Radikal Bir İçsellik:
Playboy Mimarlığı
1953–1979

Uyarı erken gelir, kapağında Marilyn Monroe’nun olduğu ve iç sayfalarda onun çıplak bedeninin vaat edildiği Playboy’un ilk sayısının başyazısında: “Size baştan söylemekte bir endişe duymuyoruz —zamanımızın çoğunu içeride geçirmeyi planlıyoruz. Apartman dairemizi seviyoruz. Kokteylleri ve bir ya da iki ordövr tabağını karıştırmaktan hoşlanıyoruz, pikaba o anki ruh hâlimize uygun hafif bir müzik koymaktan ve Picasso, Nietzsche, caz, seks üzerine sakin bir tartışma yapmak için bir kadın arkadaşımızı davet etmekten hoşlanıyoruz.”1

‘Playboy’ erkeği, evin içinde yaşayan bir erkektir. Fakat neden “endişe duymuyoruz?” Neden duysunlar? Endişe duyacak ne var ki? Başyazı açıktır. Diğer dergiler “tüm zamanlarını dışarıda geçiren, dikenli çalılıklarda dövünen ya da hızla akan derelerde sıçrayan” erkekler içindir. ‘Playboy’ farklı türde bir yaratıktır. O da bir avcıdır, ancak metropoliten apartman dairesi onun doğal habitatıdır. Onunla ilgili her şeyi bilir ve daha iyi avlanmak için onu geliştirmeye devam eder. Aslında, yakalamaktan çok tuzakla ilgilenir. En büyük arzu nesnesi apartman dairesinin kendisidir. ‘Playboy’ ve dergisi tümüyle mimarlıkla ilgilidir.

Bu felsefe, bırakın evini yatağını bile hiçbir zaman terk etmemesiyle ünlü Hefner figürünün kendisinde de somutlaşmaktadır. 1340 North State Parkway, Chicago adresindeki Playboy Konutu’na taşındığında kelimenin gerçek anlamıyla ofisini yatağına taşımıştır. Bu şekilde, konutu küresel bir krallığın merkezine ve ipek pijamalarını ve robdöşambrını iş kıyafetlerine dönüştürdü. “Evin dışına çıkmıyorum bile!!! Çağdaş bir münzeviyim.” diyordu Tom Wolfe’a ve evden en son üç buçuk ay önce, son iki yılda ise sadece dokuz defa dışarı çıktığını tahmin ediyordu.2 Bundan hayli etkilenen Wolfe onu “bir enginarın kalbi”3 olarak tanımlıyordu. Hefner dışarı çıktığı zaman bile aslında gerçekte dışarıda olmuyordu, tümü de içerisini genişletmek için tasarlanan bir dizi baloncuğun içine sarılmış oluyordu: Özel olarak tasarlanmış araçlar; konutun mimarı Ron Dirsmith’in tasarladığı ve içinde gurme mutfak, dans pisti, yaşama ve toplantı mekânı, diskotek, wet bar, son model sinemaskop projektörler, on altı konuk için uyku bölümüyle Tasmanya opossum derisi kaplı eliptik yatak ve duşuyla Hefner’in özel dairesini içeren ‘genişletilmiş’ bir DC9 olan Big Bunny jeti; 1960 yılında Chicago kulübüyle başlayan ve 1963’te yedi kulüpten 1965’te on yediye ve sonunda dünya çapında otuz üçe kulübe hızla ulaşan ‘evden uzaktaki ev’ Playboy kulüpleri. Playboy radikal bir iç mekânda üretilir ve iç mekâna adanır, tıpkı bir sevgiliye adanır gibi.

Dergi ilk sayıdan itibaren iç mekânlarla doludur. Domestik mekânın değinilmeyen ayrıntısı kalmaz; mobilya, aydınlatma, ses sistemi ve kıyafet tarzından tutun iyi martini yapmaya kadar. Derginin ilk sayısının ilk sayfasında —başyazının hemen yanında— gururlu ‘playboy’u (erkek tavşan) pijaması ve bornozuyla evinde gösteren bir karikatür bulunur. ‘Playboy’ modern mobilyalarının yanında durmakta ve genelde Playmate4 için taşınır bir ev işlevi gören ve sonradan ‘playboy’ iç mekânlarının önemli parçalarından biri olan 1940 tarihli Hardoy Butterfly sandalyesine dikkat çekmektedir. Daha ikinci sayıda, çıplak oyun arkadaşları üzerine bir yazıda modellerin fotoğraflarının çekildiği California çiftlik evi tarzındaki konutun ‘modern’ tasarımından, döşemelerinden ve mobilyalarından ayrıntılı olarak söz edilir. Makale semptomatik bir cümleyle, “kimilerine göre, bir insan evini döşeme biçimiyle değerlendirilebilir” cümlesiyle başlar; bu sonradan derginin mantra’sı hâline gelecektir.5 Tasarım Playboy yaşam stili için anahtar niteliğindeydi. Dördüncü sayıda, eve ve gökdelene modern tasarımı getirdikleri için Frank Lloyd Wright ve Wallace Harrison’a övgüler vardı. “Modern mimarlığın heyecan verici yalınlığı” Playboy’u uyaran bir unsurdur.

Playboy için tasarımın rolü, bir sonraki sayıda ‘yirmi beş adımda başarılı bir fetih’ rehberine yer verildiğinde daha da netleşti. Süreç modern bir apartman dairesinde ayrıntılarıyla planlanmıştı; öyle ki düzen ve ekipmanın kendisi baştan çıkarma dansının koreografisini yapıyordu. ‘Playboy’ avını yatağa yönlendirirken, apartman dairesinin her bir detayı bu harekete eşlik ediyordu. Tesadüfen olmasa gerek, yolculuk kelebek sandalyenin hafif kıvrımları ve yine önemli bir Playboy sandalyesi olan Eero Saarinen’in 1946 tarihli “Womb” sandalyesinin derin tensel kıvrımları ile başlıyordu. Sanki tasarımcılar odadaymış gibi yardımcı oluyorlardı. Playboy apartman dairesi modern tasarımın, martininin ve müziğin bir kokteyliydi. Sadece baştan çıkarıcı imgeler ortaya koymaktan öte, Playboy baştan çıkarma mimarlığını analiz ediyordu. Okura bir kullanım rehberi sunuyordu. Ve son kertede, sofistike ‘playboy’ modern tasarım hakkında kadınlar hakkında olduğundan daha bilgili olmalıydı.

Her şeye tasarım gözüyle bakılıyordu. Psikanaliz üzerine bir parodide bile divanın detaylı bir çizimi ve odanın planı yer alıyordu. Benzer şekilde mobilyaların hareketi, martini yapımının özenli hareketleri gibi ayrıntılarıyla açıklanıyordu. Playboy yorulmak bilmez bir şekilde iç mekânın her bir ayrıntısını inceliyordu.

Playboy, Eylül 1956, sayfa 53
Playboy, Eylül 1956, sayfa 54–55
Playboy, Eylül 1956, sayfa 56–57
Playboy, Eylül 1956, sayfa 58–59

Bu mükemmel hâle getirilmiş iç mekâna adanmışlık, 1956 eylül tarihli Playboy Penthouse ile doruk noktasına ulaşır. İlk Playboy tasarımı olan apartman dairesinin pek çok fotoğrafı sekiz çift sayfaya yayılmış biçimdeydi. Bu, herhangi bir tipik konu başlığından daha uzundu ve konuya bir sonraki sayıda altı sayfa ayrılarak devam ediliyordu. “Evler ezici üstünlükle kadınlar tarafından düzenlenir”6 beylik tezine karşı çıkarak, tartışmasız bir biçimde maskulen bir iç mekân yaratılmaya çalışılıyordu; ekipmanın kaldığı ve kadınların gelip gittiği bir iç mekân: “Bir erkek kendine ait bir mesken arzu eder. Sadece şapkasını asacak bir yerden daha fazlası olan bir yer, bir erkek kendi alanının hayalini kurar, sadece kendine ait bir yer. PLAYBOY kentli bekâr için bir penthouse tasarladı, planladı ve dekore etti.”

Ortamı ifade eden çizimler bir sürekli eğlence manzarası ortaya koyuyordu. Art arda gelen her mekân en ince ayrıntısına kadar tarif ediliyor ve her bir nesne —tasarımcısı, üreticisi ve fiyatına varıncaya kadar— tanımlanıyordu. Knoll dolaplar, Eames ve Saarinen sandalyeler, Noguchi masa ve benzerleri. Ev en son model elektronik eşya ve mecra ile doluydu. Önemli özelliklerinden biri de hifi, FM radyo, TV, kasetçalar ve film ve dia projeksiyonuna sahip bir elektronik eğlence sistemiydi. Her şey, bu idealize mekânın merkezi olan yataktan kumanda edilebiliyordu. Mekânın muhayyel sakini/yöneticisi okurdur. Uyanık bir baştan çıkarıcılıkla, “belki aynı sizin gibi bir erkek”7 için en gelişkin bir iç mimari tasarım tasvir ediliyordu. Okur —ya da okurun fantezisi— müşteriydi ve metnin ilk sayfasında dairenin anahtarı ona sunuluyordu.

Mimarlık oyun arkadaşlarından daha baştan çıkarıcı bir hâle gelmişti. Penthouse metni ortadaki kulaklı sayfaları bile geride bırakarak derginin tarihinin en popüler yayını oldu.8 Mimarlık, kalmasına izin verilen tek ve en önemli playmate oldu. Playboy, evle ilgili daha fazla bilgi, daha detaylı planlar isteyen ve mobilyaları nereden alacağını soran yüzlerce mektup aldı. Cevap olarak, dergi ‘playboy’ evleri üzerine hayli popüler bir dizi başlatarak “Weekend Hideaway” (1959), “Playboy Town House” (1962), “Playboy Patio Terrace (1963) ve “Playboy Dupleks Penthouse” (1970) ve benzeri örneklere yer verdi. Her birinde fantezi aynıydı: Bekâr erkek ve ekipmanı, başarılı bir baştan çıkarma koreografisi ve —bir sonraki ava hazırlık olarak— önceki izlerin silinmesi için iç mekânın her türlü özelliğini kontrol edebiliyordu.

Playboy mimarlığı nihayetinde yatağa bağlıydı; bir kontrol odası olarak gittikçe sofistike hâle gelen ve her tür eğlence ve iletişim araçlarıyla donatılan yatağa. Dergide mükemmel yatağın nasıl olması gerektiğine dair bir dizi makale yayımlandı. Bir kere daha, Hefner —ilk defa 1962 tarihli “Playboy Town House”da yer verilen— ünlü yuvarlak yatağında bir model işlevi görüyordu. Bu ev Hefner’in kendisi için sipariş edilmişti; yatak ise daha sonra Playboy Konutu’na yerleştirildi. Şans eseri olmasa gerek, Town House tasarımının hayata geçen tek parçası yataktı. Yatağın kendisi bir evdir. Döner ve titreşimli yapısı içinde, yatağı hiç terk etmek istemeyen bir erkek için, bir küçük buzdolabı, hifi, dolaplar, bar, mikrofon, diktafon, video kameralar, kulaklıklar, TV, kahvaltı masası, çalışma yüzeyleri ve tüm aydınlatma kontrolü için gerekli aksam yer alıyordu. Yatak kelimenin tam anlamıyla Hefner’in ofisi, işyeriydi; görüşmelerini gerçekleştirdiği, telefonla konuştuğu, fotoğrafları seçtiği, sayfa düzenine karar verdiği, metinleri çalıştığı, yediği, içtiği ve oyun arkadaşları ile zaman geçirdiği. Eğer Playboy tümüyle mimarlık ile ilgiliyse, bu mimarlık yatağın bir uzantısıydı. ‘Playboy’ iç mekânı nihayetinde tümüyle yataktı.

Playboy, Mayıs 1962, sayfa 83
Playboy, Mayıs 1962, sayfa 84–85
Playboy, Mayıs 1962, sayfa 86–87
Playboy, Mayıs 1962, sayfa 90–91

Playboy erkeğin modern mimarlık ve tasarımla ilgilenmesinin önünü açtı. Okurlar, kendi yaşamlarında bu idealize iç mekânın bir parçasına sahip olabileceklerini düşünmeye teşvik edildi. Playboy nesneler hakkında giderek artan miktarda ayrıntıyla fanteziyi besledikçe bir arzu döngüsü oluştu. Ve bu arzulanan nesneler günün en sofistike tasarımcıları tarafından tasarlanıyordu: Georges Nelson, Harry Bertoia, Charles Eames, Eero Saarinen, Roberto Matta, Archizoom, Joe Colombo, Frank Gehry ve diğerleri. Sonunda Playboy mimarlığı mobilyaya yetişti. Dergi zaten mevcut olan evleri ‘Playboy evleri’ olarak sahiplenmeye başladığında, ‘playboy’ tasarımı evlerin biraz jenerik, dik açılı yüzyıl ortası modernizmi yerini daha sıradışı konseptlere bıraktı. Charles Moore’un New Haven Haven (1969 yılında Playboy’da yayımlandı), Matti Suuronen’in Futuro House (1970), John Lautner’in Elrod House (1979), Chrysalis’in Bubble House (1979) ve Ant Farm’ın House of the Century’si gibi evlerin oyuncu geometrisi, tasarım yoluyla baştan çıkarmanın modeli hâline geldi. Artık ‘alımlı’ komşu kızlarını Playboy fantezilerinde donatan bir ya da iki yumuşak hatlı tasarım sandalye değildi, önde gelen deneysel mimarlar tarafından gerçekleştirilen yapılar ve iç mekânlardı. Bunlar, tasarım sanki fanteziyi yoğunlaştırır ve artırırmış gibi mimarlık ile daha sofistike hâle gelen kadınlarla dolu hâlde sergileniyordu.

Örtük bir biçimde ‘playboy’ oldukları ima edilen Frank Lloyd Wright, Mies van der Rohe ve Buckminster Fuller gibi yüksek profilli mimarlar, mükemmel giyimli ve maskulen incelikleri kutlanan önemli kültürel figürler olarak dergideki uzun makalelerin ve röportajların konusuydular. Derginin daha ilk yılında Jaguar’ı ile “ortalıkta tur atan” Wright, olaylar yaratan bir aşk hayatı ve “radikal, heyecan verici” yapılarıyla “sıradışı bir erkek” olarak anılıyordu. Mimar, ‘playboy’ fantezisinin tam merkezinde poz veren bir model olur. Mimarın gelecek rüyası cinsel fetih rüyasıyla iç içe geçmiş gibidir.

Derginin Fuller’in havada yüzen devasa mega-strüktürü “City of the Future”, Paolo Soleri’nin “Cathedral Cities for a New Society” ve Moshe Safdie’nin 1967 Montreal Expo için inşa edilen “Habitat” projelerini olası bir gelecek kentin fragmanları olarak sunması tesadüf olmasa gerek. Binlerce bağımsız konut birimi devasa bilimkurgu biçimlerinde istif edilir. Mimar, geleceğin kıyısında tasarımın olası yörüngesini tahayyül ederek durmaktadır. ‘Playboy’ hiç dışarı çıkmaz, ancak kapalı domestik kapsülünde geleceğe uçtuğunu hayal eder. ‘Playboy’ iç mekânı sonuçta her şeyi yutar, hatta kendi geleceğini bile.

Sonuçta, bu sürekli genişleyen tasarım dünyasının kendisi bir cinsel fantezidir, okurun baştan çıkarılarak ustaca içine çekildiği bir mekân. Betimlemeler ayrıntılandıkça, okurun içeri girme arzusu yoğunlaşmaktadır. Playboy’a abone olmak, bu rüya benzeri dünyaya —bu büyülü iç mekâna— giriş için bir anahtar niteliği taşıyordu. Büyük küresel dolaşımı ve mimarlığı cinselleştirmesiyle Playboy, modern tasarımın yayılmasında büyük ihtimalle profesyonel dergilerden, iç mimarlık dergilerinden ve hatta MoMA gibi kurumlardan daha etkili olmuştur. Tasarım sadece dergide yer almakla kalmıyordu, aynı zamanda onun mekanizmasının ta kendisiydi. Ve elbette, tasarımcılar da aynı zamanda okurdu. Playboy mimarlık olmadan olmayacak idiyse, öyle görünüyor ki mimarlık kültürü de Playboy olmadan yapamazdı. Dergi eleştirmenlerin ve mimarların imgelemini derin bir biçimde etkiledi. Reyner Banham’ın 1960 tarihli “Playboy için bir mil sürünürdüm” şeklindeki sloganı bütün bir jenerasyonun hislerini yansıtıyordu. Neredeyse bütün erkek mimarlar Playboy okuyordu ve dergi kendisini araştırılması, çözümlenmesi ve eleştirilmesi gereken yollarla alanın fantezilerine kabul ettirdi.9

Playboy, Mayıs 1962, sayfa 89dan ayrıntı
Bu metin, Oktay Turan tarafından Türkçeye çevrildi ve Manifold’da Beatriz Colomina’nın izniyle, yayımlandı.

1. Playboy, s. 1, Aralık 1953, s. 3.

2. Tom Wolfe, “King of the Status Dropouts”, The Pump House Gang (New York: Farrar, Straus & Giroux, 1965).

3. a.g.e. s. 63.

4. Editörün notu: Kelime anlamı “oyun arkadaşı” olan Playmate, Playboy dergisinin ortasındaki kulaklı sayfalarda yer alan kadın modele verilen isim.

5. “At Home with Dienes”, Playboy, s. 2, Ocak 1954.

6. Playboy, Ekim 1956, s. 65.

7. Playboy, Eylül 1956, s. 54.

8. Gretchen Edgren, The Playboy Book (Taschen, 2005), s. 38.

9. Editörün notu: Bu metin ilk kez, 29 Eylül 2012–10 Şubat 2013 tarihlerinde Maastricht’te gerçekleşen Playboy Architecture, 1953–1979 sergisinin broşüründe yayımlandı. Volume dergisinin otuz üçüncü sayısıyla metin tekrar yayımlandı. Manifold versiyonunda ise metnin son cümlesi bu dipnota alındı: “Bu devam eden araştırma projesi ile ilgili küçük bir tadımlık, Maastrich’teki Naum/Bureau Europa’daki sergi vesilesiyle burada sunulmaktadır.”

Beatriz Colomina, dergi, mimarlık, mimarlık tarihi, modern mimarlık, Oktay Turan, Playboy