Kafkaesk Bir Absürt Kara Mizah Örneği: Korkusuz Korkak
Üzerine Notlar #1
Bob Rafelson’ın Stay Hungry (1976) filmini izledim. Charles Gaines’in 1972 tarihli ve aynı adlı romanından uyarlanmış. Daha önce de Five Easy Pieces (1970) ile The King of Marvin Gardens’ı (1972) izlemiştim. Üçünden hareketle söyleyebilirim ki sınıf çatışması ve absürt durumları kafaya takmış Rafelson. Hatta Stay Hungry, Five Easy Pieces’teki hikâyenin bir başka versiyonu gibi. Aileden burjuva olan biri işçi sınıfına öykünür; çünkü kendi sınıfını kolpa ve ikiyüzlü bulur. Yeni Hollywood ruhunu çok iyi yansıtan bir film. Jeff Bridges ise gençken sinir bozacak kadar yakışıklıymış.
*
Monte Hellman’ın Two-Lane Black Top’ını (1971) izlemiştim geçenlerde. Quentin Tarantino Death Proof’u (2007) bu filmden ilhamla çekmiş olabilir; tabii ki tek ilham kaynağı bu değildir. Hellman derin konular işlemiyor; bir durum yaratıyor, izleyiciyi o durumla yoğurup sürüklüyor, sürüklemeyi başarıyor. Başı sonu belli olmayan bir psychedelic yolculuk. Hellman şimdiye kadar pişman etmedi; Cockfighter’ı (1974) izledikten sonra da onun hakkında düşündüklerim değişmedi. Lakin Charles Willeford’ın 1962’de yayımlanan aynı adlı romanına dayanan Cockfighter, Hellman’ın yönetmenlik kariyerindeki son Yeni Hollywood işi.
*
Apocalypse Now (1979) yüksek bütçeli bir Monte Hellman filmi gibi. Bir yol hikâyesi aslında. Yolculuğun ve tutkulu karakterlerin yarattığı gizemli ruh hâliyle izletiyor kendini. Olağanüstü bir yönetmenlik. Ama Albay Kurtz (Marlon Brando) karakteri çok zayıf, gerçekten. Bu yolculuğun gerektirdiği tutkuyu hak etmiyor. Bizzat Kurtz’ün de tutkulu olduğu söyleniyor bize sürekli; ama abarttıkları kadar değil sanki, ikna edici değil. Monte Hellman tutkuyu göstermeyi beceriyor. Senaryonun Joseph Conrad’ın Heart of Darkness’ından (1899) uyarlandığı malum. Hikâyenin zayıf olmasının nedeni John Milius ve Francis Ford Coppola’nın bunu senaryolaştırmayı becerememesi mi, yoksa bizzat roman mı? Kitabı okudum. Filmdeki karakterlerin ve olay örgüsünün zayıflığı romanda yok. Sorumlusu Milius’tan ziyade doğrudan Coppola olsa gerek. En azından Joseph Conrad’ın yarattığı ambiyans hissediliyor. Askerlerin savaşa yabancılaşması çok iyi yansıtılmış; bizatihi o savaşın lüzumsuzluğunu, varoluş nedeninin saçmalığını göstermeye yaramış bu. Dennis Hopper küçük rolünü güzel oynamış ama karakteri gereksiz gibi. Belki de yüzeysel Amerikalı gençleri, muhalefet ettiğini zannedenleri temsil ediyordur.
*
Ken Kolb’un 1967 tarihli romanına dayanan Getting Straight (1970) Atıf Yılmaz’ın Ne Olacak Şimdi? (1979) filmini hatırlattı bana. Toplumun temel sorunlarını, varoluşuyla doğrudan ilgili temel sorunlarını teatral bir üslupla anlattığı için. Doğu-Batı ikilemi yerine, sisteme dahil olmak veya olmamak… İşte bütün mesele bu. Hippi ve motorcu filmlerinden sonra, sanırım Richard Rush’ın yönettiği ilk ciddiye alınmaya değer film. Not a movie, but a film. Hal Ashby ve Bob Rafelson tarzı bir iş. Galiba bundan sonraki iki üç filmi de öyle. The Stunt Man de (1981) onunmuş mesela.1 Getting Straight’in görüntü yönetmeni ise László Kovács! Tam onun ruhuna uygun bir film zaten. Bu işlerde arkadaş çevresi de etkili olsa gerek ki öyle olduğu da malum. Yönetmenlik de özgündü ayrıca. Önceki filmlerin aksine kamera hareketleriyle ve kurguyla da hikâyeyi anlatmış herif. Rush’ın eski işlerinin istismar filmleri olduğu söylenebilir ama burada, istismar edilmeye çok müsait olan bir konuyu gerçekçi bir şekilde ele almış. Anlatmıyor, gösteriyor bu film! Harry karakteriyle de (Elliott Gould) denk gördüm kendimi. Hayata bakışı, hayattaki konumu, çelişkileri ve seçimleri nedeniyle. Belki Vietnam gazisi olması ve orada yaşadıklarının karakteri üzerindeki etkileri işlenebilirdi. Bu bir roman uyarlaması ve romandaki Harry Vietnam gazisi değil. Filmdeki Harry’nin Vietnam’dan döndüğünü ise laf arasında anladık, o kadar. Evet, bu bir eksiklik kesinlikle. Ama Richard Rush’ın ciddiye alınacak bir yönetmen olduğunu kanıtladığı film bu olmalı. Nihayet.
*
Drive, He Said (1971) güzel filmdi. Jack Nicholson’ın yönettiği ilk film. Jeremy Larner’ın 1964 tarihli ve aynı adlı romanından uyarlanmış. Brian De Palma’nın Hi, Mom’ındaki (1970) “Be Black, Baby!” sekansı gibi bir sekansla başlıyor. Fakat bu sefer, bu bir açılış sekansı olduğu için, asıl filmin bu olmadığını biz de anlamıyoruz o sekans bitene kadar. Ayrıca bu sekans, yine “Be Black, Baby!” gibi, politik bir eylem biçimi olarak sanatın gündelik hayatın bir parçası hâline nasıl getirilebileceğini de gösteriyor. Hem de politik eylem için durum yaratmaya müsait bir sanat anlayışı bu. Asıl Yeni Hollywood’un 1975-1976 gibi bittiğini söylüyordu galiba Peter Biskind.2 Bu filmin o dönemden olduğu belli; keza Getting Straight’in de. Yeni Hollywood’un farklı veçhelerinin olduğu malum, ama dönem içindeki akımların farkları üzerine pek konuşulmuyor. Vietnam Savaşı bittikten sonra, 70’lerin ikinci yarısının ardından studium baki kalıyor da punctum gidiyor.
1. Film, Paul Brodeur’un 1970 tarihli ve aynı adlı romanından uyarlanmıştı.
2. Peter Bisking, Easy Riders, Raging Bulls: How the Sex ‘n’ Durgs ‘n’ Rock ‘n’ Roll Generation Saved Hollywood (Londra: Bloomsbury, 1999).
Amerikan sineması, film, Murat Can Kabagöz, sinema, Yeni Hollywood