışı olarak –hakikati ancak deneyimle kavranabilen– zamandır. Tanpınar’ın “yekpare, geniş bir anın parçalanmaz akışı” olarak betimlediği zaman.3 Heidegger de zamanı bütünselleştirmeye çalışır, fakat onu bölünemez bir akış olarak, bir öznenin algıladığı gerçekliğin bir boyutu olarak ya da psikolojiyle ilgili bir olgu olarak değil, dünyaya fırlatılmış ve geleceğe doğru yönelmiş olan insanın (ya da Dasein’ın) dünyada var olma hâlinin varoluşsal bir boyutu olarak görmeye çalışır.

“An” fikrini ortadan kaldırmaya ya da belirsizleştirmeye çalışan kuramların yanı sıra, başka modern düşüncelerde an fikri iyice belirginleşip keskinleşir. Belirli, noktasal, yakalanabilir bir an; süregelmiş olandan, geçmişten ve gelecekten yaldızlı bir hareyle ayrılmış bir an: Pek çok modern düşüncede böylesi bir an fikrinin izi sürülebilir. Örneğin devrim. Devrimin zamanı ilerleyen fakat radikal kopuş anlarıyla ilerleyen bir zamandır. Bu aynı zamanda Benjamin’in diyalektik imgelerinde de yankılanan zamandır: geçmiş, şimdi ve geleceğin aniden benzersiz bir biçimde çakışmasıyla parlayıveren kıvılcım-imge. Şöyle der Benjamin: “Geçmiş ancak bir anda parlayıveren –anlaşılabilir hâle geldiği o anda parlayıveren ve bir daha hiç görünmeyecek olan– bir imge olarak yakalanabilir.”4 Diyalektik imge bir anda ortaya çıkar, belirir, yok olur ve görünmüş oluşuyla geleceği dönüştürme potansiyeli taşır. Zihnin farklı katmanları üst üste düşürerek çektiği bir fotoğraf gibidir. Katmanlı bir snapshot gibi. Bu imgeyle geçmiş sadece görünür olmaz, bir anda örtük olan bir şey anlaşılır hâle gelir. Örneğin ideoloji ya da gelenek tarafından üstü örtülmüş bir hakikat. Dialectics at a standstill: donmuş bir diyalektik; donmuş, bir imgeye dönüşmüş fakat enerji dolu. Bir nevi Augenblick fakat devrime yönelik bir uyanış anı; yönetici sınıfın ilerleyen, homojen zamanına bir müdahale anı olarak… 

Diyalektik imgeler devrim fikriyle ilişkili olduğu kadar Freud’un bastırılmış olanların geri dönüşüne ilişkin düşünceleriyle, Proust’un algılarca tetiklenen istemsiz hatırlama anlarıyla ilgilidir. Verim odaklı modern zamana bir tepki olarak aylaklığı iş edinen 19. yüzyıl flanörünün ve sonraları sürrealist flanörün kentin anonim kalabalıklarında, harabelerde, kenara atılmış nesnelerde aradığı ani şok deneyimleriyle ilişkilidir. Tüm bu düşüncelerin yöneldiği bilişsel zamanla –kronolojik değil psikolojik olan– ani, beklenmedik, mantıkdışı ilişkilendirmelerin zamanıyla…

Zamanı deneyimsel bir akış olarak tarif eden Bergson’un aksine Freud’un tarif ettiği bilişsel zaman ani geri dönüşler, ani üst üste düşmelerle bölünmüştür. Zaman döner, hafıza öğeleri yeniden ve yeniden bilince döner, deneyimin parçası hâline gelir. Fakat Bergson’da bu dönüş deneyimin akışının kendisi de akışkan olan bir boyutuyken, Freud’un sözünü ettiği dönüşler ani ve sarsıcıdır. Ani bir yabancılaşma, bir anda tetiklenen bir tekinsizlik hissi gibi… Sürrealist flanörün kentte aradığı şok deneyimi de böyledir: sarsıcı bir karşılaşma anı, farklı zaman ve bilinç katmanlarının, hayal ve gerçeğin çarpışmasından doğan coşkun bir an. Sürrealistler için kent mekânları, insanlar, nesneler bilinçaltı öğelerinin serbest bırakılıp deneyime katılmasını tetikleyen birer araçtır. Benjamin’e göre ise devrim işte tam da böyle bir şeydir. Bireysel ve toplumsal bilinçaltının aniden özgürleştirilmesiyle ortaya çıkan şey devrim potansiyelidir.

4.

Her saniyede yeniden başlar varlık; her Burada’nın etrafında döner Orada’nın küresi. Orta her yerdedir. Eğridir bengiliğin yolu. —Friedrich Nietzsche5

[Louis-Auguste] Blanqui, devrim düşüncesini bengi dönüş düşüncesiyle bir araya getirir; tarihin döngüsel olduğu, her anın tekrar tekrar yaşandığı ve yaşanacağı bir gerçeklikte devrim de tekrar tekrar gerçekleşecektir. Nietzsche’nin yazılarında ise bengi dönüş kimi zaman kozmolojik bir varsayım kimi zaman da amor fati’nin gerçekleşip gerçekleşmediğinin sınanması için kullanılacak bir fikir olarak karşımıza çıkar. Zamanın döngüsel olduğu bir kozmos; hiçbir şeyin yok olmadığı ve tüm güçlerin hiç durmadan birbirine dönüştüğü bir kozmos yahut her anın tekrar tekrar geri dönmesini isteyecek kadar amor fati

Nietzsche’nin Tarihin Yaşam için Yararı ve Sakıncası’nda6 sözünü ettiği neyi unutacağını bilme ve tarihin yükünden kurtulma yetisi daha geç dönem yazılarında sürekli bir bildiklerini unutma [unlearn] işine dönüşmüştü. Nietzsche, önceleri aşkın addedilmiş değer sistemlerinin bağlayıcılıklarını yitirdiği, yeni toplumsal değer sistemleri yaratma çabalarının beyhude olduğu, yabancılaşmanın kaçınılmaz olduğu modern dünyada yabancılaşmayı telafi etmeye çalışmak yerine onu uca çekiyordu: bir tür radikal yabancılaşma. Yeniden ve yeniden, yabancılaşmamış hiçbir şey kalmayana dek yabancılaşma ve kendi “oluş”unda yaşama. Onun insanı –tinsel gücünü son raddede artırmış “aktif nihilist” – kendini süregelmiş tüm toplumsal değer sistemlerinden koparmakla ve yeniden yaratmakla kalmıyor; varoluşu bu kopuşun sürüp gitmesine, her türlü sabitliğin tekrar tekrar reddine dayanıyordu. O an be an kendini yeniden yaratıyordu; onun için adeta her an bir başlangıç noktasıydı. 

Bu yüzden zaman atomu teorisinin Nietzsche’nin bengi dönüş düşüncesiyle olduğu kadar tarihle, toplumsal değer sistemlerinden kopmakla, kendini yaratmakla ilgili düşünceleriyle de ilgisi vardı. Zaman atomu düşüncesi kültürün, kimliğin, öz imgenin sürekliliğini reddederek her ana bir kopuş noktası olma potansiyeli atfediyordu; her an zaten bir kopuş noktası, bir unutup yeniden başlama noktasıydı.

* Gerhard Richter, Gerhard Richter: Atlas, Derleyen: Helmut Friedel (Köln: Verlag der Buchhandlung Walther König, 2006).

1. Nietzsche’nin defterlerinden alınan notlar, yirminci yüzyıl sonlarında ortaya çıkarılıp, sonradan “Zaman Atomu Teorisi” olarak adlandırılmış.

2. Walter Benjamin, Fotoğrafın Kısa Tarihi, çeviren: Osman Akınhay (İstanbul: Agora Kitaplığı, 2011 [1931]).

3. Ahmet Hamdi Tanpınar, “Ne İçindeyim Zamanın”, Varlık Dergisi, 1933.

4. Walter Benjamin, 2003. “On The Concept of History”. Walter Benjamin: Selected Writings, 1938-1940 içinde (Cambridge: Harvard University Press, 1996 [?] [1942]).

5. Friedrich Nietzsche, Böyle Söyledi Zerdüşt, çeviri: Mustafa Tüzel (İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2011 [1883-85]).

6. Friedrich Nietzsche, Tarihin Yaşam İçin Yararı ve Sakıncası, çeviri: Mustafa Tüzel (İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2015 [1874]).

an, an, bengi dönüş, devrim, flâneur [flanör], fotoğraf, Friedrich Nietzsche, Henri Bergson, Roysi Ojalvo Kamayor, Sigmund Freud, varoluş, Walter Benjamin, zaman