“Spiral Dalgakıran”ı Korumak ya da Korumamak
Robert Smithson’un 1970 yılında Utah’taki Büyük Tuz Gölü’nün kıyısına inşa ettiği yerleştirmesi “Spiral Dalgakıran”, 2024’ün Aralık ayında ABD Ulusal Tarihi Yerler Kaydı’na eklenmiş.1 Bu eklemenin tam da klasik anıtsallık anlayışını ters yüz etmeyi amaç edinmiş bir yapıtı, tam da onun karşı çıktığı anlamda anıtsallaştırma işinin artık resmi bir çerçeveye oturtulması anlamına geldiği kuşkusuz.
Dalgakıran 1972 yılında gölün sularının yükselmesiyle birlikte sular altında kalmış, otuz yıl sonra, 2002 yılında yeniden –fakat bu kez ona koyu rengini veren bazalt kaya parçaları tuz kristalleriyle kaplanmış olarak ortaya çıkmış. Bu dönemde Dia Sanat Vakfı, Utah Sanat Müzesi gibi kurumlar dalgakıranın “restorasyonunu” söz konusu etmiş; bu haber doğal olarak çeşitli tepkilerle karşılanmış ve restorasyondan vazgeçilmiş. Dalgakıran bu tarihten beri sözü geçen kurumların çeşitli müdahaleleriyle “korunuyor”– artık bir “ulusal tarihi yer” olarak tanınmış olması ise herhalde bu müdahalelerin daha da meşrulaşması ve artması anlamına geliyor.
*
Smithson’ın yeryüzü çalışmaları [earthworks] –yani Smithsonvari anti-anıtlar; klasik anıtların belirli anlam ve tarihleri kalıcılaştırma iddialarına karşı, zamanın aşındırıcılığını kapsayan, doğal olanla insan yapımı olan arasındaki ilişkiyi muğlaklaştıran bir anıtsallık anlayışını var ediyordu. Donmuş bir nesne olarak değil, bozulmayı, çürümeyi, doğayla birleşmeyi de kapsayan, yaşayan bir süreç olarak anıt…
Bu anıtsallık anlayışı, James Young’ın, özellikle de 1980 sonrası Almanya’sından örneklendirerek kavramsallaştırdığı karşı-anıtların [counter-monuments]2 anıtsallık anlayışından farklıydı. Karşı-anıtlar da anlamın sabitliğine dayanan klasik anıtsallık anlayışını bozmaya çalışan eleştirel yapıtlardı. 20. yüzyılın ardı ardına üretilen savaş anıtlarına –onların temsil edilen ile sabit, doğrudan, problemsiz bir bağ kurma iddialarına; temsil edilenin toplumsal bellekteki kalıcılığının garantisi olma iddialarına– karşı çıkıyorlardı. Hafızanın çoğulluğunu fark ediyor, bu farkındalıkla işe başlıyorlardı. Genellikle klasik anıtlar gibi tarihsel olgularla ilişkilendiriliyor, yani belli bir tarihsel olguyu anma işini görev ediniyor, fakat klasik anıtların yöntem ve tavırlarını çoğulluğa, dinamizme doğru dönüştürüyorlardı.
Smithson’ın anti-anıtları ise artık tarihsel olgularla ilişkilenmiyor, zamanla kurdukları ilişki Smithson’ın çokça sözünü ettiği “entropi”ye dayanıyordu. Bunlar anıtın ne olduğuna ilişkin anlayışı tastamam baştan aşağı ediyor, insan yapımı olan ile doğanın ve zamanın güçleri arasında ortaya çıkan ara formlara bir tür anıtsallık atfediyorlardı. Robert Smithson3 yazılarında tesadüfi, devingen, geçici [ephemeral], anlık anıtlardan söz etmişti. Kentlerin ürettiği olağandışı yapılar, terk edilmiş binalar ya da endüstriyel atık alanları Smithson’a göre anıtsaldı: Bunlar entropiye; gücün ve durağanlığın değil entropinin mimarisine hizmet eden anıtlardı.4
Simmel’in harabeler üstüne söylediklerini hatırlayalım:
“Oysa bir yapının harabesi sanat yapıtının öldüğü yerde, doğaya ilişkin başka güçlerin ve biçimlerin büyüdüğünün ve harabede hala yaşayan sanatla onda şimdiden yaşayan doğadan yeni bir bütünün, yeni bir karakteristik birliğin ortaya çıktığının ifadesidir. Elbette ruhun saray ve kilise, kale ve salon, su kemeri ve anıt sütunda somutlaştırdığı amaç açısından bakıldığında, bunların çürüdüklerinde aldıkları biçim anlamsız bir rastlantıdır. Ancak bu rastlantıda yeni bir anlam ortaya çıkar: Bu rastlantıyı ve onun ruhani biçimini kapsayan; bunları artık insanın amaçlılığına değil, insan amaçlılığı ile bilinçsiz doğal güçlerin ortak bir kökten büyüdüğü o derinliğe dayanan bir birlik içinde toplayan yeni bir anlam.”5
1. The US National Register of Historic Places.
2. J. E. Young, “The Counter-Monument: Memory against Itself in Germany Today”, Critical Inquiry, Vol. 18, No. 2 (Chicago: University of Chicago Press, Kış, 1992), 267-296.
3. Robert Smithson, Robert Smithson: The Collected Writings (Oakland: University of California Press, 1996).
4. Yazıda yararlanıldı: Roysi Ojalvo Kamayor, Turkey’s Jewish Heritage Revisited: Architectural Conservation and the Politics of Memory (İstanbul: Libra Kitap, 2018).
5. George Simmel, “Two Essays: The Handle, and The Ruin”, Hudson Review, 11:3 (New York: Hudson Review, Inc., Sonbahar, 1958) 371. [Alıntıyı Türkçeleştiren: Roysi Ojalvo Kamayor]
anıt, koruma, restorasyon, Robert Smithson, Roysi Ojalvo Kamayor