Fırat Kaya izniyle
Mimarlıkta Övgü Kültürünün Ötenazisi

Mimarlık, eğitimde yerme ve eleştirme temelli bir yol izler. Öğrenmenin hatalar yapa yapa ve bu hatalar göze sokula sokula gerçekleşeceği iddiasını taşıyan bir temeldir bu. Yıkmaktan ve yeniden inşa etmekten korkmadan, bir eskiz karalar gibi, doğru olduğu hissi uyandıran bir tasarım elde etmeyi amaçlayan bir yöntemdir bu. Sonuçta bittiğini iddia edemeyeceğiniz bir şey elde edersiniz. Öğrenilen şeyin ne olduğunun kesin bir cevabı da yoktur, ama ortak noktada buluşulan en yaygın açıklama şudur muhtemelen: Tasarıma dair bir çeşit doğruluk hissi.

Oysa, herhangi bir popüler mimarlık yayınını elinize alırsanız, bütün projeler doğru ve bitmiş gibidir. Bu projelerin müşteri, yüklenici ve tasarımcı arasında yapılan uzun istişarelerin ardından elde edildiğini ve bu yüzden pekâlâ bitmiş sayılabileceğini iddia edebilirsiniz. Peki gerçekten öyle midir? Usta bir tashihle, bir dolu eksiklik ve hata bulunamaz mı?

Mimarlık bugün çeşitli suçların aleti hâline gelmiştir. Ne kadar korumacılığa inanmasam ve yeniliğe gözü kapalı evet desem de doğayı ve onun parçası olan canlıları önceliğine almayan her yeniliğin karşısında olmak isterim. Birkaç örnek cümle verince derdimi daha iyi anlatacağım sanırım: “ben yapmasam başkası yapacaktı, bari iyi bir tasarım olsun dedim,” “babamın tasarımını en iyi ben koruyabilirdim,” ya da “rant varsa da tasarım var, kötünün iyisi…” Tamam, bu dergiler çeşitli mimarlık ve tasarım ofislerinin reklam aracından başka bir şey değil diyelim. Peki bu durum, bu firmaların doğa ve şehir katili toplu konutlar yaparken —ki burada salt para kazanma amaçlı iş yapılır— aynı zamanda iyi tasarım, iyi şehircilik gibi beylik laflar etmesine de yol açmıyor mu?

Bu dergilerde, ofislerden gelen ve projeyi överek pazarlamaktan başka bir amaç taşımayan metinler dışında bir şeyler görebilir miyiz? Mimarlık eleştirisi kültürünü, herkesin kolayca ve korkmadan olumsuz eleştiri yapabileceği belirli örneklerin dışında (çünkü bu örnekler zaten toplumsal tepkilerin odağındadır ve çeşitli mecralarda kendisine bir şekilde yer bulabilir), bütün tasarım öğelerine uygulayabilir miyiz? Tıpkı bir sinema dergisi gibi, iyiye iyi kötüye kötü diyen bir puanlama sistemi oluşturabilir miyiz? Bunun sonunda bir mimarın Galataport, Zorlu Center ve benzeri projeleri yapmaktan utanmasını ve kendi iyi tasarımının bu tasarım suçunu akladığını iddia etmekten sakınmasını sağlayabilir miyiz? ArchDaily, Arkitera gibi mimarlık medyasının görece yeni örneklerinde dahi mimarın ve tasarımın sürekli övüldüğünü görürüz. Yarışma kültürü ve eleştiri temelli eğitime sahip bir uğraşının buna teslim olması nasıl kabul edilebilir?

Yılmaz Güney’in de, aklındaki toplumcu sinemayı yapabilmek için önce “çirkin kral” efsanesini yaratan basit suç filmlerini —ki onlarda da yine kendine has bir hava vardır— çektiği söylenir. Mimar da böyle mi yapmaktadır? Gönlünde yatan gerçek mimarlığı yapabilmek için, kendisini önce tasarım suçu işlemek zorunda mı hissetmektedir? Bu suçu işlemeye mecbur mu bırakılmaktadır? Bu suçu işlediğinin farkında olmayacak kadar övgü selinde boğulmuş mudur? Bu circlejerk ne zaman terk edilebilir?

eleştiri, Fırat Kaya, mimarlık