Tasarladığı kitap kapaklarıyla tanınan,
otobiyografik özellikleri olan
iki de romanın yazarı grafik tasarımcı
Chip Kidd, TED sunumunda, 2012,
fotoğraf: TED Conference
(CC BY-NC 2.0)
Tasarım Üzerine Skeptik Saltolar
Müşteri Ne İster?

Not No. 7,5:
Sordum: İyi bir tasarımcı (ya da illüstratör) müşterinin istediği kılığa bürünen bir servis sağlayıcısı mıdır?

Kimi durumlarda müşterilerin neye ihtiyaçları olduğunu anlayıp buna göre plan yaparken bana gelen brief’le uyuşmuyor olmaları sebebiyle onları yönlendirirken acı çekiyorum. Bazen katiyen yönlendirilmek istemiyor olmalarına rağmen bu diyaloğa başlamak gerekiyor, o da zor bir şey. Bana “Sen şöyle bir şey yapıyormuşsun, ondan iki tane rica edeceğim.” denince, karşıdakinin gerçekten o ‘şey’e ihtiyacı olup olmadığını anlamadan iş için çalışmaya başlamak yanlış geliyordu, ama bunu dile getirirken işimin bir parçası olduğunu bilmeme ‘rağmen’ konuşmaya çekiniyordum. Çünkü lisansta kimse bundan bahsetmemişti. Okulda meslek hayatına dair egzersiz olarak yapılan projeler “Haydi, bize şu işletme için bir logo bir de bilmem ne ambalajı tasarla.” biçiminde brief’lere sahip olduklarında, bu tasarımcının/tasarımcı adayının o işletmenin ‘2020’ yılında hangi tasarım ürünlerine ihtiyacı olduğunu düşünme kısmı es geçilmiş oluyor. Halbuki bunu doğru yorumlamak, işin neredeyse yarısı(ymış.) gibi görünüyor. Eğer amaç hem müşterinin gerçekten işine yarayacak hem de tasarımcının üretmekten mutlu olacağı bir ürün tasarlamaksa, bu süreç zaruri bir süreç; bundan kaçış yok. O zaman bu konuda zamanla öğrenmenin dışında nasıl bilgi sahibi olabilirim diye düşündüm ve meslektaşlarımın deneyimlerini dinlemenin iyi olabileceğine karar verdim. Gizem’e, Barış’a, Ali Emre’ye ve Yeşim’e anlattıkları için teşekkür ederim.

Barış Şehri: Proje için çalışırken müşterinin tasarımcıdan farklı bir kılığa bürünmesini istemesine gerek olmamalı. Eğer ortada böyle bir durum varsa müşteri çalışacağı tasarımcıyı iyi seçmemiştir. Müşterinin yapacağı ilk şey çalışacağı tasarımcının kim olacağına doğru karar vermek. Bazen müşteri portfolyonuzu çok beğeniyor, ama “Hiç bilmem ne kataloğu yapmamışsınız, yapabilecek misiniz?” diye soruyor. Bu soru, bize işverenin bir grafik tasarımcının işlevinin/yaptığının ne olduğuna dair tam ve sağlıklı bir fikri olmadığını gösteren iyi bir örnek sanırım. Bu durumda, ben bu tip bir işi alırsam daha başında ‘müşterimin istediği kılığa bürünen bir hizmet üreticisi’ olurum. Katalog bir grafik tasarım işi olduğuna göre ve ben de bir grafik tasarımcı olduğuma göre bu soru absürd bir soru.

Kafa karışıklığı ve güven sorunuyla işe başladığınızda yaptığınız işin kontrolü sizde olmaz. Halbuki bir tasarımcının yaptığı işin kontrolüne sahip olması gerekir. Total bir kontrolü kastetmiyorum, çünkü biz sanatçı değiliz. Yaptığımız iş sanat değil. Kapak tasarımı sanatı, katalog tasarımı sanatı ya da genelleyeyim grafik tasarım sanatı diye bir şey yok. Rembrandt değiliz. İletişimciyiz. Grafik tasarım görsel bir iletişim aracı, arka planında akademik bazı noktalara ayakları basan bir disiplin. Yaptığımız işlerin amacı da doğru yerlere basarak iyi bir iletişim kurmak. Bunu doğru yapabilmek için çalışmanın üzerinde belirli bir kontrole ihtiyacımız var ki grafik tasarım gibi çok geniş ve derin bir disiplinin gerekliliklerini yerine getirebilelim, yaptığımız iş çalışsın. Müşteri bu konuda bizim kadar donanımlı olmadığına göre yapabileceği müdahalenin bir sınırı olmalı. Bu doğrultuda iki taraf arasında bir anlaşma olmalı. Bunun için de doğru iletişimin kurulması önemli. Sonuçta işin müşterinin ‘uygun’ taleplerini karşılaması lazım. ‘Uygun’ diyorum çünkü tecrübelerime dayanarak işverenin grafik tasarımdan onun yapamayacağı şeyleri yapmasını/başarmasını beklediğini/bekleyebileceğini söyleyebilirim.

Sanırım tasarımcılar olarak karşılaştığımız bir diğer problem de burada. Sonuçta bu coğrafya Hollanda, İsviçre, Almanya ya da İskandinavya değil. Hiçbirimiz çok donanımlı ve kapsamlı (üniversitede) sanat tarihi, (ilköğrenimde) resim eğitimi almıyoruz. ‘Aydınlanma’, yaşadığımız coğrafyada ne kadar, nasıl kurumlaştı ve içselleştirildi? Toplumsal bir içselleştirmeden bahsedebilir miyiz? Mesela Köy Enstitüleri’nin, Halk Evleri'nin bu konuda iyi bir işlevi varmış. Üniversitelerde aldığımız eğitimin yeterliliğini artık daha da sorgulayabilir hâldeyiz. Grafik tasarım entelektüel üretimin yapıldığı bir meslek. Bakanın (hiç değilse bir kısmının) entelektüel okuma yapmasını gerektiren işler üretiyoruz. Böyle bir tanım var mı ya da doğru mu bilmiyorum ama anlatmak istediğimi anlatabildiğini sanıyorum. Yani bir kebapçıya girip oradaki menüyü elinize aldığınızda öyle ya da böyle tasarlanmış(?), üzerine düşünülmüş bir işe bakıyorsunuz, bir sanat galerisinin kataloğunda da. Birbirlerinden çok farklı olsalar da —yani genelde öyle olurlar, ki bu şart değildir— temelde bir insanın sorunları düşünerek çözdüğü ve ürettiği çalışmalar. Entelektüel bir çaba. Ayrıca bir grafik tasarımcıyla çalışmakla doktora muayene olmak arasında epey benzerlik vardır. İkisi de problem çözer. Nasıl ki doktora “omzum ağrıyor” dediğinizde birkaç soru sorup “film çekelim” diyorsa ve siz “hayır çekmeyelim, iki ovun geçsin” demiyorsanız bir tasarımcıyla olan ilişkinizde de buna benzer durumlar fazlasıyla vardır.

Soruyu aklımda tutarak şunu söylüyorum; tasarlanmış ve yapılmış grafik tasarım işlerinin arasında bir fark olduğunu düşünürüm. Kitap kapağı tasarlarken çalıştığım editör bana “kapağı böyle yapacağız, şunu koyacağız” vs. dediğinde işin başında atacağım ilk adımı ‘düşünme’yi, ‘fikir üretme’yi elimden almış oluyor. Bu durumda ben işi tasarlamış değil, söyleneni yapmış oluyorum. Mesleğim dışında bir kılığa bürünüyorum. Bu durum tasarımcıyı işin tüm üretim aşamalarından dışlar. İş üzerinde nasıl karar alacağımı bilemem. Mesela reklam ajansında çalışırken müşteri verdiği yirminci revizyonun sonunda “sizce nasıl oldu?” diye sorardı. Bu soru çok anlamsız, çünkü o noktada artık ne ben oradayım ne de yaptığım iş. Bunu her tasarımcının en az bir kere yaşadığına eminim. Bütün seçenekler ve imkânlar, tasarımcı olarak sunabileceğimiz ve daha uygun olabilecek(?) öneriler zaten elenmiş. Tasarımcı olarak işleviniz kalmıyor, operatör kılığına bürünüyorsunuz. Şunu da söyleyeyim, aynı hatayı tasarımcı da yapıyor olabilir. En azından fikir aşamasında öyle ya da böyle bir ortaklık olmalı. Karşı tarafın ilk önce size fikir üretebileceğiniz malzemeyi sağlaması gerekir. Yazılan metin kitap hâline gelip metalaşıyorsa ve bir kapağa ihtiyacı varsa burada işverenin tasarımcıdan beklentisi ne olmalı? Bu soruyu sadece kitap için değil, her iş kalemi için düşünelim. Tasarımcının işlevinin sadece çalışmanın ‘güzel görünmesini sağlamak’ olduğunu düşünmek büyük bir yanılgı diye düşünüyorum. Elindeki işe kendi vizyonunu da katması gerekir ki ‘tasarlamak’ dediğimiz eylemi tam anlamıyla gerçekleştirmiş olsun.

Üretim yöntemleri de işin parçası olduğundan bu da tasarımcının ‘kılığını’ etkiliyor. Bugün önceki kuşakların sahip olmadığı imkânların çok daha fazlası elimizin altında. Mevcut tüm kolektif bilgiye ulaşmanın çok kolay olmasının ve sürekli yeniden üretiminin bilgiye verdiğimiz önem ve değeri azalttığını düşünüyorum. Bu değersizleşme ile paralel gelişen üretim kolaylığı, her şeyin ‘hazır’ının hızlı bir tüketim malzemesine dönüşmesi üretim anlamında mesleki değersizleşmeyi doğurdu. Bu bozulma nesneyle olan iletişimimizi yeniden tanımladı. Görsel temelli sosyal medyanın ‘kutsallaştırmak’ ile ‘her şeyin pornografisi’ seviyesindeki kurtuluş vaadi/kültür üretimi zaten mesleksizleşmenin sosyal bir problem olduğu coğrafyamızda görsel üretimde bulunan insanların ve işverenlerin tasarımcıları nasıl tanımlayacakları konusunda kafa karışıklığı yaratmış olabilir. Bu konunun bugünkü akademide ve mesleki örgütsüzlükte nerelerde nasıl tartışılıp konuşulabileceğine dair ne bir fikrim ne de bir önerim şu an için yok açıkçası. Bu, tasarımcıların belki ekonomik nedenlerle gömleklerini çıkarıp kendi ayaklarına kurşun sıktıkları bir durum gibi. Eğer insanlar ‘neoliberal öznellik’ten memnunsa zaten ne sorduğun sorunun ne benim aradığım cevapların bir önemi kalmıyor.

Bir tabure tasarlayıp ürettiğinizde bir mekânda insanların nerede oturacağı problemine çözüm getirmiş olursunuz. Aynı şey kitap kapağı vs. için de geçerli. Sadece probleminiz farklı. İşveren çoğu zaman işe bu şekilde yaklaşamıyor. Bir meslekte uzmanlaşabilmek için yıllar süren eğitime ve pratik deneyime ihtiyacınız var. Müşterinin ne olup bittiğine dair hiçbir fikri olmadığında yönlendirme sorumluluğu işin sağlıklı olması açısından tasarımcıya kalıyor. Bunu yapmanın bir reçetesi yok, bu yüzden her tasarımcının kendi çalışma şekline göre bir metodoloji geliştirmesi gerektiğini düşünüyorum. ‘Her kılığa bürünmemek’ için öncelikle yaptığım işin tanımını doğru yapıp, çerçevesini çizmek bana hep yardımcı oldu. Bir meslek icra ettiğimizi müşterinin çok iyi anlaması gerekir ve bu işi bizim kadar ciddiye alıp sahiplenmelerini talep etmeliyiz. Yol gösterip, yöntemleri sunmadığınızda, yönetim işverende olduğunda her türlü ‘kılığa’ bürünürsünüz. Çünkü tasarım iş yaptığımız insanların değil bizim uzmanlık alanımız.

Gizem Vural: Editoryal illüstrasyonla ilgilenen bir çizer olarak müşteri, diyelim ki The New York Times gazetesi, bana bir konu ile geldiğinde ve o konuyu resimlememi istediğinde benden sadece anladığımı çizmemi beklemiyor. Konuyu aktarırken okuyucuya kendi bakış açımı, deneyimimi, çizim dilimi göstermemi istiyor. Örnek vermem gerekirse, Op-Ed kısmında yer alan köşe yazarlarının yazılarının çoğu belli bir fikir üzerine. Yazıdaki anafikri aktarmanın yanında kendi fikrimi, bakış açımı aktarmam önemli. Her illüstratörün stili/anlatımı farklı olduğuna göre eminim herkes aynı konuyu farklı şekilde aktaracaktır. Editoryal işlerde illüstratörün müşterinin istediği her kılığa büründüğünü düşünmüyorum. Fakat bu durumun reklam sektöründeki çizerler için aynı olduğunu sanmıyorum. Müşteri ne istiyorsa onu yerine getirmekle yükümlü olduğum durumlar oldu. İstenileni aktarmak dışında başka bir şey beklenmiyor.

Yeşim Eröktem, DAY Studio: Müşterisinin isteklerini harfi harfine uygulayan bir tasarımcının iyi olabileceğini düşünmüyorum. Aslında iyi bir tasarımcı işveren işbirliği için müşteri isteklerinin, tasarımcı tarafından tekrar yorumlanıp bunun üzerine konuşulması gerekiyor. Günümüzde tasarımcıların bilgi birikimleri ve kabiliyetleri çok farklı alanlara yayılmış durumda; dolayısıyla tasarımcının farklı işbirliklerinde farklı rollere bürünmesi mantıklı. Ancak bu rolün ne olacağını, tasarımcı üstünde çalıştığı projenin kapsamına göre kendisi belirlemeli. Örneğin geçen sene DAY Studio’da bir müşterimiz bizden özel günlerde gönderilecek bir kurumsal hediye tasarlamamızı istemişti. Biz bu projeyi tekrar ele aldık, kurumsal kimliklerine daha uygun olacak şekilde küçük bir ürün koleksiyonu tasarladık. Bu sayede yılın farklı etkinlikleri için aynı dili konuşan ama farklı ürünlerden oluşan bir koleksiyon ortaya çıktı. Projenin devamında üretimi de kendimiz organize etmeyi teklif ettik; bu sayede hem ürünlerde farklı yüzey kaliteleri deneme şansını elde ettik hem de projenin tüm adımlarını kontrol edebildik.

Ali Emre Doğramacı: Bu konuyu, soruyu iki parçaya ayırarak yanıtlamayı uygun görüyorum. Yorumlarımın doğru anlaşılabilmesi için çoğunlukla kültür sanat camiasına iş yapan bir tasarımcı olduğumu belirtmem gerekir.

Birincil olarak, tasarımcı bir hizmet üreticisidir. Bir projenin farklı mecralarda doğru temsilini sağlar; işi yorumlayış, ele alış biçimiyle diğer tasarımcılardan ayrışır ve bu nedenler çerçevesinde tercih edilir veya edilmez. Bir serginin, filmin, etkinliğin veya albümün posteri, broşürü, kitabı veya plağı, asıl işin yansıması olmalıdır. Tasarım amaç olarak insanların ilgisini çekmeyi, onları konuya dahil etmeyi ve konu hakkında oluşacak deneyimleriyle bir bağlantı kurmayı hedeflemelidir.

Kültür sanat işlerinin tasarlanmış yan ürünleri mutlaka bir his oluşturmalıdır; çünkü eserlere sahip olmak işin mecrası veya fiyatı nedeniyle mümkün olmayabilir. Bu noktada, deneyim sahiplerinin hissiyatını canlı tutacak somut ürünler tasarımcıların elinden ve aklından çıkan yansımalardır. Tasarımcı, insanların gördükleri veya duyduklarına, dokunabilme hizmeti veren bir üreticidir.

İkincil olarak, tasarımcı müşterinin istediği her kılığa bürünmemelidir, kendi kimliğini savunmalıdır. Bunu zıtlaşarak değil anlaşarak yapmalı ve müşterinin de bir kimliği olduğunu göz ardı etmemelidir. Kimliğini savunmakla üstün görmek farklı şeylerdir. Ne istediğini bilen ve bunu en iyi senin yapabileceğini düşünen bir müşteriyle çalışmak nadir mümkün olur. Sadece iyi bir tasarım isteyen, fakat bunun ne şekilde ve nasıl olması gerektiğini bilmeyen müşterilerle de karşılaşılabilir.

Kültür sanat, grafik tasarımcılar için iş akışı diğer alanlar kadar yüksek olmayan fakat yaratıcılığınızı daha özgür kullanabileceğiniz bir alandır. Bir sonraki işinizin referansı bir önceki işinizdir ve bu nedenle her yaptığınızın ‘referans’ iş olması gerekir. Sadece grafik çözümleri değil, işe katacağınız konsepti de tasarlamanız uygun olandır. Sizden bu beklenmiyorsa beklenilmesi gerektiği ve bunun faydalı olduğu gösterilmelidir. Müşteriyle ortak çalışmanın, yakın ilişkide olmanın, gerekirse beraber karar almanın, doğru sonuçlar vereceğini anlatabilmek müşterinin istediği her kılığa girilerek başarılamaz.

İyi bir tasarımcı, müşterisi ile dengeli bir iletişim kuran ve işleriyle insanlara dokunabilen bir hizmet üreticisidir.

Filmlerden grafik tasarımcı portreleri:
“FYI I’m a graphic Designer”,
Ellen Mercer ve Lucy Streule

grafik tasarım, işveren, Kibele Yarman, müşteri, tasarım, Tasarım Üzerine Skeptik Saltolar